İçeriğe geç

KUR-201-07·Sosyolojik Düşüncenin Küresel ve Tarihsel Kökenleri

Sömürgecilik, ırk bilimi ve disiplinin sessizlikleri

temel2.279 kelime≈ 15 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Bir alanın sessizliği bir susturma değildir; soru serbestçe sorulur ve üzerinde çalışmanın karşılığı bulunmadığı için sorulmamış hâline döner.
  2. İş sayılma eşiği sorular için de geçerlidir: bir soru, ona harcanan emek alanda bir sonuç ürettiğinde araştırma sayılır.
  3. Bir bölümleme önce bir işe yarar, sonra doğallaşır ve en sonunda ona bir temel aranır; temel bulunamasa da bölümleme kayıtlarda kalır.
  4. Bir sütunu kullanmak için onu üreten iddiaya inanmak gerekmez ve taşınmayı sürdüren şey budur.
  5. Dayanak boşluğu, bir alanın kendi üretmediği bir cevaba yaslanmasıdır ve alan içinde bir çelişki olarak görünmez.
  6. Ölçüt iki koşulludur: soru hiç sorulmayacak ve alanın sonuçları o sorunun cevabına yaslanacak.
  7. Sessizlik yasak değil ayıp tarafındadır; aranacak şey engellemenin izi değil, yapılmamanın düzenliliğidir.

Açılış sahnesi

Bir çalışma odasında genç bir araştırmacı elindeki veri kümesine bakıyor ve bir soru soruyor: bu sütunlardaki kategoriler nereden geldi, kim böyle bölmüş?

Odadaki kimse itiraz etmiyor. Kimse sorunun yersiz olduğunu söylemiyor, kimse konuyu kapatmıyor ve kimse rahatsız olmuyor. Bir sessizlik oluyor ve sessizlik bir kaçınma değil; karşısındakiler soruyu gerçekten anlamamış gibi bakıyor.

Kıdemli bir araştırmacı cevap veriyor ve cevabı samimi: bilmiyorum, hep böyleydi. Sonra ekliyor; bunu merak ediyorsan bakabilirsin ama bir yayına dönmez, çünkü ortada bir bulgu olmaz.

Genç araştırmacı soruyu bir kenara yazıyor. Ertesi hafta aynı sütunları kullanarak bir çalışma yapıyor ve çalışma ilgi görüyor. Sorduğu soruyu bir daha açmıyor.

O odada hiçbir yasak yoktu. Bir soru soruldu, kimse engellemedi ve soru yine de sorulmamış hâline döndü.

Bu derste ne olacak

Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.

Sömürgeciliğin ne olduğu, yönetmek için nüfusun nasıl sabit kategorilere bölündüğü ve bayrak indikten sonra hangi kurumların yerinde kaldığı bu akademide TEM-111-04'ün işi ve orada kurulmuş durumda. Buradaki soru ondan sonra geliyor: bir bilgi alanı, kendi kategorilerinin nereden geldiğini neden sormaz ve sormamak için kimseyi susturması gerekmez?

Ders bir suçlama metni olmayacak. Suçlama, sahnedeki odayı açıklamıyor; orada susturan kimse yoktu ve sessizlik yine de tuttu. Bir mekanizmanın nasıl çalıştığını anlamak, onu yapanların kötü niyetini varsaymadan mümkün ve bu derste denenecek olan da bu.

Yapılacak iş, sessizliğin bir yasak olmadan nasıl sürdüğünü ölçülebilir bir ize bağlamak.

Sıfır noktası — susturulmuş değil, sorulmamış

Hazır açıklama şudur: böyle konular bastırılır, sormak isteyenin önü kesilir. Açıklama bir baskı aygıtı varsayıyor ve sahnede öyle bir aygıt yok.

Odada soru serbestçe soruldu. Cevap veren kişi ne alaycıydı ne savunmacı; bilmediğini söyledi ve devam etmenin karşılığı olmadığını ekledi. Bir engel çıkarılsaydı bir de itiraz olurdu; itiraz kaydedilirdi ve sonra tartışılabilirdi. Engel olmadığı için kaydedilecek bir şey de olmadı.

Bastırmanın hiç olmadığını söylemek ise fazla olur ve ayrımı yapmak gerekiyor. Bir soru gerçekten engellendiğinde bunun izleri kalır: bir ret yazısı, kapatılan bir kürsü, geri çekilen bir destek, dışarıda bırakılan bir isim. İzler aranabilir ve bulunabilir. Bu dersin anlattığı sessizliğin ise hiçbir izi yoktur, çünkü engellenecek bir girişim hiç başlamamıştır. İki mekanizma aynı sonucu verir ve farklı yerlerden okunur; birini ararken ötekini bulamamak, ortada bir şey olmadığı anlamına gelmez.

Bu akademide bir faaliyetin ne zaman iş sayıldığını belirleyen eşik kurulmuştu. Aynı eşik sorular için de geçerli: bir soru, üzerinde çalışmanın alanda bir karşılığı olduğunda araştırma sayılır. Karşılığı yoksa soru yasaklanmaz; yalnız kimse ona vakit ayırmaz ve ayıranın emeği hiçbir yere yazılmaz.

Mekanizma — kategori devralınır, kaynağı devralınmaz

Sahnedeki sütunlara dönelim. Kategoriler bir yerden geldi ve geldikleri yerde bir işe yarıyorlardı.

Üretim sırası dersin en kullanışlı gözlemi. Bir bölümleme önce bir işe yarar, sonra doğallaşır ve en sonunda ona bir temel aranır. Temel bulunamadığında bölümleme ortadan kalkmaz; temeli arayan program kapanır ve bölümleme, artık kimsenin kaynağını sormadığı bir sütun olarak kayıtlarda kalmaya devam eder.

Buradan ölçüt çıkıyor ve iki koşullu. Bir alanın sessizliğinden söz edebilmek için o sorunun hiç sorulmaması yetmez; alanın kendi sonuçlarının o sorunun cevabına yaslanması da gerekir. İlk koşul sessizliği, ikincisi sessizliğin neden önemli olduğunu verir.

Ölçüt nerede yanlış çalışıyor

Ayırt edici koşul cevabın nerede durduğu. Aletin fiziği bir yerde üretilmiş, yazılmış ve denetlenebilir hâlde duruyor. Sahnedeki sütunların kaynağı ise hiçbir yerde üretilmemiş ve bakılacak bir yer yok.

Ölçüt bu koşulla birlikte okunmalı: bir alanın sonucu hiçbir yerde üretilmemiş bir cevaba yaslanıyorsa orada sessizlik vardır, başka bir alanda üretilmiş ve açılıp bakılabilen bir cevaba yaslanmak ise iş bölümüdür.

Kuramsal mercekler

Bir alanın kendi sessizliğini neden ve ne zaman açtığı sorusunda üç açıklama var. Aralarındaki farkı görmek için, bir alanın benzer bir sessizliği daha önce açtığı bir duruma bakmak yeterli; her açıklama o açılmada başka bir şeyin belirleyici olduğunu söylüyor.

Birinci açıklama kanıtı öne çıkarır: sessizlik, eldeki yöntemlerle cevaplanamayan bir soru olduğu için sürer ve yöntem geliştiğinde kendiliğinden açılır. Bu açıklamaya göre önceki açılmada yeni bir ölçme ya da kayıt imkânı bulunmuş olmalı.

İkinci açıklama alana kimin girdiğine bakar: soru, o sorunun cevabını bilmemenin bedelini ödeyen kişiler alana girdiğinde sorulur hâle gelir. Bu açıklamaya göre önceki açılmada alanın bileşimi değişmiş, daha önce orada bulunmayan konumlardan insanlar gelmiş olmalı.

Üçüncü açıklama karşılığa bakar: soru, ona harcanan emeğin alanda bir karşılık bulmaya başladığı anda sorulur. Bu açıklamaya göre önceki açılmada değişen şey ne yöntem ne bileşim; bir yayın yeri açılmış, bir kürsü kurulmuş ya da o soru bir değerlendirme ölçütüne girmiş olmalı.

Üç açıklama aynı olayda üç ayrı iz bırakır ve izler ayrı ayrı aranabilir: yeni bir yöntem mi belirdi, alana kimler katıldı, o soruya ayrılan bir karşılık mı oluştu? İkisi birden bulunabilir ve hiçbiri bulunamazsa açıklamaların üçü de o vaka için zayıflar.

Ölçek

Karşılaşma ölçeğinde sessizlik bir anlamama olarak görünür. Soru sorulur ve karşıdaki kişi rahatsız olmaz; sorunun neden soruluyor olduğunu kavramaz. Bu ölçekte sessizliği okumanın yolu, verilen cevabın içeriğine değil, cevabı verenin sorudan ne anladığına bakmaktır.

Kurum ölçeğinde sessizlik bir karşılık yokluğu olarak görünür. Bir soruya ayrılmış zaman, yer ve değerlendirme ölçütü yoktur; o soruyla uğraşan kişi ilerlemez ve ilerlemediği için başkası da uğraşmaz. Burada sessizliğin izi kişilerde değil, neyin sayıldığını belirleyen ölçütlerde durur.

Toplum ölçeğinde sessizlik bir alanın kendi hikâyesinde görünür. Her alan nereden geldiğini anlatan bir anlatı taşır ve o anlatıda hangi dönemin, hangi işin ve hangi bağın geçmediği sayılabilir. Bu ölçekte sessizlik bir eksik cümle değil, hiç kurulmamış bir bölümdür.

Üç basamak birbirini besliyor ve döngü kapalı. Ölçütte karşılığı olmayan soru kimsenin kariyerine girmez, kimsenin kariyerine girmeyen soru alanın hikâyesine yazılmaz, hikâyede geçmeyen soru da bir odada sorulduğunda anlaşılmaz görünür.

Türkiye'de yasak ile ayıp arasındaki fark

Türkiye'de bu dersin mekanizması gündelik dilde hazır bir ayrımla taşınıyor. Yasak ile ayıp aynı şey değil ve fark tam olarak dersin ölçtüğü fark.

Yasağın bir koyanı, bir metni ve bir karşılığı vardır; çiğnendiğinde bir şey olur ve olan şey kaydedilebilir. Ayıbın koyanı yoktur, metni yoktur ve çiğnendiğinde uygulanacak bir karşılık da yoktur. Buna rağmen ayıp sayılan şey düzenli biçimde yapılmaz; kimsenin zorlamasına gerek kalmadan yapılmaz.

Bir alanın sessizliği yasak değil ayıp tarafındadır ve bu yüzden aranırken bulunamaz. Yasak arayan kişi bir metin, bir karar ya da bir engelleme arar ve bunların hiçbirini bulamayınca ortada bir şey olmadığı sonucuna varır. Oysa aranacak şey engellemenin izi değil, yapılmamanın düzenliliği.

Karşılaştırma için sorulacak olan, yapılmayanın neyle tutulduğu: bir yerde bir kural, başka bir yerde bir karşılık yokluğu, bir başkasında bir mesleki alışkanlık aynı sonucu üretiyor olabilir. Tutan şeyin ne olduğunu bulmak, sessizliğin ne zaman biteceğini de gösteriyor; kuralla tutulan bir şey kural kalkınca biter, karşılık yokluğuyla tutulan bir şey ancak karşılık oluşunca.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Bir alana neyi susturduğunu sormak sonuç vermez, çünkü susulan şey alanın kendisine de görünmez. Aşağıdaki kurulumlar sessizliği alanın beyanına hiç başvurmadan arıyor.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışBir alanın sessizliğini bir susturma saymak, mekanizmayı bulunmayan bir aygıta bağlar.
Doğrusu

Sahnedeki odada engel yoktu; soru serbestçe soruldu ve sorulmamış hâline döndü, çünkü onu sürdürmenin karşılığı yoktu.

Yaygın yanlışSessizliği bir anlaşma ya da bir örtbas saymak, düzenliliği yanlış yerde arar.
Doğrusu

Bir anlaşma için tarafların konuyu konuşmuş olması gerekir; oysa bu düzenliliği üreten şey tam olarak konunun hiç konuşulmamış olması.

Yaygın yanlışBir kategoriyi kullanan herkesin onu üreten iddiayı da benimsediğini varsaymak yanlış yöne gider.
Doğrusu

Bir sütunu kullanmak için ona inanmak gerekmez ve bu yüzden kategori, onu üreten program kapandıktan sonra da taşınmaya devam eder.

Yaygın yanlışHer sorulmayan soruyu sessizlik saymak ölçütü kullanılamaz hâle getirir.
Doğrusu

Başka bir alanda üretilmiş ve gerektiğinde açılıp bakılabilen bir cevaba yaslanmak iş bölümüdür; sessizlik, hiçbir yerde üretilmemiş bir cevaba yaslanmaktır.

Yaygın yanlışBu tabloyu geçmişte kalmış bir kusur olarak okumak, ölçütü bugüne uygulamayı engeller.
Doğrusu

Ölçüt kişilerin niyetini değil usulleri sınar ve usuller yerindeyse aynı sessizlik yeni kategorilerle yeniden kurulabilir.

Aklında kalsın

  1. Bir alanın sessizliği bir susturma değildir; soru serbestçe sorulur ve üzerinde çalışmanın karşılığı bulunmadığı için sorulmamış hâline döner.
  2. İş sayılma eşiği sorular için de geçerlidir: bir soru, ona harcanan emek alanda bir sonuç ürettiğinde araştırma sayılır.
  3. Bir bölümleme önce bir işe yarar, sonra doğallaşır ve en sonunda ona bir temel aranır; temel bulunamasa da bölümleme kayıtlarda kalır.
  4. Bir sütunu kullanmak için onu üreten iddiaya inanmak gerekmez ve taşınmayı sürdüren şey budur.
  5. Dayanak boşluğu, bir alanın kendi üretmediği bir cevaba yaslanmasıdır ve alan içinde bir çelişki olarak görünmez.
  6. Ölçüt iki koşulludur: soru hiç sorulmayacak ve alanın sonuçları o sorunun cevabına yaslanacak.
  7. Sessizlik yasak değil ayıp tarafındadır; aranacak şey engellemenin izi değil, yapılmamanın düzenliliğidir.

Sonraki derse köprü

Bu derste sessizliğin izini alanın kendi usullerinde aradık ve bir şeyi sabit tuttuk: alanın tek bir hikâyesi olduğunu. Kaynakça, ölçüt ve köken anlatısı tek bir merkezden okunuyormuş gibi konuştuk.

Oysa aynı konuda aynı anda başka yerlerde de yazılıyordu. Bir soru bir yerde karşılıksızken başka bir yerde karşılığı olabilir; bir kategori bir merkezde verili sayılırken başka bir merkezde tam da tartışma konusu olabilir. O hâlde bir alanın sessizliğinden söz ederken hangi alandan söz ediyoruz ve o alanın sınırını kim çizdi?

Sosyoloji tarihini çoğul ve küresel yeniden okumak sıradaki dersin konusu. Orada sorulacak olan, bir disiplinin tek bir soy ağacıyla anlatılmasının neyi kolaylaştırdığı ve o ağaca girmeyen çalışmaların hangi ölçütle dışarıda kaldığı.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.