Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Sesli dramada dinleyici yalnız duyduğunu bilir.
- Görüntüye dayanan satır dinleyiciye ulaşmaz.
- Her sesin bir kaynağı vardır; dinleyici önce onu tahmin eder.
- Her sahne, mekânı söyleyen kısa bir sesle açılır.
- Karakteri sesin rengi, hızı ve kelimeleri taşır.
- Görülemeyen eylem bir sese bağlanır.
- Zaman havanın ve dünyanın sesiyle geçer.
- Geçişi çoğu zaman iki mekânı birleştiren bir ses taşır.
- Anlatıcı bir seçimdir; kullanılırsa bir yeri ve bir işi olur.
- Dinleyici boşluğu kendi kafasında doldurur.
- Yazarın işi o boşluğu doğru ipuçlarıyla sınırlamaktır.
- Sahne başlığı sayfada kalır; dinleyiciye mekânı ilk ses söyler.
- Sessizliğin arkasında süren bir ses, onu arızadan ayırır.
- Bir mekânın sesi bir kez kurulunca her dönüşte korunur.
- Kâğıttaki her ses, kayıtta bir iş demektir.
Açılış sahnesi
Muhtarlık'ın sayfaları masadan kalkınca atölyede bir boşluk oluyor. Burcu o boşluğu bir kayıt cihazıyla dolduruyor. Cep boyutunda, iki mikrofonlu küçük bir alet. Bir haftadır onunla gece sokaklarında dolaşıyormuş. Bir taksi durağının önünde durup telsizin sesini kaydetmiş. Cızırtı, kısa bir tık, sonra yorgun bir erkek sesi.
Nermin Hanım kaydı iki kez dinletiyor. Sonra bir öneri yapıyor. Atölye kendi sesli dizisini yazacak, internette kendisi yayımlayacak. Yayıncı yok, kamera yok. Selim sesi kurgulayacak, Burcu kaydedecek, Emre yazacak.
Emre ertesi gün ilk sayfayı getiriyor. Çalışma adı Telsiz. Eskişehir'de bir gece taksi durağı. Semra Hanım kulübede telsizin başında oturuyor. Şoförler arabalarından ona sesleniyor. Sayfanın ilk satırı şöyle: "Semra Hanım kulübede, pencereden bakıyor. Dışarıda taksiler sıra sıra."
Burcu satırı yüksek sesle okuyor. Sonra kayıt cihazını masaya koyup kaydı yeniden açıyor. Cızırtı, tık, yorgun ses. Odada kimse konuşmuyor. Herkes aynı şeyi dinliyor ve kimse bir pencere görmüyor.
"Bunu duyuyoruz," diyor. "Pencereyi duymuyoruz."
Emre sayfasına bakıyor. Bütün sayfa gözle yazılmış. Dinleyiciye ulaşacak ilk ses, ikinci paragrafın ortasında.
Sesli dramada dinleyici yalnızca duyduğunu bilir. Sayfadaki her satır bir sese dönüşmüyorsa o satır dinleyici için yazılmamıştır.
Bu derste ne olacak
Bu derste görüntü hiç yokken bir hikâyenin nasıl anlatıldığını göreceğiz. Emre'nin göz için yazılmış sayfasını kulak için yeniden kuracağız. Hangi satırın düştüğüne, hangisinin bir sese dönüştüğüne bakacağız. Mekânın, karakterin ve eylemin sesle nasıl kurulduğunu konuşacağız. Zamanın nasıl duyulduğunu ve dinleyicinin bir yerden ötekine nasıl geçtiğini soracağız. Bir anlatıcıya gerek olup olmadığını tartacağız. Selim'in şüphesini ciddiye alacağız: dinleyici yanlış bir resim kurarsa ne olur? Burcu'nun sokak kayıtlarını dinleyip sayfaya geri döneceğiz. Sonunda Emre baştan yazılmış, her satırı duyulabilen bir sayfayla kalkacak. En sonda da dinleyicinin hayal gücünün neyi üstlendiğine geleceğiz. Örnekler bir Galler kasabasından, bir uzay yolculuğundan, kaydedilmiş görüşmelerden, bir çöl radyosundan ve bir İngiliz köyünden geliyor.
Sıfır noktası
Film görüntüyle sesi birlikte verir. Ses çoğu zaman görüntünün tamamlayıcısıdır. Kapının çarptığını hem görürüz hem duyarız. Görüntü bir an kararsa bile seyirci nerede olduğunu bilir.
Sesli dramada görüntü hiç yoktur. Dinleyicinin önünde bir perde, bir sahne, bir kadraj yok. Kulağına gelen her şey hikâyenin kendisidir. Kulağına gelmeyen hiçbir şey de hikâyede yoktur.
Bu biçimin uzun bir geçmişi var. Radyo yayıncılığı başladıktan kısa süre sonra radyo için oyunlar yazıldı. Aileler akşamları cihazın başında toplanıp bu oyunları dinledi. Televizyon yaygınlaşınca pek çok ülkede bu gelenek zayıfladı ama kaybolmadı. Bugün aynı araçlar kurmaca podcastlerde yeniden çalışıyor. Dinleyici artık yayın saatini beklemiyor, bölümü istediği an açıyor.
Telsiz böyle bir dizi olacak. Her bölüm bir gece. Dinleyici Semra Hanım'ı hiç görmeyecek. Onun kırklarının sonunda bir kadın olduğunu sesinden çıkaracak. Kulübenin küçüklüğünü sesin odada nasıl durduğundan anlayacak.
Bu durumun iki yüzü var. Birincisi kayıp. Filmde bir yüz bir sahneyi tek başına taşıyabilir. Sesli dramada yüz yoktur. Bir bakış, bir el hareketi, bir gülümseme ancak bir sese bağlanırsa dinleyiciye ulaşır. Rıza'nın başını sallaması duyulmaz. Ama burnundan verdiği kısa bir nefes duyulur.
İkinci yüz bir kazanç. Görüntü bir şeyi bir kez ve bir biçimde gösterir. Ses ise dinleyiciye bir ipucu verir ve gerisini onun kafasına bırakır. Her dinleyici kulübeyi kendi aklındaki bir kulübe gibi kurar. Kimse aynı Semra Hanım'ı görmez. Ama herkes onu çok yakından tanır.
Selim bu ikinci yüze şüpheyle bakıyor. "Dinleyici yanlış kurarsa?" diye soruyor. "Kulübeyi geniş, durağı kalabalık sanırsa?" Nermin Hanım soruyu tahtaya yazıyor. Bu dersin büyük kısmı ona cevap veriyor. Dinleyici boşluğu her zaman doldurur. Yazarın işi o boşluğu doğru ipuçlarıyla sınırlamaktır.
Mekanizma
Duyulmayan satırlar
Nermin Hanım, Emre'nin sayfasını tahtaya kopyalıyor:
İÇ. TAKSİ DURAĞI, KULÜBE — GECE
SEMRA HANIM telsizin başında. Pencereden bakıyor. Dışarıda taksiler sıra sıra. Yorgun ama dikkatli.
İÇ. RIZA'NIN TAKSİSİ — DEVAMI
RIZA direksiyonda. Dikiz aynasından arkadaki yolcuya bakıyor.
Kenar boşluğuna, satır satır, tek bir soru düşüyor: "Bunun sesi ne?" Pencereden bakmanın sesi yok. Sıra sıra taksilerin sesi yok. "Yorgun ama dikkatli" bir sıfat, bir ses değil. Dikiz aynasına bakış da duyulmuyor.
Bu satırları Emre'ye film alışkanlığı yazdırmış. Emre olayı gözüyle görüyor. Sesli dramada aynı olayı kulağıyla duyması gerekiyor. Sayfanın dörtte üçü siliniyor. Geriye yalnız sahne başlıkları kalıyor.
Sesin bir kaynağı var
Burcu bir şey hatırlatıyor. Kayıtta duyulan her ses bir yerden geliyor. Cızırtı telsizin hoparlöründen. Tık, şoförün bas-konuş tuşundan. Yorgun ses bir arabanın içinden. Dinleyici sesi duyunca önce onun neyden çıktığını tahmin ediyor.
Emre ilk çeviriyi buradan kuruyor. Semra Hanım'ı pencereye bakarken değil, bir şey yaparken duyuruyor. Elinde bir bardak var, kaşık camda dönüyor. Telsizin cızırtısı odayı dolduruyor. Kulübede küçük bir radyo alçak sesle bir gece programı çalıyor.
Bu üç sesin her biri bir aracılı ses ya da bir eylem. Hepsinin kaynağı belli. Dinleyici Semra Hanım'ı görmüyor ama elinin ne yaptığını biliyor.
Mekânı ilk sesle kurmak
Kulübe ile araba iki ayrı mekân. Dinleyici her sahnede nerede olduğunu ilk saniyelerde öğrenmeli. Filmde bunu sahne başlığından sonraki ilk plan yapar. Sesli dramada ilk sesin yapması gerekir.
Telsiz'de kulübenin tabelası radyonun alçak mırıltısı oluyor. Rıza'nın taksisinin tabelası dizel motorun kalın homurtusu ve sinyalin tıkırtısı. Deniz'in arabasının camı hep aralık. Onun sesi telsizden hep rüzgârla birlikte geliyor. Üç tabela kurulunca dinleyiciye hiçbir başlık okumak gerekmiyor.
Karakter sesi
Görüntü yoksa karakteri sesinin rengi, hızı ve kelimeleri taşır. Rıza az konuşur. Cümleleri kısa, aralarındaki susma uzundur. Deniz hızlı konuşur, cümlesinin sonunu bazen yutar. Semra Hanım her çağrıya aynı ölçülü tonla cevap verir.
Bir başka araç da adlar. Telsizde herkes kendini adıyla çağırır: "Merkez, Rıza." Bu kural dizinin kendi dünyasından geliyor. Dinleyiciye her seferinde kimin konuştuğunu söylüyor. Ama arabanın içindeki yolcunun bir çağrı kodu yok. Onu sesiyle ayırmak gerekecek.
Eylemi sese bağlamak
Dizinin ilk gecesinde Rıza'nın taksisine bir yolcu biniyor. Yaşlı bir adam. Bir yere gitmek istemiyor. "Biraz dolaşalım," diyor. "Saati açık kalsın." Filmde bu sahne iki yüzle anlatılırdı. Sesli dramada her eylemin bir sesi olmalı.
Yaşlı adam biniyor: kapı açılıyor, yay gıcırdıyor, kapı kapanıyor. Rıza taksimetreyi açıyor: kısa bir bip. Yaşlı adam pencereyi indiriyor: kolun sesi, içeri dolan gece. Bu üç ses bir sahne yazıyor. Hiçbirini birinin söylemesi gerekmiyor.
Zaman ve geçiş
Bir gece akşamdan sabaha uzanıyor. Dinleyici saatin ilerlediğini neyden anlayacak? Emre gecenin ilk saatlerine yoğun bir trafik koyuyor. Gece yarısından sonra yol boşalıyor, tek tük bir araba geçiyor. Kulübedeki radyonun programı değişiyor. Bölümün sonunda uzaktan sabah ezanı duyuluyor.
Selim ise geçişi soruyor. Kulübeden arabaya nasıl gidilecek? Sessizlikle mi, bir müzikle mi? Burcu kendi kaydını yeniden açıyor ve cevabı orada buluyor.
Semra Hanım telsize konuşuyor: "Rıza, merkez. Dinliyorum." Bu cümle önce kulübede net ve yakın duyuluyor. Sonra aynı cümlenin sonu Rıza'nın arabasındaki hoparlörden, ince ve cızırtılı geliyor. Dinleme noktası kulübeden arabaya geçti. Aradaki köprü telsizin kendisi.
Anlatıcı
Emre'nin elinde bir taslak daha var. Semra Hanım'ın dış sesiyle açılan bir giriş: "Bu durakta gece vardiyası benimdir." Nermin Hanım kısa bir soru soruyor: "Kime anlatıyor?"
Sesli dramada anlatıcı yasak değil. Ama dinleyici her sesin bir yerden geldiğini bildiği için anlatıcının da bir yeri olmalı.
Telsiz'in gerekçesi telsiz kanalının kendisi olabilir. Her bölüm Semra Hanım'ın bütün araçlara yaptığı bir çağrıyla açılabilir. Ama arabanın içinde yolcuyla konuşulanlar telsize gitmiyor. Dinleyici onları da duyuyor. Atölye bu yüzden saf bir kayıt gerekçesi kurmuyor. Kanal bir çerçeve olarak kalıyor, araba içi serbest. Burcu bir öneri not ediyor, karar yok: bir gece Rıza'nın tuşu takılı kalsın, Semra Hanım arabadaki konuşmayı duysun.
Dinleyicinin hayal gücü
Atölye Emre'nin yeni sayfasını okuyor. Bu kez her satır bir ses:
SES: Telsiz cızırtısı. Kısa bir tık.
RIZA (telsizden): Merkez, Rıza.
SES: Kulübede alçak sesli bir radyo. Bir bardakta dönen kaşık durur.
SEMRA HANIM: Rıza, merkez. Dinliyorum.
SES: Dizel motor. Sinyal tıkırtısı. Arka kapı açılır, kapanır.
YAŞLI ADAM: Biraz dolaşalım. Saati açık kalsın.
Atölyenin kullandığı düzen bu. Konuşan kişinin adı büyük harfle, sonra iki nokta ve replik. Ses ve müzik kendi etiketiyle ayrı satırda. Bu düzen yaygın birkaç düzenden biri, tek standart değil.
Selim'in sorusu burada cevap buluyor. Dinleyici kulübeyi kendisi kuracak. Ama bardağın, radyonun ve cızırtının sınırladığı bir kulübe kuracak. Dar, ılık ve gece.
Emre bir şeyi de itiraf ediyor. Gece, bekleyiş, birbirini tanımayan insanlar. Peron'da da aynı üçlü vardı. Nermin Hanım gülüyor. "Takıntın seni bırakmıyor," diyor. "Bu kez kulağa yazıyorsun, o kadar."
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Sayfayı kulakla oku. Taslağı bitirince gözlerini kapat ve birinden sana okumasını iste. Görüntü kurmaya çalıştığın her satırda zihnin boşa düşer. O satırlar duyulmayan satırdır.
Her sahneyi bir sesle aç. Dinleyici ilk saniyelerde nerede olduğunu bilmezse sonraki repliği kaçırır. Ses tabelasını replikten önce koy.
Ses tabelasını sabit tut. Kulübenin radyosu bir bölümde var, öbüründe yoksa dinleyici iki ayrı kulübe kurar. Bir mekâna bir kez bir ses verdiysen onu her dönüşte koru.
Aynı anda az ses. Sesli dramada dinleyici her sesi ayrı ayrı izlemek zorunda. Üç kişinin birden konuştuğu bir sahne çoğu zaman kulağa bir uğultu gibi gelir. Kalabalığı arka planda tut, konuşanı öne al.
Sessizliğe bir ses bağla. Filmde susan bir yüz görünür. Sesli dramada uzun bir sessizlik dinleyiciye yayın kesildi gibi gelebilir. Susmayı bir nefesle, bir tıkla ya da süren bir oda tonuyla destekle.
Eylemi abartma. Her hareketin bir ses efektine ihtiyacı yok. Yalnız hikâye için anlam taşıyan eylemi duyur. Yaşlı adamın pencereyi indirmesi gecenin içeri girmesidir; onun cebinden mendil çıkarması değildir.
Dinleme noktasını bakış açısı say. Sesli dramada kulağın durduğu yer, filmdeki bakış açısının işini görür. Dinleyici kulübede Semra Hanım'la mı, arabada Rıza'yla mı? Bunu bir sahnenin ortasında değiştirmek bir kesme yapmaktır. Gerekmedikçe değiştirme, değiştireceksen bir sesle duyur.
Anlatıcıya bir yer ver. Anlatıcı kullanacaksan onun nereden, kime ve neden konuştuğunu bil. Dinleyici her sesin bir kaynağı olduğuna alışkındır ve yersiz bir sesi yadırgar.
Kayıt gerekçesini gevşek tutabilirsin. Her hikâyenin bir kaset, bir yayın ya da bir telefon çerçevesine ihtiyacı yok. Ama gerekçe kurduysan onu bölümün ortasında bozma.
Geçişi bir ses taşısın. Bir sahneden ötekine geçerken en temiz yol, iki mekânı birleştiren bir sestir. Telsizdeki cümle, kapanan bir kapı, uzaklaşan bir motor. Müzikli ara geçiş de olur, ama her geçişte aynı müzik dinleyiciyi yorar.
Zamanı havanın sesiyle göster. Saat söylemek yerine trafiğin yoğunluğunu, kuşları ya da bir ezanı kullan. Dinleyici zamanın geçtiğini duyduğu dünyadan anlar.
Dinleyicinin kafasındaki resme saygı göster. Bir karakteri sekizinci bölümde ilk kez tarif edersen dinleyicinin o güne kadar kurduğu yüz bozulur. Fiziksel bir ayrıntı gerekiyorsa onu erken ver.
Kulaklık için yaz. Kurmaca podcastler çoğu zaman kulaklıkla, yürürken, bulaşık yıkarken dinlenir. Dikkat bölünür. Önemli bir bilgiyi tek bir fısıltıya bağlama, gerekirse başka bir sesle bir kez daha duyur.
Kaydı erken dinle. Burcu'nun sokak kayıtları gibi gerçek sesler yazarı uyarır. Kâğıtta güzel duran bir ses kayıtta başka bir şey söyleyebilir. Telsiz cızırtısı Emre'nin aklında romantik bir sesti. Kayıtta ise yorucu ve sert. Uzun bir sahnede dinleyiciyi bezdirebilir.
Aracılı sesi ölçülü kullan. Telefon, telsiz ve radyo sesi dar ve ince gelir. Kısa bir anda gerilim kurar, uzun bir sahnede kulağı yorar. Bir konuşma uzayacaksa dinleme noktasını bir süre o sesin yanına, yakına taşı.
Kulağın hafızasına güven ama sınırını bil. Dinleyici bir sesi birkaç dönüşten sonra tanır. Ama yeni bir sesi ilk duyduğunda onu neye bağlayacağını bilmez. Yeni bir ses girdiğinde onu bir kez açıkça bir kaynağa bağla.
Sesin de bir maliyeti var. Burcu her sesi kaydetmek zorunda kalacak. Sayfaya yazdığın her ses bir gece, bir sokak ya da bir arşiv araması demek. Hikâyenin taşımadığı sesi sayfadan çıkar.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Sesli drama, görüntüsü olmayan bir filmdir."
Sesli drama kendi araçlarıyla çalışır. Film senaryosundaki bakışların ve planların çoğu orada karşılıksız kalır. Onların yerine kaynak, tabela ve dinleme noktası gelir.
Yaygın yanlış"Karakterler gördüklerini söylerse sorun çözülür."
Böyle bir sahne çoğu zaman yapay durur. İnsanlar gerçek hayatta önlerindeki şeyi birbirine tarif etmez. Görüneni sese çevirmek, onu söze çevirmekten başka bir iştir.
Yaygın yanlış"Ne kadar çok ses efekti, o kadar canlı sahne."
Fazla ses dinleyicinin dikkatini dağıtır. Bir sahnede iki üç net ses, on bulanık sesten çok şey kurar.
Yaygın yanlış"Sesli dramada anlatıcı şarttır."
Pek çok güçlü örnek anlatıcısız çalışır. Mekânı ve eylemi seslerin kendisi kurar. Anlatıcı, yazarın seçebileceği araçlardan yalnızca biridir.
Yaygın yanlış"Dinleyici hayal gücüyle her boşluğu doğru doldurur."
Dinleyici boşluğu doldurur ama her zaman yazarın istediği gibi değil. İpucu az ya da karışıksa yanlış bir resim kurar.
Yaygın yanlış"Podcast yeni bir biçimdir, radyo oyunuyla ilgisi yok."
Kurmaca podcast radyo oyununun araçlarını sürdürür. Değişen şey dağıtım ve dinleme biçimidir.
Yaygın yanlış"Sesli drama ucuz olduğu için kolaydır."
Dekor yoktur ama her sesin seçilmesi, kaydedilmesi ve yerleştirilmesi gerekir. Kâğıtta bir satırlık bir ses, kayıtta saatler alabilir.
Yaygın yanlış"Hazır bir ses arşivi her sahneyi kurar."
Arşivdeki bir motor sesi herhangi bir motordur. Rıza'nın dizel taksisi ise bir tane. Dinleyici tanıdık, genel bir sesi çabuk fark eder ve mekâna inanmayı bırakır. Burcu'nun sokak kayıtları bu yüzden işe yarıyor.
Yaygın yanlış"Sahne başlığı dinleyiciye mekânı söyler."
Sahne başlığı sayfada kalır, yayına çıkmaz. Onu yalnız oyuncu, kayıtçı ve kurgucu okur. Dinleyiciye mekânı ilk ses söyler.
Yaygın yanlış"Sesli dramada sessizlik kullanılmaz."
Sessizlik sesli dramada da güçlüdür. Ama yalnız başına bırakılırsa bir teknik arıza gibi duyulabilir. Arkasında bir oda tonu, bir nefes ya da uzak bir motor sürerse dinleyici onu sahnenin parçası sayar.
Yaygın yanlış"Yalnız sesle anlatılan hikâye küçük olmak zorundadır."
Tersine, görüntü bütçesi olmadığı için sesli drama bir gezegeni de, bir rüyayı da kurabilir. Asıl sınır, dinleyicinin aynı anda izleyebileceği ses sayısıdır.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Sesli dramada dinleyici yalnız duyduğunu bilir.
- Görüntüye dayanan satır dinleyiciye ulaşmaz.
- Her sesin bir kaynağı vardır; dinleyici önce onu tahmin eder.
- Her sahne, mekânı söyleyen kısa bir sesle açılır.
- Karakteri sesin rengi, hızı ve kelimeleri taşır.
- Görülemeyen eylem bir sese bağlanır.
- Zaman havanın ve dünyanın sesiyle geçer.
- Geçişi çoğu zaman iki mekânı birleştiren bir ses taşır.
- Anlatıcı bir seçimdir; kullanılırsa bir yeri ve bir işi olur.
- Dinleyici boşluğu kendi kafasında doldurur.
- Yazarın işi o boşluğu doğru ipuçlarıyla sınırlamaktır.
- Sahne başlığı sayfada kalır; dinleyiciye mekânı ilk ses söyler.
- Sessizliğin arkasında süren bir ses, onu arızadan ayırır.
- Bir mekânın sesi bir kez kurulunca her dönüşte korunur.
- Kâğıttaki her ses, kayıtta bir iş demektir.
Sonraki derse köprü
Rıza'nın taksisinde iki ses var: kısa cümleli Rıza ve "Biraz dolaşalım" diyen yaşlı adam. Yaşları yakın, ikisi de yavaş ve alçak sesle konuşuyor. Dinleyici kimin konuştuğunu nereden bilecek? Deniz bölümün ortasında telsize girdiğinde onu adını duymadan tanıyabilecek mi? Sonraki derste sesli sahne açıklığını konuşacağız. Yaşlı adam cebinden bir şey çıkarırsa Rıza'nın "Elindeki o fotoğraf ne?" demesi bir çözüm mü, yoksa yapay bir betimleme mi?