Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Yönetilen alan yürüme mesafesini aştığında bulunma şartı işleyemez ve yerine vekâletle yönetme geçer.
- Vekilin kimse bakmazken merkezin dediğini yapması, merkezle ilişkisinden değil kendi çevresindeki konumundan gelir.
- Asabiyet ortak eyleme geçebilmeyi ölçer ve bu seride tanımlanan dayanışmadan ayrı bir şeydir.
- Bir yönetimin menzili, merkezin gönderdiği adamın değil, o adamı uzakta hâlâ tutan bağın ulaştığı yerdir.
- Bağın bir üretim koşulu vardır: ortak tehlike, birlikte yapılan iş ve paylaşılan darlık onu yeniden kurar.
- Bağı aşındıran şey başarısızlık değil başarıdır; yönetmenin getirdiği rahatlık, bağı üreten durumları seyreltir.
- Bir kentin nasıl olması gerektiği ile bir yönetimin neden zayıfladığı iki ayrı türden sorudur ve aynı terazide tartılamaz.
Açılış sahnesi
Merkeze haftalarca uzaklıktaki bir vadi. Aynı vadi, iki uzak kuşakta iki kez.
Birinci sahnede vadiye bir yazı geliyor ve yazı belirli bir payın toplanmasını istiyor. Toplayacak kişi vadinin kendi adamı; merkezden kimse gelmiyor, gelmeyecek ve bir yıl boyunca kimse denetlemeyecek. Adam payı topluyor ve gönderiyor. Bunu yapmasının sebebi merkezin uzanabildiği bir el değil, vadideki kendi durumu: aynı soydan gelen adamlar bu işi üstlendi, işi bırakan kişi onların arasında yüzü düşük kalır ve hepsi birbirinin ne yaptığını görüyor.
İkinci sahne aynı vadide, birkaç kuşak sonra. Yazı yine geliyor ve yine kimse denetlemeyecek. Bu kez toplayan kişi payı topluyor ve göndermiyor. Vadide bir şey olmuyor. Kimse ona bir şey söylemiyor, kimse yüzüne bakmıyor ve ertesi yıl komşu vadide de aynı şey oluyor.
İki sahne arasında merkez değişmedi: aynı yazı, aynı uzaklık, aynı denetimsizlik. Vadinin kendisi de yerinde. Değişen şey, birinci sahnede adamı gönderen ve ikinci sahnede hiç devreye girmeyen şeydi.
Bu derste ne olacak
Vadi kurgudur ve iki sahnenin ikisi de uydurmadır; ne böyle bir yer var ne de anlatılan yıllar bir kayıttan geldi. İki sahneyi yan yana koymanın bir sebebi var: aradaki farkı bulmak, tek bir sahneye uzun uzun bakmaktan daha çok şey söylüyor.
Bu ders iki düşünürün görüşlerini özetlemeyecek. Adları müfredatta geçiyor ve burada yapılacak iş onların ne yazdığını sıralamak değil, sordukları soruların hangi işi gördüğünü ayırmak. Yazdıklarının ayrıntısı başka bir alanın konusu ve o ayrıntıya girmeden de bu dersin işi yapılabilir.
Bir önceki derste söz hakkı bulunmaya bağlıydı: kararın alındığı saatte orada olmayan katılamıyordu. O düzenin bir fiziksel sınırı vardı ve sınır kentin yürüme mesafesiydi. Şimdi yönetilen alan haftalarla ölçülüyor ve bulunma şartı burada işleyemez; kimse haftalarca uzaktaki bir kararın başında duramaz.
Üç iş yapılacak. Bulunmanın yerine ne geçtiği bulunacak, o şeyin neden zamanla aşındığı gösterilecek ve iki düşünürün sorularının neden farklı türden sorular olduğu ayrılacak.
Sıfır noktası — uzaktaki itaat zorla açıklanmıyor
Hazır açıklama şudur: merkez güçlüyse uzaktakiler uyar, zayıflarsa uymaz. Açıklama bir güç miktarı varsayıyor ve miktarı ölçmeden kullanıyor.
Açılış sahnesi bu açıklamayı zorluyor. İki sahnede de merkezin vadiye uzanan bir eli yok; ikisinde de denetim yok ve ceza ihtimali yok. Birinci sahnede pay toplanıyor, ikincisinde toplanmıyor. Aradaki farkı merkezin gücüyle açıklamak için merkezin arada değiştiğini varsaymak gerekir ve sahne bunu vermiyor.
İkinci hazır açıklama ahlaki: birinci kuşak dürüsttü, sonrakiler bozuldu. Bu da tutmuyor, çünkü ikinci sahnedeki adam bir yükümlülüğü çiğnemiyor. Onu tutacak bir şey devreye girmiyor ve devreye girmeyen şeyin ne olduğunu sormak, kişilerin ahlakını sormaktan daha çok iş görüyor.
Sorunun yeri bu cümleyle değişiyor. Uzaktaki itaat, merkez ile vekil arasında değil, vekil ile kendi hemcinsleri arasında kuruluyor.
Mekanizma — bağ, yönetmenin altyapısıdır
Birinci sahnede adamı gönderen şeye bakalım. Merkez görmüyordu; onu gören, aynı soydan gelen ve aynı işi üstlenmiş adamlardı.
Asabiyet bu seride tanımlanmış dayanışmayla aynı şey değil ve farkı söylemek gerekiyor. Dayanışma bir yükü üstlenmeyi ölçer: kim kimin borcunu siler, kim nöbeti devralır. Asabiyet bir hareket kabiliyetini ölçer: topluluk bir çağrıyla ayağa kalkabiliyor mu ve kalkarken kimse hesap sorup sormuyor mu. Bir topluluk dayanışma gösterip ortak eyleme geçemeyebilir ve tersi de olur.
Buradan dersin birinci aleti çıkıyor.
Ölçütün sınırını, tuttuğunu sandığın bir vakada görmek gerekiyor.
Yanlış çalışan yer, ölçütün bağı tek başına okuması. Menzil bir bağın özelliği değil, bir bağ ile bir vekâlet ilişkisinin birlikte bulunduğu durumun özelliği; ikisinden biri yoksa ölçülen şey menzil olmaz.
Şimdi ikinci sahneye geçiyoruz ve asıl soru orada.
Bağ neden aşınıyor
Aynı bağ birkaç kuşak sonra devreye girmiyor. Bunun sebebini bağın zayıf doğmasında aramak yanlış yöne gider; bağ güçlüydü ve iş gördü.
Bir ayrımı burada yapmak gerekiyor. Bir topluluğun yenilmesi ya da dağıtılması da bağı bitirir ve bunda şaşırtıcı bir şey yok; o yolda bağ bir dış darbeyle kesilir. Bu dersin anlattığı yol başka: hiçbir yenilgi olmadan, tam da işler yolunda giderken incelme. Buradaki düzenek dersin en önemli cümlesini veriyor: bu ikinci yolda bağı aşındıran şey başarısızlık değil, başarının kendisi. Vadinin adamları payı topladıkça merkezde itibar kazandı, kazandıkça yerleşti, yerleştikçe birlikte tehlikeye girmeleri gerekmez oldu ve bağı üreten günler seyreldi.
İki sahneyi yan yana koyup farkı çıkaralım. Merkez aynı, uzaklık aynı, yazı aynı, denetimsizlik aynı, vadi aynı. Değişen tek şey, adamları birbirine karşı yükümlü tutan bağın hâlâ üretilip üretilmediği. Bir açıklamada sabit tutulanlar ne kadar çoksa, kalan fark o kadar az yere yazılabilir.
İki soru, iki tür
Şimdi dersin başlığındaki iki ada geliyoruz ve onları karşılaştırmanın yolu görüşlerini yan yana koymak değil, sordukları soruların türünü ayırmak.
Farabi'nin sorusu iyi düzenlenmiş bir kentin nasıl olması gerektiğine ve başında kimin bulunması gerektiğine dönüktür. İbn Haldun'un sorusu bir yönetimin neden kurulduğuna, neden sürdüğüne ve neden zayıfladığına dönüktür.
Bu seride ne olduğunu değil ne yapılması gerektiğini söyleyen ifade normatif iddia adıyla ayrılmıştı. Birinci soru o türden bir cevap ister: bir ölçü koyar ve mevcut düzenleri ona göre değerlendirir. İkinci soru bir düzenlilik arar ve cevabı yanlış çıkabilir.
Ayrımı bir üstünlük sıralaması gibi okumak yanlış olur. İki soru da meşru ve ikisi de gereklidir; farkları neyle sınanabildikleridir. Bir düzenin nasıl olması gerektiğine dair cevap gözlemle çürütülemez, çünkü gözlem zaten onun ölçtüğü şey değildir. Bir düzenin neden zayıfladığına dair cevap çürütülebilir ve bu dersin aleti ikinci türden.
Kuramsal mercekler
Uzaktaki itaatin neye dayandığı sorusunda üç açıklama yarışıyor ve üçü de aynı olayı kabul ediyor. Aralarındaki farkı görmenin yolu, her birinin kendi yanlışlanma koşulunu söylemesi.
Birinci açıklama birimi topluluk sayar: taşıyan şey grubun iç bağıdır ve merkez yalnız bu bağı kiralar. Bu açıklama şununla yanlışlanır: iç bağı zayıf, üyeleri birbirini tanımayan bir grubun uzakta merkez adına güvenilir biçimde iş görmesi gösterilirse açıklama düşer.
İkinci açıklama birimi düzenleme sayar: taşıyan şey grup değil, hesap verme usulüdür; kayıt, sayım ve denetim ihtimali yeterlidir. Bu açıklama şununla yanlışlanır: hiçbir kayıt ve denetim usulü bulunmayan bir yerde uzun süreli düzenli itaat gösterilirse açıklama düşer.
Üçüncü açıklama birimi ikisinin arasındaki ilişki sayar: bağ ve usul birbirinin yerine geçebilir, biri zayıfladığında öteki büyür. Bu açıklama en zor yanlışlanandır ve koşulu şudur: ikisinin birden zayıf olduğu ve itaatin yine de sürdüğü bir yer bulunursa açıklama düşer.
Üçüncü açıklamanın yanlışlanmasının zor olması onu güçlü yapmaz. Yanlışlanabilirlik bu seride kurulmuştu ve burada bir uyarı olarak okunmalı: zor yanlışlanan açıklama, çok şey açıkladığı için değil, az şey yasakladığı için zor yanlışlanıyor olabilir.
Ölçek
Ölçekleri burada ayıran soru yerine geçmeyle ilgili: her basamakta kim, kimin yerine geçebiliyor?
Karşılaşma ölçeğinde kimse kimsenin yerine geçemez. Vadideki adam payı kendisi topluyor, kendisi gönderiyor ve yüzü kendi hemcinslerine dönük. Bir önceki dersin kentinde de durum böyleydi: bulunmak gerekiyordu ve bulunmak devredilemiyordu.
Kurum ölçeğinde görevin yerine bir başkası geçebilir. Görev kişiden ayrılır ve kişi gittiğinde yerine bir başkası oturur; taşınan şey o kişinin bağı değil, görevin kendisidir. Bu ölçek bağın zayıfladığı yerde büyür, çünkü bağın yapamadığını usul yapmaya başlar.
Toplum ölçeğinde yerine geçen şey yönetici grubun kendisidir. Bir grubun bağı iş göremez hâle geldiğinde, bağı hâlâ üretilen başka bir grup onun yerini alır ve aynı düzeneği baştan başlatır. Bu ölçekte görünen şey tek tek vadiler değil, yer değiştirmenin kendisi.
Üç ölçek arasındaki ilişki tek yönlü değil. Bağ zayıfladıkça usul büyür ve büyüyen usul, bağın üretildiği ortak işleri daha da gereksiz kılar; her basamakta bağın yerini alan şey, bağın yeniden kurulmasını biraz daha zorlaştırır.
Türkiye'de hemşehrilik ve karşılaştırma
Türkiye'de bu dersin mekanizmasını bugün görmek için geçmişe bakmak gerekmiyor. Aynı yerden gelmiş olmanın, başka bir kentte bir yükümlülük üretmesi yaygın ve gözlenebilir bir durum: bir iş bulunur, bir kefalet verilir, bir kapı açılır ve bunu yapan kişi karşılığında bir şey istemez. İsteseydi zaten başka bir ilişki olurdu.
Buradaki bağın taşıdığı iş, dersin vadisindekiyle aynı türden. Kişi uzaktadır, memleketindeki kimse onu görmüyordur ve yine de memleketinden birini kollamamak bir karşılık üretir. Bağın menzili memleketin sınırında bitmiyor.
Bu bağın da bir üretim koşulu var ve koşul aynı derste kurulan koşul: birlikte girilen durumlar. Memleketten gelenlerin birbirini tanımadığı, ortak hiçbir işe girmediği bir kuşakta aynı sözcük kullanılmaya devam eder ve arkasındaki karşılık incelir.
Karşılaştırmanın işi burada hangi toplumun daha bağlı olduğunu ölçmek değil. Sorulacak olan, bağın hangi ortaklığa yaslandığı: kimi yerde doğum yeri, kimi yerde soy, kimi yerde birlikte geçirilen bir eğitim ya da birlikte yapılmış bir askerlik aynı işi görür. Ortaklığın türü değişir ve ölçülecek şey aynı kalır: o bağ, kimse bakmazken bir iş yaptırabiliyor mu ve onu üreten durumlar hâlâ tekrarlanıyor mu?
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Bir bağın ne zaman incelmeye başladığını o bağın içinden görmek zor. Üç kurulum bu soruya üç ayrı malzemeden yaklaşıyor.
Üç kurulum da bağı doğrudan ölçmeye çalışmıyor; bağın yaptığı işe ve onu üreten koşullara bakıyor. Bir bağı kendisine sormak, topluluğun kendi anlattığı hikâyeyi ölçüm yerine koymak olurdu.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışUzaktaki itaati merkezin gücüyle açıklamak, iki vadinin farkını açıklayamaz.
Merkez, uzaklık ve denetimsizlik sabitken sonuç değişiyorsa aradaki fark merkeze yazılamaz.
Yaygın yanlışAsabiyet ile dayanışmayı tek kavrama indirmek, farklı şeylere bakan iki ölçüyü tek ölçü sayar.
Dayanışma yükün üstlenilmesini ölçer, asabiyet ortak eyleme geçebilmeyi; bir topluluk birinde güçlü ötekinde zayıf olabilir.
Yaygın yanlışBağın aşınmasını ahlaki bir bozulma saymak, mekanizmayı kişilerin niteliğine taşır.
İkinci sahnedeki adam bir yükümlülüğü çiğnemiyor; onu tutacak olan şey devreye girmiyor ve devreye girmemesinin kendi koşulları var.
Yaygın yanlışBir bağın bir kez kurulduktan sonra yerinde durduğunu varsaymak, üretim koşulunu gözden kaçırır.
Bağı kuran durumlar tekrarlanmadığında bağ yerinde durmaz; adı durur.
Yaygın yanlışİki düşünürün sorularını aynı türden sayıp cevaplarını karşılaştırmak, sınanabilir olanla sınanamayanı aynı terazide tartar.
Biri bir ölçü koyuyor, öteki bir düzenlilik arıyor ve ikisinin doğrulanma yolu aynı değil.
Aklında kalsın
- Yönetilen alan yürüme mesafesini aştığında bulunma şartı işleyemez ve yerine vekâletle yönetme geçer.
- Vekilin kimse bakmazken merkezin dediğini yapması, merkezle ilişkisinden değil kendi çevresindeki konumundan gelir.
- Asabiyet ortak eyleme geçebilmeyi ölçer ve bu seride tanımlanan dayanışmadan ayrı bir şeydir.
- Bir yönetimin menzili, merkezin gönderdiği adamın değil, o adamı uzakta hâlâ tutan bağın ulaştığı yerdir.
- Bağın bir üretim koşulu vardır: ortak tehlike, birlikte yapılan iş ve paylaşılan darlık onu yeniden kurar.
- Bağı aşındıran şey başarısızlık değil başarıdır; yönetmenin getirdiği rahatlık, bağı üreten durumları seyreltir.
- Bir kentin nasıl olması gerektiği ile bir yönetimin neden zayıfladığı iki ayrı türden sorudur ve aynı terazide tartılamaz.
Sonraki derse köprü
Bu derste yönetimi uzağa taşıyan şey devralınan bir bağdı: kişi onu seçmedi, içine doğdu ve bağın kendisi bir anlaşmanın ürünü değildi. Aşınması da aynı yerden geliyordu; kimse bir sözleşmeyi bozmadı, yalnız bağı üreten günler seyreldi.
Şimdi aynı soruyu tersinden kur. Bir düzenin bağlayıcılığı devralınan bir bağa değil, tarafların birbirine verdiği bir söze dayansaydı ne değişirdi? Böyle bir düzende üyeliğe doğulmaz, girilir; yükümlülük soydan değil kabulden doğar ve bozulması bir aşınma değil bir ihlal olur. Bağın üretim koşulu sorusu da yerini başka bir soruya bırakır: bir söz, onu verenler değiştikten sonra neye dayanarak sürüyor?
Sıradaki ders bu fikrin doğduğu dönemi ele alıyor ve toplum sözleşmesi düşüncesini konu ediniyor. Orada sorulacak olan, rızanın bir bağın yerini gerçekten tutup tutamayacağı ve tutmadığı yerlerde neyin devreye girdiği.