Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Bir karşılaştırma cümlesi kurarken yedi kontrol.
- Bir durumu nitelendiren her sıfat bir karşılaştırma taşır; seçim karşılaştırmayı yapıp yapmamak değil, yazıp yazmamaktır.
- Ölçüt yazılmadığında cümle ne doğrulanabilir ne çürütülebilir; "neye göre" sorusu her nitelendirmeye sorulur.
- Bir literatürde hangi durumun açıklandığına, hangisinin açıklanmadan geçildiğine bak; açıklanmayan taraf varsayılan durumdur ve o da açıklanmayı bekleyen bir olgudur.
- Karşılaştırma adlar üzerinden değil işlevler üzerinden kurulur; aynı adı taşıyan iki kurum farklı işler yapıyor olabilir.
- "Bize özgü" bir açıklama değil bir bulgu iddiasıdır ve karşılaştırma yapılmadan söylendiğinde iç farkları da değişimi de görünmez kılar.
- Ölçüt tek soru: iki tarafın da koşulları yazılmış mı, yoksa biri ölçüt öteki ölçülen mi?
- Aynı çalışma, sık görünen bir toplumda yapıldığında genel bir bulgu, az görünen bir toplumda yapıldığında bir vaka sayılır; fark yöntemde değil sıklıkta.
Açılış sahnesi
Bir öğrenci ödevinde bir kurumun işleyişini anlatıyor ve şu cümleyi kuruyor: burada kurumsallaşma zayıf.
Değerlendiren kişi tek bir soru soruyor: neye göre zayıf?
Öğrenci cevap veremiyor. Cümleyi yazarken bir karşılaştırma yaptığının farkında değil.
Aslında yapmış: aklında, okuduğu literatürden gelen bir kurum tablosu var ve önündeki durumu ona göre eksik buluyor.
O tablo hiçbir yerde yazılı değil. Cümlede yalnız ölçülen taraf görünüyor; ölçen taraf metnin dışında duruyor. Görünmediği için de bir ölçüt gibi değil, işlerin olağan hâli gibi okunuyor.
Bu derste ne olacak
Karşılaştırma sosyolojinin temel işlerinden biri. Bir olgunun ne kadar yaygın, ne kadar özel ya da ne kadar değişken olduğunu ancak bir başkasının yanına koyduğunda anlarsın.
Sorun karşılaştırmada değil, karşılaştırmanın gizli yapılmasında.
Bu ders iki yönlü bir hatayı ele alıyor. Bir yanda kendi toplumunu, adı hiç konmayan bir dış ölçüte göre eksik bulmak var. Öteki yanda her bulguyu "bize özgü" diyerek karşılaştırmanın dışına çıkarmak.
İkisi de aynı işi yapıyor: tartışmayı kapatıyor. Birincisi ölçütü sorulamaz hâle getiriyor, ikincisi ölçmeyi imkânsız kılıyor.
Aradaki yolu kuracağız: iki durumun karşılaştırılabilir sayılması için neyin sağlanması gerektiğini, adı aynı olan şeylerin neden aynı olmayabileceğini ve bir bulguya "yerel" demenin ne zaman bir tespit ne zaman bir kestirme olduğunu.
Buradaki ödevler, metinler ve tartışmalar kurgu; belirli bir kişiyi ya da çalışmayı işaret etmiyorlar. İki ucun aynı hatayı nasıl ürettiğini yan yana koyabilmek için yazıldılar.
Sıfır noktası — adı konmamış ölçüt
Bir şeyi "zayıf", "gelişmemiş", "geç kalmış" ya da "farklı" diye tarif eden her cümle bir karşılaştırma taşıyor. Karşılaştırmanın öteki tarafı yazılmadığında, o taraf bir ölçüt olmaktan çıkıp bir varsayıma dönüşüyor.
Bu cümleler yanlış olmak zorunda değil. Sorun sınanamamaları: ölçüt yazılmadığında ne doğrulanabilir ne çürütülebilir hâle gelirler.
Düzeltmesi tek bir ek: karşılaştırılan tarafı yazmak. "Şu ülkelerdeki şu düzenlemeye kıyasla" ya da "bu kurumun kendi geçmişine kıyasla" gibi bir ekleme, cümleyi tartışılabilir hâle getirir.
Yaygın yanlışKarşılaştırma yapmadan yazmanın mümkün olduğu sanılır.
Bir olguyu nitelendiren her sıfat bir ölçüt taşır; ölçütsüz nitelendirme diye bir şey yok. Seçim, karşılaştırmayı yapıp yapmamak değil, yazıp yazmamak.
Mekanizma — hangi durum "normal" sayılıyor
Örtük karşılaştırmanın en yaygın biçimi tek bir örneğin ölçüt hâline gelmesi.
Bunu ayırt etmenin pratik bir yolu var: bir metinde hangi durumun açıklandığına, hangisinin açıklanmadan geçildiğine bak.
Bir çalışma bir toplumdaki bir olguyu ayrıntılı biçimde açıklıyor ve başka bir toplumdaki karşılığını "zaten böyledir" diye geçiyorsa, ikinci durum varsayılan konumdadır.
Buradan bir sonuç çıkıyor: varsayılan durumun kendisi de açıklanmayı bekleyen bir olgudur. Neden orada öyle olduğu da bir sorudur ve sorulmadığı sürece o örnek bir bulgu değil bir arka plan olarak kalır.
Yaygın yanlışBir örneğin çok çalışılmış olmasının onu ölçüt yaptığı sanılır.
Çok çalışılmak bir bilgi birikimi gösterir, bir norm göstermez. Bir örnek hakkında çok şey bilinmesi, öteki örneklerin ona göre değerlendirilmesini gerektirmez; yalnız o örneğin daha ayrıntılı anlatılabileceğini gösterir.
Karşılaştırma neyi gerektirir
Karşılaştırmayı yazılı hâle getirmek yetmiyor; karşılaştırmanın kendisinin de bir koşulu var.
Zemini kurmanın üç adımı var.
Birincisi işlevi tanımlamak: bu kurum ya da uygulama hangi ihtiyacı karşılıyor?
İkincisi karşılığı aramak: öteki toplumda aynı ihtiyacı hangi düzenleme karşılıyor — adı farklı olabilir.
Üçüncüsü farkı yazmak: karşılıklar tam örtüşmüyorsa nerede ayrıldıkları belirtilir ve karşılaştırma o sınırla yapılır.
Bu üçü yapılmadan yapılan karşılaştırma, aynı adı taşıyan iki farklı şeyi yan yana koyar ve aradaki fark bir bulgu gibi görünür.
Yaygın yanlışAynı ismin aynı şeyi gösterdiği sanılır.
Kurum adları çoğu zaman birbirinden çevrilerek yerleşir ve aynı ad farklı yerlerde farklı işlevler görebilir. Karşılaştırma adlar üzerinden değil işlevler üzerinden kurulur.
Öteki uç: her şey bize özgü
Şimdiye kadar tek yönlü bir hataya baktık. Karşı uçta bir başkası var ve o da aynı sonucu üretiyor.
Bu kestirmenin çekiciliği anlaşılır: dışarıdan gelen bir çerçeveyle ölçülmeye karşı bir savunma olarak doğuyor. Sonucu ise savunduğu şeyi de kapatıyor.
Kapattığı iki şey var. Birincisi iç farklılık: "bizde böyledir" cümlesi, aynı toplum içindeki bölgesel, sınıfsal ve kuşaksal farkları tek bir özellik altında siler. İkincisi değişim: bir özellik kalıcı bir yapı olarak sunulduğunda, ne zaman ve nasıl ortaya çıktığı sorusu sorulamaz hâle gelir.
Ayrımı yapan şey şu: bir olgunun bir topluma özgü olduğunu söylemek bir bulgudur ve gösterilmesi gerekir. Karşılaştırma yapılmadan söylendiğinde bir bulgu değil bir varsayımdır.
Yaygın yanlışYerel bilgiyi savunmanın karşılaştırmayı reddetmek olduğu sanılır.
Bir toplumun kendi kategorileriyle anlaşılması ile karşılaştırmadan vazgeçilmesi ayrı şeylerdir. Karşılaştırma, yerel olanı silmenin değil, onun neresinin gerçekten yerel olduğunu görmenin yoludur.
İki uç arasında durmak
Bu ders iki hatayı da gösterdiği için bir çaresizlik izlenimi bırakabilir: dışarıdan ölçmek de yanlış, içeriye kapanmak da.
Aradaki yol bir orta nokta değil, bir yazma disiplini.
Kontrol şu soruda toplanıyor: bu karşılaştırmada iki tarafın da koşulları yazılmış mı, yoksa biri ölçüt öteki ölçülen mi?
İki tarafın da tarihi, iç farklılıkları ve koşulları yazılıyorsa karşılaştırma simetriktir ve iki taraf hakkında da bilgi üretir.
Taraflardan biri yalnız bir arka plan olarak duruyorsa karşılaştırma değil değerlendirme yapılıyordur ve sonucu baştan bellidir.
Pratikte bu, üç alışkanlık demek. Karşılaştırdığın örneği de bir vaka olarak yaz. Kendi durumunu tarif ederken iç farkları göster. Bir benzerlik bulduğunda bunun hangi koşullarda geçerli olduğunu belirt.
Yaygın yanlışSimetrik karşılaştırmanın iki tarafı eşitlemek olduğu düşünülür.
Simetri, iki toplumun aynı olduğunu ya da aynı koşullarda bulunduğunu iddia etmez. Yalnız ikisinin de aynı ayrıntıyla ele alınmasını, ikisinin de açıklanacak birer durum sayılmasını gerektirir.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Alandaki karşılaştırma pratikleri de incelenebiliyor.
Az görünen toplum çok temsil eder
Şimdi bir önceki derste değil, ondan öncekinde kurduğumuz bir mekanizmayı başka bir eksene taşıyoruz.
Saygılı dil dersinde tekil temsil yükünü konuşmuştuk: bir topluluk kamusal anlatılarda seyrek göründüğünde, ona ait tek bir örnek hepsinin yerine geçer.
Aynı mekanizma toplumlar için de işliyor.
Literatürde sık görünen bir toplumda yapılmış çalışma, insanlar hakkında bir bulgu olarak okunur. Aynı çalışma az görünen bir toplumda yapıldığında, o toplum hakkında bir vaka çalışması olarak okunur.
Aradaki fark yöntemde değil sıklıkta. Aynı tasarım, aynı örneklem büyüklüğü ve aynı özenle yapılmış iki çalışmadan biri "genel", öteki "yerel" sayılıyor.
Bunun iki sonucu var ve ikisi de yazarken karşına çıkıyor.
Birincisi başlıkta görünür: az görünen toplumlarda yapılan çalışmalar ülke adını başlığa yazmak zorunda hisseder, sık görünen toplumlarda yapılanlar yazmaz. İkinci durumda toplum adı yazılmadığı için bulgu, hiçbir yere ait değilmiş gibi dolaşır.
İkincisi katkı beklentisinde görünür: az görünen bir toplumdan gelen çalışmadan "veri" beklenir, kavram üretmesi beklenmez. Kavramı başkasının ürettiği, verinin buradan geldiği bir iş bölümü kendiliğinden kurulur.
Yaygın yanlışBir toplumun az çalışılmış olmasının o toplumun sosyolojik olarak daha az ilginç olduğunu gösterdiği sanılır.
Az çalışılmak, alandaki kaynak, dil ve dolaşım koşullarının bir sonucudur. Bir toplum hakkında az bilgi bulunması, orada olup bitenlerin daha basit olduğunu değil, daha az bakıldığını gösterir.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışTürkiye üzerine çalışmanın kendiliğinden yerel bir katkı sayıldığı düşünülür.
Bir çalışmanın yerel ya da genel sayılması konusuna değil, kurduğu soruya bağlıdır. Belirli bir yerde yürütülen bir çalışma, mekanizmayı gösterdiğinde başka yerler için de bir şey söyler.
Yaygın yanlışUluslararası literatürü izlemenin kendi bağlamını ihmal etmek olduğu sanılır.
İki iş birbirini dışlamaz ve ikisi birlikte yapıldığında iş görür: literatür soruyu keskinleştirir, bağlam bilgisi cevabın nereye kadar geçerli olduğunu gösterir.
Yaygın yanlışKarşılaştırmanın mutlaka ülkeler arasında yapılacağı düşünülür.
En verimli karşılaştırmaların bir kısmı ülke içindedir: iki kent, iki dönem, iki kurum. Ülke düzeyinde karşılaştırma çoğu zaman en zor kurulan zemindir, çünkü değişen şeylerin sayısı en fazladır.
Yaygın yanlışBir bulgunun başka bir ülkede de görülmesinin onu önemsizleştirdiği sanılır.
Aynı olgunun farklı yerlerde bulunması, o olgunun bir mekanizmaya bağlı olduğunu gösterir ve açıklamayı güçlendirir. Değersizleşen şey bulgu değil, yalnız "yalnız bizde var" iddiasıdır.
Aklında kalsın
Bir karşılaştırma cümlesi kurarken yedi kontrol.
- Bir durumu nitelendiren her sıfat bir karşılaştırma taşır; seçim karşılaştırmayı yapıp yapmamak değil, yazıp yazmamaktır.
- Ölçüt yazılmadığında cümle ne doğrulanabilir ne çürütülebilir; "neye göre" sorusu her nitelendirmeye sorulur.
- Bir literatürde hangi durumun açıklandığına, hangisinin açıklanmadan geçildiğine bak; açıklanmayan taraf varsayılan durumdur ve o da açıklanmayı bekleyen bir olgudur.
- Karşılaştırma adlar üzerinden değil işlevler üzerinden kurulur; aynı adı taşıyan iki kurum farklı işler yapıyor olabilir.
- "Bize özgü" bir açıklama değil bir bulgu iddiasıdır ve karşılaştırma yapılmadan söylendiğinde iç farkları da değişimi de görünmez kılar.
- Ölçüt tek soru: iki tarafın da koşulları yazılmış mı, yoksa biri ölçüt öteki ölçülen mi?
- Aynı çalışma, sık görünen bir toplumda yapıldığında genel bir bulgu, az görünen bir toplumda yapıldığında bir vaka sayılır; fark yöntemde değil sıklıkta.
Sonraki derse köprü
Bu kurs boyunca bir tartışmanın malzemesiyle uğraştık: cümlenin türü, konumun etkisi, kelimelerin yükü, dilin kuruluşu, ilişkinin eşitsizliği ve karşılaştırmanın kurulması.
Kursun son dersi malzemeyi bırakıp ortamın kendisine bakıyor.
İyi hazırlanmış katılımcılardan oluşan bir tartışma bile kötü gidebilir. Biri susar ve bir daha konuşmaz; bir hata fark edilir ve kimse dile getirmez; bir itiraz kişiselleşir ve konu kaybolur. Bunların çoğu kişilerin niyetinden değil, tartışmanın hangi kurallarla yürüdüğünden kaynaklanıyor.
Bu akademide de böyle bir düzen var ve son ders onu açıkça anlatıyor: bir itirazın nasıl yapılacağını, bir hatanın nasıl bildirileceğini, bir düzeltmenin nasıl kayda geçtiğini ve bir şikâyetin hangi yoldan yürüdüğünü. Bir tartışma ortamının güvenli olması, katılanların iyi niyetine değil bu yolların açık ve yazılı olmasına bağlı.