İçeriğe geç

Ders 82.4

Western'i dönüştürmek

Senaryo Akademisi — Bölüm VII, Modül 82

3.437 kelime5 film örneği≈ 16 dk okuma≈ 23 dk seslendirmesıfırdan ileri

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  • Western'i dönüştürmek ikonları atmak değil, onların kimin gözünden durduğunu değiştirmektir.
  • Merkez kaydırma, hikâyenin ağırlığını kenardaki karaktere taşır.
  • Bir karakterin özne olduğu, sabahından ve kararlarından anlaşılır.
  • Sahiplik dili kâğıt, miras, emek ve gelenek arasında bölünür.
  • Vitrin karakterin kendi isteği, kararı ve geleceği yoktur.
  • Efsane aralığı, efsanenin kimin işine yaradığını gösterir.
  • Ertesi gün sahnesi şiddetin bedelini hesaplar.
  • Kaynak sınırı bugünün western'inde yeni toprağı tanımlar.
  • Gerçek halkların tarihi yalnız kaynakla ve danışmayla yazılır.
  • Açık son da karakterlerin seçimleriyle doldurulur.
  • İkonlar kalabilir; tüfek bir dorukta da, bir sandıkta da durabilir.
  • Dönüştüren film de kendi yeni kahramanını sorgulamalıdır.
  • Eski westernler mahkûm edilmez; onlara yeni sorular sorulur.
  • Şiddeti sondan ortaya taşımak, hikâyeyi bir hesaplaşmanın sonuçlarına açar.

Açılış sahnesi

Emre YAYLA'nın son on iki sayfasını yüksek sesle okuyor. Akşamüstü, yayladaki tek pınarın başı. İdris babasından kalan tüfekle sınır taşının yanında duruyor. Karşısında Dursun Bey'in iki adamı. Bir silah sesi. Adamlardan biri yere düşüyor, öbürü kaçıyor. Zeliha koşarak geliyor, İdris'in kolundaki sıyrığı yazmasıyla sarıyor. Güneş tepenin ardına iniyor. Son kare: İdris'in sırtı, önünde uzanan bozkır. Rüzgâr otları yatırıyor.

Kimse konuşmuyor. Emre sayfaları hizalıyor, kâğıtların kenarını masaya vuruyor.

Selim kalemini masaya bırakıyor. "Güzel bir kare. Ama kimin filmi bu?"

"İdris'in," diyor Emre. "Dönen o."

Burcu taslağın ilk sayfasına dönüyor. Zeliha on ikinci sayfada giriyor. Pınarın başında, sürüsünü suluyor. İdris'e su veriyor. Sonra onu Dursun Bey'e karşı uyarıyor. Sonra yarasını sarıyor. Aradaki sayfalarda Zeliha'yı yalnız İdris'in baktığı yerlerde görüyoruz.

"Zeliha bu yaylayı yıllardır kullanıyor," diyor Burcu. "Taslakta tek bir karar veriyor mu?"

Emre sayfaları çeviriyor. Zeliha uyarıyor, bekliyor, sarıyor. Karar vermiyor. Yaylanın kimde kalacağını silah sesi belirliyor. Silah sesinden sonraki sabah ise hiç yazılmamış. Düşen adamın kim olduğu da, köyün ertesi gün ne konuştuğu da.

Nermin Hanım tebeşiri alıyor.

Bir türü dönüştürmek, onun ikonlarını atmak değil; o ikonların kimin gözünden, kimin bedeliyle ve kimin toprağında durduğunu yeniden sormaktır.

Bu derste ne olacak

YAYLA'yı İdris'in dönüşünden çıkarıp yaylanın kendisine bakacağız. Zeliha'nın taslakta bir yardımcı olmaktan nasıl çıktığını izleyeceğiz. Toprağın kime ait olduğunu söyleyen dillerin birbirini nasıl dinlemediğini göreceğiz. Köy kahvesinde anlatılan bir efsaneyi yaylanın taşıyla karşılaştıracağız. Silah sesinden sonraki sabahı yazacağız. Enerji şirketinin haritasına bakıp yeni sınırın nerede çizildiğini soracağız. Filmler Cheyenne kampından, bir kovboy kılığına girmiş kadının çiftliğinden, Osage topraklarındaki petrolden, bir haydudun ölümünden sonraki sahnelerden ve uzun bir askerî eskortun sonundan gelecek. Her adımda aynı pınara bakacağız; yalnız soru değişecek. Sonunda yaylayı kimseye vermeden kapatacağız. Açık bırakmanın, karar vermekten kaçmak olmadığını da göstermeye çalışacağız.

Sıfır noktası

Klasik western çoğu zaman sınırı bir arabanın içinden anlatır. Yerleşimciler batıya gider, kasabalar kurulur, kanun gelir. Toprak boş ve vahşi görünür. Orada yaşayan Yerli halklar çoğu zaman bir tehdit, bir engel ya da bir manzara olarak belirir. Kadınlar kasabanın düzenini temsil eder, ama kararları erkekler verir. Şiddet sorunu çözer, kahraman da ufka doğru gider. Kasaba kurtulur, ama kurtaranı içine almaz.

Bu kalıp bir izleyici sözleşmesiydi. Seyirci bir medeniyetin kuruluşunu izlediğine inanıyordu. Zamanla aynı sözleşme sorgulandı. Bazı yönetmenler kamerayı arabadan indirip kampın içine koydu. Kahramanın ufka gittiği yerde durmayıp ertesi günü gösteren filmler çıktı. Efsaneyi anlatan gazete, şarkı ya da sahne gösterisi hikâyenin içine girdi. Kadın pencerenin önünden kalktı, atın üstüne ya da bir pazarlık masasına oturdu. Sonunda sınır bugüne taşındı. At yerine kamyonet geldi, sığır şirketi yerine petrol ya da enerji şirketi.

Bu derste bu dönüşümün bir yazı tekniği olduğunu göreceğiz. Bir western'i dönüştürmek için türden vazgeçmek gerekmez. Sınır, toprak, yalnız adam, silah, at yerinde kalabilir. Değişen, onların durduğu yerdir. Aynı pınar, İdris'in gözünden bir hesaplaşma alanıdır. Zeliha'nın gözünden her sabahın işidir. Şirketin gözünden ise haritada bir koordinattır.

Önce bir ayrımı netleştirelim. Dönüştürmek, eski filmleri mahkûm etmek değildir. Klasik westernlerin çoğu bugün de izlenir ve bir şey öğretir. Dönüşüm, aynı malzemeye başka bir soru sormaktır. O soru bazen bir haksızlığı görünür kılar. Bazen yalnız bir karakterin sesini açar. Bazen de eski bir filmin görmediği bir sabahı gösterir.

Bir uyarı daha. Gerçek halkların tarihini anlatan bir film, o tarihi kendi derdine araç da yapabilir. Kamerayı kampa taşımak, kampın sesini duymak anlamına gelmeyebilir. Bu yüzden dönüşümün de bir ölçüsü var: kim karar veriyor, kim konuşuyor, kimin kaybı gösteriliyor?

YAYLA bugün geçiyor. Ama aynı sorular orada da duruyor. Köyde kimse fethedilmiyor, ama yayla yine birilerinin haritasında boş görünüyor. Bir kadın yıllardır o toprağı işliyor, ama kimse ona kâğıt sormuyor. Taslağın sorusu tek: yaylada yaşayan biri bu sahnede bir karar veriyor mu?

Mekanizma

Kimin yaylası?

Emre'nin taslağı otogarda açılıyor. İdris otobüsten iniyor, köye yürüyor. Yayla ona yıllar sonra görülen bir manzara gibi görünüyor. Zeliha bu manzaranın içindeki bir figür.

Nermin Hanım ilk sahneyi değiştirmeyi önermiyor. Yalnız sabahı soruyor. "İdris otobüsten inerken Zeliha ne yapıyor?" Emre bilmiyor. Taslakta Zeliha'nın İdris'ten önce bir sabahı yok.

Emre yeni bir açılış yazıyor. Şafak. Zeliha sürüyü pınara indiriyor. Yolun ucunda bir toz bulutu. Bir araba köye doğru geliyor. Zeliha onu tanımıyor, ama arabanın nereye döneceğini izliyor. İdris'in dönüşü böylece aynı kalıyor. Yalnız onu ilk gören göz değişiyor.

Burcu burada Özne hakkı ölçüsünü hatırlatıyor: Zeliha'yı metinden çıkar, geride çözülmemiş bir isteği kalıyor mu? İlk taslakta kalmıyordu. Yeni açılışta kalıyor. Zeliha'nın kışa kadar sürüyü yaylada tutması gerekiyor.

Kâğıt, miras ve emek

Taslakta toprağın sahibi belli görünüyordu. Dursun Bey'in elinde bir tapu fotokopisi var. İdris babasının yaylayı ona bıraktığını söylüyor. Zeliha ise yalnız orada.

Emre yeni bir sahne kuruyor. Muhtar Cevat'ın odası. Dursun Bey kâğıdı masaya koyuyor. İdris babasının sözünü anlatıyor. Zeliha konuşmuyor, kapının yanında ayakta. Cevat ona soruyor. Zeliha kaç kış o yaylada kaldığını sayıyor, hangi yıl pınarın kuruduğunu, hangi yıl temizlediğini söylüyor. Kimse ona kâğıt sormuyor.

Nermin Hanım bir sınır çiziyor. Mevzuat yazma. Hangi belgenin geçerli olduğunu sen bilemezsin. Senin yazacağın, her karakterin hangi dilden konuştuğu. Cevat'ın masasında bu dillerden hiçbiri öbürünü çevirmiyor.

Irk, kimlik ve yaylanın kenarı

YAYLA'da hiçbir karakter etnik bir kimlikle kodlanmıyor. Bu atölyenin bir kararı. Ama kimlik soruları yine de yaylada dolaşıyor. Geri dönen ile kalan. Dul bir kadın ile köyde en çok tapusu olan adam. Ücretli çalışan ile mülk sahibi.

Selim taslakta adı olmayan bir çobanı gösteriyor. Dursun Bey'in adamları onu dövüyor. Sahnenin tek işi, adamların ne kadar kötü olduğunu göstermek. Çoban sonra hiç görünmüyor.

Emre çobana bir ad veriyor: Yunus. Yunus Zeliha'nın yanında ücretle çalışıyor. Bir isteği de var. Şirket yaylaya bekçi arıyor. Yunus o işi istiyor, çünkü düzenli bir maaş demek. Zeliha'ya bunu söyleyemiyor. Dövülme sahnesi siliniyor. Yerine Yunus'un şirket arabasının yanında beklediği bir sahne geliyor.

Kurşunlu taş

Köy kahvesinde yaşlılar bir hikâye anlatıyor. Sınır taşlarından birinde bir delik var. Anlatılana göre o deliği, İdris'in dedesiyle Dursun Bey'in dedesi arasındaki bir hesaplaşmada bir kurşun açmış. Taslakta İdris bu hikâyeye inanıyor. Doruk da o taşın yanında kuruluyor.

Zeliha o taşı başka biliyor. Annesi deliğe kuzu ipi bağlarmış. Emre bunu bir replik olarak yazmıyor. Bir sabah Zeliha ipi deliğe geçiriyor ve düğümlüyor. Hiçbir şey söylemiyor. Hangisinin doğru olduğu sahnede söylenmiyor. Ama seyirci şunu görüyor: efsane sınırı iki erkeğin kanına bağlıyor, ip ise bir kadının işine.

Silahtan sonraki sabah

Emre'nin doruğu bir silah sesiyle kapanıyordu. Nermin Hanım ertesi günü soruyor. Pınarın başına kim gidiyor? Sürü nerede sulanıyor? Cevat kimi arıyor?

Emre silah sesini dorukta bırakmıyor. Onu ortaya taşıyor. Bir gece yaylada bir el ateş ediliyor. Kim ateş ettiği belli değil, kimse vurulmuyor. Sabah sürü dağılmış. Zeliha hayvanları tek tek sayıyor, bir kuzu eksik. Yunus pınarın başına gitmek istemiyor. Köyde o akşam ilk kez kapılar kilitleniyor. İdris'in tüfeği yeniden sandığa giriyor. Hesaplaşma ihtimali sürüyor, ama artık bir bedeli var.

Haritadaki yayla

Dursun Bey'in gerekçesi taslakta tek satırdı: para. Emre onu genişletiyor. Köy her yıl göç veriyor. Kira gelirinden gençlere iş çıkabilir. Dursun Bey bunu inanarak söylüyor.

Yaylanın sırtında şirketin diktiği bir ölçüm direği var. Tepesinde kırmızı bir ışık yanıp sönüyor. Şirketin haritasında yayla düz bir renk. Pınar haritada yok. Selim bu haritayı bir planda görmek istiyor. Zeliha haritayı Cevat'ın masasında görüyor. Parmağını pınarın olması gereken yere koyuyor. Cevat haritayı katlamıyor. Kimse bir şey söylemiyor.

Açık bırakılan yayla

Taslağın sonu artık bir silah sesi değil. Emre yeni sonu sesli okuyor. Şafak, pınarın başı. Zeliha sürüyü suluyor. Yunus biraz geride, elinde şirketin verdiği bir yaka kartı, cebine koymamış. İdris pınara yukarıdan iniyor, elinde tüfek yok. Dursun Bey'in kira sözleşmesi Cevat'ın masasında, imzasız. Uzakta direğin kırmızı ışığı yanıp sönüyor.

Selim soruyor: "Yayla kimin oldu?" Emre cevap vermiyor. Yaylanın kimde kalacağı taslakta yok. Ama sahnedeki herkes bir şey seçmiş. Zeliha kışa kadar kalmayı seçmiş. Yunus kartı almayı ama takmamayı. İdris tüfeği evde bırakmayı. Burcu sayfaların kenarına tek kelime yazıyor: sabah.

Filmlerden okuma

Usta katmanı

İkonu atma, yerini değiştir. Tüfek, at, sınır taşı, pınar türün dilidir. Onları silmek seyirciyle kurulan sözleşmeyi bozar. Ama aynı tüfek bir dorukta parlayabilir ya da bir sandıkta bekleyebilir. Hangisini seçtiğin, filmin şiddete bakışını söyler.

Doruğu yerinden oynat. Klasik western şiddeti sona koyar, çünkü sonu o çözer. Silah sesini ortaya taşıdığında yapı da değişir. Hikâyenin ikinci yarısı artık bir hesaplaşmayı beklemez; bir hesaplaşmanın sonuçlarıyla yaşar. YAYLA'da gece atılan kurşun bu yüzden ortada duruyor. Bu tek hamle, türün ahlakını bir sayfa sırasıyla değiştirir.

Kenardaki karakteri merkeze almadan önce sabahını yaz. Bir karakterin özne olup olmadığını en kolay sabahı gösterir. Kahraman gelmeden önce ne yapıyordu? Cevap yoksa karakter yalnız kahraman için var demektir.

Kararı say, repliği değil. Kadın karakterlere daha çok replik vermek onları özne yapmaz. Hikâyenin yönünü değiştiren kararları bir listeye çıkar. Zeliha'nın kararları listede yoksa, uzun konuşmaları da onu kurtarmaz.

Sahiplik dillerini çevirme. Kâğıt, miras ve emek aynı sahnede birbirini anlamazsa çatışma gerçekleşir. Yazar onlar adına bir uzlaşma cümlesi yazdığında sahne broşüre döner.

Efsaneyi silme, ona bir anlatıcı ver. Efsane hikâye dünyasının bir nesnesidir. Bir şarkı, bir kahve sohbeti, bir gazete haberi olarak sahneye gir. Sonra seyirciye gördüğünü göster. İkisinin arasını kapatma.

Şiddetin hesabını ertesi gün kes. Bir silah sesinin bedeli o anda değil, sonra ödenir. Kim uyuyamıyor, kim işe gidemiyor, kimin kapısı kilitli? Bu sorulara bir sahne ayırmayan film, şiddeti bir çözüm gibi bırakır.

Gerçek bir halkın tarihini yazıyorsan, kaynağına git. O topluluğun kendi tanıklıklarını oku, danışman bul, taslağı geri götür. Bir topluluğun acısını başka bir derde benzetmek kolaydır. Benzetme seni değil, onları siler.

Modern sınırı bir kötü şirkete indirme. Enerji şirketi yaylaya yalnız açgözlülükle gelmez. Köyün göçü, gençlerin işsizliği, Dursun Bey'in inancı onu çağırır. Şirketi tek kötü yaparsan, seyirci haritanın kendisini görmez.

Açık sonu kararlarla doldur. YAYLA yaylanın kimde kalacağını söylemiyor. Ama her karakter o sona bir seçimle geliyor. Açık kalan şey sonuç, karakterlerin seçimleri değil.

Kendi dönüşümünü de sorgula. Dönüştüren bir film de yeni bir kahraman yaratabilir. Kenardan merkeze taşınan karakter, yeni bir kusursuz figüre dönüşmemeli. Zeliha'nın da hataları, korkusu ve çıkarı var. Yunus'a vaktinde ücretini ödemediği bir ay bile olabilir.

Efsanenin dilini dinle. Köyde anlatılan bir hikâye kimin adını anıyor, kimi atlıyor? Kurşunlu taş hikâyesinde iki dede var, hiç kadın yok. Bir efsanenin eksikleri, o efsaneyi anlatanların neyi korumak istediğini gösterir. Sahneyi bu eksik üstüne kurabilirsin.

Yeni sınırın sesini bul. Kaynak sınırının kendi sesi ve görüntüsü vardır. Bir ölçüm direğinin ışığı, bir şirket arabasının motoru, bir yaka kartı. Bu nesneler türün eski ikonlarının yanında durduğunda, seyirci iki çağı aynı karede görür. At ile kamyonet, sınır taşı ile direk.

Dönen adamı da yeniden yaz. Merkez kaydırma İdris'i silmez. Onu başka bir ışıkta gösterir. İdris'in de bir hakkı, bir yası, bir korkusu var. Ama artık hikâye onun dönüşüyle değil, dönüşünün yaylada açtığı yarayla ilgilenir. İdris, kendi efsanesinden vazgeçebilen bir adam olarak da yazılabilir.

Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler

Yaygın yanlış"Western'i dönüştürmek onu tersine çevirmektir."
Doğrusu

Kahramanı kötü, kötüyü kahraman yapmak yalnız işaretleri değiştirir. Dönüşüm bakışın yerini, kararların sahibini ve şiddetin bedelini değiştirir.

Yaygın yanlış"Kadın karakteri güçlü yapmak için ona silah vermek yeter."
Doğrusu

Silah tutan bir kadın da yalnız bir ikon olabilir. Özne olmak, hikâyenin yönünü değiştiren kararlar vermektir.

Yaygın yanlış"Yerli karakter eklemek temsili çözer."
Doğrusu

Adı, isteği ve kararı olmayan bir karakter vitrin karakterdir. Sayı değil, ağırlık önemlidir.

Yaygın yanlış"Efsaneyi çürütmek filmin görevidir."
Doğrusu

Film efsaneyi çürütebilir de, onunla yaşayabilir de. Asıl iş, efsanenin kimin işine yaradığını göstermektir.

Yaygın yanlış"Şiddetin bedelini göstermek için daha çok kan gerekir."
Doğrusu

Bedel çoğu zaman sessiz bir ertesi günde görünür. Kilitlenen bir kapı, eksik bir kuzu, işe gidemeyen bir çoban daha çok şey anlatabilir.

Yaygın yanlış"Modern western, kovboy şapkası taşıyan bir suç filmidir."
Doğrusu

Bugünün sınırı enerji, maden ve su için açılan topraklardır. Kaynak sınırı türün sorularını yeniden sorar.

Yaygın yanlış"Toprak sahibini kötü yazmak çatışmayı keskinleştirir."
Doğrusu

Dursun Bey'in gerekçesi gerçek olmalı. Karikatür bir mülk sahibi seyirciyi rahatlatır ve asıl soruyu, toprağın neye göre paylaşıldığını, gizler.

Yaygın yanlış"Klasik westernler tümüyle yanlıştı."
Doğrusu

Bu bir estetik ve tarihsel yargıdır, yazarın kuralı değil. Dönüştüren yazar eski filmlerden de öğrenir; yalnız onlara yeni sorular sorar.

Yaygın yanlış"Bakışı kenara taşımak temsili garanti eder."
Doğrusu

Kamerayı kampa koymak, kampın sesini duymak demek değildir. Bir film kenardaki insanları gösterip onların tarihini kendi derdine araç yapabilir. Kaynak, danışman ve karar sayımı bu riski azaltır.

Yaygın yanlış"Açık son, yazarın taraf tutmadığı anlamına gelir."
Doğrusu

Sonu açık bırakmak da yazarın verdiği bir karardır. Kimin sabahı gösterildi, kimin yüzünde kesildi? Yayla kimseye verilmese de bakış bir yerde durur. YAYLA'nın son planı pınarda, Zeliha'nın yanında açılıyor; bu da bir tercih.

Yaygın yanlış"Modern western'de toprak artık önemsiz."
Doğrusu

Toprak bugün de western'in merkezinde. Yalnız onu isteyenler değişti. Sığır baronunun yerinde bir şirket, kovboyun yerinde bir bekçi var.

Uygulama — kendin dene

Kilit özet

  • Western'i dönüştürmek ikonları atmak değil, onların kimin gözünden durduğunu değiştirmektir.
  • Merkez kaydırma, hikâyenin ağırlığını kenardaki karaktere taşır.
  • Bir karakterin özne olduğu, sabahından ve kararlarından anlaşılır.
  • Sahiplik dili kâğıt, miras, emek ve gelenek arasında bölünür.
  • Vitrin karakterin kendi isteği, kararı ve geleceği yoktur.
  • Efsane aralığı, efsanenin kimin işine yaradığını gösterir.
  • Ertesi gün sahnesi şiddetin bedelini hesaplar.
  • Kaynak sınırı bugünün western'inde yeni toprağı tanımlar.
  • Gerçek halkların tarihi yalnız kaynakla ve danışmayla yazılır.
  • Açık son da karakterlerin seçimleriyle doldurulur.
  • İkonlar kalabilir; tüfek bir dorukta da, bir sandıkta da durabilir.
  • Dönüştüren film de kendi yeni kahramanını sorgulamalıdır.
  • Eski westernler mahkûm edilmez; onlara yeni sorular sorulur.
  • Şiddeti sondan ortaya taşımak, hikâyeyi bir hesaplaşmanın sonuçlarına açar.

Sonraki derse köprü

Bir sonraki ders müzikalin anlatı mantığını açıyor. Yayla kapanıyor, şehrin eski çarşısı açılıyor. Burcu atölyeye TERZİHANE'yi getirecek. Kapanmak üzere bir terzi dükkânı, usta Necmiye Hanım ve çırağı Rukiye. Orada bir karakter konuşurken bir noktada şarkıya geçiyor. Seyirci bunu neden yadırgamıyor? Filmin gerçekçilik düzeyi, şarkının girebileceği yeri nasıl belirliyor? Seyirciyle ilk sahnede nasıl bir sözleşme kurulmalı ki bir çırağın isteği bir şarkıya dönüşebilsin? Gerçekçi bir çarşıda bir makas sesi hangi anda bir ritme döner?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Aşağısı derse dahil değildir ve seslendirilmez. Metnin animasyona dönüştürülmesi için hazırlanmış üretim notlarıdır.

Animasyon ve seslendirme notları

Bu bölüm seslendirilmez. Sonraki animasyon aşaması içindir.

Görsel anlar

  • Açılış — bir pınarın başında yere düşmüş bir yazma, uzakta tepeye inen güneş.
  • Merkez kaydırma — şafakta bir sürü, yolun ucunda yaklaşan bir toz bulutu.
  • Sahiplik dili — bir muhtar masasında tapu fotokopisi; kapının yanında ayakta duran bir kadın.
  • Vitrin karakter — bir şirket arabasının yanında bekleyen genç bir çoban.
  • Efsane aralığı — delikli bir sınır taşı, deliğe geçirilen bir kuzu ipi.
  • Ertesi gün sahnesi — dağılmış bir sürü, kilitlenen bir kapı, sandığa giren bir tüfek.
  • Kaynak sınırı — bozkırda kırmızı ışığı yanıp sönen bir ölçüm direği; haritada pınarın olmadığı düz bir renk.
  • Kapanış — şafakta pınar, imzasız kâğıtlar, uzakta direğin ışığı.

Ritim

Ders bir silah sesiyle kapanan bir doruktan açılıyor. Pınarın başındaki sabaha iniyor. Toprağın dillerini, taştaki efsaneyi ve silahtan sonraki sabahı tartıyor. Yaylanın kimde kalacağı açık, sürü yine pınarda.