İçeriğe geç

HAZ-002-05·Sosyal Bilimler Haritası

Sosyoloji ile hukuk, coğrafya, iletişim ve felsefe arasındaki ilişki

hazırlık1.955 kelime≈ 13 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş maddede bu dersin bıraktığı.

  1. Dört sınırda da sosyolojinin eklediği şey aynı: yazılı olanla yaşanan arasındaki mesafeyi ölçmek.
  2. Bir hakkın tanınması onun kullanılabildiğini göstermez; bilgi, zaman, ulaşım ve dil dağılmadığında hak da fiilen dağılır.
  3. Mekân bir arka plan değil bir dağıtım düzenidir; haritadaki eşit mesafe, yaşanan mekânda eşit değildir.
  4. Felsefe yan komşu değil zemindir; değerden arınmak mümkün değildir, yapılabilecek şey hangi değerin nerede devreye girdiğini yazmaktır.
  5. Bir olguyu adlandırmak tarafsız bir ön adım değildir; seçilen kelime, nereye bakılacağını ve hangi çözümün akla geleceğini baştan belirler.

Açılış sahnesi

Bir apartmanın girişine "top oynamak yasaktır" yazılı bir levha asılmış.

Levha yıllardır orada. Çocuklar hâlâ top oynuyor.

Hukukçu bu levhaya bakar ve sorar: bu kuralı koymaya kimin yetkisi var, yaptırımı nedir, üst bir düzenlemeye aykırı mı.

Coğrafyacı sorar: bu çocuklar başka nerede oynayabilirdi. En yakın park ne kadar uzakta, oraya giden yol güvenli mi.

İletişim alanından biri sorar: bu levha kime, hangi dille sesleniyor. "Yasaktır" mı yazıyor, "lütfen" mi; kim muhatap alınmış, kim alınmamış.

Filozof sorar: bir kuralın adil olması ne demek ve buradaki çıkar çatışması nasıl tartılır.

Sosyolog bunların hepsini duyar ve tek bir soru daha ekler: bu levha kimin şikâyetiyle asıldı ve neden hiç uygulanmıyor.

Beş soru, tek bir levha. Hiçbiri ötekinin yerini tutmuyor.

Bu ders o dört komşuyu birden çiziyor.

Bu derste ne olacak

Önce hukukla olan sınıra bakacağız. Kural ile kuralın hayattaki karşılığı arasındaki mesafe, sosyolojinin bu alana kattığı asıl şey.

Sonra coğrafyaya geçeceğiz. Mekân bir arka plan değil; kimin nereye yerleştiğini ve orada neye erişebildiğini belirleyen bir düzen.

Ardından iletişime bakacağız. Bir mesajın içeriği kadar, hangi yapı içinde dolaştığı ve kimin konuşabildiği de sosyolojik bir mesele.

Sonra felsefeye geleceğiz ve buradaki ilişki ötekilerden farklı: felsefe sosyolojinin komşusu değil, altında duran zemin.

Son olarak dört sınırın ortak dersine geleceğiz — bir olguyu adlandırmanın onu incelemenin parçası olması.

Buradaki mahalle, kurum ve mahkeme sahneleri kurgudur; her disiplinin hangi soruyla neyi gördüğünü ayırmak için düzenlenmişlerdir.

Sıfır noktası

Bu dört alanın hepsinde sosyolojinin eklediği şey aynı biçimde tarif edilebilir: yazılı olanla yaşananın arasındaki mesafeyi ölçmek.

Hukukta kural ile uygulama arasındaki mesafe. Coğrafyada harita ile yaşanan mekân arasındaki. İletişimde söylenen ile duyulan arasındaki. Felsefede ise ilke ile ilkenin işlediği koşullar arasındaki.

Yaygın yanlışBir hakkın tanınmasının onun kullanılabildiği anlamına geldiği sanılır.
Doğrusu

Tanınma bir koşuldur, yeterli koşul değil. Bir hakkın kullanılabilmesi için bilgi, zaman, ulaşım, dil ve çoğu zaman birinin yol göstermesi gerekir; bunlar dağıldığında hakkın kendisi de fiilen dağılır.

Mekanizma — kural, mekân, mesaj ve ilke

Dört alanın her biri bir soyutlama üretiyor ve sosyolojinin işi o soyutlamanın hayatta ne olduğunu sormak.

Hukuk kuralı üretir. Kural genel ve soyuttur; herkese aynı biçimde yazılır.

Coğrafya mekânı üretir. Harita mesafeyi gösterir; mesafenin kimin için ne anlama geldiğini göstermez.

İletişim mesajı üretir. Bir metnin ne dediği incelenebilir; kimin konuşabildiği ayrı bir sorudur.

Yaygın yanlışBir mesajın etkisinin içeriğinden ibaret olduğu sanılır.
Doğrusu

Aynı cümle, kimin ağzından çıktığına, hangi mecrada dolaştığına ve kimin yanıt verebildiğine göre farklı sonuçlar üretir. İçerik çözümlemesi gerekli ve tek başına yetersizdir; mesajın dolaştığı yapı da veriye dahildir.

İletişim sınırında ikinci bir soru daha var ve ilkinden daha sessiz: hangi konuların hiç konuşulmadığı. Bir gündemde neyin bulunduğu kadar neyin hiç görünmediği de bir dağılımın sonucudur.

Felsefeyle ilişki — komşu değil zemin

Dört alandan üçü yan komşu; felsefe ise altta duruyor.

Sebebi şu: sosyolojinin her adımı bir felsefi kabule dayanıyor ve o kabuller çoğu zaman görünmez. Neyin kanıt sayıldığı, nedenselliğin ne demek olduğu, bir açıklamanın ne zaman yeterli olduğu — hepsi bilgi felsefesinin soruları.

Bir de ikinci bir hat var ve daha görünür: ahlak felsefesi. Bir eşitsizliği ölçmek olgusal bir iştir; onu adaletsiz saymak bir değer yargısıdır ve ikisi aynı cümlede birleştiğinde birbirine karışır.

Yaygın yanlışDeğer yargısı içermeyen bir sosyal bilim mümkün olduğu sanılır.
Doğrusu

Hangi konunun araştırılmaya değer bulunduğu, hangi kategorinin kullanıldığı ve neyin "sorun" sayıldığı zaten değer taşır. Yapılabilecek şey değerden arınmak değil, hangi değerin nerede devreye girdiğini yazmaktır.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Bu dört sınırda kullanılan kanıtların kendine özgü güçleri ve kör noktaları var.

Yaygın yanlışKayıtta görünmeyenin araştırılamayacağı sanılır.
Doğrusu

Görünmeyeni araştırmanın yolları vardır ve çoğu zaman kaydın kendi mantığından geçer: kaydın hangi koşulda oluştuğunu bilirsen, hangi durumların dışarıda kaldığını da çıkarabilirsin. Eksikliği fark etmek, onu doldurmanın ilk adımıdır.

Dört sınırın ortak dersi

Dört alanın hepsinde aynı şey geri dönüyor: bir olguyu adlandırmak, onu incelemenin tarafsız bir ön adımı değil, incelemenin kendisinin bir parçası.

Bir davranışa "ihlal" demek hukukun kategorisidir. Aynı davranışa "uyum sorunu" demek başka bir kategoridir. Aynı davranışa "erişim engeli" demek üçüncüsü. Üçü de aynı olguya bakıyor ve üçü farklı çözüm önerileri doğuruyor.

Bu, adlandırmanın keyfî olduğu anlamına gelmiyor. Bazı adlandırmalar olguya daha iyi uyar ve hangisinin uyduğu ampirik bir sorudur: yaptırım çözmediyse, disiplin çerçevesi o olguyu doğru tarif etmiyordu.

Buradan pratik bir alışkanlık çıkıyor. Bir sorunla karşılaştığında ilk akla gelen adlandırmayı bir cevap değil bir hipotez saymak, ve yanına en az bir alternatif adlandırma yazmak.

Yaygın yanlışBir sorunun "gerçek" adının bulunabileceği sanılır.
Doğrusu

Adlandırmalar tek doğruya yaklaşmaz; farklı müdahale noktaları açar. Sorulacak soru "bunun asıl adı ne" değil, "hangi adlandırma bize üzerinde çalışabileceğimiz bir mekanizma veriyor" olmalıdır.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışMekânın bir arka plan olduğu düşünülür.
Doğrusu

Mekân, eşitsizliğin taşıyıcılarından biridir: nerede oturduğun hangi okula gideceğini, hangi işe ulaşabileceğini ve hangi hizmeti alabileceğini belirler. Bir eşitsizliği açıklarken haritaya bakmamak, en dayanıklı mekanizmalardan birini gözden kaçırmaktır.

Yaygın yanlışBir kuralın uygulanmamasının yalnız denetim eksikliğinden kaynaklandığı sanılır.
Doğrusu

Uygulanmayan kuralların çoğu, uyulması fiilen zor ya da imkânsız olduğu için uygulanmaz. Denetimi artırmak bu durumda yalnız cezayı artırır; kuralın gerektirdiği davranışın mümkün olup olmadığı ayrı bir sorudur ve önce o sorulmalıdır.

Yaygın yanlışFelsefenin pratik bir işi olmadığı düşünülür.
Doğrusu

Bir araştırmanın hangi kategoriyi kullanacağı, neyi kanıt sayacağı ve bulgusunu nasıl değerlendireceği felsefi kararlardır ve bunlar yazılmadığında kaybolmazlar — yalnız görünmez hâle gelirler.

Aklında kalsın

Beş maddede bu dersin bıraktığı.

  1. Dört sınırda da sosyolojinin eklediği şey aynı: yazılı olanla yaşanan arasındaki mesafeyi ölçmek.
  2. Bir hakkın tanınması onun kullanılabildiğini göstermez; bilgi, zaman, ulaşım ve dil dağılmadığında hak da fiilen dağılır.
  3. Mekân bir arka plan değil bir dağıtım düzenidir; haritadaki eşit mesafe, yaşanan mekânda eşit değildir.
  4. Felsefe yan komşu değil zemindir; değerden arınmak mümkün değildir, yapılabilecek şey hangi değerin nerede devreye girdiğini yazmaktır.
  5. Bir olguyu adlandırmak tarafsız bir ön adım değildir; seçilen kelime, nereye bakılacağını ve hangi çözümün akla geleceğini baştan belirler.

Sonraki derse köprü

Beş dersin sonunda haritanın bütün sınırları çizildi. Her komşunun hangi soruyu sorduğunu ve o sorunun neyi görünür kılıp neyi kaçırdığını artık biliyorsun.

Şimdi haritanın kendisiyle ilgili bir soru kalıyor: bu sınırlar arasında nasıl çalışılır.

Sonraki ders bunu kuruyor. Bir problemi disiplinlerarası kurmanın somut adımlarını göreceğiz ve aynı zamanda sınır ihlallerini — yani bir alanın aracını, o aracın çalışmadığı bir soruya zorlamayı. İkisi arasındaki fark incedir ve ayırt edilmediğinde disiplinlerarasılık bir zenginlik değil bir bulanıklık üretir. Bu kursun son dersi, bütün haritayı kullanılabilir hâle getiriyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.