Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Yeni orta sınıf, mülk yerine diploma ve örgüt içindeki konuma dayanan maaşlı büro, yönetim ve uzmanlık çalışanlarıdır; Mills onların kaygılı ve edilgen olduğunu düşünüyordu.
- Burjuvalaşma tezi, refahın işçileri orta sınıflaştıracağını öne sürdü; Luton araştırması gelirin yükselmesinin kimliği ve toplumsal çevreyi değiştirmediğini gösterdi.
- Mills'in iktidar seçkinleri, şirketlerin, ordunun ve siyasetin tepesindeki birbirine bağlı kişileri anlatır; yeni seçkinler ayrıcalıklarını rahatlık ve hepçillikle sergiler.
- Standing'in prekaryası, güvencesiz işlerde çalışan ve oluşmakta olan bir sınıf olarak tanımlanır; eleştirmenler güvencesizliğin bir sınıf değil bir koşul olduğunu savunur.
- Thompson'ın sınıf oluşumu yaklaşımı, sınıfın ekonomik yapıdan kendiliğinden doğmadığını, ortak deneyim ve mücadeleyle kurulduğunu vurgular.
- Gündelik dilde "orta sınıf" kimliği, çok farklı konumdaki insanları bir araya toplayarak gerçek sınıf farklarını gizleyebilir.
- Türkiye'de site hayatı, kentli orta sınıfın yaşam tarzı ve ayrım arayışını mekâna yansıtırken, aynı zamanda kredilere ve güvencesiz işlere bağlı bir kırılganlığı da barındırır.
Açılış sahnesi
Burcu ve Tolga, Ankara'nın batısındaki bir sitede, bankayla on beş yıl vadeli bir krediyle aldıkları bir dairede oturuyor. Burcu bir ilaç şirketinde bölge satış sorumlusu; Tolga bir yazılım firmasında proje yöneticisi. Sitenin havuzu, oyun parkı ve kapıda bir güvenlik görevlisi var. Komşularının çoğu benzer işlerde: mühendisler, öğretmenler, bankacılar, hekimler.
Bir akşam site yönetiminin toplantısında aidatların artırılması konuşuluyor. Biri, "Biz orta sınıfız, bunu kaldırabiliriz," diyor; bir başkası, "Orta sınıf kaldı mı ki? Hepimiz bir maaş uzaklığındayız," diye karşılık veriyor. Toplantıdan dönerken Tolga, şirketindeki yeniden yapılanma söylentilerini düşünüyor. Ekibindeki genç yazılımcıların yarısı kadrolu değil; üç aylık sözleşmelerle, bir aracı şirket üzerinden çalışıyorlar.
Aynı hafta Burcu'nun kuzeni Nihat, bir sosyoloji doktorasını bitirmiş ama kadro bulamamış. Bir üniversitede ders başı ücretle iki ders veriyor, akşamları bir yayınevi için çeviri yapıyor, hafta sonları da bir kafede çalışıyor. Bir aile yemeğinde amcası soruyor: "Sen şimdi neyin nesisin, Nihat? İşçi misin, memur musun, hoca mısın?" Nihat gülerek, "Hepsi ve hiçbiri," diyor.
Bu derste ne olacak
Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.
Hareketlilik dersinde insanların sınıflar arasında nasıl yer değiştirdiğine baktık. Şimdi sınıf yapısının kendisine, onun katmanlarına yakından bakıyoruz. Marx, kapitalizmin toplumu iki büyük sınıfa doğru kutuplaştıracağını öngörmüştü. Ama yirminci yüzyıl, bu öngörünün tersine, aradaki katmanların genişlediği bir yüzyıl oldu. Bu derste o genişleyen orta katmanları, tepedeki seçkinleri, alttaki güvencesiz kesimin bir sınıf olup olmadığı tartışmasını ve insanların kendilerini bir sınıfa ait hissedip hissetmedikleri sorusunu ele alacağız.
Kuramlar kursunda kendinde ve kendi için sınıf ayrımını, sınıf şemaları dersinde de çelişkili sınıf konumlarını görmüştük. Bu kavramlar, Burcu ile Tolga'nın ve Nihat'ın nerede durduğunu anlamamız için bir başlangıç noktası olacak.
Sıfır noktası — kutuplaşma mı, orta katmanların büyümesi mi?
Yirminci yüzyılın ilk yarısında sanayi ülkelerinde, ne mülk sahibi ne de el emekçisi olan büyük bir kesim ortaya çıktı: büro çalışanları, satış elemanları, öğretmenler, mühendisler, devlet memurları, yöneticiler. Bu kesim, Marx'ın iki sınıflı şemasına sığmıyordu. Ellilerin başında Amerikalı sosyolog C. Wright Mills, bu kesimi ayrıntılı biçimde inceleyen bir kitap yayımladı.
Yeni orta sınıfın yükselişi, sınıf analizinde uzun bir tartışma başlattı. Bazıları bu kesimin büyümesini, toplumun kutuplaşmak yerine orta katmanlarda toplanacağının işareti saydı. Bazıları ise büro işlerinin de zamanla makineleşip denetim altına alınacağını, yeni orta sınıfın da işçileşeceğini öngördü. İki öngörü de kısmen doğrulandı: bazı büro işleri gerçekten rutinleşti ve değersizleşti, bazıları ise yüksek uzmanlık gerektiren ve iyi ödenen işlere dönüştü.
Mekanizma — işçiler orta sınıflaşıyor mu?
Altmışlarda, refah artışıyla birlikte bazı sosyologlar ve siyasetçiler, iyi kazanan işçilerin yaşam tarzı ve siyasal tutum bakımından orta sınıfa benzediğini ileri sürdü. Araba, buzdolabı ve ev sahibi olan işçiler, artık kendilerini işçi sınıfının parçası olarak görmeyecekti.
Tepedekiler
Toplumun en tepesindeki küçük grubu incelemek, hem veri bakımından hem de erişim bakımından zordur. Pareto dersinde seçkin kavramını ve seçkinlerin dolaşımını tanımış, Mills'in iktidar seçkinleri düşüncesine kısaca değinmiştik. Burada bu düşünceyi bir tabakalaşma sorusu olarak ele alıyoruz.
Son on yıllarda tepedeki gelir ve servet yoğunlaşmasının artması, seçkinlere olan ilgiyi yeniden canlandırdı. Amerikalı sosyolog Shamus Khan, iki bin on bir yılında yayımladığı bir kitapta, seçkin bir yatılı okulda öğretmen olarak yaptığı gözlemlere dayanarak, yeni seçkinlerin ayrıcalığını eski aristokratlar gibi kapanarak değil, rahatlıkla ve her ortamda evindeymiş gibi davranma becerisiyle sergilediğini gösterdi. Bu öğrenciler, statü dersinde gördüğümüz hepçil beğeniye sahipti ve kendi konumlarını bir ayrıcalık olarak değil, çalışkanlıklarının ödülü olarak anlatıyordu.
Alttaki güvencesizler: yeni bir sınıf mı?
Yirminci yüzyılın son çeyreğinden itibaren, kadrolu ve uzun vadeli işlerin yerini giderek sözleşmeli, kısa süreli, parça başı ve aracı şirketler üzerinden yürüyen işler aldı. Temel derslerde güvencesizliği, bir hanenin geleceğini planlayamaması olarak tanımlamıştık. İngiliz iktisatçı Guy Standing, iki bin on bir yılında yayımladığı bir kitapta, bu güvencesizliğin yeni bir sınıf yarattığını ileri sürdü.
Sınıf nasıl oluşur?
Bir grup insanın benzer bir ekonomik konumda olması, onların kendilerini bir sınıf olarak görmesi için yeterli değildir. Kuramlar kursunda gördüğümüz kendinde sınıf ile kendi için sınıf ayrımı, bu geçişin kolay olmadığını anlatır. İngiliz tarihçi E. P. Thompson, altmışların başında yayımladığı İngiliz işçi sınıfının oluşumu üzerine kitabında, sınıfa bakışı köklü biçimde değiştirdi.
Ölçüt nerede yanlış çalışıyor
Orta sınıflar, seçkinler ve prekarya üzerine yazılanlarda birkaç yaygın çarpıtma vardır.
Orta sınıf terimi, gündelik dilde o kadar geniş kullanılır ki, neredeyse herkes kendini orta sınıftan sayar. Pek çok ülkede yapılan anketlerde, gelirleri çok farklı insanlar kendilerini orta sınıf olarak tanımlar. Bu öznel tanım, gerçek sınıf farklarını gizleyebilir.
Seçkinleri bir komplo grubu gibi anlatmak da yanıltıcıdır. Seçkinler arasındaki ağlar ve ortak geçmişler gerçektir; ama bu, onların tek bir merkezden yönetildiği ya da hiçbir iç çatışma yaşamadığı anlamına gelmez. Seçkin araştırmaları, gizli toplantıları değil, açık ağları, kurumları ve kariyer yollarını inceler.
Prekarya kavramı ise güvencesizliğin yeni olduğu izlenimini verebilir. Güvencesizlik, sanayi ülkelerinin yirminci yüzyılın ortasındaki kısa ve istisnai bir dönemde azalmıştı; ondan önce ve dünyanın büyük bölümünde ise hep olağan bir durumdu. Yeni olan, güvencesizliğin bir zamanlar korunaklı sayılan eğitimli kesimlere de yayılmasıdır.
Kuramsal mercekler
Sınıf yapısının değişimine bakan sosyologlar farklı vurgular yapar.
Marksist mercek, yeni orta sınıfları ve prekaryayı, sermaye ile emek arasındaki temel çatışmanın yeni biçimleri olarak görür. Bu bakışa göre büro çalışanları ve güvencesiz işçiler, eninde sonunda emeklerini satmak zorunda olan insanlardır; aralarındaki farklar, işçi sınıfının iç bölünmeleridir.
Weberci mercek, yeni orta sınıfları eğitim ve uzmanlıkla tanımlanan ayrı piyasa durumları olarak görür ve sınıf yapısının giderek daha çok katmanlı ve parçalı hâle geldiğini vurgular. Bu bakış, prekaryayı tek bir sınıf olarak görmek yerine, farklı sınıflarda güvencesizliğin nasıl farklı yaşandığını incelemeye yönelir.
Tarihsel ve kültürel mercek ise Thompson'ın izinden, sınıfları yapısal konumlardan çok, deneyim, kültür ve mücadele içinde oluşan topluluklar olarak görür. Bu bakış, bir grubun kendini sınıf olarak tanıyıp tanımamasının, sendikalara, siyasal partilere, medyaya ve ortak deneyimlere bağlı olduğunu vurgular.
Site toplantısındaki tartışma bu üç bakışla farklı okunur. İlki, Burcu ve Tolga'nın da maaşlarına bağımlı ücretliler olduğunu vurgular. İkincisi, onların eğitimleri ve uzmanlıklarıyla güvencesiz yazılımcılardan farklı bir piyasa durumunda olduğunu görür. Üçüncüsü ise "hepimiz bir maaş uzaklığındayız" cümlesinin, ortak bir kaygının bir sınıf bilincine dönüşüp dönüşmeyeceğini sorar.
Ölçek
Bir insanın kendi hayatında sınıf, çoğu zaman bir kaygı biçiminde yaşanır: işini kaybetme korkusu, çocuğunun kendisinden daha kötü bir hayata düşme korkusu, kredi taksitlerini ödeyememe korkusu. Bu kaygılar, insanların kendilerini hangi sınıfa yakın hissettiklerini de etkiler.
İşyerleri ve kurumlar düzeyinde, kadrolu ile sözleşmeli, merkez ile taşeron, uzman ile destek personeli arasındaki ayrımlar, aynı çatı altında farklı sınıfların yan yana çalışmasına yol açar. Bu ayrımlar, sendikaların örgütlenme biçimini ve çalışanlar arasındaki dayanışmayı doğrudan etkiler.
Ülkelerin sınıf yapısında ise sanayisizleşme, hizmet sektörünün büyümesi, küresel üretim zincirleri ve dijital platformlar, orta katmanların ve güvencesiz kesimin biçimini değiştirir. Bazı ülkelerde orta sınıf genişlerken, bazılarında orta gelirli işlerin azaldığı ve iş piyasasının iki uca doğru kutuplaştığı gözlenir.
Türkiye'de site hayatı
Türkiye'nin büyük kentlerinde, özellikle doksanlardan itibaren, havuzlu, güvenlikli ve kapalı konut siteleri, kentli orta sınıfların gözde yaşam alanı hâline geldi. Sosyolog Sencer Ayata, iki binlerin başında Ankara'nın batısında gelişen yeni yerleşimlere taşınan orta sınıf ailelerini incelediği bir çalışmada, bu ailelerin site hayatını kentin kalabalığından, karmaşasından ve farklı sınıflardan insanlarla iç içe yaşamaktan uzaklaşmanın bir yolu olarak anlattığını aktardı.
Site hayatı, statü dersinde gördüğümüz yaşam tarzı ve ayrım düzeneklerinin mekândaki karşılığı olarak okunabilir. Güvenlik kapısı, yalnız hırsıza karşı bir önlem değil, kimin içeride, kimin dışarıda olduğunu belirleyen bir sınırdır. Sitenin temizliğini yapan, bahçesine bakan ve kapısını bekleyen çalışanlar ise çoğu zaman sitenin dışındaki mahallelerden gelir.
Ancak site hayatının içindeki orta sınıf da sanıldığı kadar güvende değildir. Pek çok aile, sitedeki dairesini uzun vadeli kredilerle almıştır; gelirleri, özel sektördeki sözleşmeli ve performansa dayalı işlere bağlıdır. Ekonomik dalgalanmalar, kur artışları ve işten çıkarmalar, site sakinlerinin bir kısmını kısa sürede kredi borçlarıyla baş başa bırakabilir. Bu yüzden site hayatı hem bir statü güvencesi hem de bir kırılganlık kaynağıdır.
Türkiye'deki tartışmada iki karşıt vurgu öne çıkar. Bir kısım araştırmacı, site hayatının kentli orta sınıfların kentin geri kalanından kopuşunu ve mekânsal ayrışmayı derinleştirdiğini vurgular. Bir kısmı ise sitelerin, kentin güvenlik, altyapı ve kamusal alan sorunlarına bireysel bir yanıt olduğunu ve orta sınıfların kendi kırılganlıklarıyla başa çıkma çabası olarak okunması gerektiğini öne sürer. Latin Amerika'nın büyük kentlerinde ve Güney Afrika'da kapalı sitelerin çok daha sert güvenlik önlemleriyle yaygınlaşması, bu olgunun Türkiye'ye özgü olmadığını, eşitsizliğin ve güvensizlik algısının yüksek olduğu toplumlarda benzer biçimlerde ortaya çıktığını gösterir.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Sınıf yapısının katmanlarını incelemek, farklı katmanlara farklı yollarla ulaşmayı gerektirir.
Yaygın hatalar
Aklında kalsın
- Yeni orta sınıf, mülk yerine diploma ve örgüt içindeki konuma dayanan maaşlı büro, yönetim ve uzmanlık çalışanlarıdır; Mills onların kaygılı ve edilgen olduğunu düşünüyordu.
- Burjuvalaşma tezi, refahın işçileri orta sınıflaştıracağını öne sürdü; Luton araştırması gelirin yükselmesinin kimliği ve toplumsal çevreyi değiştirmediğini gösterdi.
- Mills'in iktidar seçkinleri, şirketlerin, ordunun ve siyasetin tepesindeki birbirine bağlı kişileri anlatır; yeni seçkinler ayrıcalıklarını rahatlık ve hepçillikle sergiler.
- Standing'in prekaryası, güvencesiz işlerde çalışan ve oluşmakta olan bir sınıf olarak tanımlanır; eleştirmenler güvencesizliğin bir sınıf değil bir koşul olduğunu savunur.
- Thompson'ın sınıf oluşumu yaklaşımı, sınıfın ekonomik yapıdan kendiliğinden doğmadığını, ortak deneyim ve mücadeleyle kurulduğunu vurgular.
- Gündelik dilde "orta sınıf" kimliği, çok farklı konumdaki insanları bir araya toplayarak gerçek sınıf farklarını gizleyebilir.
- Türkiye'de site hayatı, kentli orta sınıfın yaşam tarzı ve ayrım arayışını mekâna yansıtırken, aynı zamanda kredilere ve güvencesiz işlere bağlı bir kırılganlığı da barındırır.
Sonraki derse köprü
Bu derste sınıf yapısının katmanlarına baktık ve her birinin tanımının ne kadar tartışmalı olduğunu gördük: kimin orta sınıf, kimin seçkin, kimin prekarya olduğu, hangi ölçütün kullanıldığına göre değişiyordu. Bu tartışma, kursun son dersine bir araştırma sorusu bırakıyor. Sonraki ders, sınıfın nasıl ölçüldüğüne ve ülkeler arasında nasıl karşılaştırıldığına dönüyor: meslek temelli ve gelir temelli ölçümleri, öznel sınıf kimliği sorularını, ortak sınıflandırmaların neden gerekli olduğunu ve bir ülkenin sınıf yapısını başka bir ülkeninkiyle karşılaştırırken nelere dikkat etmek gerektiğini inceliyor.