Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Sınıf doğrudan gözlemlenemez; her sınıf tablosu, meslek kodlaması, şema seçimi ve hane kuralları gibi bir dizi çevirinin ürünüdür.
- Meslek kodlaması, insanların kendi sözcükleriyle anlattıkları işleri uluslararası sınıflamaya çevirir; sorunun nasıl sorulduğu kodun kalitesini belirler.
- Sosyoekonomik meslek endeksleri meslekleri tek bir ölçekte sıralar; istatistiksel kolaylık sağlar ama sınıf ilişkilerini tek bir puanda eritir.
- Öznel sınıf konumunda insanlar kendilerini çevreleriyle karşılaştırır ve büyük çoğunluk merdivenin ortasını seçer.
- Baskınlık yaklaşımı, hanenin sınıfını cinsiyetten bağımsız olarak en yüksek konumdaki üyeden türetir ve geleneksel yaklaşımın önyargısını azaltır.
- Eşdeğerlik ölçeği, hane gelirini büyüklüğe göre düzelterek farklı hanelerin refahını karşılaştırılabilir kılar; ölçek seçimi kimin yoksul görüneceğini değiştirir.
- Karşılaştırmalı eşdeğerlik sağlanmadan yapılan ülke karşılaştırmaları, ölçüm farklarını gerçek farklar gibi gösterebilir; Türkiye'de esnaf, tarım ve çoklu işler bu sorunun belirgin alanlarıdır.
Açılış sahnesi
Cansu, Avrupa'daki bir üniversitede, birkaç ülkenin sınıf yapısını karşılaştıran bir projede doktora öğrencisi. Projenin ortak tablosuna Türkiye verilerini eklemekle görevlendirilmiş. İlk hafta, elindeki büyük bir hane anketinin meslek sorusuna verilen yanıtları ortak sınıf şemasına çevirmeye çalışıyor.
Yanıtların bir kısmı kolay: "ilkokul öğretmeni", "otobüs şoförü", "hemşire". Ama bir kısmı onu durduruyor. "Esnaf" diye yazan biri, bir bakkal mı, bir kuyumcu mu, yoksa üç çalışanı olan bir oto tamircisi mi? "Çiftçi" diye yazan biri, kendi küçük tarlasını eken bir aile mi, yoksa yüzlerce dönümlük bir arazinin sahibi mi? "Ev hanımı" diye yazanların sınıfı nereden gelecek? Bir yanıt ise şöyle: "Sabah fırında, akşam taksi." Cansu bu satırı hangi kutuya koyacağını bilmiyor.
Projenin haftalık toplantısında Cansu sorunları anlatıyor. Hollandalı bir meslektaşı, kendi ülkesinde tarımda çalışanların çok az olduğunu, bu yüzden çiftçi kategorisinin onların tablosunda neredeyse hiç önem taşımadığını söylüyor. Proje yürütücüsü ise uyarıyor: "Aynı kutu, iki ülkede aynı anlama gelmiyorsa, karşılaştırmamız bir yanılsama olur."
Bu derste ne olacak
Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.
Kursun son dersindeyiz. Altı derstir sınıfın tanımı, sınıflar arası geçiş ve sınıf katmanları üzerine birbiriyle yarışan cevaplar biriktirdik. Bu tartışmaların her biri, sonunda bir ölçüm sorusuna dönüşür: Sınıfı nasıl sayacağız? Sınıf şemaları dersinde bir şemanın bir kuramsal karar taşıdığını görmüştük. Bu derste o kararın uygulamaya nasıl döküldüğüne bakıyoruz.
Önce bir insanın mesleğinin bir koda nasıl çevrildiğini, sonra meslekleri tek bir ölçek üzerinde sıralayan endeksleri, insanların kendi sınıflarını nasıl tanımladığını, hanenin sınıfının nasıl belirlendiğini, gelirin hane büyüklüğüne göre nasıl düzeltildiğini ve ülkeler arası karşılaştırmanın tuzaklarını inceleyeceğiz. Araştırma yöntemleri okulunda gördüğümüz geçerlilik, güvenilirlik ve ölçüm hatası kavramları burada somut bir alanda karşımıza çıkacak.
Sıfır noktası — her ölçüm bir çeviridir
Bir insanın sınıfını doğrudan gözlemleyemeyiz. Elimizde onun söyledikleri vardır: ne iş yaptığı, kimin yanında çalıştığı, kaç kişiyi yönettiği, ne kazandığı. Bu bilgileri bir sınıf kategorisine dönüştürmek, birkaç ardışık çeviri gerektirir. Önce kişinin kendi sözcükleri bir meslek koduna çevrilir. Sonra bu kod, çalışma durumu ve yöneticilik bilgisiyle birlikte bir sınıf kategorisine çevrilir. Son olarak bireyin sınıfı haneye, hanenin sınıfı da ülke tablosuna taşınır.
Her çeviri adımında bir şey kaybolabilir ya da değişebilir. Bu dersin temel uyarısı budur: bir ülkenin sınıf yapısına dair gördüğümüz her tablo, bu çevirilerin ürünüdür ve hangi kurallarla yapıldığını bilmeden okunamaz.
Mekanizma — meslekten koda
Sınıf ölçümünün ilk adımı, insanların mesleklerini standart bir dile çevirmektir.
Kodlamanın kalitesi, sorunun nasıl sorulduğuna bağlıdır. "Mesleğiniz nedir?" sorusu, insanların eğitimlerini ya da unvanlarını söylemelerine yol açabilir; "Asıl işinizde ne iş yapıyorsunuz?" ve "Bu işte en çok hangi görevleri yerine getiriyorsunuz?" gibi sorular, kodlamaya daha uygun yanıtlar üretir. İyi bir anket, mesleğin yanında kişinin çalışma durumunu, yani ücretli mi, işveren mi, kendi hesabına mı çalıştığını ve başkalarını denetleyip denetlemediğini de sorar; çünkü sınıf şemaları bu bilgiler olmadan kurulamaz.
Meslekleri tek bir merdivende sıralamak
Sınıf şemaları meslekleri kategorilere ayırır. Bazı araştırmacılar ise meslekleri tek bir sürekli ölçek üzerinde sıralamayı tercih eder. Temel derslerde gördüğümüz saygınlık sıralaması, bu türden bir ölçektir: insanlardan meslekleri ne kadar saygın bulduklarına göre sıralamaları istenir. Amerikalı sosyolog Donald Treiman, yetmişlerin sonunda farklı ülkelerden derlediği saygınlık araştırmalarını karşılaştırdığında, mesleklerin saygınlık sıralamasının ülkeden ülkeye şaşırtıcı ölçüde benzer olduğunu buldu.
İnsanların kendi gözünden sınıf
Nesnel ölçümlerin yanında, araştırmacılar insanlara kendi sınıflarını da sorar. Bu sorular, ya doğrudan "Kendinizi hangi sınıftan sayıyorsunuz?" diye ya da insanlardan kendilerini toplumun en altından en üstüne uzanan bir merdivende bir basamağa yerleştirmelerini isteyerek sorulur.
Öznel sınıf konumu, nesnel ölçümlerin yerini tutmaz; ama onları tamamlar. İnsanların kendilerini nasıl gördüğü, oy verme davranışlarını, sendikalara bakışlarını ve toplumsal adalet algılarını nesnel konumlarından bağımsız olarak etkileyebilir. Önceki derste gördüğümüz sınıf oluşumu sorusu, ölçüm dünyasında bu iki tür bilginin arasındaki boşlukta durur.
Hanenin sınıfı
Sınıf ölçümünün en tartışmalı sorularından biri, sınıfın bireye mi yoksa haneye mi ait olduğudur. Bir hanede birden fazla kişi çalışıyor olabilir; bazı üyeler hiç çalışmıyor olabilir. Bu durumda çocukların, çalışmayan eşin ya da emeklinin sınıfı nasıl belirlenecek?
Uzun süre hâkim olan geleneksel yaklaşım, hanenin sınıfını "aile reisi" sayılan erkeğin mesleğinden türetiyordu. Amerikalı sosyolog Joan Acker, yetmişlerin başında yazdığı bir makalede, bu yaklaşımın kadınların çalışmasını ve kendi konumlarını görmezden geldiğini eleştirdi. Sınıf şemaları dersinde bu eleştiriye kısaca değinmiştik; burada ona verilen yöntemsel yanıtlardan birine bakıyoruz.
Gelirin karşılaştırılabilir hâle getirilmesi
Sınıf yalnız meslekle değil, gelirle de ölçülür. Ama ham hane gelirini karşılaştırmak yanıltıcıdır: aynı geliri tek başına yaşayan bir kişi ile beş kişilik bir aile çok farklı yaşar.
Ölçüt nerede yanlış çalışıyor
Sınıf ölçümlerinin teknik ayrıntıları, sonuçları sessizce biçimlendirebilir.
Birinci sorun, ölçüm araçlarının çoğunun düzenli, kayıtlı ve tek bir işe dayanan bir iş dünyası için tasarlanmış olmasıdır. Birden fazla işte çalışanlar, mevsimlik çalışanlar, kayıt dışı çalışanlar ve ücretsiz aile işçileri, bu araçlarda ya yanlış yere yerleştirilir ya da hiç yer bulamaz.
İkinci sorun, kategorilerin zamanla anlam değiştirmesidir. Yetmişlerde bir büro çalışanı olmak ile bugün bir çağrı merkezinde çalışmak, aynı kategoriye düşebilir; ama güvence, ücret ve saygınlık bakımından çok farklı olabilir. Uzun dönemli karşılaştırmalar, kategorilerin bu kaymasını hesaba katmak zorundadır.
Üçüncü sorun, ölçüm seçimlerinin siyasal sonuçlarıdır. Bir hükümetin orta sınıfın büyüdüğünü ya da yoksulluğun azaldığını ilan etmesi, hangi ölçütün seçildiğine bağlı olabilir. Ölçüm, tarafsız bir teknik işlem gibi görünse de, hangi gerçekliğin görünür olacağını belirleyen bir karardır.
Kuramsal mercekler
Sınıf ölçümüne yaklaşımlar, kuramsal tercihlerden bağımsız değildir.
İlişkisel mercek, sınıfı insanların birbirleriyle kurduğu ilişkiler üzerinden tanımlar ve bu yüzden kategorik şemaları tercih eder. Ona göre bir işveren ile bir ücretlinin farkı, tek bir puanın derecelerine indirgenemez; ölçüm, ilişkinin türünü yakalamalıdır.
Derecelendirme merceği ise toplumu sürekli bir merdiven olarak görür ve endeksleri, saygınlık ölçeklerini ve gelir dağılımlarını kullanır. Bu bakış, ince farkları ve dereceleri görmeyi kolaylaştırır; ama sınıflar arasındaki niteliksel sınırları görünmez kılabilir.
Yorumlayıcı mercek ise ölçümün, insanların kendi sınıf anlayışlarını ve deneyimlerini de içermesi gerektiğini savunur. Öznel sınıf soruları, yaşam öyküsü görüşmeleri ve insanların kendi sözcükleriyle anlattıkları işler, bu bakışa göre ölçümün vazgeçilmez parçalarıdır.
Cansu'nun "sabah fırında, akşam taksi" satırı, üç mercekte üç farklı soruya dönüşür. İlişkisel mercek, bu kişinin iki işte de ücretli mi, kendi hesabına mı çalıştığını sorar. Derecelendirme merceği, iki işin endeks puanlarının ortalamasını mı, yoksa yüksek olanını mı alacağını tartışır. Yorumlayıcı mercek ise kişiye kendini hangi işin insanı olarak gördüğünü sorar.
Ölçek
Bireysel görüşme düzeyinde, sorunun nasıl sorulduğu, görüşmecinin nasıl kodladığı ve katılımcının kendini nasıl anlattığı, ölçümün ilk ve en kırılgan halkasıdır.
Ulusal istatistik kurumları düzeyinde, hangi sınıflamanın benimseneceği, hangi soruların sorulacağı ve verilerin hangi ayrıntıda yayımlanacağı, bir ülkenin sınıf yapısının nasıl görüneceğini belirler.
Ülkeler arası karşılaştırma düzeyinde ise ortak sınıflamalar, uluslararası anket programları ve ortak kodlama kuralları gerekir. Avrupa'da iki binlerin ortasında, Goldthorpe'un şemasına dayanan ortak bir sosyoekonomik sınıflandırma geliştirilmesi, bu ihtiyacın bir sonucuydu.
Türkiye'de meslek sorusunu kodlamak
Türkiye'de sınıf yapısına dair en kapsamlı veriler, Türkiye İstatistik Kurumu'nun düzenli olarak yürüttüğü hane anketlerinden gelir. Bu anketlerde meslekler uluslararası sınıflamayla uyumlu kodlara çevrilir, çalışma durumu ücretli, işveren, kendi hesabına ve ücretsiz aile işçisi olarak ayrılır, gelir de hane büyüklüğüne göre düzeltilir. Bu uyum, Türkiye verilerinin Avrupa ülkeleriyle karşılaştırılabilmesini sağlar.
Ancak Türkiye'nin iş dünyasının bazı özellikleri, ölçümü zorlaştırır. Avrupa'nın sanayileşmiş ülkeleriyle karşılaştırıldığında, kendi hesabına çalışanların, ücretsiz aile işçilerinin, kayıt dışı çalışanların ve tarımda çalışanların payı daha yüksektir. Sınıf şemaları dersinde gördüğümüz gibi, esnaf kategorisinin içi son derece farklılaşmıştır. Tarımda çalışanların büyük bir kısmı, küçük topraklarda aile emeğiyle üretim yapar ve gelirlerini tarım dışı işlerle tamamlar. Birden fazla işte çalışmak da yaygındır.
Türkiye'deki sosyologlar bu konuda farklı yollar önerir. Bir kısmı, uluslararası karşılaştırılabilirliğin korunması için ortak şemaların olduğu gibi uygulanmasını, ama sonuçların yorumlanmasında Türkiye'ye özgü koşulların açıkça belirtilmesini savunur. Bir kısmı ise ortak şemaların Türkiye'nin sınıf yapısını yeterince yakalamadığını, esnafın ve kırsal kesimin iç farklılaşmasını görmek için ek kategorilere ya da ayrı ölçümlere ihtiyaç olduğunu vurgular. İki yaklaşım arasındaki gerilim, karşılaştırılabilirlik ile yerel geçerlilik arasındaki genel bir ikilemin Türkiye'deki görünümüdür.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Sınıf ölçümlerinin ne kadar sağlam olduğunu sınamak için araştırmacılar, ölçüm araçlarının kendisini araştırma konusu yapar.
Yaygın hatalar
Aklında kalsın
- Sınıf doğrudan gözlemlenemez; her sınıf tablosu, meslek kodlaması, şema seçimi ve hane kuralları gibi bir dizi çevirinin ürünüdür.
- Meslek kodlaması, insanların kendi sözcükleriyle anlattıkları işleri uluslararası sınıflamaya çevirir; sorunun nasıl sorulduğu kodun kalitesini belirler.
- Sosyoekonomik meslek endeksleri meslekleri tek bir ölçekte sıralar; istatistiksel kolaylık sağlar ama sınıf ilişkilerini tek bir puanda eritir.
- Öznel sınıf konumunda insanlar kendilerini çevreleriyle karşılaştırır ve büyük çoğunluk merdivenin ortasını seçer.
- Baskınlık yaklaşımı, hanenin sınıfını cinsiyetten bağımsız olarak en yüksek konumdaki üyeden türetir ve geleneksel yaklaşımın önyargısını azaltır.
- Eşdeğerlik ölçeği, hane gelirini büyüklüğe göre düzelterek farklı hanelerin refahını karşılaştırılabilir kılar; ölçek seçimi kimin yoksul görüneceğini değiştirir.
- Karşılaştırmalı eşdeğerlik sağlanmadan yapılan ülke karşılaştırmaları, ölçüm farklarını gerçek farklar gibi gösterebilir; Türkiye'de esnaf, tarım ve çoklu işler bu sorunun belirgin alanlarıdır.
Sonraki derse köprü
Bu kursu sınıfın nasıl ölçüldüğü sorusuyla kapattık ve eşdeğerlik ölçeği tartışmasında, gelir sıralamasının en altına düşen hanelere bir an değindik. Sonraki kurs tam oraya, merdivenin en alt basamaklarına bakıyor. İlk ders, yoksulluğun nasıl tanımlandığını tartışıyor: yaşamak için gereken asgari ihtiyaçları karşılayamamak olarak mı, toplumun genel yaşam düzeyinin çok gerisinde kalmak olarak mı, yoksa gelirin ötesinde sağlık, eğitim ve konut gibi pek çok alanda aynı anda yoksun kalmak olarak mı? Her tanımın kimi yoksul sayacağını ve yoksullukla mücadelede neyi hedefleyeceğini ayrı ayrı belirlediği bir alana giriyoruz.