Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Bir tartışmaya girmeden önce elinde bulunması gerekenler.
- Bir cümlenin türü, o cümlenin nasıl tartışılacağını belirler: olgu ölçümle, değerlendirme ölçütle, talep gerekçeyle sınanır.
- Normatif iddia değerlendirmeden farklıdır — biri yargılar, öteki eylem önerir — ve ikincisi birincisinden kendiliğinden çıkmaz.
- Bir betimlemeden bir talebe geçmek için araya en az bir değer öncülü girer; öncül yazılmadığında talep verinin doğal sonucu gibi görünür.
- En zor yakalanan yargılar kelimelerin içindedir; "bozulma" ve "gelişme" bir ölçütü zaten kabul etmiştir.
- Anlaşmazlığın türünü bulmanın yolu tek bir soru: hangi bulgu seni fikrini değiştirmeye ikna ederdi?
- Sosyoloji bir tercihin dayandığı olgusal varsayımı sınayabilir ve sonuçlarını gösterebilir; hangi değerin doğru olduğunu ölçemez.
- Nesnellik konumsuzluk değil denetlenebilirliktir; "konumsuz ol" anlamında kullanıldığında yerleşik konumun görünmez kalmasını sağlar.
Açılış sahnesi
Bir mahallede uzun süredir oturanların sayısı azalıyor, yeni gelenlerin sayısı artıyor. Bu, kayıtlardan görülüyor ve kimse itiraz etmiyor.
Bir toplantıda iki kişi bu değişimi konuşuyor.
Birincisi: mahalle canlanıyor, yeni yatırım geliyor, boş dükkânlar açılıyor.
İkincisi: mahalle bozuluyor, eski komşuluk gidiyor, kiralar yükseliyor.
İkisi de aynı sayılara bakıyor. İkisi de doğru şeyler söylüyor. Anlaşamadıkları şey olgunun kendisi değil, neyin iyi sayılacağı.
Tartışma bir süre daha "hangimiz haklı" ekseninde sürüyor ve hiçbir yere varmıyor — çünkü sorulması gereken soru bu değil.
Bu derste ne olacak
Bu kurs, sosyolojinin en zor tarafına giriyor: aynı olguyu bilen, aynı verilere bakan ve buna rağmen anlaşamayan insanların konuları.
İlk ders bir ayrım kuruyor ve ayrımın işlevi çok pratik. Bir cümlenin ne tür bir iddia taşıdığını bilmek, o cümlenin nasıl tartışılacağını da söylüyor: bazı anlaşmazlıklar kanıtla çözülür, bazıları çözülmez ve çözülmemesi bir kusur değildir.
Eleştirel düşünme kursunda dört ifade türünü ayırmıştık; orada değerlendirmenin bir ölçüte dayandığını söylemiş ve ölçütün nereden geldiğini açmamıştık. Bu ders o boşluğu dolduruyor.
Üç şeye bakacağız. Bir betimlemeden bir talebe geçerken araya neyin girdiğine, betimleme gibi görünen kelimelerin içine gizlenmiş yargılara ve tarafların olguda anlaşıp ölçütte ayrıldığı durumları tanımaya.
Kapanışta bir soru soracağız: "nesnel ol" demek her zaman bir yöntem çağrısı mıdır?
Aşağıdaki toplantılar, mahalleler ve tartışmalar kurgudur; hiçbiri gerçek bir yer ya da kişiyi anlatmıyor, ayrımı görünür kılmak için düzenlendiler.
Sıfır noktası — üç ayrı iddia türü
Bir tartışmada söylenen her cümle aynı türden değil ve türü, cümlenin nasıl sınanacağını belirliyor.
Birinci tür bir olguyu bildirir: ne oluyor, ne kadar, kimde. Bu tür cümleler ölçümle, sayımla ya da gözlemle sınanır ve yanlış çıkabilirler.
İkinci tür bir değerlendirmedir ve eleştirel düşünme kursunda tanımlamıştık: bir olgunun bir ölçüte göre iyi ya da kötü sayılması. Sınanması ölçütün kabul edilmesine bağlıdır.
Üçüncü tür bir talep bildirir.
Bu üç türün ayrılması, tartışmanın nerede tıkandığını görmeyi sağlıyor. Olguda anlaşmazlık varsa veri konuşulur. Ölçütte anlaşmazlık varsa veri konuşmak işe yaramaz ve tartışma yerinde sayar.
Yaygın yanlışDeğer içeren bir cümlenin olgusal bir cümleden daha zayıf sayılacağı düşünülür.
Oysa biri neyin olduğunu bildirir, öteki neyin önemli sayıldığını; bir tartışmanın ikisine de ihtiyacı vardır. Sorun yaratan şey ikisinin aynı cümlede birbirine karışması, ayrı ayrı durmaları değil.
Mekanizma — betimlemeden talebe geçiş
Bir olgudan bir talebe doğrudan geçilemez ve bu, mantıksal bir kısıt.
"Şu mahallede kiralar yükseliyor" cümlesinden "bir şey yapılmalı" cümlesine varmak için araya bir şey girmesi gerekir.
Değer öncülünü yazmak tartışmayı zayıflatmıyor; tam tersine, tartışmayı mümkün kılıyor. Öncül görünür olduğunda karşı taraf ona itiraz edebilir ya da kabul edip başka bir yerde ayrılabilir. Görünmez olduğunda tartışma, karşı tarafın olguları anlamadığı iddiasına dönüşür.
Yaygın yanlışVerinin ne yapılması gerektiğini söylediği sanılır.
Veri neyin olduğunu söyler; ne yapılacağı, hangi sonucun istendiğine bağlıdır ve bu bir tercihtir. "Veriler gösteriyor ki şunu yapmalıyız" cümlesi her zaman bir değer öncülü taşır ve o öncül genelde yazılmaz.
Betimleme kılığındaki yargılar
En zor yakalanan değer yargıları, ayrı bir cümlede değil, bir kelimenin içinde durur.
Bu kelimeleri kullanmamak diye bir kural yok. Kural şu: hangi ölçüte göre öyle sayıldığını yazmak.
"Mahalle bozuluyor" cümlesi bir ölçüt gerektirir ve o ölçüt yazıldığında cümle tartışılabilir hâle gelir: uzun süredir oturanların kalma oranına göre mi, dükkân sayısına göre mi, kiralara göre mi?
Aynı olgu birine göre bozulma, ötekine göre canlanma olabilir ve bu bir çelişki değil — iki farklı ölçütün aynı olguya uygulanmasıdır.
Yaygın yanlışTarafsız yazmanın değer taşıyan kelimelerden kaçınmak olduğu sanılır.
Değerden bütünüyle arınmış bir dil yok; her sınıflandırma bir ölçüt taşır. Yapılabilecek olan, kullanılan ölçütü açıkça yazmak ve okurun başka bir ölçütle bakabilmesine izin vermek.
Anlaşmazlığın türünü bulmak
Bir tartışmaya girdiğinde önce anlaşmazlığın nerede olduğunu bulmak gerekiyor; yanlış yerde tartışmak en yaygın zaman kaybı.
Anlaşmazlığın türünü bulmanın pratik bir yolu var: karşı tarafa "hangi bulgu seni fikrini değiştirmeye ikna ederdi" diye sormak.
Bir bulgu söyleyebiliyorsa anlaşmazlık olgusaldır ve o bulguya bakılarak ilerlenebilir.
Hiçbir bulgu söyleyemiyorsa anlaşmazlık ölçüttedir. Bu, karşı tarafın inatçı olduğunu göstermez; bir değer tercihinin veriyle değişmemesi olağandır.
Yaygın yanlışBir tartışmanın çözülememesinin taraflardan birinin haksız olduğunu gösterdiği sanılır.
Ölçüt anlaşmazlıkları uzlaşmayla ya da bir karar yordamıyla kapatılır, kanıtla değil. Kapanmamış olması, taraflardan birinin bilgisiz olduğunu değil, tartışmanın olgusal bir tartışma olmadığını gösterebilir.
Bilim değer yargısı yapabilir mi
Bu ayrım kolayca yanlış bir sonuca götürülebilir: madem bilim değer yargısı yapamıyor, o hâlde değer konularında söyleyeceği bir şey yoktur. Bu doğru değil ve sınırı bilmek önemli.
Sosyoloji üç şeyi yapabilir ve dördüncüsünü yapamaz.
Bir değer yargısının dayandığı olgusal varsayımı sınayabilir: "şu politika şu sonucu doğuruyor" cümlesi olgusaldır ve yanlış çıkabilir.
Bir tercihin sonuçlarını gösterebilir: bu seçenek uygulandığında kimin ne kazandığını ve kimin ne kaybettiğini ortaya koyabilir.
Bir toplumda hangi değerlerin nasıl dağıldığını inceleyebilir; bu, değerleri incelemektir, değer yargısı vermek değil.
Yapamayacağı şey, hangi değerin doğru olduğunu ölçmek. Ölçüt seçimi bir bulgu değil.
Ayıran soru şu: bu cümle bir gözlemle yanlışlanabilir mi, yoksa bir ölçüt tartışması mı gerektiriyor?
Yaygın yanlışBilimin değer konularında sessiz kalması gerektiği sanılır.
Değer yargısı vermemek, değer tartışmalarına hiçbir katkı yapmamak demek değil. Bir tercihin dayandığı olgusal varsayımları sınamak ve sonuçlarını göstermek, tartışmayı hem daha somut hem daha dürüst hâle getirir.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
İnsanların olgu ile değeri nasıl ayırdığı incelenebilen bir konu.
"Nesnel ol" ne zaman bir yöntem çağrısıdır
Sosyal bilim dersinde nesnelliği tanımlamıştık: bulguların araştırmacının tercihlerinden bağımsız olarak başkalarınca denetlenebilmesi. Tanımın içinde açık bir uyarı vardı — nesnellik konumsuzluk değildir.
Günlük tartışmada kelime çoğu zaman ikinci anlamında kullanılıyor ve orada işlevi değişiyor.
"Nesnel ol" cümlesi bir yöntem çağrısı olarak kullanıldığında işe yarar: verini göster, ölçütünü yaz, başkasının denetlemesine izin ver. Herkes için aynı şeyi ister.
Aynı cümle "konumsuz ol" anlamında kullanıldığında bir şey daha yapar: konuşanın bir konumu olduğunu görünür kılarken, yerleşik konumun konum sayılmamasını sağlar. Bir tarafın söyledikleri "taraflı", ötekinin söyledikleri "olağan" diye okunur.
Burada bir art niyet aramak gerekmiyor. Yerleşik bakış, alışıldığı için görünmez olur; görünmez olan da tarafsız sayılır.
Yaygın yanlışNesnelliğin konumsuz olmak anlamına geldiği sanılır.
Herkesin bir konumu vardır ve konum sahibi olmak bir kusur değil. Nesnelliği sağlayan şey konumun yokluğu değil, konumun ve yöntemin görünür kılınmasıyla başkalarının denetleyebilmesidir.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışDeğer yargılarının kişisel olduğu için tartışılamayacağı sanılır.
Değer tercihleri gerekçelendirilebilir, tutarlılıkları sınanabilir ve sonuçları gösterilebilir. Tartışılamayan şey, hangisinin ölçümle doğru çıkacağıdır; tartışılabilen çok şey vardır.
Yaygın yanlışBir konuda "her görüş eşit derecede geçerlidir" denmesinin çoğulculuk olduğu düşünülür.
Bir görüşün dayandığı olgusal varsayımlar yanlış çıkabilir ve o zaman görüş zayıflar. Çoğulculuk, farklı değer tercihlerinin varlığını tanımaktır; her cümlenin doğru sayılması değil.
Yaygın yanlışÖlçütü yazmanın metni öznel yapacağı sanılır.
Ölçütü yazılmamış bir değerlendirme daha nesnel olmaz, yalnız denetlenemez hâle gelir. Yazılı ölçüt okura itiraz imkânı verir ve bu, metni zayıflatmaz.
Yaygın yanlışBir tartışmada tarafların ortak zemini olmadığı düşünülür.
Çoğu tartışmada anlaşılan alan, tartışılan alandan geniştir ve konuşulmadığı için görünmez. Ortak zemini yazmak, kalan anlaşmazlığın gerçek boyutunu da gösterir.
Aklında kalsın
Bir tartışmaya girmeden önce elinde bulunması gerekenler.
- Bir cümlenin türü, o cümlenin nasıl tartışılacağını belirler: olgu ölçümle, değerlendirme ölçütle, talep gerekçeyle sınanır.
- Normatif iddia değerlendirmeden farklıdır — biri yargılar, öteki eylem önerir — ve ikincisi birincisinden kendiliğinden çıkmaz.
- Bir betimlemeden bir talebe geçmek için araya en az bir değer öncülü girer; öncül yazılmadığında talep verinin doğal sonucu gibi görünür.
- En zor yakalanan yargılar kelimelerin içindedir; "bozulma" ve "gelişme" bir ölçütü zaten kabul etmiştir.
- Anlaşmazlığın türünü bulmanın yolu tek bir soru: hangi bulgu seni fikrini değiştirmeye ikna ederdi?
- Sosyoloji bir tercihin dayandığı olgusal varsayımı sınayabilir ve sonuçlarını gösterebilir; hangi değerin doğru olduğunu ölçemez.
- Nesnellik konumsuzluk değil denetlenebilirliktir; "konumsuz ol" anlamında kullanıldığında yerleşik konumun görünmez kalmasını sağlar.
Sonraki derse köprü
Bu derste cümlelere baktık: hangisi neyi bildiriyor, hangi ölçüte dayanıyor, hangi öncülü taşıyor.
Şimdi cümleyi kuran kişiye bakıyoruz.
Bir araştırmacı bir konuyu seçerken, sorusunu kurarken ve kimlerle konuşacağına karar verirken kendi hayatından bağımsız çalışmıyor. Nerede büyüdüğü, hangi kurumda çalıştığı, konuyla nasıl bir ilişkisi olduğu — bunlar araştırmanın dışında kalan ayrıntılar değil, araştırmanın nasıl kurulduğunu etkileyen unsurlar.
Bu, bir kusur ilanı değil. Sıradaki derste göreceğin şey şu: kendi konumunun etkisini görmek, o etkiyi ortadan kaldırmanın değil, çalışmayı denetlenebilir kılmanın yolu. Konumsallığın ne olduğunu, düşünümselliğin nasıl uygulandığını ve araştırmacının varlığının incelenen şeyi nasıl değiştirdiğini oradan itibaren kuracağız.