İçeriğe geç

ESD-502-01·Yoksulluk, Servet ve Toplumsal Dışlanma

Mutlak, göreli ve çok boyutlu yoksulluk

temel2.838 kelime≈ 19 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Yoksulluk ölçmek bir sınır çizmeyi gerektirir ve sınırın nereye çekileceği, yoksulluğun ne olduğuna dair bir karara bağlıdır.
  2. Mutlak yoksulluk, hayatta kalmanın asgari ihtiyaçları üzerinden tanımlanır; Rowntree'nin York çalışması bu yaklaşımın kurucu örneğidir.
  3. Göreli yoksulluk, Townsend'in izinden, toplumun olağan yaşam düzenine katılamamak olarak tanımlanır ve genellikle ortanca gelirin bir kesriyle ölçülür.
  4. Toplumsal uzlaşı yöntemi, hangi eşya ve etkinliklerin zorunlu olduğunu toplumun kendisine sorarak belirler.
  5. Sen'in yapabilirlik yaklaşımına göre yoksulluk, insanların değer verdikleri biçimde yaşama özgürlüklerinin kısıtlanmasıdır; yapabilirliklerde mutlak, eşyalarda göreli bir yapıya sahiptir.
  6. Çok boyutlu yoksulluk, gelirin yanında sağlık, eğitim ve yaşam koşullarındaki yoksunlukları birlikte değerlendirir.
  7. Türkiye'de açlık ve yoksulluk sınırı hesapları, mutlak bir sepete dayanan ölçünün kamusal tartışmadaki gücünü ve sepet ile hane varsayımlarına duyarlılığını gösterir.

Açılış sahnesi

Hande, bir ilçenin sosyal yardımlaşma vakfında sosyal inceleme görevlisi. Pazartesi sabahı, yardım başvurusunda bulunan üç haneyi ziyaret etmek için yola çıkıyor.

İlk ev, eşini birkaç yıl önce kaybetmiş yaşlı bir kadının. Ev kendisine ait, küçük bir dul maaşı alıyor. Kâğıt üzerinde geliri vakfın eşiğinin biraz üstünde. Ama Hande içeri girdiğinde evin buz gibi olduğunu fark ediyor: kadın kışın yalnız mutfaktaki küçük sobayı yakıyor, öbür odaların kapılarını kapatmış. İlaçlarının bir kısmını, eczanede katkı payı ödemek istemediği için almıyor.

İkinci ev, inşaatta gündelikçi olarak çalışan bir babanın. Bu ay iş çıkmış, gelir eşiğin hemen üstünde. Kızı Hande'ye utanarak okulun düzenlediği müze gezisine gidemeyeceğini, çünkü ücretini isteyemediğini anlatıyor. Sınıfta herkesin bir telefonu var, onunki yok; ödev gruplarından haberi olmuyor. Üçüncü hane ise ilçeye bağlı bir köyde: eline neredeyse hiç nakit geçmeyen, ama kendi bahçesinden ve hayvanlarından beslenen bir aile. Çocuklar köyden ilçedeki okula taşınıyor; en yakın hekim yarım gün uzaklıkta.

Akşam Hande raporları yazarken bir soruya takılıyor: Bu üç haneden hangisi yoksul? Gelir tablosu bir şey söylüyor, gözleri başka bir şey.

Bu derste ne olacak

Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.

Sınıf ve tabakalaşma kursunu, sınıfın nasıl ölçüldüğü sorusuyla kapatmıştık. Bu kurs, toplumsal merdivenin en alt basamaklarına ve en tepesine bakıyor: yoksulluğa, servete ve toplumsal dışlanmaya. İlk ders, en temel soruyla başlıyor: Yoksulluk nedir?

Temel derslerde yoksulluğu, bir hanenin içinde yaşadığı toplumda olağan sayılan yaşam düzenini sürdürmeye yetecek kaynaklardan yoksun olması olarak tanımlamış, Türkiye derslerinde de göreli gelir eşiğini ve maddi yoksunluk göstergelerini görmüştük. Bu derste, bu tanımların arkasındaki üç büyük yaklaşımı yan yana koyacağız: yoksulluğu hayatta kalmanın asgari koşulları üzerinden tanımlayan mutlak yaklaşım, toplumun olağan yaşam düzenine göre tanımlayan göreli yaklaşım ve gelirin ötesinde pek çok yoksunluğu birlikte hesaba katan çok boyutlu yaklaşım.

Sıfır noktası — yoksulluk bir sınır çizme işidir

Yoksulluğu ölçmek, bir yerde bir çizgi çekmeyi gerektirir: çizginin altındakiler yoksul, üstündekiler değil. Ama bu çizginin nereye çekileceği, yoksulluğun ne olduğuna dair bir karara bağlıdır. Çizgi, bir insanın hayatta kalması için gereken besine göre mi çekilecek? Toplumun çoğunluğunun yaşam düzenine göre mi? Yoksa insanların sağlıklı yaşama, eğitim alma ve topluma katılma olanaklarına göre mi?

Bu sorular yalnız akademik değildir. Bir ülkede kaç kişinin yoksul sayılacağı, hangi hanelerin yardım alacağı, hükümetlerin yoksullukla mücadelede başarılı mı başarısız mı görüneceği, çizginin nereye çekildiğine bağlıdır. Hande'nin üç hanesi, hangi tanım kullanılırsa kullanılsın, birbirinden farklı biçimlerde yoksul ya da yoksul olmayan sayılabilir.

Mekanizma — hayatta kalmanın sınırı

Yoksulluğu sistemli biçimde ölçmeye çalışan ilk araştırmacılardan biri, İngiliz sosyal araştırmacı Seebohm Rowntree'ydi. Rowntree, on dokuzuncu yüzyıl biterken İngiltere'nin York kentinde hanelerin gelirlerini ve harcamalarını tek tek inceledi. Bir insanın bedensel gücünü sürdürmesi için gereken asgari besin, giysi ve barınma masrafını hesapladı ve geliri bu tutarın altında kalan haneleri yoksul saydı. Ondan önce Charles Booth da Londra'nın mahallelerini sokak sokak dolaşarak yoksulluğun haritasını çıkarmıştı.

Rowntree'nin kendisi de bu tartışmanın farkındaydı. Hesapladığı asgari bütçe, gazete almaya, bir mektup göndermeye, çocuklara oyuncak almaya ya da kiliseye bağış yapmaya hiç yer bırakmıyordu. Rowntree bunu bilinçli olarak yapmıştı: en katı tanımla bile bu kadar çok insanın yoksul çıktığını göstermek istiyordu. Ama bu tercih, mutlak yaklaşımın içindeki gerilimi de gösteriyordu: hayatta kalmak için gerekenin yanında, insan olarak yaşamak için gerekenler nerede başlıyordu?

Toplumun olağan yaşamından geri kalmak

Yirminci yüzyılın ortasında refah devletleri geliştikçe, açlık sanayi ülkelerinde büyük ölçüde azaldı. Bazıları buna bakarak yoksulluğun ortadan kalktığını ilan etti. İngiliz sosyolog Peter Townsend ise buna karşı çıktı. Onun yoksulluk araştırmasına Türkiye derslerinde, göreli yoksunluk ölçüsü üzerinden değinmiştik.

Göreli yaklaşımın sınırı nasıl çizilecek sorusuna farklı yanıtlar geliştirildi. İngiliz araştırmacılar Joanna Mack ve Stewart Lansley, seksenlerin ortasında yaptıkları bir araştırmada, gerekli olan şeylerin listesini uzmanlara bırakmak yerine toplumun kendisine sormayı önerdi.

Yapabilirlikler ve çok boyutlu yoksulluk

Hintli iktisatçı ve felsefeci Amartya Sen, yoksulluk tartışmasına mutlak ile göreli arasındaki karşıtlığı aşan bir bakış getirdi. Seksenlerin başında yazdığı bir makalede, Adam Smith'in on sekizinci yüzyılda verdiği bir örneği hatırlattı: Smith'e göre o dönemin İngiltere'sinde keten bir gömlek, hayatta kalmak için zorunlu değildi; ama bir işçinin keten gömleği olmadan halkın önüne çıkması utanç verici sayılıyordu.

Sen'in yaklaşımı, yoksulluğu tek bir gelir rakamı yerine birden fazla yoksunluğun birleşimi olarak ölçme çabalarına ilham verdi.

Ölçüt nerede yanlış çalışıyor

Yoksulluk tanımları ve ölçüleri güçlü araçlardır, ama her birinin kör noktaları vardır.

Mutlak ölçüler, asgari ihtiyaçları dar tanımladıkça, yoksulluğun azaldığı izlenimi verebilir. Bir ülkede aşırı yoksulluğun düşmesi, insanların toplumun olağan hayatına katılabildiği anlamına gelmez.

Göreli ölçüler ise bazen ters işaretler verir. Bir ekonomik kriz sırasında herkesin geliri düştüğünde, ortanca gelir de düşer ve göreli yoksulluk oranı azalmış gibi görünebilir; oysa insanların hayatı zorlaşmıştır. Türkiye derslerinde bu olguya bir örnek üzerinden değinmiştik.

Çok boyutlu ölçüler ise seçilen alanlara ve ağırlıklara çok duyarlıdır. Bir endekse hangi göstergelerin girdiği, hangi ülkelerin ya da bölgelerin daha yoksul görüneceğini değiştirebilir.

Bütün bu ölçülerin ortak kör noktası, hane içindeki eşitsizliktir. Ölçümler çoğunlukla haneyi bir bütün olarak değerlendirir ve hanenin kaynaklarının üyeler arasında eşit paylaşıldığını varsayar. Oysa kadınlar, çocuklar ve yaşlılar, aynı hanede erkeklerden ve çalışan yetişkinlerden daha yoksun olabilir.

Kuramsal mercekler

Yoksulluk tanımları, farklı toplum anlayışlarından beslenir.

Liberal ve piyasa merkezli mercek, yoksulluğu en çok mutlak bir eşik üzerinden tanımlamayı tercih eder. Bu bakışa göre devletin görevi, herkesin asgari ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlamaktır; eşik üzerindeki eşitsizlikler ise yoksulluk değil, piyasanın doğal sonuçlarıdır.

Sosyal demokrat ve yurttaşlık merkezli mercek, Townsend'in izinden, yoksulluğu topluma tam olarak katılamamak olarak görür. Bu bakışa göre bir toplumun üyesi olmak, o toplumun olağan yaşamına katılma hakkını da kapsar ve göreli yoksulluk bu hakkın ihlalidir.

Yapabilirlik ve insani gelişme merceği ise Sen'in izinden, gelir ve eşyaları araç, insanların yapabildikleri ve olabildiklerini ise amaç olarak görür. Bu bakış, yoksulluğun farklı biçimlerde yaşandığını ve aynı gelirin farklı insanlar için farklı anlamlar taşıdığını vurgular.

Hande'nin üç hanesine bu üç mercekle bakılabilir. İlki, köydeki aileye ve inşaat işçisinin ailesine bakar, kimsenin aç olmadığını görür ve yardımı en düşük gelire yöneltir. İkincisi, okul gezisine gidemeyen çocuğu ve evini ısıtamayan yaşlı kadını öne çıkarır. Üçüncüsü ise köydeki ailenin temiz suya ve sağlığa erişiminin kısıtlılığını, yaşlı kadının yalnızlığını ve çocuğun iletişim araçlarından yoksunluğunu birlikte değerlendirir.

Ölçek

Hane içinde yoksulluk, sofrada kimin önce doyduğunda, kimin yeni bir ayakkabı aldığında ve kimin okuldan alınıp çalışmaya gönderildiğinde yaşanır. Hanenin gelirinin nasıl paylaşıldığı, hane üyelerinin yoksulluğunu farklılaştırır.

Ülkenin içinde, yoksulluk sınırının nasıl tanımlandığı sosyal yardım programlarının kimi kapsayacağını belirler. Bölgeler arasında yoksulluğun biçimi de değişir: kentlerde kira ve borç, kırsalda ise hizmetlere erişim öne çıkar.

Dünya ölçeğinde ise uluslararası kuruluşlar, ülkeleri karşılaştırmak için ortak ölçüler kullanır. Sürdürülebilir kalkınma hedefleri arasında aşırı yoksulluğu sona erdirmek ve her ülkenin kendi tanımına göre yoksulluğu azaltmak yer alır; bu ikili hedef, mutlak ve göreli yaklaşımların birlikte kullanıldığını gösterir.

Türkiye'de açlık sınırı

Türkiye'de yoksulluk tartışmalarının kamuoyunda en çok bilinen ölçülerinden biri, işçi konfederasyonlarından Türk-İş'in her ay açıkladığı açlık ve yoksulluk sınırı hesaplarıdır. Bu hesaplarda, dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için gereken aylık gıda harcaması açlık sınırı olarak, gıdanın yanında giyim, konut, ulaşım, eğitim ve sağlık gibi zorunlu harcamaları da içeren toplam tutar ise yoksulluk sınırı olarak hesaplanır. Bu rakamlar, özellikle asgari ücret pazarlıkları sırasında sıkça gündeme gelir ve asgari ücretin açlık sınırına ne kadar yakın olduğu kamuoyunda tartışılır.

Türk-İş'in hesabı, Rowntree'nin York'ta yaptığı hesaplamanın yöntem bakımından bir akrabasıdır: asgari ihtiyaçlar bir sepet olarak tanımlanır ve bu sepetin maliyeti izlenir. Türkiye İstatistik Kurumu da iki binlerin ilk on yılında gıda ve gıda dışı harcamalara dayanan yoksulluk sınırı hesapları yayımlamış, sonraki yıllarda ise ağırlığı göreli gelir eşiğine ve maddi yoksunluk göstergelerine dayanan ölçülere vermiştir.

Bu ölçüler etrafında farklı değerlendirmeler vardır. Sendikalar ve bazı iktisatçılar, mutlak bir sepete dayanan bu hesapların, ücretlerin ve sosyal yardımların insanca bir yaşamın asgari maliyetini karşılayıp karşılamadığını görünür kıldığını vurgular. Başka uzmanlar ise sepetin içeriğinin ve hane büyüklüğü varsayımının sonuçları büyük ölçüde etkilediğini, tek bir aile tipi üzerinden yapılan hesapların farklı hane yapılarını yansıtmadığını ve göreli ve çok boyutlu ölçülerle birlikte okunması gerektiğini ileri sürer. Benzer asgari bütçe hesapları, İngiltere'de bir vakfın her yıl yayımladığı asgari gelir standardı çalışmalarında ve başka ülkelerde de yapılır; bu çalışmalar, sepetin içeriğini toplumdan insanlarla birlikte belirleyerek uzlaşı yöntemine yaklaşır.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Yoksulluk ölçümleri, farklı yöntemlerle toplanan verilere dayanır.

Yaygın hatalar

Aklında kalsın

  1. Yoksulluk ölçmek bir sınır çizmeyi gerektirir ve sınırın nereye çekileceği, yoksulluğun ne olduğuna dair bir karara bağlıdır.
  2. Mutlak yoksulluk, hayatta kalmanın asgari ihtiyaçları üzerinden tanımlanır; Rowntree'nin York çalışması bu yaklaşımın kurucu örneğidir.
  3. Göreli yoksulluk, Townsend'in izinden, toplumun olağan yaşam düzenine katılamamak olarak tanımlanır ve genellikle ortanca gelirin bir kesriyle ölçülür.
  4. Toplumsal uzlaşı yöntemi, hangi eşya ve etkinliklerin zorunlu olduğunu toplumun kendisine sorarak belirler.
  5. Sen'in yapabilirlik yaklaşımına göre yoksulluk, insanların değer verdikleri biçimde yaşama özgürlüklerinin kısıtlanmasıdır; yapabilirliklerde mutlak, eşyalarda göreli bir yapıya sahiptir.
  6. Çok boyutlu yoksulluk, gelirin yanında sağlık, eğitim ve yaşam koşullarındaki yoksunlukları birlikte değerlendirir.
  7. Türkiye'de açlık ve yoksulluk sınırı hesapları, mutlak bir sepete dayanan ölçünün kamusal tartışmadaki gücünü ve sepet ile hane varsayımlarına duyarlılığını gösterir.

Sonraki derse köprü

Bu derste merdivenin en alt basamaklarındaki yoksunluğu farklı tanımlarla ölçtük ve hemen her tanımın gelir kadar, hanelerin elinde neyin birikmiş olduğuna da baktığını gördük: Hande'nin ziyaret ettiği yaşlı kadın, kendi evi sayesinde kira ödemiyordu, ama ısıtamıyordu. Sonraki ders, merdivenin öbür ucuna, servete dönüyor ve onu bu kez yoksulluğun karşı yüzü olarak ele alıyor: servetin neden gelirden daha keskin biçimde toplandığını ve kuşaktan kuşağa aktarılan varlıkların, bir ailenin yoksulluğa düşme ya da ondan kurtulma ihtimalini nasıl belirlediğini inceliyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.