Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Western bir kostüm değil, bir soru düzenidir: kanunun geç kaldığı bir toprakta kim kalacak?
- Sınır hattı düzenin bitip gücün başladığı yerdir ve bir nesneye bağlanır.
- Kanun mesafesi büyüdükçe karakterler kendi hükmünü vermeye yaklaşır.
- Toprak iddiası mirastan, emekten, kâğıttan ya da önce gelmekten doğar.
- Yerleşim bir kuruluş olduğu kadar bir silmedir de; önceki izler kaybolur.
- Dışarıdaki koruyucu topluluğu korur, ama ona katılamaz.
- Topluluk korunan bir şey olabildiği gibi saldıran bir kalabalık da olabilir.
- Medeniyet iddiası kime ne getirdiğiyle ve kimden ne aldığıyla sınanır.
- Kurucu şiddet çoğu zaman saklanır ya da efsaneye çevrilir.
- Geri dönen karakterin geçmişi bir mekânda onu bekler.
- Western'in ikonografisi bir söz verir; yazar o sözü bilerek tutar ya da bozar.
Açılış sahnesi
Selim MECLİS'in dosyasını kapatıp çantasına koyuyor; oylamanın sayfası hâlâ boş. Emre ince bir dosyayı masanın ortasına itiyor. Kapağına kurşun kalemle YAYLA yazmış, yanına küçük harflerle ilk taslak.
İlk sayfa bir köy yolunun ağzında açılıyor. Şehir plakalı bir kiralık araba duruyor, kırklarında bir adam iniyor. Adı İdris. Elinde tek bir çanta var. Babasının cenazesine yetişememiş. Bozkırda yürürken uzakta yaylanın sırtı görünüyor.
Son sayfa ise şafakta geçiyor. Yayladaki tek su gözesinin başında iki adam karşı karşıya. Birinin elinde av tüfeği. Rüzgâr, bir koyun çanı, uzun bir sessizlik.
Burcu son sayfayı okuyunca gülümsüyor. "Emre, sen bir western yazmışsın."
"Western mi?" Emre itiraz ediyor. "Atı yok, şerifi yok, kasabası yok. Bu bir köy hikâyesi."
"Tüfekli iki adam, tek bir su ve şafak," diyor Selim. "Bunu nereden aldın?"
Emre cevap veremiyor. O sahneyi yazarken bir yerden ödünç aldığını o da hissetmiş. Taslağın geri kalanında kimse tüfekten söz etmiyor. Tüfek son sayfada birden beliriyor.
Nermin Hanım tahtaya bozkırın kaba bir çizgisini çekiyor. Üstüne küçük bir daire koyuyor: su gözesi. Çizginin iki yanına iki taş çiziyor. Tahtanın altına şunu yazıyor.
Western bir kostüm değil, kanunun geç kaldığı bir toprakta kimin kalacağını soran bir hikâye düzenidir.
Bu derste ne olacak
Emre'nin YAYLA'sını western'in temel unsurlarıyla okuyacağız. Önce sınırı bir çizgi olarak değil, kanunun bittiği bir yer olarak kuracağız. Sonra kanunun mesafesini, toprağa kimin hangi gerekçeyle sahip çıktığını konuşacağız. Yalnız karakter ile topluluk arasındaki çizgiye, şiddetin ve medeniyet iddiasının ilişkisine bakacağız. En sonda geçmişin dönüşünü ele alacağız. Filmler bir maden kampından, çiftçilerin vadisinden, bir sığır kasabasının dışındaki meyhaneden, bir seçim salonundan ve terk edilmiş bir çiftlik evinden gelecek. Her biri başka bir unsuru öne çıkarıyor. Hepsini YAYLA'nın sayfalarına geri taşıyacağız. Şafak sahnesi taslaktan silinmeyecek. Ama Emre onun hangi gelenekten geldiğini görecek.
Sıfır noktası
Western denince çoğu insanın aklına bir görüntü gelir. Şapka, at, toz, bir salon kapısı, öğle güneşinde iki silahşor. Bu görüntüler türün ikonografisidir. Ama türün kendisi değildir. Şapkayı çıkarıp atı bir kamyonetle değiştirdiğinizde de western kalabilir. Yeter ki altındaki soru yerinde dursun.
O soru bir toprağa ve bir boşluğa bağlıdır. Bir yer var, henüz kimin olduğu kesinleşmemiş. Orada yaşayanlar var, oraya yeni gelenler var. Kanun var, ama oraya yetişmiyor ya da yetiştiğinde işe yaramıyor. Bu boşlukta insanlar kendi hesaplarını kendileri görmeye kalkar. Western bu boşluğun hikâyesidir.
Amerikan sinemasında bu boşluğun bir tarihi var: on dokuzuncu yüzyılın batıya doğru açılan sınırı. Filmler o tarihi çoğu zaman bir efsaneye çevirdi. Efsanenin bir kahramanı, bir kötüsü, bir de kurulacak bir kasabası olur. Ama türün asıl gücü efsanede değil, efsanenin sakladığı sorudadır. Bu toprak kimin? Kim buraya önce geldi? Düzeni kim kuracak, hangi bedelle?
Emre'nin taslağı bu sorunun kıyısında duruyor ve bunu bilmiyor. Orta Anadolu'da adı verilmeyen bir köy, üstünde bir yayla. İdris yıllar sonra dönüyor ve babasından kalan yayla parçası üzerinde hak iddia ediyor. Zeliha yıllardır o toprakta sürüsünü otlatıyor. Dursun Bey köyün en büyük toprak sahibi. Yaylanın bir kısmını bir enerji şirketine kiralamak istiyor. Muhtar Cevat ise herkesin kapısını çaldığı ama kimsenin sözünü dinlemediği adam.
Taslakta bunların hepsi var. Eksik olan, bunların birbirine nasıl bağlandığı. Emre bir köy dramı yazdığını sanıyor. O yüzden şafaktaki tüfek sahnesi taslağa yabancı duruyor. Atölye bugün tersini deneyecek. YAYLA'yı bir western gibi okuyacak ve hangi unsurların zaten orada olduğunu görecek. Unsurlar görününce şafak sahnesi ya yerini bulacak ya da gerçekten ödünç olduğu anlaşılacak.
Bir uyarı da baştan söylenmeli. Tür unsurları bir alışveriş listesi değildir. Bir hikâye onları tek tek toplayınca western olmaz. Western, bu unsurlar birbirine bağlandığında ortaya çıkar. Sınır taşı, su gözesine; su gözesi, Zeliha'nın sürüsüne; sürü, Dursun Bey'in sözleşmesine bağlanınca. O bağı kuran şey de İdris'in dönüşü. Emre'nin taslağında bu bağ yer yer var, yer yer kopuk.
Mekanizma
Sınır
Western'de sınır bir harita çizgisinden fazlasıdır. İki dünyanın birbirine değdiği yerdir. Bir yanda kurulmuş düzen, öbür yanda henüz kimsenin tam sahip olmadığı alan. Hikâye bu çizginin üstünde yaşayanları izler.
YAYLA'da sınır hattı yayladaki sınır taşları. Babasının zamanından kalma, üstü kireçle boyanmış taşlar. Emre bunları taslakta bir kez anıyor ve geçiyor. Nermin Hanım onları sahnenin ortasına koymasını istiyor. İdris yaylaya ilk çıktığında taşlardan birinin dibindeki toprağın taze olduğunu görüyor. Taş yerinden mi oynatılmış, yoksa bir hayvan mı eşelemiş? Sayfa söylemiyor. Ama izleyici o andan sonra her taşa başka bakıyor.
Sınırın bir de zaman yüzü var. Bazı westernler sınırın kapanmak üzere olduğu yıllarda geçer. Eski kurallar hâlâ konuşulur, ama artık kimse onlara uymaz. YAYLA da böyle bir anda duruyor. Taşları diken kuşak ölmüş, onları okuyan kuşak dağılmış. Taşların neyi ayırdığını kesin bilen kimse kalmamış.
Hukuk ve kanunsuzluk
Western'in kanunsuzluğu kanunun yokluğu değildir. Kanun vardır, ama uzaktadır. Bir yargıç başka kasabadadır, bir şerif korkaktır, bir karakol saatlerce ötededir. Bu uzaklık karakterlere bir seçim dayatır. Beklemek mi, yoksa kendi adaletini kurmak mı?
YAYLA'da kanun mesafesini muhtar Cevat taşıyor. Cevat'ın elinde bir mühür ve bir defter var. Karakol ilçede, araba yolu uzun. Burcu taslaktaki bir repliğin altını çiziyor. İdris taşları Cevat'a gösterdiğinde Cevat şöyle diyor: "Ben kâğıt veririm, hüküm vermem." Bu cümle Cevat'ı ne kahraman ne de korkak yapıyor. Kanunun yaylaya kadar uzanan son ucunu gösteriyor. O uç kısa.
Selim bir soru ekliyor. Cevat'ın bu kısa ucu kime yarıyor? Bekleyebilecek olana. Dursun Bey'in avukatı, vakti ve arabası var. Zeliha'nın sürüsü ise her sabah suya iniyor. Kanun mesafesi herkes için aynı uzunlukta değil.
Toprak ve yerleşim
Western'in kavgası hemen her zaman bir toprak parçası üzerinedir. Bir otlak, bir maden, bir su yolu, bir demiryolu güzergâhı. Toprak yalnızca bir değer değil, bir hikâyedir. Herkes kendi hakkını kendi hikâyesiyle anlatır.
Nermin Hanım tahtaya yaylanın üç iddiasını yazdırıyor. İdris'inki miras: babasından kalma bir kâğıt ve bir çocukluk. Zeliha'nınki emek: yıllardır o otu sürüsü yedi, o yalağı o temizledi. Dursun Bey'inki büyüklük ve gelecek: köye yol, iş, kira getirecek bir anlaşma. Üç iddia da aynı su gözesine bakıyor. Göze kurursa iddiaların hiçbiri bir şey ifade etmiyor.
Yerleşim ise bu iddiaların zamanla kazandığı biçimdir. Bir yere yerleşen, orayı kendi alışkanlıklarıyla şekillendirir. Yerleşim aynı zamanda bir silmedir de. Oraya ondan önce gelenlerin izi yavaş yavaş kaybolur. Western'in en eski çizgisi de buradan geçer. Yerleşimcinin kurduğu her çiftlik, orada ondan önce yaşamış birinin yolunu keser. YAYLA'da bu iz Zeliha'nın ağılında duruyor. Ağıl İdris'in babasından da eski. Kimin yaptığını köyde kimse hatırlamıyor.
Yalnız karakter ve topluluk
Western'in en tanıdık figürü yalnız adamdır. Bir yerden gelir, bir yere gider. Ama yalnızlık ancak bir topluluğun yanında görünür. Kasaba, çiftçiler, bir aile, bir köy kahvesi. Yalnız karakter o topluluğu korur, ama içine giremez.
YAYLA'da bu figürün adayı İdris. Köye döndüğünde kahveye uğruyor. Kahveci Bahri ona çay koyuyor, adını hatırlıyor, ama oturması için bir sandalye çekmiyor. Masadaki adamlar konuşmayı kesiyor. İdris bu köyden biri. Ama artık dışarıdan geliyor. Emre bu sahneyi yarım sayfada geçmiş. Selim onu uzatmak istiyor. Topluluğun İdris'e nasıl baktığı, hikâyenin sonunda ona yer kalıp kalmayacağının ilk işareti.
Şiddet ve medeniyet iddiası
Western'de düzen çoğu zaman bir vaatle gelir. Okul, kilise, gazete, demiryolu, oy sandığı. Bu vaat gerçekten bir şey getirir. Ama kimin adına konuştuğu sorusunu da beraberinde getirir.
Dursun Bey bu iddiayı taşıyor. Taslakta tek bir sahnesi var, kahvede konuşuyor. Şirket yol yapacak, köyün gençlerine iş verecek, kira köye kalacak. Emre onu kötü adam yazmamış, bu doğru. Ama Dursun Bey'in iddiası kimin sürüsünü yaylanın dışına itiyor? Taslak bunu henüz göstermiyor.
Western'in sakladığı başka bir yüz de var. Düzen çoğu zaman bir şiddet anının üstüne kurulur. Sonra o an unutulur ya da güzelleştirilir.
Emre'nin şafak sahnesi tam bu soruya dokunuyor. Su gözesinde bir tüfek patlarsa yaylanın düzeni kimin lehine kurulur? Köy o sabahı nasıl anlatır? Burcu başka bir yol deniyor. Tüfek patlamasın, ama köyde herkes patlamış gibi konuşsun.
Geçmişin geri dönüşü
Western'in yabancısı çoğu zaman bir yabancı değildir. Geri dönen biridir. Geçmişini bıraktığı yere dönünce o geçmiş onu bekler. İdris'in dönüşü yalnızca miras için değil. Köyde herkesin bildiği, kimsenin adını koymadığı eski bir hesap var. Emre o hesabı ilk taslakta açıklamamış. Nermin Hanım bunu bir eksik olarak görmüyor. Geçmiş, adı söylenmeden de odadaki herkesin yüzünde okunabilir.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Unsuru bir nesneye bağla. Western'in unsurları kavram olarak kalınca vaaz gibi duyulur. Sınır bir taşa, kanun bir mühüre, toprak bir göze bağlanınca izleyici onları eliyle tutar. YAYLA'da sınır taşları, Cevat'ın defteri ve su gözesi bu işi görüyor. Her biri hikâyede en az iki kez görünmeli. Bir kez tanıtılmalı, bir kez anlamı değişmeli. Göze ilk sahnede bir sürünün su içtiği yer olabilir. Son sahnede iki adamın karşı karşıya geldiği yer olur.
Kanunu yok etme, uzaklaştır. Kanunun hiç olmadığı bir dünyada karakterlerin seçimi kolaylaşır. Kanunun var olup yetişmediği bir dünyada her karar bir sınava döner. Peckinpah'ın maden kampında gerçek mahkeme var, ama dağın aşağısında. Cevat'ı da güçsüz değil, yavaş yaz. Telefonla arayacağı biri olsun ve o kişi geç gelsin.
Her toprak iddiasına bir sahne ver. İddiaları bir konuşmada söyletmek kolay. Ama izleyici iddiayı bir eylemde görmeli. Zeliha'nınki şafakta yalağı temizlerken, Dursun Bey'inki bir haritayı masaya yayarken. İdris'inki belki yalnızca babasının mezarı başında, hiç konuşmadan.
Kanun adamını da bir taraf yap. Kanunun temsilcisi tarafsız bir pencere değildir. Cevat köyün muhtarı ve köyde herkesle iyi geçinmek zorunda. Bu zorunluluk onun asıl çatışması olabilir. Kanun mesafesi bazen yolun uzunluğundan değil, kanun adamının kendi hesabından doğar.
Topluluğu tek ses yazma. Western'in topluluğu bazen korunan bir aile, bazen asmaya hazır bir kalabalıktır. Ray'in kasabası ikisini de taşıyor. YAYLA'nın köyünde de Zeliha'yı destekleyen, Dursun Bey'in kirasını bekleyen, İdris'i sessizce izleyen herkes ayrı bir yüz olmalı.
Şiddeti bir anlatı sorusu olarak kur. Şiddeti yüceltmeden yazmanın bir yolu, onu kimin anlattığına bakmaktır. Ford'un filminde atış bir kez yaşanıyor, iki kez anlatılıyor. Her anlatım başka bir düzen kuruyor. Emre'nin şafak sahnesi patlarsa köy onu hangi cümleyle hatırlayacak? Patlamazsa köy yine de bir hikâye uyduracak mı?
Geçmişi bir mekâna yerleştir. Mann'in filminde geçmiş bir evin içinde oturuyor. İdris'in geçmişi de bir yerde oturmalı. Babasının boş evi, kahvenin bir köşesi ya da yayladaki bir ağıl. Geçmiş anlatılınca solar. Bir yere girildiğinde ise sahnenin havasını değiştirir.
İkonografiyi bilinçli kullan. Emre'nin şafak sahnesi western'in en tanıdık resmi. Onu kullanmak bir hata değil. Ama bilmeden kullanmak, izleyiciye bilmeden bir söz vermek demek. İzleyici o resmi görünce bir düelloya hazırlanır. Emre bu sözü tutacak mı, yoksa bozacak mı? Bunu bilerek seçmeli.
Unsurları say, ama hepsini kullanmak zorunda değilsin. Bir western her unsuru aynı ağırlıkta taşımaz. Mann'in filminde toprak kavgası yok denecek kadar azdır. Stevens'ın vadisinde ise geçmiş yalnızca bir gölge. Emre'nin işi YAYLA'nın hangi unsuru merkeze aldığını seçmek. Her unsuru aynı anda büyütürse taslak bir katalog olur.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Western, kovboy filmidir."
Kovboy türün ikonografisidir. Asıl soru kanunun geç kaldığı bir toprakta düzenin nasıl kurulacağıdır. O soru bir yaylada, bir maden kampında, bugünün bozkırında da sorulabilir. Atı ve şapkayı çıkarınca geriye kalan şey türün kendisidir.
Yaygın yanlış"Kanunsuzluk, kanunun hiç olmaması demektir."
Western'de kanun çoğu zaman vardır. Ama uzaktadır, korkaktır ya da bir tarafın cebindedir. Gerilim bu mesafeden doğar. Peckinpah'ın maden kampında bir yargıç bile var. Ama yargıç emekli, kampta asıl hükmü madencilerin kalabalığı veriyor.
Yaygın yanlış"Yalnız kahraman topluluğu kurtarır ve hikâye biter."
Shane'in vadiden ayrılışı bunun tersini gösteriyor. Koruyucu işini bitirdiğinde topluluğun içinde ona yer kalmıyor. Bu ayrılış hikâyenin bedelidir. Koruyucunun gidişi bir mutlu son değil, bir eksilmedir. Vadide bir boşluk kalır ve çocuğun sesi o boşlukta yankılanır.
Yaygın yanlış"Topluluk hep iyidir."
Ray'in kasabası bir takip ekibine dönüşüp asmaya kalkıyor. Topluluk korunacak bir şey olduğu kadar korkulacak bir şey de olabilir. Aynı köy bir gün yas tutar, ertesi gün kapısını kapatır.
Yaygın yanlış"Medeniyet geldiğinde şiddet biter."
Ford'un kasabasında okul ve oy sandığı bir tüfek atışının üstünde duruyor. Düzen şiddeti bitirmez, çoğu zaman onu saklar. Saklanan şiddet de bir gün bir muhabirin sorusuyla geri gelir.
Yaygın yanlış"Toprak kavgasında haklı taraf bellidir."
Her iddianın bir dayanağı vardır: miras, emek, kâğıt, önce gelmek. YAYLA'da üç iddia da bir şey söylüyor. Senaryo hükmü izleyiciye bırakabilir. Bir tarafı baştan haksız yazarsan toprak kavgası bir kötü adam avına döner.
Yaygın yanlış"Western, Amerika'ya özgüdür."
Türün ikonografisi Amerikan sinemasında doğdu. Ama sınır, toprak ve geç kalan kanun her coğrafyada var. Bir yayla, bir mera ya da bir maden sahası aynı soruyu sorabilir.
Yaygın yanlış"Geri dönen karakterin geçmişi ilk sahnede anlatılmalı."
Mann'in Link'i geçmişini uzun uzun anlatmıyor. Eve girdiği anda geçmiş kendiliğinden konuşmaya başlıyor. Erken açıklama o anın gücünü harcar.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Western bir kostüm değil, bir soru düzenidir: kanunun geç kaldığı bir toprakta kim kalacak?
- Sınır hattı düzenin bitip gücün başladığı yerdir ve bir nesneye bağlanır.
- Kanun mesafesi büyüdükçe karakterler kendi hükmünü vermeye yaklaşır.
- Toprak iddiası mirastan, emekten, kâğıttan ya da önce gelmekten doğar.
- Yerleşim bir kuruluş olduğu kadar bir silmedir de; önceki izler kaybolur.
- Dışarıdaki koruyucu topluluğu korur, ama ona katılamaz.
- Topluluk korunan bir şey olabildiği gibi saldıran bir kalabalık da olabilir.
- Medeniyet iddiası kime ne getirdiğiyle ve kimden ne aldığıyla sınanır.
- Kurucu şiddet çoğu zaman saklanır ya da efsaneye çevrilir.
- Geri dönen karakterin geçmişi bir mekânda onu bekler.
- Western'in ikonografisi bir söz verir; yazar o sözü bilerek tutar ya da bozar.
Sonraki derse köprü
YAYLA'nın unsurları tahtada duruyor: taşlar, göze, mühür, kahve, şafak. Ama aynı unsurlar başka bir tonda bambaşka bir film verir. Klasik western İdris'i bir kahramana çevirir. Revizyonist bakış aynı şafağı bir suç gibi okur. Bugünün bozkırında geçen bir neo-western ise taşların yanına bir enerji şirketinin sözleşmesini koyar. Aynı göze bir yerde destan, başka bir yerde bir dava dosyası olur. YAYLA hangi geleneğin içine yazılıyor? Bozkırın kendi sınır anlatıları Amerikan western'inden ne ödünç alır, neyi geri çevirir?