İçeriğe geç

ESD-501-05·Sınıf, Tabakalaşma ve Toplumsal Hareketlilik

Toplumsal hareketlilik ve sınıf yeniden üretimi

temel3.006 kelime≈ 20 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Hareketlilik tablosu, insanların çıkış ve varış konumlarını karşılaştırır; çıkışa ve varışa göre okunduğunda farklı hikâyeler anlatır.
  2. Blau ve Duncan'ın statü edinme modeli, aile geçmişinin konumu büyük ölçüde eğitim aracılığıyla etkilediğini, eğitimin de aileden bağımsız bir etkisi olduğunu gösterir.
  3. Sabit akışkanlık hipotezine göre, sanayi toplumlarında mutlak hareketlilik büyük farklar gösterse de farklı kökenlerin şans farkları benzer ve yavaş değişir.
  4. Büyük Gatsby eğrisi, gelir eşitsizliği yüksek ülkelerde kuşaklararası hareketliliğin daha düşük olduğunu gösterir.
  5. Cam zemin, ayrıcalıklı ailelerin düşük başarılı çocuklarının düşmekten korunmasıdır ve başkalarının yükselişini sınırlar.
  6. Bölünmüş habitus, yükselen kişilerin köken ve varış çevreleri arasında yaşadığı iç gerilimi anlatır.
  7. Türkiye'de köy enstitüleri, devletin kırsal çocuklarına bilinçli olarak açtığı bir hareketlilik kanalının hem gücünü hem de siyasal kırılganlığını gösterir.

Açılış sahnesi

Gülten, Eskişehir'de bir üniversitede doçent. Dedesi Çorum'un bir köyünde ırgatlık yapmış, okuma yazma bilmezmiş. Babası, köydeki öğretmenin ısrarıyla yatılı bir öğretmen okuluna gönderilmiş ve ömrü boyunca köy köy dolaşan bir ilkokul öğretmeni olmuş. Gülten ise yurt dışında doktora yapmış, şimdi kendi öğrencilerine ders veriyor.

Bölümdeki bir toplantıdan sonra, aynı yıl doçent olduğu meslektaşı Selim'le çay içiyor. Selim'in annesi de babası da profesör; çocukluğu kitaplarla dolu bir evde, akademik sohbetlerin döndüğü sofralarda geçmiş. Selim, "Senin hikâyen çok güzel, gerçek bir başarı hikâyesi," diyor. Gülten gülümsüyor ama içinden bir şey kıpırdıyor. Selim'in kendi yolunu bir hikâye olarak anlatmaya ihtiyacı yok; onun yolu, sanki zaten oraya varması gereken birinin yolu.

Bayramda Gülten babasının köyüne gidiyor. Akrabaları onu övüyor, "bizim doktor" diyorlar; ama sohbet ilerledikçe ne konuşacağını bilemediğini fark ediyor. Kuzenleri ona çocukların okulunu, tarlanın satışını, bir hastane randevusunu soruyor. Gülten yardım ediyor, ama aralarına görünmez bir mesafe girdiğini de hissediyor. Kendini ne köyde ne de Selim'in sofrasında tamamen evinde hissediyor.

Bu derste ne olacak

Bu derste anlatılan sahneler ve örnek durumlar kurgudur; hiçbiri bir kayıttan alınmamıştır.

Statü dersinde, insanların yaşam tarzları ve zevkleriyle birbirlerini nasıl sıraladığını gördük. Şimdi bir başka soruya geçiyoruz: İnsanlar bu sıralamanın içinde kuşaklar boyunca ne kadar yer değiştirebiliyor? Temel derslerde mutlak ve göreli hareketliliği ayırmış, bir ailenin konumunun çocuğuna taşındığı aktarım kanallarını tanımlamıştık. Bu derste o temeli araştırma düzeyine taşıyoruz.

Hareketliliğin nasıl ölçüldüğünü, eğitimin bu süreçteki rolünü inceleyen klasik modeli, sanayi toplumlarının ne kadar açık olduğu üzerine yürüyen uzun tartışmayı, eşitsizlik ile hareketlilik arasındaki ilişkiyi, ayrıcalıklı ailelerin çocuklarını düşmekten nasıl koruduğunu ve yükselmenin insanların iç dünyasında bıraktığı izleri göreceğiz.

Sıfır noktası — babanın mesleği ile çocuğun mesleği

Bir toplumun ne kadar açık olduğunu anlamanın en eski yolu, insanların ailelerinin konumu ile kendi konumlarını karşılaştırmaktır. Rus asıllı Amerikalı sosyolog Pitirim Sorokin, yirmilerin sonunda yayımladığı kitabında toplumsal hareketliliği sosyolojinin sistemli bir konusu hâline getirdi. Ondan sonraki araştırmalar, büyük örneklemlerle insanlara anne babalarının ve kendilerinin mesleğini sorarak bu karşılaştırmayı sayılara döktü.

Mekanizma — eğitimin ortadaki yeri

Amerikalı sosyologlar Peter Blau ve Otis Dudley Duncan, altmışların sonunda yayımladıkları bir çalışmada, hareketliliği tablolardan farklı bir yolla incelediler. Onlar, insanların ulaştığı konumu bir dizi etkenin birbirine bağlı bir zinciri olarak modellediler.

Blau ve Duncan'ın bulgusu iki yönlüdür. Bir yandan eğitim, aile geçmişinin aktarıldığı ana kanaldır: varlıklı aileler, çocuklarına daha uzun ve daha nitelikli bir eğitim sağlar. Öbür yandan eğitim, aile geçmişinden bağımsız olarak da insanları ileri taşıyabilir: aynı aileden gelen iki çocuktan daha çok okuyan, genellikle daha yükseğe varır. Gülten'in babasının öğretmen okulu, tam da bu ikinci etkinin örneğidir.

Toplumlar ne kadar açık?

Sanayileşmenin, toplumları daha açık hâle getireceği uzun süre yaygın bir beklentiydi: bilgi ve beceri önem kazandıkça, doğumun önemi azalacaktı. Hareketlilik araştırmacıları bu beklentiyi sınamaya koyuldu ve şaşırtıcı bir sonuçla karşılaştı.

Temel derslerde gördüğümüz mutlak ve göreli hareketlilik ayrımı burada önem kazanır. Sanayileşen ülkelerde mutlak hareketlilik gerçekten çok yükseldi; tarımdan çıkılıp fabrikalara ve bürolara geçildikçe, çok sayıda insan ebeveyninden farklı bir işe girdi. Ama farklı kökenlerden gelen çocukların aynı yere varma şansları arasındaki fark, yani göreli hareketlilik, beklendiği kadar değişmedi.

Bu hipotez, hareketlilik tartışmalarında önemli bir uyarıdır: bir toplumda pek çok insanın yükselmesi, o toplumun herkese eşit şans tanıdığını göstermez. Yükselişlerin büyük kısmı, ekonominin yapısının değişmesinden, yani yukarıda daha fazla yer açılmasından kaynaklanıyor olabilir.

Eşitsizlik ile hareketlilik

Göreli hareketlilik ülkeler arasında tamamen aynı değildir; farklar küçük olsa da sistemlidir. Kanadalı iktisatçı Miles Corak'ın derlediği karşılaştırmalı veriler, ilginç bir örüntü ortaya koydu.

Bu ilişkinin olası açıklamalarından biri, merdivenin basamakları arasındaki mesafeyle ilgilidir. Basamaklar birbirinden uzaksa, varlıklı ailelerin çocuklarını korumak için harcayabileceği kaynak artar ve yoksul ailelerin çocuklarının bu mesafeyi kapatması zorlaşır. Bir başka açıklama, eşitsiz toplumlarda okulların, mahallelerin ve sağlık hizmetlerinin de sınıflara göre daha keskin biçimde ayrışmasıdır. Servet dersinde andığımız Chetty'nin ekibi, vergi kayıtlarıyla yaptığı başka çalışmalarda, Amerika'nın farklı bölgelerinde bile hareketliliğin belirgin biçimde değiştiğini ve bu farkın mahallelerin ayrışması, okulların niteliği ve ailelerin yapısıyla ilişkili olduğunu gösterdi.

Aşağı düşmemek

Hareketlilik tartışmaları çoğu zaman yükselişlere odaklanır. Ama göreli hareketliliğin düşük olmasının bir nedeni de ayrıcalıklı ailelerin çocuklarının aşağı düşmemesidir. Göreli hareketlilikte bir kişinin yükselmesi, başka birinin aynı yerden çekilmesini gerektirir; üstteki yerler sınırlıysa, yukarıdakilerin düşmemesi aşağıdakilerin yükselmesini sınırlar.

Yükselmenin bedeli

Hareketlilik yalnız istatistiklerde değil, insanların iç dünyasında da yaşanır. Gülten'in bayramda köyde hissettiği mesafe, sosyologların giderek daha fazla ilgilendiği bir konudur. Bourdieu, kendi hayatını anlattığı son çalışmasında, Fransa'nın güneyinde bir köy postacısının oğlu olarak en seçkin okullara uzanan yolunu anlatırken bu deneyime bir ad verdi.

Ölçüt nerede yanlış çalışıyor

Hareketlilik araştırmaları güçlü bulgular üretir, ama yorumlanırken dikkat ister.

Birincisi, mutlak hareketliliği toplumun açıklığının kanıtı saymak yanıltıcıdır. Bir ülkede herkesin bir basamak yükselmesi, basamaklar arasındaki göreli şans farkını değiştirmeyebilir.

İkincisi, hareketlilik araştırmalarının uzun süre yalnız babalar ve oğullar üzerine kurulması, kadınların hareketliliğini görünmez kıldı. Kadınların işgücüne katılımı arttıkça, annelerin konumunun ve kadınların kendi hareketliliklerinin ayrıca incelenmesi gerektiği anlaşıldı.

Üçüncüsü, hareketliliği yalnız bireysel başarı hikâyeleri üzerinden anlatmak, istisnaları kural gibi gösterir. Gülten'in hikâyesi gerçektir; ama onun gibi yükselen her kişi için, aynı köyden yerinde kalan pek çok kişi vardır. Başarı hikâyeleri, bazen toplumun açık olduğuna dair bir inancı besleyerek, kapalı kalan kapıları gözden saklar.

Dördüncüsü, hareketliliği tek başına bir hedef saymak tartışmalıdır. Bazı sosyologlar, toplumu daha adil kılmanın yolunun yalnız bazı insanların merdivende yükselmesini kolaylaştırmak değil, basamaklar arasındaki mesafeyi kısaltmak olduğunu vurgular.

Kuramsal mercekler

Hareketliliği inceleyen sosyologlar, farklı sorulara öncelik verir.

Liberal sanayileşme merceği, sanayileşmenin ve eğitimin yaygınlaşmasının, zamanla doğumun önemini azaltacağını ve toplumları daha açık kılacağını savunur. Bu bakış, statü edinme modelinin eğitime yaptığı vurguyla uyumludur.

Yeniden üretim merceği ise, Bourdieu'den ve Marksist gelenekten beslenerek, ayrıcalıklı sınıfların avantajlarını kuşaklar boyunca koruyacak yollar bulduğunu vurgular. Eğitim yaygınlaştıkça, ayrıcalıklı aileler yeni ayrım yollarına yönelir: daha seçkin okullar, yurt dışı deneyimleri, tanıdık ağları. Sabit akışkanlık hipotezi ve cam zemin, bu bakışı destekleyen bulgulardır.

Kurumsal ve karşılaştırmalı mercek ise ülkeler arasındaki farklara odaklanır ve eğitim sistemlerinin, sosyal politikaların, iş piyasası düzenlemelerinin ve eşitsizlik düzeyinin hareketliliği nasıl etkilediğini sorar. Büyük Gatsby eğrisi bu bakışın ürünüdür.

Gülten'e bu üç mercekle bakılabilir. İlki onu, eğitimin açtığı kapının bir örneği olarak görür. İkincisi, Selim'in hiçbir hikâyeye ihtiyaç duymadan vardığı yere Gülten'in ancak istisnai bir yolla varabildiğini vurgular. Üçüncüsü ise Gülten'in babasının okuduğu türden devlet okullarının, hangi tarihsel koşullarda kurulduğunu ve neden o kapıların zamanla değiştiğini sorar.

Ölçek

Kişinin kendi biyografisinde hareketlilik, bir sınav sonucu, bir burs mektubu ya da bir iş teklifi gibi anlarda yaşanır; ama bu anların arkasında ailenin yıllarca biriktirdiği kaynaklar ve beklentiler durur.

Aileler ve okullar arasında, eğitim kurumlarının nasıl örgütlendiği, öğrencilerin hangi yaşta hangi okullara ayrıldığı ve okulların mahallelere göre nasıl farklılaştığı, çocukların hangi yollara yönlendirileceğini belirler.

Ülkeler ve tarihsel dönemler düzleminde ise sanayileşmenin hızı, savaşlar, göçler ve ekonomik krizler, merdivenin yapısını değiştirir. Bir dönemde açılan geniş kapılar, bir sonraki dönemde daralabilir.

Türkiye'de köy enstitüleri

Türkiye'nin hareketlilik tarihinde, devletin bilinçli olarak kırsal kesimin çocuklarına açtığı en çok tartışılan kapılardan biri köy enstitüleridir. Kırkların başında kurulan bu okullar, köylerden seçilen çocukları yatılı olarak okutuyor; onlara hem öğretmenlik hem de tarım, yapı ve zanaat becerileri kazandırarak köylerine geri göndermeyi amaçlıyordu. Bu okullardan mezun olanlar arasında, sonradan tanınmış yazarlar olan Mahmut Makal ve Fakir Baykurt da vardı; Makal'ın köy hayatını anlatan kitabı, kentli okurların köy gerçeğiyle karşılaşmasında önemli bir rol oynadı.

Köy enstitüleri, ellilerin başında öğretmen okullarıyla birleştirilerek kapatıldı. Kapatılmalarının nedenleri hâlâ tartışılır. Bazı yorumcular, okulların köylü çocuklarında eleştirel bir bilinç geliştirdiğini, bunun da toprak sahiplerini ve muhafazakâr çevreleri rahatsız ettiğini, okulların siyasal baskılar sonucu kapatıldığını vurgular. Başka yorumcular ise okulların eğitim düzeyinin eleştirildiğini, kız ve erkek öğrencilerin birlikte yatılı okumasının toplumda tepki çektiğini ve okulların öğretmen yetiştirme sisteminin bütünüyle uyumsuz hâle geldiğini öne sürer. Tartışma, köy enstitülerini çoğu zaman bir özlem nesnesi ya da bir siyasi sembol hâline getirdi.

Hareketlilik bakımından köy enstitüleri, devletin kırsal çocuklarına açtığı kanalların kalıcı etkisine dair bir örnek sunar. Gülten'in babasının hikâyesindeki gibi, öğretmen okulları, yatılı okullar ve parasız yatılı burslar, uzun yıllar boyunca köy çocuklarının kente ve memurluğa geçmesinin başlıca yollarından oldu. Bu kanalların zamanla değişmesi ve yerini büyük ölçüde merkezî sınavlara ve özel hazırlık kurumlarına bırakması, hangi ailelerin çocuklarının bu yolları kullanabildiği sorusunu yeniden gündeme getirdi.

Karşılaştırmalı bir bakış, kırsal kesimin çocuklarını yatılı okullarla ve öğretmen yetiştirme programlarıyla yukarı taşıma girişimlerinin başka ülkelerde de, örneğin yirminci yüzyılın ortasında Doğu Avrupa'da ve Latin Amerika'nın bazı ülkelerinde, görüldüğünü gösterir. Bu girişimlerin ortak dersi, devletin bilinçli olarak açtığı kanalların hareketliliği artırabileceği, ama bu kanalların siyasal tercihlere ve kurumsal değişimlere karşı kırılgan olduğudur.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Hareketlilik araştırmaları, kuşaklar boyunca insanların konumunu izlemeyi gerektirir; bu da büyük ve uzun soluklu veri kümeleri ister.

Yaygın hatalar

Aklında kalsın

  1. Hareketlilik tablosu, insanların çıkış ve varış konumlarını karşılaştırır; çıkışa ve varışa göre okunduğunda farklı hikâyeler anlatır.
  2. Blau ve Duncan'ın statü edinme modeli, aile geçmişinin konumu büyük ölçüde eğitim aracılığıyla etkilediğini, eğitimin de aileden bağımsız bir etkisi olduğunu gösterir.
  3. Sabit akışkanlık hipotezine göre, sanayi toplumlarında mutlak hareketlilik büyük farklar gösterse de farklı kökenlerin şans farkları benzer ve yavaş değişir.
  4. Büyük Gatsby eğrisi, gelir eşitsizliği yüksek ülkelerde kuşaklararası hareketliliğin daha düşük olduğunu gösterir.
  5. Cam zemin, ayrıcalıklı ailelerin düşük başarılı çocuklarının düşmekten korunmasıdır ve başkalarının yükselişini sınırlar.
  6. Bölünmüş habitus, yükselen kişilerin köken ve varış çevreleri arasında yaşadığı iç gerilimi anlatır.
  7. Türkiye'de köy enstitüleri, devletin kırsal çocuklarına bilinçli olarak açtığı bir hareketlilik kanalının hem gücünü hem de siyasal kırılganlığını gösterir.

Sonraki derse köprü

Bu derste insanların kuşaklar boyunca sınıflar arasında nasıl hareket ettiğini ve sınıfın nasıl yeniden üretildiğini inceledik. Gülten ile Selim'in hikâyesi bir soruyu da açık bıraktı: İkisi de bugün orta sınıfın içinde, ama aynı orta sınıfın mı? Sonraki ders, sınıf yapısının farklı katmanlarına yakından bakıyor: genişleyen ve kendi içinde bölünen orta sınıfları, toplumun tepesindeki seçkinleri, güvencesiz işlerde çalışan ve kendine özgü bir sınıf olup olmadığı tartışılan prekaryayı, ve insanların kendi sınıflarının farkına varıp varmadığı, yani sınıf bilinci sorusunu ele alıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.