İçeriğe geç

KUR-202-02·Marx ve Marksist Gelenekler

Emek, meta, değer ve sömürü

temel2.364 kelime≈ 16 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Bir şeyi meta yapan onun özelliği değil, satılmak için üretildiği ilişkidir.
  2. Bu gelenekte değer, bir metayı o toplumun olağan koşullarında üretmek için gereken emek zamanıyla ölçülür ve fiyattan ayrıdır.
  3. Ücretli çalışan yaptığı işi değil, belirli bir süre boyunca çalışabilme kapasitesini, yani emek gücünü satar.
  4. Artı değer, bir iş günü boyunca üretilen değer ile emek gücünün değeri arasındaki farktır.
  5. Sömürü bu gelenekte bir suçlama değil bir orandır ve iyi davranılan bir işyerinde de ölçülebilir.
  6. Kavram iki taraflı bir ilişki gerektirir; tek kişilik bir işletmedeki fark bu anlamda sömürü değildir.
  7. Rakip bir okuma değeri emekte değil kıtlıkta ve tercihte arar ve üç okuma ücret ile üretkenlik arasındaki uzun dönemli ilişkiyle sınanabilir.

Açılış sahnesi

Bir konfeksiyon atölyesinde bir makineci sabah sekizde oturuyor ve akşam altıda kalkıyor. Gün boyunca aynı gömleğin yakalarını dikiyor. Akşam ustabaşı sayıyor: kırk yaka. Ay sonunda eline geçen para belli, gömleğin mağazadaki fiyatı da belli. Makineci bir gün iki sayıyı yan yana koyuyor ve bir hesap yapıyor: kendi aylık ücreti, dikilen gömleklerin kaç tanesinin satış fiyatına denk geliyor?

Hesabın sonucu onu şaşırtmıyor, ama bir soru bırakıyor. Kumaşın, ipliğin, makinenin, elektriğin, kiranın ve mağazanın payı çıkarıldıktan sonra bile, gömleklerin satışından bir miktar kalıyor ve o miktar ne ona ne kumaşçıya gidiyor.

Aynı akşam makineci evde oğlu için bir gömlek dikiyor. Kumaşı kendisi almış, dikişi aynı eller ve aynı makine türüyle yapılıyor. Bu gömleğin bir fiyatı yok; kimse onu satın almayacak ve kimse ondan bir şey kazanmayacak. İki gömlek neredeyse aynı nesne. Biri atölyeden çıkınca bir hesabın parçası, öteki evde kalınca yalnızca bir gömlek.

Bu derste ne olacak

Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.

Önceki ders bir başlama yeri önerdi: bir toplumu anlamaya geçimin nasıl sağlandığından başla. Bu ders o önerinin içinden en çok tartışılmış hesabı çıkarıyor. Konu, bir şeyin ne zaman alınıp satılan bir mala dönüştüğü, bir malın değerinin neye göre ölçüldüğü ve çalışan birinin aldığı ile ürettiği arasındaki farkın nasıl bir kavram hâline getirildiği.

Baştan söylenmesi gereken bir şey var. Sömürü sözcüğü gündelik dilde bir suçlamadır: kötü bir işvereni, adaletsiz bir ücreti, hak yemeyi anlatır. Bu gelenekte ise bir ölçüdür. Ölçü iyi ya da kötü niyetli bir kişiyi değil, bir ilişkiyi tarif eder ve bu dersin büyük kısmı iki anlamı birbirinden ayırmaya ayrılıyor. Sahnedeki makinecinin hesabı ahlaki değil aritmetik bir hesap ve bu ders o aritmetiğin nerede sağlam, nerede tartışmalı olduğunu gösteriyor.

Sıfır noktası — aynı gömlek iki kez

Sahnedeki iki gömleği ayıran şey kumaş, dikiş ya da emek değil. Biri satılmak için yapıldı, öteki kullanılmak için. Bu gelenek ayrımı bir kavramla işaretler.

Mekanizma — satılan şey iş değil, çalışabilme

Metaların birbirleriyle hangi oranda değiştirildiği sorusuna bu gelenek, kendisinden önceki politik iktisattan devraldığı bir cevap verir: bir metanın değeri, onu üretmek için toplumsal olarak gerekli emek zamanıyla ölçülür.

Buraya kadar bir sorun yok gibi görünür: her şey emek zamanına göre değiştiriliyorsa, herkes aldığının karşılığını veriyor demektir. Sorun, satılan metalardan biri özel bir meta olduğunda başlar.

İşte fark burada açılıyor. Emek gücü bir kez satın alındığında, işveren onu bütün iş günü boyunca kullanır ve bir iş günü boyunca üretilen değer, çalışanın geçimi için gerekenden fazla olabilir.

Farkı büyütmenin iki yolu vardır ve ikisi de gündelik çalışma hayatında tanınır.

Ölçüt nerede yanlış çalışıyor

Sömürü kavramı iki farklı hatayla kolayca bozulur ve ikisi birbirinin tersidir.

İlk hata kavramı ahlaka indirger: sömürü kötü davranış demektir ve iyi davranılan yerde yoktur. Bu okuma kavramı gündelik dile geri çevirir ve gelenek adına söylenmiş bir şey kalmaz.

İkinci hata kavramı her farka uygular ve ölçüyü anlamsızlaştırır. Aradaki doğru kullanım dar: iki taraf, bir emek gücü alışverişi ve bir iş günü gerekiyor.

Bir üçüncü güçlük kavramın kendi ölçümüyle ilgili. Emek zamanı ölçülebilir görünür, ama farklı nitelikteki emekleri tek bir ölçüye çevirmek, yani bir mühendisin bir saatini bir makinecinin bir saatine göre kaç birim sayacağını belirlemek, bu geleneğin içinde de uzun süre tartışılmış bir sorudur ve kesin bir cevabı yoktur.

Kuramsal mercekler

Bu hesabın ne olduğu üzerine üç okuma var ve üçü de makinecinin gününe farklı yerden bakıyor.

Birinci okuma hesabı bir ölçüm sayar: değer, emek zamanıyla ölçülebilen bir büyüklüktür ve artı değer, doğru verilerle hesaplanabilir. Bu okumaya göre bir sektördeki emek zamanı ve ücret verileri toplandığında, sömürü oranı sektörden sektöre karşılaştırılabilir biçimde bulunmalıdır.

İkinci okuma hesabı bir ilişki tarifi sayar: değer bir büyüklük olmaktan çok, üretenlerin birbirine ancak ürünleri aracılığıyla bağlandığı bir toplumsal ilişkinin adıdır. Bu okumaya göre sayısal hesabın kesinliği ikincildir; önemli olan, ücretli çalışmanın emek gücünü bir metaya dönüştürdüğünün ve bunun başka hiçbir alışverişe benzemediğinin görülmesidir.

Üçüncü okuma geleneğin dışından gelir ve değeri emekte değil, kıtlıkta ve insanların tercihlerinde arar. Bu okumaya göre bir malın fiyatı, onu üretmek için harcanan emekle değil, son birimin kullanıcıya sağladığı yararla belirlenir ve ücret de emeğin üretime son eklediği katkıya eşitlenir. Bu okuma doğruysa ücret ile üretilen değer arasında sistematik bir boşluk kalmaz ve sahnedeki farkın başka bir açıklaması, yani sermayenin, riskin ve beklemenin karşılığı bulunmalıdır.

Üç okuma aynı veriyle sınanabilir: ücretler üretkenlik arttığında onunla birlikte mi artıyor, yoksa ikisi arasındaki mesafe uzun dönemde açılıyor mu? Birinci okuma mesafeyi ölçmeyi, ikinci okuma mesafenin nasıl bir ilişki kurduğunu, üçüncü okuma mesafenin kendiliğinden kapanmasını bekler.

Ölçek

Karşılaşma ölçeğinde fark görünmez. Makineci günün iki parçaya ayrıldığını hissetmez; yorgunluğu, ustabaşının sesini ve ay sonundaki ücreti yaşar. Fark bir hesaptır ve gündelik deneyimde bir yere yazılı değildir.

Kurum ölçeğinde fark bir muhasebe kalemidir. Atölyenin defterinde ücretler bir gider, satışlar bir gelir, aradaki fark da kâr olarak görünür ve kârın ne kadarının kiraya, faize ve sahibine gittiği ayrı ayrı yazılır.

Toplum ölçeğinde fark bir bölüşüm oranıdır. Ulusal gelirin ne kadarının ücret olarak çalışanlara, ne kadarının kâr, faiz ve kira olarak mülk sahiplerine gittiği, bu kursun daha önce ele aldığı emeğin payı göstergesiyle izlenebilir. Emeğin payının düşmesi, bu okumaya göre, toplum ölçeğinde farkın büyümesinin bir işaretidir.

Türkiye'de alın terinin iki hesabı

Türkiye'de emeğin karşılığı konusunda yaygın bir söz vardır: işçinin hakkını alın teri kurumadan ver. Söz, ücretin zamanında ve eksiksiz ödenmesini bir ahlak buyruğu olarak koyar. Gündelik dilde hak yemek, emeğin karşılığını vermemek, ücreti geciktirmek ya da eksik ödemek demektir.

Bu dil, dersin ayırdığı iki anlamdan birini taşır. Alın teri sözü, ödenmesi gereken ücretin ödenip ödenmediğini sorar ve ödenmişse hak yenmemiştir. Bu gelenekteki sömürü kavramı ise ücret eksiksiz ve zamanında ödendiğinde de işler; çünkü sorduğu şey ücretin ödenip ödenmediği değil, ücret ile üretilen değer arasındaki orandır.

Karşılaştırma için sorulacak olan, başka dillerin bu iki şeyi nasıl ayırdığıdır. Kimi dilde ücretin adil olup olmadığı ile ücret ilişkisinin kendisi ayrı sözcüklerle konuşulur. Türkçede ikisi aynı hak ve alın teri dağarcığında buluşur ve bu buluşma, yapısal bir kavramın ahlaki bir suçlama gibi duyulmasını kolaylaştırır.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Değer ve artı değer doğrudan gözlenmez; hesaplanır. Aşağıdaki kurulumlar farkın izini sürmenin ve kavramın nerede işe yaradığını sınamanın yollarını gösteriyor.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışSömürüyü kötü niyetli bir işverenin davranışı saymak, yapısal bir ölçüyü ahlaki bir suçlamaya indirger.
Doğrusu

Bu gelenekte oran, iyi davranılan bir işyerinde de sıfırın üstünde kalır.

Yaygın yanlışSatış fiyatı ile maliyet arasındaki her farkı sömürü saymak, kavramın gerektirdiği ilişkiyi atlar.
Doğrusu

Ortada emek gücünü satan ve satın alan iki taraf yoksa, bu gelenekteki anlamıyla sömürüden söz edilemez.

Yaygın yanlışDeğer ile fiyatı aynı şey saymak, bir değer kuramını bir fiyat kuramı gibi okur.
Doğrusu

Bu gelenekte fiyatların değerlerden sapması beklenir ve kuram bu sapmayı açıklamaya çalışır.

Yaygın yanlışÜcretlinin emeğini sattığını söylemek, kavramın asıl ayrımını kaçırır.
Doğrusu

Satılan şey yapılan iş değil, belirli bir süre boyunca çalışabilme kapasitesidir ve fark tam bu ayrımdan doğar.

Yaygın yanlışBir nesnenin meta olup olmadığını onun özelliklerinde aramak, belirleyici olanı gözden kaçırır.
Doğrusu

Aynı gömlek evde bir gömlek, atölyede bir metadır ve fark nesnede değil ilişkidedir.

Aklında kalsın

  1. Bir şeyi meta yapan onun özelliği değil, satılmak için üretildiği ilişkidir.
  2. Bu gelenekte değer, bir metayı o toplumun olağan koşullarında üretmek için gereken emek zamanıyla ölçülür ve fiyattan ayrıdır.
  3. Ücretli çalışan yaptığı işi değil, belirli bir süre boyunca çalışabilme kapasitesini, yani emek gücünü satar.
  4. Artı değer, bir iş günü boyunca üretilen değer ile emek gücünün değeri arasındaki farktır.
  5. Sömürü bu gelenekte bir suçlama değil bir orandır ve iyi davranılan bir işyerinde de ölçülebilir.
  6. Kavram iki taraflı bir ilişki gerektirir; tek kişilik bir işletmedeki fark bu anlamda sömürü değildir.
  7. Rakip bir okuma değeri emekte değil kıtlıkta ve tercihte arar ve üç okuma ücret ile üretkenlik arasındaki uzun dönemli ilişkiyle sınanabilir.

Sonraki derse köprü

Bu dersteki hesap tek bir atölyede ve tek bir makinecinin gününde kuruldu. Ama aynı konumda duran milyonlarca insan vardır: çalışabilme kapasitesinden başka satacak bir şeyi olmayanlar ve o kapasiteyi satın alacak araçlara sahip olanlar. İki konum arasındaki çıkar karşıtlığı, iş gününün uzunluğu, ücretin düzeyi ve çalışma koşulları üzerine bitmeyen bir çekişme üretir ve bu çekişmede taraflar tek tek değil, gruplar hâlinde karşı karşıya gelir. Mesai sınırlarını ve asgari ücreti kimin belirlediği sorusu da sahneye devleti çıkarır. Sonraki ders, sınıfı, sınıflar arasındaki mücadeleyi ve bu mücadelede devletin nerede durduğunu ele alıyor: bir konumu paylaşmak bir sınıf oluşturmaya yeter mi ve devlet bu çekişmenin hakemi mi, taraflarından biri mi?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.