İçeriğe geç

KUR-201-01·Sosyolojik Düşüncenin Küresel ve Tarihsel Kökenleri

Antik dünyada toplum, düzen ve yurttaşlık

temel2.708 kelime≈ 18 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Antik kentteki yurttaşlık, herkesi bağlayan kararı kimin ağzından çıkabileceği sorusuna verilmiş bir cevaptı.
  2. O cevabın ölçülebilir yanı bulunma şartıdır: söz hakkı, kararın alındığı saatte orada olmaya bağlıydı.
  3. Ölçütün iki yarısı vardır: kim sayılıyor ve sayılanlardan kimin saati boş olabiliyor; biri konumu, öteki konumun kullanılabilirliğini verir.
  4. Bir kişinin saati kendiliğinden boşalmaz; başkalarının yaptığı ve iş sayılmayan işle boşalır.
  5. Dışarıda kalanlar düzenin dışında değil, düzenin taşıyıcısıydı; sınır bir duvar değil bir iş bölümüydü.
  6. Saatin birini dışarıda bırakması tek başına yetmez; konumdan söz edebilmek için üyeliğin kapalı ve çıkışın zor olması gerekir.
  7. Sözcük bugüne geldi, sorusu gelmedi; yurttaş ve vatandaş bir yere aitliği taşıyor ve söz hakkını taşımıyor.

Açılış sahnesi

Bir kent, bir sabah. Aynı güne dört kişi giriyor ve akşam dördüne de aynı soru soruluyor: bugün ne oldu?

Birincisi bir hane sahibi. Sabah erken çıktı, kentin ortasındaki alana yürüdü ve gün boyunca orada kaldı. Konuşulan şey suyun nereden getirileceğiydi; kendisi de kalktı ve konuştu. Akşam soruya verdiği cevap şu: bugün su meselesi görüşüldü ve karar çıktı.

İkincisi aynı hanede yaşayan bir kadın. O gün dokuma tezgâhının başındaydı, iki çocuğa baktı, yemeği kurdu ve haneyi yürüttü. Alanda ne konuşulduğunu akşam öğrendi. Cevabı şu: bugün her zamanki iş vardı ve akşama doğru bir karardan söz edildi.

Üçüncüsü aynı haneye ait bir köle. Sabah iki kez suya gitti ve yolu tam o alanın kenarından geçti. Konuşulanları duydu, hatta tartışmanın nasıl döndüğünü de anladı. İçeri girmesi söz konusu bile değildi. Cevabı şu: bugün su taşıdım ve alanda su konuşuluyordu.

Dördüncüsü kentte oturan ama başka yerden gelmiş bir zanaatkâr. Atölyesi çarşıda, kente ödediği bir pay var ve savaş çıktığında kendisinden hizmet bekleniyor. Alana girip konuşamıyor. Cevabı şu: bugün dükkânı açtım ve suyun fiyatını değiştirecek bir karar alınmış.

Dört cevabın dördü de doğru. Hiçbiri ötekini yalanlamıyor ve dördü de aynı günü anlatıyor. Alınan karar dördünü birden bağlıyor ve kararı yalnız biri konuşarak aldı.

Bu derste ne olacak

Yukarıdaki sabah kurgudur; kent de dört kişi de bu ders için kuruldu ve hiçbir yerden aktarılmadı. Kurgu olanı bir şeyi kolaylaştırmak için kurduk: aynı günün dört ayrı yerden nasıl göründüğünü yan yana koymak, gerçek bir günde neredeyse hiç mümkün olmaz.

Bu dersin iki yapmayacağı iş var. Birincisi, antik dünya hakkındaki bilgimizin bize nasıl ulaştığı ve yolda neyini kaybettiği bir önceki derste kuruldu; burada o yalnız bir okuma uyarısı olarak duracak ve dersin ekseni olmayacak. İkincisi, kimin ne zaman ne yazdığı sıralanmayacak; bir adlar ve tarihler dizisi ezberletmek bu akademinin işi değil ve sıralama tek başına hiçbir mekanizma göstermez.

Buradaki iş üç adımda. Antik kentteki yurttaşlığın ölçülebilir yanı bulunacak, bu yanın kimleri dışarıda bıraktığı ve dışarıda kalanların düzeni nasıl ayakta tuttuğu gösterilecek, ve kavramın bugüne taşınırken nesini geride bıraktığı ayrılacak.

Tek bir sabahın etrafında duracağız. Dört cevap boyunca ilerleyecek ve her cevabın göremediği yeri ayrı ayrı adlandıracağız.

Sıfır noktası — erken hâl değil, başka bir cevap

Alışılmış başlangıç şudur: antik kentteki yurttaşlık, bugünkü vatandaşlığın ilk ve dar hâliydi; zamanla kapsamı genişledi ve bugüne ulaştı. Hikâye rahat, çünkü bir gelişme çizgisi veriyor.

Açılış sahnesi bu çizgiyi zorluyor. Sahnedeki hane sahibinin yurttaşlığı, gün boyunca bir yerde bulunmasını gerektiriyordu ve bulunmadığında kullanabileceği bir hakkı yoktu. Bugün bir kişiden gününü bir alanda geçirmesi beklenmiyor ve beklenmemesi bir genişleme değil, işin baştan başka kurulması. İki düzenleme aynı sorunun iki cevabı değil; iki ayrı soruya verilmiş cevaplar.

Ayrımı görmek için kavramların nasıl taşındığına bakmak gerekiyor. Bu seride bir kavramı geliştirildiği alandan alıp başka bir yerde kullanmak kavram ödünçleme adıyla ayrılmıştı ve koşulu söylenmişti: kavramın geldiği yerde neyi varsaydığı birlikte taşınmalı. Buradaki ödünç alma alanlar arasında değil, zaman arasında yapılıyor ve geride kalan şey kavramın cevap verdiği soru.

Antik kentteki yurttaşlığın cevap verdiği soru dar ve açık: herkesi bağlayacak bir karar kimin ağzından çıkabilir? Bugün aynı sözcüğün cevap verdiği soru başka: bir kişi hangi devletin kayıtlarına ve korumasına dâhil? İki soru birbirine yakın bile değil.

Mekanizma — söz, bulunmayı gerektiriyordu

Sahneye dönelim ve hane sahibinin gününe bakalım. Konuştuğu için söz sahibi değildi; söz sahibi olduğu için konuşabildi ve konuşabilmek için bütün günü oraya vermesi gerekiyordu.

Şartın ağırlığı buradan geliyor. Bir karara katılmak zaman istiyor ve zaman, herkeste aynı miktarda bulunmuyor. Sahnedeki dokumacı kadının günü doluydu, köle suya gidiyordu, zanaatkârın dükkânı açıktı. Üçünün de o saatte başka bir yerde olması gerekiyordu ve üçü de aynı kararla bağlandı.

Şimdi asıl soruya geliyoruz. Hane sahibinin günü nasıl boşaldı?

Sahnedeki hane sahibinin günü kendiliğinden boşalmadı. Dokuma dokundu, su taşındı, yemek kuruldu ve çocuklara bakıldı; bunların hiçbirini o yapmadı ve hiçbiri o gün iş olarak sayılmadı. Bu seride bir faaliyetin hangi koşullarda iş sayıldığı ve karşılığı ödenmeyen emeğin nereye düştüğü daha önce ayrılmıştı; antik kentte aynı ayrım, söz hakkının sınırını çiziyor.

Buradan dersin ölçütü çıkıyor ve iki yarısı birlikte söylenmeli. Bir yerleşimde söz hakkının fiilen kimde olduğunu iki soruyla okursun: kim sayılıyor ve sayılanlardan kimin saati o gün boş olabiliyor. Birincisi konumu verir, ikincisi konumun kullanılıp kullanılamadığını. Dışarıda kalanlar düzenin dışında değil, düzenin taşıyıcısıydı.

İki yarının ayrı ayrı sorulması gerekiyor, çünkü ayrıldıkları durumlar var ve ayrıldıkları yerde ölçütün tek yarısı yanıltıyor.

İki durumu yan yana koymak ölçütün neden iki yarısı olduğunu gösteriyor. Saate tek başına bakan biri yoksul yurttaşı hiç göremez, listeye tek başına bakan biri de onu tam katılan biri sanır.

Ölçüt nerede yanlış çalışıyor

Elde bir ölçüt var ve sınırı, uygulandığında tutmadığı bir vakada duruyor. Vakayı önce kuralım.

Yanlış çalışan yer, ölçütün yalnız saate bakması. Saat tek başına bir erişim sorunu gösteriyor ve bir konum göstermiyor. Eksik olan iki şey var: kararın bağladığı kişilerin oradan çıkabilip çıkamaması, ve dışarıda kalmanın kişiye yapıştırılmış olup olmaması.

Bu seride bağlayıcılığın işaretlerinden biri çıkış imkânıydı ve burada doğrudan iş görüyor. Dernekten çıkılıyor; kentten çıkmak ise sahnedeki dört kişinin hiçbiri için o kadar kolay değil. Dernek örneğini eleyen şey saatin kendisi değil, kapının açık olması.

Kuramsal mercekler

Antik kentin bugünkü sosyoloji için ne olduğu konusunda üç ayrı tutum var ve üçü de aynı bulguları kabul ediyor. Ayrıldıkları yer, bulgunun bugünle uyuşmadığı anda ne yaptıkları.

Aynı bulguyu üçüne birden verelim: o kentte söz hakkı bulunmaya bağlıydı ve bugün böyle bir şart yok.

Birinci tutum bu kenti bir köken sayar. Uyuşmazlığı bir kayma olarak okur ve arasındaki basamakları arar: şart ne zaman gevşedi, yerine ne kondu, hangi ara düzenlemeler bugünü hazırladı. Bu tutumun işi bir hat kurmaktır ve hat kurulamadığında zorlanır.

İkinci tutum kenti bir karşıtlık sayar. Uyuşmazlık burada bir sorun değil, aranan şeyin kendisidir: bugünkü düzenlemelerin zorunlu olmadığını göstermek için bir başka düzenleme yeter. Bu tutum hat kurmaya çalışmaz ve karşılığında bugüne nasıl gelindiğini de açıklayamaz.

Üçüncü tutum kenti ne ata ne karşıt sayar; ikinci bir vaka sayar. Uyuşmazlığı bir bilgi olarak kullanır: iki düzenlemede birlikte değişen özellikler aranır ve hangi özelliğin hangisiyle birlikte gittiği sorulur. Bu tutum tek bir vakadan sonuç çıkarmaz ve elindeki vaka sayısı az kaldığında ilerleyemez.

Üçünü ayırmanın yolu, uyuşmazlık derinleştiğinde ne yaptıklarına bakmak. Birinci tutum ara basamak arar ve bulamazsa hattı uzatır; ikincisi farkı büyütür; üçüncüsü yeni bir vaka ister. Bir çalışmanın hangi tutumla yürüdüğü, yazdığı sonuçtan değil, tıkandığı anda nereye gittiğinden anlaşılır.

Ölçek

Üç ölçekte de aynı sınır var ve sınırın neden yapıldığı her ölçekte değişiyor.

Karşılaşma ölçeğinde sınır bir kapı ağzı ve bir sestir. O alana girmek ya da girmemek, orada ayağa kalkıp konuşmak ya da susmak burada olur. Sahnedeki köle sınırı bedeniyle yaşıyor: yolu kenardan geçiyor ve içeri girmiyor.

Kurum ölçeğinde sınır bir listedir. Kimin sayıldığı bir yerde tutulur ve listeye girmenin koşulları yazılıdır; liste, o gün kimin orada bulunduğundan bağımsız olarak durur. Bu ölçekte sınır tartışılabilir hâle gelir, çünkü bir listeye itiraz edilebilir.

Toplum ölçeğinde sınır bir iş bölümüdür. Listenin sürdürülebilmesi için listedekilerin günlerinin boşalması gerekir ve o boşalma, listede olmayanların emeğiyle üretilir. Bu ölçekte sınır bir kararın değil, bir düzenin parçasıdır ve kimse onu koymamıştır.

Üç ölçek birbirini besliyor. Kapı ağzındaki sessizlik listeden geliyor, liste iş bölümünden geliyor ve iş bölümü her sabah kapı ağzında yeniden kuruluyor.

Türkiye'de sözcüğün taşıdığı ve taşımadığı

Türkiye'de bu kavramın iki karşılığı var ve ikisi de bir yer adından türüyor. Yurttaş sözcüğü yurt kökünden, vatandaş sözcüğü vatan kökünden geliyor; her ikisi de kişiyi bir yere bağlıyor. Sözcüğün gövdesinde bulunmaya, konuşmaya ya da karar almaya dair bir iz yok.

Bu bir eksiklik değil, bir seçim izi. Sözcük hangi soruya cevap verirken kurulduysa onun izini taşıyor ve buradaki soru bir yere ait olmakla ilgili. Antik kentteki soru bir yere ait olmak değildi; sahnedeki zanaatkâr da köle de o kentin içindeydi ve ikisi de sayılmıyordu. Yani bugünkü sözcük, antik kentteki ayrımı gövdesinde hiç taşımıyor.

Ders için sonucu şu: bir kavramı geçmişe doğru taşırken sözcüğün bugünkü gövdesine güvenilemez. Sözcük bir yere aitliği soruyor, o düzen ise söz hakkını soruyordu ve iki soru aynı sözcükle karşılanıyor.

Diller arasında bir doğruluk sıralaması aramanın anlamı yok; karşılaştırmanın verdiği şey kökün nereye bağlandığı: bir dilde sözcük kentin adından türer ve gövdesinde bir yerleşim taşır, başka bir dilde yurdun adından türer ve bir toprak taşır. Kökün seçildiği an, o kavramın hangi soruya cevap verdiğini de dondurur ve sözcük o soruyu yüzyıllarca taşımaya devam eder.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Antik bir kentin sabahını kimse bizim için kaydetmedi. Üç kurulum bu sabaha üç ayrı yandan yaklaşıyor.

Üç kurulum aynı sabahı üç ayrı malzemeden kuruyor ve üçünün birden aynı yöne işaret ettiği yerlerde elimizdeki resim sağlamlaşıyor.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışAntik yurttaşlığı bugünkü vatandaşlığın dar hâli saymak iki ayrı soruyu tek çizgiye dizer.
Doğrusu

Biri herkesi bağlayan kararı kimin alabileceğini soruyordu, öteki kişinin hangi kayda ve korumaya dâhil olduğunu soruyor; kapsam genişlemesi bu farkı anlatmaz.

Yaygın yanlışDışarıda bırakılanları düzenin dışında saymak, düzeni ayakta tutan şeyi görmez kılar.
Doğrusu

Sahnedeki günün boşalması başkalarının emeğiyle üretildi ve o emek olmadan söz hakkı kullanılamazdı; dışarıdakiler taşıyıcıydı.

Yaygın yanlışSöz hakkını bilgiyle karıştırmak, sahnedeki kölenin durumunda düşer.
Doğrusu

Konuşulanı duymak ve anlamak, sayılmaya yetmiyordu; bilgi ile konum ayrı ayrı dağıtılır.

Yaygın yanlışYükümlülüğü olan herkesin söz hakkı da vardır saymak, zanaatkârın durumunda düşer.
Doğrusu

İkisi aynı kişide toplanabilir ve toplanması zorunlu değildir; ayrıldıkları her düzende ayıran ölçüt ayrıca sorulur.

Yaygın yanlışBir saatin kimi dışarıda bıraktığını görüp bunu yurttaşlık saymak ölçütü gevşetir.
Doğrusu

Saat bir erişim sorunu gösterir; konum olması için kapının kapalı ve çıkışın zor olması gerekir.

Aklında kalsın

  1. Antik kentteki yurttaşlık, herkesi bağlayan kararı kimin ağzından çıkabileceği sorusuna verilmiş bir cevaptı.
  2. O cevabın ölçülebilir yanı bulunma şartıdır: söz hakkı, kararın alındığı saatte orada olmaya bağlıydı.
  3. Ölçütün iki yarısı vardır: kim sayılıyor ve sayılanlardan kimin saati boş olabiliyor; biri konumu, öteki konumun kullanılabilirliğini verir.
  4. Bir kişinin saati kendiliğinden boşalmaz; başkalarının yaptığı ve iş sayılmayan işle boşalır.
  5. Dışarıda kalanlar düzenin dışında değil, düzenin taşıyıcısıydı; sınır bir duvar değil bir iş bölümüydü.
  6. Saatin birini dışarıda bırakması tek başına yetmez; konumdan söz edebilmek için üyeliğin kapalı ve çıkışın zor olması gerekir.
  7. Sözcük bugüne geldi, sorusu gelmedi; yurttaş ve vatandaş bir yere aitliği taşıyor ve söz hakkını taşımıyor.

Sonraki derse köprü

Bu derste bir kavramın cevap verdiği soruyu geri taktık ve kavram elimizde değişti. Aynı işlemi bir kez daha yapmanın sırası, çünkü elimizdeki tek vaka bir kentti ve tek vakadan düzenlilik çıkmaz.

Şimdi soruyu değiştirmeden ortamı değiştir. Bir düşünce, kararın bir alanda yüz yüze alınmadığı, yerleşimin bir kentle sınırlı olmadığı ve yönetilen alanın yürüyerek geçilemeyecek kadar geniş olduğu bir dünyada kuruluyor. Böyle bir yerde bulunma şartı işleyemez; gün boyunca bir alanda durarak karara katılmak fiziksel olarak mümkün değildir. O hâlde o düşünce neyi sordu ve sorduğu şeye hangi kavramı yaptı?

Sıradaki ders İslam düşüncesinde toplumu ele alıyor ve iki adla açılıyor: Farabi ve İbn Haldun. Orada sınanacak olan bu dersin aleti: bir kavram cevap verdiği soruyla birlikte okunduğunda, başka bir ortamda kurulmuş bir düşünce de kendi sorusuyla okunabilir mi, yoksa alet yalnız kendi kentinde mi çalışıyor?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.