İçeriğe geç

ESD-502-03·Yoksulluk, Servet ve Toplumsal Dışlanma

Yoksulluk kültürü tartışması ve yapısal açıklamalar

temel3.044 kelime≈ 20 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Hak eden ve hak etmeyen yoksul ayrımı, yoksulluğun nedenini bireyin ahlakına yerleştiren ve yüzyıllardır sosyal politikaları biçimlendiren bir ayrımdır.
  2. Lewis'in yoksulluk kültürü tezi, yoksulluğa uyum olarak doğan ve çocuklara aktarılan bir yaşam biçimini anlatır; ama tez, kamuoyunda Lewis'in çekincelerinden arındırılarak kullanıldı.
  3. Ryan'ın kurbanı suçlama kavramı, toplumsal sorunların mağdurlarının özelliklerini sorunun nedeni olarak gösteren düşünme biçimini eleştirir.
  4. Yapısal açıklamalar, yoksulluğun sürmesini iş piyasası, eğitim, konut ve sosyal koruma koşullarına bağlar.
  5. Kıtlık zihniyeti yaklaşımı, kıtlığın herkesin zihnini benzer biçimde meşgul ettiğini öne sürer; dayandığı bazı bulgular hâlâ tartışılmaktadır.
  6. Yoksulluk tuzağı, yoksulluğun kendi kendini besleyen bir döngüye dönüşmesidir; bu tuzakların hangi koşullarda var olduğu dikkatle incelenmelidir.
  7. Kültürel araç kutusu yaklaşımı ve Türkiye'deki yardım ve tembellik tartışması, kültürü yoksulluğun nedeni olarak değil, kısıtlı koşullarda başvurulan araçlar olarak okumanın önemini gösterir.

Açılış sahnesi

Okan, bir haber sitesinde muhabir. Editörü, Gaziantep'in kenar mahallelerinden birinde sosyal yardım alan aileler üzerine bir dosya hazırlamasını istiyor ve başlığı da önceden düşünmüş: "Yardıma alışan mahalle." Editöre göre bu ailelerin bir kısmı çalışabilecekken çalışmıyor, çocuklarını okula göndermiyor ve devletin verdiğiyle yetiniyor.

Okan mahallede bir aileyle tanışıyor. Baba, ayakkabı atölyelerinde parça başı çalışıyor; bazı haftalar iş var, bazı haftalar yok. Sigortası yok, çünkü atölye sahipleri sigortalı işçi çalıştırmak istemiyor. Anne, evde çocuklara bakıyor ve ara sıra komşular için dikiş yapıyor. Büyük oğul liseyi bırakmış, bir pazarda hamallık yapıyor. Ailenin aldığı yardım, kışın kömür ve ayda bir küçük bir nakit desteği.

Okan, babaya neden düzenli bir iş aramadığını soruyor. Baba gülüyor: "Düzenli iş nerede? Sanayi sitesindeki fabrikalar liseyi bitirmiş, sigortası olan, yakın oturan genç istiyor. Ben elli yaşındayım, okulum yok. Atölyede bugün varsa bugün çalışırım." Sonra ekliyor: "Yarını düşünmeye vaktimiz yok, bugünün kirası var." Okan, editörün beklediği "yardıma alışmışlık" ile babanın anlattığı "yarını düşünemeyecek kadar sıkışmışlık" arasında bir fark olup olmadığını düşünmeye başlıyor.

Bu derste ne olacak

Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.

Bir önceki derste, dar gelirli hanelerde paranın gençten yaşlıya yürüdüğünü izlemiştik. Bu ders, yoksulluğun neden kuşaklar boyunca sürdüğü sorusunu doğrudan soruyor. Sosyal bilimlerde bu soruya verilen yanıtlar, uzun süre iki kutup arasında gidip geldi. Bir kutupta, yoksulluğun yoksulların değerlerinden, alışkanlıklarından ve davranışlarından kaynaklandığını öne süren kültürel açıklamalar vardı. Öbür kutupta ise yoksulluğu iş piyasasının, eğitim sisteminin, konut piyasasının ve devlet politikalarının ürettiğini vurgulayan yapısal açıklamalar.

Önce bu tartışmanın tarihsel kökenine, yoksulları hak eden ve etmeyen diye ayıran eski ayrıma bakacağız. Ardından Lewis'in tezini ve karşısında yükselen itirazları, kıtlığın insan zihnine etkisi üzerine yeni araştırmaları ve kültürü yeniden ama farklı biçimde tartışmaya sokan güncel yaklaşımları göreceğiz.

Sıfır noktası — eski bir ayrım

Yoksulluk hakkındaki kamusal tartışmaların arkasında, yüzyıllardır süren bir ayrım yatar: bazı yoksullar yardımı hak eder, bazıları etmez. Bu ayrım, yoksulluğun nedenine dair bir yargı içerir: hak eden yoksul, kendi elinde olmayan nedenlerle yoksul düşmüştür; hak etmeyen yoksul ise tembelliği, savurganlığı ya da ahlaki zaafı yüzünden.

Bu ayrımın sosyolojik önemi, yoksulluğun nedenine dair tartışmayı bireyin ahlakına yöneltmesidir. Yoksulluğun nedenleri bireylerde arandıkça, çözümler de bireyleri düzeltmeye, denetlemeye ve gerektiğinde cezalandırmaya yönelir.

Mekanizma — yoksulluk kültürü tezi

Amerikalı antropolog Oscar Lewis, ellilerin sonunda ve altmışlarda Meksika'da ve Porto Riko'da yoksul ailelerle uzun süreli saha çalışmaları yaptı. Ailelerin hayatlarını kendi ağızlarından aktaran kitaplarında, yoksulluğun yalnız bir para eksikliği değil, kendine özgü bir yaşam biçimi olduğunu ileri sürdü.

Lewis'in tezi, altmışlarda Amerika'da yoksullukla mücadele programlarının tartışıldığı bir dönemde geniş yankı uyandırdı. Kavram, farklı siyasal yönlerde kullanıldı. Bazıları onu, yoksulların davranışlarını değiştirmeye yönelik eğitim ve rehberlik programlarının gerekçesi olarak kullandı. Bazıları ise yoksulluğun yoksulların kendi suçu olduğunu, yardımın bu kültürü beslediğini ve devletin geri çekilmesi gerektiğini savunmak için kullandı. Aynı dönemde Amerika'da siyah ailelerin yapısını yoksulluğun nedeni olarak gösteren tartışmalı bir hükümet raporu da yoğun eleştirilere konu oldu.

Yapısal eleştiri: kurbanı suçlamak

Yoksulluk kültürü tezine yöneltilen en güçlü eleştirilerden biri, Amerikalı psikolog William Ryan'dan geldi. Ryan, yetmişlerin başında yayımladığı kitabında, bu tür açıklamaların sorunun kaynağını yanlış yere yerleştirdiğini ileri sürdü.

Yapısal açıklamalar, yoksulluğun sürmesini başka yerlerde arar. Kayıtlı ve güvenceli işlerin azalması, sanayinin kent merkezlerinden uzaklaşması, ücretlerin geçim masraflarının gerisinde kalması, eğitim sisteminin yoksul çocuklara daha az kaynak ayırması, konut piyasasının yoksulları belirli bölgelere itmesi ve sosyal korumanın yetersizliği bu açıklamaların başlıca unsurlarıdır. Bu bakışa göre yoksulların davranışlarındaki farklar, eğer varsa, nedenden çok sonuçtur.

Kültürel ve yapısal açıklamaları birbirinden ayırmanın güçlüğünü gösteren bir çalışma da, Amerikalı sosyologlar Kathryn Edin ve Maria Kefalas'ın iki binlerin ortasında yoksul mahallelerde yaşayan genç annelerle yaptığı görüşmelere dayanır. Yoksul kadınların evliliğe değer vermediği ve bu yüzden evlilik dışı çocuk sahibi olduğu yönündeki yaygın kanının aksine, araştırmacılar bu kadınların evliliğe çok yüksek bir değer verdiğini, ama evliliği ancak ekonomik güvence sağlandıktan sonra girilmesi gereken bir hedef olarak gördüklerini, çocuğu ise hayatlarına anlam katan, ertelenemeyecek bir şey olarak yaşadıklarını buldu.

Kıtlığın zihne etkisi

Son yıllarda yoksulluk ile davranış arasındaki ilişki, farklı bir açıdan yeniden incelenmeye başladı. Bu yaklaşım, yoksulların farklı değerlere sahip olduğunu değil, kıtlık koşullarının herkesin zihnini benzer biçimde etkilediğini öne sürüyor.

Bir başka yapısal kavram, yoksulluğun kendi kendini besleyen bir döngüye dönüşmesini anlatır.

Kültürün geri dönüşü

İki binlerden itibaren bazı sosyologlar, yoksulluk kültürü tezini reddederken kültürü tamamen bir kenara bırakmanın da bir hata olduğunu ileri sürdü. Mario Small, David Harding ve Michèle Lamont, iki bin on yılında yoksulluk ve kültür üzerine bir dergi sayısını yayına hazırlarken, kültürü bir bütün olarak sabit değerler bütünü olarak değil, insanların duruma göre kullandığı araçlar olarak ele almayı önerdi.

Ölçüt nerede yanlış çalışıyor

Yoksulluk kültürü ve yapısal açıklamalar tartışmasında, her iki tarafın da düşebileceği tuzaklar vardır.

Kültürel açıklamaların tuzağı, yoksulları ana akımdan farklı ve eksik bir insan topluluğu olarak görmek ve davranışlardaki farkları onların kalıcı özellikleriymiş gibi sunmaktır. Bu bakış, yoksulluğun koşulları değiştiğinde davranışların da hızla değişebildiğini gösteren araştırmaları görmezden gelir.

Yapısal açıklamaların tuzağı ise yoksul insanları yalnız yapıların edilgen kurbanları olarak görmek ve onların seçimlerini, stratejilerini, dayanışma ağlarını ve direnişlerini görünmez kılmaktır. Bu da yoksulları, farklı bir yönden de olsa, insan olarak eksik bir biçimde anlatmaktır.

Bir başka tuzak, ortalamaları bireylere uygulamaktır. Bir mahallede belirli bir davranışın daha yaygın olması, o mahalledeki her bireyin böyle davrandığı anlamına gelmez. Yoksul mahallelerde yaşayan insanların çoğu, ana akım değerlere sıkıca bağlıdır.

Kuramsal mercekler

Bu tartışmaya farklı mercekler farklı biçimlerde yaklaşır.

Kültürcü mercek, yoksulluğun sürmesinde değerlerin, tutumların ve davranışların payını vurgular. Bu bakışın ılımlı biçimi, kültürün yapısal koşullardan doğduğunu kabul eder; katı biçimi ise kültürü yoksulluğun temel nedeni sayar.

Yapısalcı mercek, yoksulluğun iş piyasası, eğitim, konut ve devlet politikaları tarafından üretildiğini vurgular. Bu bakışa göre yoksulların davranışlarındaki farklar, varsa, kısıtlı seçeneklere verilen akılcı tepkilerdir.

Etkileşimci ve kültürel sosyoloji merceği ise kültürü ve yapıyı birbirinden ayrı düşünmek yerine, yapının kültürel anlamlarla nasıl yaşandığını ve insanların kısıtlı koşullarda hangi kültürel araçlara başvurduğunu inceler. Kıtlık zihniyeti ve kültürel araç kutusu yaklaşımları, bu bakışın güncel örnekleridir.

Okan'ın dosyasına bu üç mercekle bakılabilir. İlki, babanın "yarını düşünemeyiz" sözünü bir yoksulluk kültürü işareti olarak görür. İkincisi, aynı sözü sigortasız ve geçici işlerin dünyasına verilen bir tepki olarak okur. Üçüncüsü ise ailenin değerlerinin ana akımdan farklı olmadığını, ama bu değerleri gerçekleştirecek araçlardan yoksun olduğunu ve kıtlığın onların zihinlerini nasıl meşgul ettiğini sorar.

Ölçek

Bir hanenin içinde yoksulluk, borçların nasıl öncelendirildiğinde, çocukların okula gönderilip gönderilmediğinde ve kimin hangi işe razı olduğunda yaşanır. Bu kararlar, dışarıdan kültürel tercihler gibi görünse de çoğu zaman kısıtlı seçenekler arasında yapılan hesaplardır.

Mahalle ve kurumlar düzeyinde, okulların, sağlık merkezlerinin, sosyal hizmet birimlerinin ve işverenlerin yoksullara nasıl davrandığı, yoksulluğun sürüp sürmeyeceğini etkiler. Bir sosyal hizmet görevlisinin bir aileyi "hak etmeyen yoksul" olarak görmesi, ailenin yardıma erişimini doğrudan belirleyebilir.

Ülkelerin sosyal politikalarında ise yoksulluğun nedenine dair kabuller, hangi politikaların seçileceğini belirler. Kültürel açıklamalara yaslanan politikalar davranış değişikliğine ve şartlara, yapısal açıklamalara yaslananlar ise istihdama, ücretlere ve evrensel sosyal korumaya ağırlık verir.

Türkiye'de yardım ve tembellik söylemi

Türkiye'de sosyal yardımlar son yirmi yılda belirgin biçimde genişledi. Sosyal yardımlaşma vakıfları, belediyeler ve hayır kurumları aracılığıyla nakit, gıda, kömür ve eğitim desteği gibi yardımlar yaygınlaştı; bazı yardımlar, çocukların okula düzenli devamı ve sağlık kontrolleri gibi şartlara bağlandı ve ödemeler çoğu zaman annelerin hesabına yapıldı.

Bu genişlemeyle birlikte, kamusal tartışmalarda yardımların insanları tembelliğe ittiği, "yardım alan çalışmıyor" ya da "devletten alıştılar" gibi söylemler de sıkça duyulmaya başladı. Bu söylemler, hak eden ve hak etmeyen yoksul ayrımının Türkiye'deki güncel bir karşılığıdır: yaşlılara, engellilere ve dul kadınlara yapılan yardımlar genellikle meşru görülürken, çalışabilir yaştaki erkeklere yapılan yardımlar kuşkuyla karşılanır.

Bu konuda farklı görüşler vardır. Yardımların çalışma isteğini azalttığını düşünenler, yardımların istihdam programlarına ve aktif iş arama şartlarına bağlanması gerektiğini savunur. Türkiye'de yoksulluk üzerine çalışan sosyologlar ve sosyal politika uzmanlarının önemli bir kısmı ise yardım alanların çoğunun zaten çalışmak istediğini, ama kayıtlı ve güvenceli iş bulamadığını, yardımların tutarının çalışmaktan vazgeçirecek düzeyde olmadığını ve "tembellik" söyleminin yoksulluğun yapısal nedenlerini gizlediğini vurgular. Bazıları da yardımların hak temelli değil, hayırseverlik ve takdir temelli bir mantıkla dağıtılmasının, alanlar üzerinde bir minnet ve bağımlılık ilişkisi kurduğunu eleştirir. Benzer tartışmalar, Latin Amerika'daki şartlı nakit transferi programları ve Avrupa'daki asgari gelir uygulamaları etrafında da yaşanmış; araştırmalar, bu programların çalışma isteğini genellikle sanıldığı kadar azaltmadığını göstermiştir.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Yoksulluğun nedenleri üzerine tartışma, farklı yöntemlerden gelen kanıtlara dayanır.

Yaygın hatalar

Aklında kalsın

  1. Hak eden ve hak etmeyen yoksul ayrımı, yoksulluğun nedenini bireyin ahlakına yerleştiren ve yüzyıllardır sosyal politikaları biçimlendiren bir ayrımdır.
  2. Lewis'in yoksulluk kültürü tezi, yoksulluğa uyum olarak doğan ve çocuklara aktarılan bir yaşam biçimini anlatır; ama tez, kamuoyunda Lewis'in çekincelerinden arındırılarak kullanıldı.
  3. Ryan'ın kurbanı suçlama kavramı, toplumsal sorunların mağdurlarının özelliklerini sorunun nedeni olarak gösteren düşünme biçimini eleştirir.
  4. Yapısal açıklamalar, yoksulluğun sürmesini iş piyasası, eğitim, konut ve sosyal koruma koşullarına bağlar.
  5. Kıtlık zihniyeti yaklaşımı, kıtlığın herkesin zihnini benzer biçimde meşgul ettiğini öne sürer; dayandığı bazı bulgular hâlâ tartışılmaktadır.
  6. Yoksulluk tuzağı, yoksulluğun kendi kendini besleyen bir döngüye dönüşmesidir; bu tuzakların hangi koşullarda var olduğu dikkatle incelenmelidir.
  7. Kültürel araç kutusu yaklaşımı ve Türkiye'deki yardım ve tembellik tartışması, kültürü yoksulluğun nedeni olarak değil, kısıtlı koşullarda başvurulan araçlar olarak okumanın önemini gösterir.

Sonraki derse köprü

Bu derste yoksulluğun nedenine dair kültürel ve yapısal açıklamaları karşılaştırdık. Okan'ın ziyaret ettiği aile, Gaziantep'in belirli bir kenar mahallesinde yaşıyordu ve editörün başlığı, ailenin değil, mahallenin adını taşıyordu. Yoksulluk bazı mahallelerde toplanır ve o mahallenin adı, orada yaşayan herkes için bir etikete dönüşebilir. Sonraki ders, yoksulluğun mekânda nasıl yoğunlaştığını, bu yoğunlaşmanın insanları kent hayatının geri kalanından nasıl dışladığını ve bir mahalleye yapışan damganın, orada yaşayanların iş bulma, okul seçme ve kendilerini anlatma biçimlerini nasıl etkilediğini inceliyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.