İçeriğe geç

HAZ-006-03·Çoğulculuk, Etik Tartışma ve Güvenli Öğrenme

Tartışmalı kavramları tarihsel bağlamıyla kullanmak

hazırlık2.299 kelime≈ 15 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Tartışmalı bir kelimeyle çalışırken yedi kontrol.

  1. Tartışmalı kavramlar bir çatışmanın içinde doğar ve o çatışmanın çerçevesini taşımaya devam eder; yük anlamdan değil kaynaktan gelir.
  2. Bir kelimenin yüklü olup olmadığını anlamanın yolu karşıtını aramaktır: aynı olguyu adlandıran iki kelime varsa ikisi de yüklüdür.
  3. Kavramın künyesi üç soruyla çıkar: ne zaman doğdu, neye karşı kuruldu, bugün hangi literatürlerde hangi anlamda kullanılıyor.
  4. Tanım beyanı tek cümledir ve tartışmayı doğru yere taşır: itiraz eden kişi tanıma mı sava mı itiraz ettiğini ayırt edebilir.
  5. Bir gruptan söz ederken kendini adlandırma esas alınır; başka bir ad kullanılıyorsa kimin kullandığı ve neden kullanıldığı yazılır.
  6. Kavramlar zaman ekseninde olduğu gibi mekân ekseninde de taşınamaz; bir kavram başka bir bağlama götürülürken varsaydığı düzenlemenin orada karşılığı olup olmadığına bakılır.
  7. Yerleşik konumun kelimeleri alışıldıkları için görünmez olur ve görünmez olan yüksüz sanılır; yaygınlık bir kabul göstergesidir, yüksüzlük değil.

Açılış sahnesi

Bir seminerde bir öğrenci sunum yapıyor ve bir kavramı kullanıyor.

Salondan biri elini kaldırıyor: bu kavramı hangi anlamda kullanıyorsun?

Öğrenci şaşırıyor. Kavramın bir anlamı olduğunu düşünüyordu.

Soruyu soran kişi açıklıyor: aynı kelime iki ayrı literatürde iki farklı şeyi gösteriyor ve birinde kullanmak, ötekinde savunulan bir tezi reddetmek anlamına geliyor.

Öğrenci o tezle ilgili bir görüş bildirmemişti. Kelimeyi seçerken bir tarafa geçtiğini bilmiyordu ve sunumun kalanı, söylemediği bir şeyin savunması gibi dinlendi.

Bu derste ne olacak

Sosyolojide kullanılan kelimelerin bir kısmı yalnız birer araç değil. Bir tartışmanın içinde doğdular, bir tarafın diline aitler ve kullanıldıklarında o tarafın çerçevesini de getiriyorlar.

Bu ders o kelimelerle nasıl çalışılacağını kuruyor — ve kaçınmayı önermiyor, çünkü kaçınmak mümkün değil.

Dört başlık var. Bir kelimenin künyesini çıkarmak, tek bir kelimenin iki ayrı literatürde iki ayrı şeyi göstermesiyle baş etmek, insan gruplarına verilen adların kim tarafından belirlendiğini okumak ve bir kavramı doğduğu toplumun dışına taşırken neyi kontrol etmek.

Kapanışta bir soru duracak: bir tartışmada hangi tarafın kelimeleri "nötr" sayılıyor ve bu nasıl belirleniyor?

Aşağıdaki seminerler, metinler ve kurumlar kurgudur; hiçbiri gerçek bir tartışmayı ya da kişiyi anlatmıyor, tek bir kelimenin iki farklı yükünü aynı sayfada göstermek için yazıldılar.

Sıfır noktası — kelimenin bir geçmişi var

Bir kavram gökten inmez. Biri onu belirli bir soruyu çözmek için kurar, belirli bir görüşe karşı kullanır ve o çatışmanın izi kelimede kalır.

Bir önceki derste örtük değeri tanımlamıştık: bir sıfatın ya da fiilin sessizce bir ölçüt varsaymasını. Buradaki durum onun akrabası ve kaynağı başka yerde.

Örtük değer bir ölçütü gizler, yüklü terim bir tarafı çağırır. İkisi aynı cümlede birlikte de bulunabilir.

Bir kelimenin yüklü olup olmadığını anlamak için sorulacak soru şu: bu kelimenin karşıtı ne ve o karşıtı kim kullanıyor? Karşıt bir kelime varsa ve iki kelime aynı olguyu adlandırıyorsa, ikisi de yüklüdür.

Yaygın yanlışYüklü terimlerden kaçınarak nötr bir dil kurulabileceği sanılır.
Doğrusu

Bir kavramın yerine konan her kelime de bir yerden gelir ve kendi yükünü taşır. Yapılabilecek olan yükü yok etmek değil, hangi yükü taşıdığını bilerek ve gerekiyorsa belirterek kullanmak.

Mekanizma — kelimenin künyesini çıkarmak

Bir kavramı ciddi biçimde kullanacaksan üç soruyu cevaplamış olman gerekiyor ve üçü de kısa sürede cevaplanabilir.

Birinci soru: bu kavram ne zaman ve hangi tartışmanın içinde ortaya çıktı? Cevabı alanın el kitaplarında ve kavram sözlüklerinde bulunur.

İkinci soru: neye karşı kuruldu? Çoğu kavram bir eksikliği gidermek için değil, var olan bir açıklamayı reddetmek için üretilir ve reddettiği şey kavramın içinde durur.

Üçüncü soru: bugün hangi literatürlerde kullanılıyor ve her birinde ne anlama geliyor?

Üçüncü soru en çok atlanan. Bir kavram bir alandan ötekine geçerken anlamı değişir ve iki alan aynı kelimeyle farklı şeyler söylemeye devam eder.

Yaygın yanlışBir kavramın alan sözlüğündeki tanımının o kavramın tek anlamı olduğu sanılır.
Doğrusu

Sözlük maddesi en yerleşik kullanımı verir ve tartışmalı kavramlarda birden çok yerleşik kullanım bulunur. Kavramı kullanan metinlerin kendi tanımlarına bakmak, sözlüğe bakmaktan sonra gelen ikinci adımdır.

Hangi tanımı kullandığını söylemek

Kavramın birden çok anlamı olduğunu öğrendikten sonra yapılacak şey basit ve çoğu metinde atlanıyor.

Beyan üç şeyi yapıyor.

Okuru yönlendiriyor: hangi literatürün içinde konuştuğunu bilerek okuyor.

Metni tutarlı tutuyor: bir tanım seçildiğinde, metin boyunca aynı anlamda kullanılması denetlenebilir hâle geliyor.

Tartışmayı doğru yere taşıyor: itiraz eden kişi tanıma mı yoksa savın kendisine mi itiraz ettiğini ayırt edebiliyor.

Beyan bir tarafsızlık iddiası değil. Bir tanım seçmek zaten bir konum almaktır; beyan, o konumu görünür kılar.

Yaygın yanlışTanım yazmanın metni ağırlaştırdığı düşünülür.
Doğrusu

Bir tanım beyanı tek cümledir ve okurun sonradan soracağı soruyu baştan cevaplar. Ağırlaştıran şey tanım değil, tanımsız kullanılan bir kavramın metin boyunca yarattığı belirsizlik.

Kim adlandırıyor

Bir kavramın yükünü en açık gösteren yer, insan gruplarına verilen adlar.

Bu ayrım bir nezaket kuralı değil bir veri kaynağı. Bir grubun kendi adıyla dışarıdan verilen ad arasındaki mesafe, o grubun kamusal görünürlüğünü ve tanınma mücadelesinin durumunu gösterir.

Yazarken izlenen yol da buradan çıkıyor: bir gruptan söz ederken o grubun kendini nasıl adlandırdığı esas alınır; başka bir ad kullanılıyorsa, kimin kullandığı ve neden kullanıldığı belirtilir.

Yaygın yanlışGrubun kendi adını kullanmanın o grubun görüşünü benimsemek olduğu sanılır.
Doğrusu

Adlandırma bir onay değil bir tanıma işlemidir; bir grubun kendini nasıl adlandırdığını kullanmak, o grubun bütün iddialarını kabul etmek anlamına gelmez. Karışıklık çıkıyorsa çözüm, kullanılan adı ve gerekçesini yazmak.

Kavramı doğduğu yerin dışına taşımak

Sosyal bilimler haritası kursunda anakronizmi tanımlamıştık: bir döneme, o dönemde var olmayan bir kavramı uygulamak. Aynı hata zaman ekseninde değil, mekân ekseninde de yapılıyor.

Bu, kavramın hiç kullanılamayacağı anlamına gelmiyor. Aynı kursta kavram ödünçlemeyi konuşurken bir koşul koymuştuk: kavramın geldiği yerde neyi varsaydığı da birlikte taşınmalı.

Uygulaması üç adımlı. Kavramın kendi bağlamında hangi kurumsal düzenlemeyi varsaydığını yaz. Yeni bağlamda o düzenlemenin karşılığı var mı diye bak. Yoksa ya kavramı bırak ya da hangi kısmını kullandığını belirt.

Yaygın yanlışUluslararası literatürde yaygın olan bir kavramın her yerde geçerli olduğu sanılır.
Doğrusu

Bir kavramın yaygınlığı, doğduğu bağlamın yaygınlığını gösterir. Yaygın bir kavramın başka bir bağlamda çalışıp çalışmadığı ayrıca sınanır ve sınanmadan kullanıldığında bulguyu bağlamdan koparır.

Kaçınmak bir çözüm mü

Buraya kadarki her uyarı, sonunda bir kaçınma refleksi üretebilir: madem her kelime yüklü, en azını kullanmak en güvenlisi. Bu, çalışmayı hem zorlaştırır hem zayıflatır.

Kavramlar bir alanın birikimidir. Bir kavramı kullanmamak, o kavramın topladığı bütün tartışmayı da metnin dışında bırakmak demektir; yerine konan uzun betimlemeler aynı işi görmez ve okurun literatürle bağını koparır.

Ayıran soru şu: bu terimi kullandığımda, hangi tanımı esas aldığımı okur biliyor mu?

Cevap evetse terim kullanılabilir — yüklü olması bir engel değil, belirtilmemesi engel.

Cevap hayırsa iki seçenek var: tanımı yazmak ya da o kavramın taşıdığı çerçeveyi metnine almayı göze almak.

Yaygın yanlışBir kavramı kullanmanın onu onaylamak olduğu düşünülür.
Doğrusu

Kavramlar birer araçtır ve eleştirilerek de kullanılabilirler; bir kavramı kullanıp aynı metinde sınırlarını göstermek olağan bir işleyiştir. Onay ile kullanım aynı şey olsaydı hiçbir kavram eleştirilemezdi.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Kelimelerin taşıdığı yük ölçülebilen bir şey.

Hangi tarafın kelimeleri nötr sayılır

Şimdiye kadar kelimelerin yükünü tek tek inceledik. Bir de bu yükün taraflar arasında nasıl dağıldığına bakmak gerekiyor; orada işleyen mekanizma, sav kurma dersinde gördüğümüz kanıt yükünün dile taşınmış hâli.

Bir tartışmada tarafların ikisi de kendi kelimelerini kullanır. Zamanla bir tarafın kelimeleri "olağan dil" sayılmaya başlar; ötekinin kelimeleri ise "ideolojik", "taraflı" ya da "jargon" diye adlandırılır.

Bu ayrımı üreten şey kelimelerin kendisi değil. Yerleşik konumun kelimeleri, alışıldıkları için görünmez olur ve görünmez olan yüksüz sanılır.

Sonucu şu: aynı özenle yazılmış iki metinden biri "nesnel bir dille yazılmış" diye okunur, öteki "belirli bir dili kullanıyor" diye. Aradaki fark, metinlerin değil kelimelerin yerleşiklik derecesindedir.

Yaygın yanlışBir kelimenin yaygın olmasının onu nötr yaptığı sanılır.
Doğrusu

Yaygınlık bir kabul göstergesidir, yüksüzlük göstergesi değil. Bir metnin dilini değerlendirirken sorulacak soru "bu kelime alışıldık mı" değil, "bu kelime hangi çerçeveyi getiriyor".

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışEski metinlerdeki terimlerin bugünkü karşılıklarıyla değiştirilmesi gerektiği sanılır.
Doğrusu

Bir dönemin kendi terimini değiştirmek, o dönemin kategorilerini görünmez kılar ve tarihsel kaydı bozar. Yapılacak olan terimi olduğu gibi aktarmak ve bugünkü karşılığını ayrıca belirtmektir.

Yaygın yanlışBir kavramı eleştirmek için önce onu kullanmanın çelişki olduğu düşünülür.
Doğrusu

Bir kavramı sınırlarını göstermek üzere kullanmak olağan bir işleyiştir; koşulu, hangi anlamda kullandığını ve nerede yetersiz bulduğunu ayrı ayrı yazmak.

Yaygın yanlışTırnak içine almanın mesafe koymaya yeteceği sanılır.
Doğrusu

Tırnak okurun anlamını tahmin etmesini gerektirir: alıntı mı, şüphe mi, ironi mi? Mesafe koymanın açık yolu tırnak değil, hangi anlamda ve neden o kelimenin kullanıldığını yazmaktır.

Yaygın yanlışBir kavramın gündelik dildeki anlamıyla akademik anlamının aynı olduğu düşünülür.
Doğrusu

Pek çok kavram iki dilde de dolaşır ve iki anlam birbirinden uzaklaşmıştır. Metin akademik bir anlamı kullanıyorsa bunu belirtmek gerekir; okur aksi hâlde gündelik anlamı yükler.

Aklında kalsın

Tartışmalı bir kelimeyle çalışırken yedi kontrol.

  1. Tartışmalı kavramlar bir çatışmanın içinde doğar ve o çatışmanın çerçevesini taşımaya devam eder; yük anlamdan değil kaynaktan gelir.
  2. Bir kelimenin yüklü olup olmadığını anlamanın yolu karşıtını aramaktır: aynı olguyu adlandıran iki kelime varsa ikisi de yüklüdür.
  3. Kavramın künyesi üç soruyla çıkar: ne zaman doğdu, neye karşı kuruldu, bugün hangi literatürlerde hangi anlamda kullanılıyor.
  4. Tanım beyanı tek cümledir ve tartışmayı doğru yere taşır: itiraz eden kişi tanıma mı sava mı itiraz ettiğini ayırt edebilir.
  5. Bir gruptan söz ederken kendini adlandırma esas alınır; başka bir ad kullanılıyorsa kimin kullandığı ve neden kullanıldığı yazılır.
  6. Kavramlar zaman ekseninde olduğu gibi mekân ekseninde de taşınamaz; bir kavram başka bir bağlama götürülürken varsaydığı düzenlemenin orada karşılığı olup olmadığına bakılır.
  7. Yerleşik konumun kelimeleri alışıldıkları için görünmez olur ve görünmez olan yüksüz sanılır; yaygınlık bir kabul göstergesidir, yüksüzlük değil.

Sonraki derse köprü

Bu derste kavramların taşıdığı yükü ve o yükü nasıl görünür kılacağını konuştuk. Kavramlar tartışmaların malzemesiydi. Sıradaki derste aynı sorunun insanlara dokunan yüzüne geçiyoruz.

Bir grubu tarif eden cümleler yalnız bilgi taşımıyor. Aynı olguyu anlatan iki cümle, o gruptan birinin okuduğunda kendini nasıl gördüğünü de değiştiriyor ve bu, bir üslup ayrıntısı değil.

Buradaki mesele hangi kelimelerin yasak olduğu da değil. Sosyoloji gruplar hakkında konuşmak zorunda; grupları tarif etmeyen bir sosyal bilim olamaz. Sorun tarif etmekte değil, tarifin hangi düzeyde durduğunu kaybetmekte.

Sıradaki derste dilin bu tarafını kuracağız: bir niteliğin kişinin yerine geçmesi, bir grubun az görüldüğü yerde tek bir örneğin herkesin adına okunması ve bir grup hakkında o grup olmadan konuşmanın ne ürettiği.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.