İçeriğe geç

Ders 77.8

Uzaylı ve ilk temas

Senaryo Akademisi — Bölüm VII, Modül 77

3.393 kelime5 film örneği≈ 15 dk okuma≈ 23 dk seslendirmesıfırdan ileri

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  • Yabancı akıl, bizim kategorilerimizle kurulmamış bir zihindir; farkı davranışında görünür.
  • Duyu dünyası, uzaylının neyi algılayıp neyi atladığını belirler.
  • Beden mantığı, davranışı bir ihtiyaçtan türetir ve onu inandırıcı yapar.
  • Amaç seyirciye kapalı kalabilir; yazara kapalı kalamaz.
  • Ortak kod, iki yabancının paylaştığı en küçük işarettir; yavaş büyür.
  • Yansıtma hatası iki yönlü işler; ilişkiyi kuran da odur.
  • Sömürgecilik metaforu dikkat ister; gerçek halkları uzaylı gibi göstermez.
  • Ziyaret edilen tarafın gözü, ilk temasın bedelini gösterir.
  • Kostümlü uzaylı bir seçimdir; bilinçsiz giydirildiğinde farkı siler.
  • İlk temas bir an değil bir süreçtir; her basamakta biraz daha az yanlış anlaşılır.
  • Yabancılık uzakta olmak zorunda değil; bir makine de yabancı bir akıl gibi okunabilir.
  • PAY'da uzaylı yok, ama Gülsüm her sabah bir ilk temas yaşıyor.

Açılış sahnesi

Emre bu kez PAY için değil, kendi merakı için yazmış. Sayfanın başında "Atölye denemesi" yazıyor, altı çizili.

Gece, Konya ovası. Kuru bir sarnıcın yanına parlak bir nesne düşüyor. Sabah bir çoban yaklaşıyor. Nesnenin kapağı açılıyor. İçinden uzun boylu, solgun, saçsız bir adam çıkıyor. Adam çobana bakıp düzgün bir Türkçeyle konuşuyor: "Korkma. Size zarar vermeye gelmedik. Suyunuzu paylaşmaya geldik."

"İlk sayfa bu," diyor Emre. "Gerisi kafamda. Suyu nasıl paylaşacaklarını tartışırlar."

Selim sayfayı iki kez okuyor. "Neden Türkçe biliyor?"

"Gezegenimizi uzun süre dinlemişler."

"Peki neden korkma diyor? Korkuyu nereden biliyor?"

Emre bir süre cevap vermiyor. Burcu sayfanın kenarına küçük bir not düşüyor: bu adam ovadan bir köylüden farksız konuşuyor. Yalnız saçı yok.

Nermin Hanım sayfayı tahtaya iğneliyor. Yanına PAY'ın ilk sayfasını, şafakta mutfaktaki sayacı asıyor. "PAY'da uzaylı yok," diyor. "Ama Gülsüm her sabah anlamadığı bir şeyle karşılaşıyor. İkisini aynı sorularla sınayalım."

Emre itiraz edecek gibi oluyor, sonra kalemini bırakıyor.

Uzaylı bir karakter, bizden başka bir bedenle, başka duyularla ve başka bir amaçla düşündüğü ölçüde yabancıdır; insan gibi konuşan bir uzaylı çoğu zaman kılık değiştirmiş bir insandır.

Bu derste ne olacak

Bir uzaylıyı yabancı kılan katmanları sırayla kazacağız. Önce aklın kendisi: bizden başka bir yerde doğmuş bir zihin nasıl düşünür? Onun dili bizimkine benzemek zorunda mı? Dünyayı hangi duyularla algılıyor? Bedeni ne istiyor, kendisi ne istiyor? İki taraf ilk işareti nasıl kuruyor ve nerede yanlış anlıyor? Bir uzaylı gelişi hikâyesi, dünyadaki fetih ve sömürge tarihinden ne ödünç alıyor, bu ödünç almanın tehlikesi ne? Kapanışta saçsız adam yeniden tahtaya gelecek ve sorununa bir ad konacak. Filmler bir radyo teleskobundan, ıssız bir gezegenden, dev mavi yaratıkların evinden, bir at çiftliğinden ve Harlem'deki bir bardan gelecek. Bu arada PAY'ın algoritmasını bir ilk temas gibi okuyacağız. Gülsüm'ün karşısındaki makine, ona ne kadar yabancı?

Sıfır noktası

Bilimkurgu yüz yıldan fazladır başka gezegenlerden gelenleri yazıyor. Kimi istilacıdır, kimi kurtarıcı. Kimi bir tehdittir, kimi bir ayna. Ama hepsi aynı soruyla başlar: bizden olmayan bir akıl nasıl düşünür?

Yazar bu soruya iki yoldan yaklaşabilir. Birinci yolda uzaylı aslında bir insandır. Kılığı başkadır, kafası, derisi, sesi başkadır. Ama ister, korkar, sever, kızar, tam bizim gibi. Seyirci onu hemen tanır. Hikâye de hızla ilerler, çünkü kimse onu anlamak için uğraşmaz.

İkinci yolda uzaylının farkı derindedir. Bedeni başka bir dünyada şekillenmiştir. Gördüğü renkler, duyduğu sesler, zaman duygusu bizimkinden ayrıdır. İstediği şey bize hiç anlamlı gelmeyebilir. Seyirci onu ilk bakışta tanımaz. Her sahnede onu biraz daha çözmeye uğraşır. Merak buradan beslenir.

Hangisini seçeceğin bir zevk ve niyet meselesidir, doğru cevabı yoktur. Sevilen filmlerin çoğu ilk yoldan gider. Bir komedi, bir macera, bir dostluk hikâyesi uzaylıyı tanıdık tutmak isteyebilir. Bir uzaylıyı insan gibi yazmak, insanlar hakkında bir şey söylemenin de yoludur. Sorun yalnız farkında olmadan seçmektir. O zaman yazar yabancı bir akıl kurduğunu sanır, ama sayfada yine bir insan yürür.

Bir de şunu hatırlamak gerekir. Gerçek bir uzaylıyla hiç karşılaşmadık. Bütün uzaylılar insan hayal gücünün ürünüdür. En yabancı uzaylı bile bir insanın kafasında doğdu. Bu yüzden ilk temas hikâyeleri sonunda hep bizi anlatır. Neyi yabancı bulduğumuzu, neyden korktuğumuzu, başkasını nasıl yanlış anladığımızı.

İlk temas ise bir türün en eski sahnesidir. İki taraf ilk kez karşılaşır. Ne dilleri ortaktır, ne alışkanlıkları. Her hareket bir mesaj gibi okunabilir. Bir el kaldırmak selam mıdır, tehdit midir? Bu sahnede yanlış anlama bir kaza değil, sahnenin malzemesidir.

PAY'ın dünyasında kimse gökten inmiyor. Ama Gülsüm'ün mutfağındaki sayaç da bir dilde konuşuyor. O dili ne Gülsüm seçti ne de Burcu tam biliyor. Sayaç bir sabah payı düşürüyor ve nedenini söylemiyor. Gülsüm o sabah, gökten inen bir nesnenin önündeki çoban kadar yalnız.

Mekanizma

Gerçekten yabancı düşünce

Nermin Hanım tahtaya tek bir soru yazıyor: BU AKIL NEREDE DOĞDU?

Bir uzaylının aklı bir bedende, bir gezegende, bir tarihte doğmuştur. Hiçbiri bizimkine benzemek zorunda değildir. Gerçekten yabancı bir akıl, bizim kategorilerimizle kurulmamıştır. Onun için "zaman", "ben", "ölüm" başka anlamlar taşıyabilir.

Burcu soruyu PAY'a uyguluyor. Algoritma Gülsüm için yabancı bir akıl mı? Bir bakıma evet. Payı paylaşmayı israf sayıyor. Gülsüm Hayriye Teyze'nin kovasını doldurduğunda ertesi şafak kendi payı düşüyor. Bir insan için paylaşmak iyiliktir. Makinenin hesabında yalnız tüketimdir.

Ama Selim itiraz ediyor. "Onu bir insan yazdı. Hedefi bir insan cümlesi." Burcu ikisini birden doğru buluyor. Algoritmanın içinde kimse yok, ama Gülsüm'ün karşısında yine de bir akıl gibi duruyor. Bu yabancılık uzaktan gelmiyor, en yakından geliyor.

Algı

Her canlı dünyayı kendi duyularıyla bilir. Biz göreceğimiz, duyacağımız kadarını biliriz. Başka bir gezegende doğan biri ısıyı görebilir, sesi hiç duymayabilir. Ya da bizi tamamen gözden kaçırabilir.

Emre'nin uzaylısı ovayı bizim gibi görüyor. Çobanı görüyor, sarnıcı görüyor, korkuyu görüyor. Selim bir öneri yapıyor. Uzaylı yalnız suyu algılasın. Çobanı değil, onun bedenindeki suyu. Sarnıcı değil, ovanın altındaki nemi. Sayfa birden değişiyor. Uzaylı çobana yürümüyor, sarnıcın kuru dibine eğiliyor.

PAY'da sayacın duyu dünyası daha da dar. Sayaç yalnız musluktan akan suyu ölçüyor. Kimin içtiğini, kimin tarlaya taşıdığını, kimin kovayla paylaştığını görmüyor. Gülsüm'ün bütün dünyası onun için bir rakamdan ibaret.

Biyoloji

Bir uzaylının bedeni, davranışının en sağlam gerekçesidir. Ne yediği, nasıl çoğaldığı, nerede yaşayabildiği, neye ihtiyaç duyduğu. Bunlar onun ne yapacağını belirler.

Emre'nin uzaylısı suyu paylaşmaya gelmiş. Burcu soruyor: neden? Bedeni suya mı ihtiyaç duyuyor? Yoksa suyu bir hediye gibi mi getiriyor? Emre kalemini sayfadaki sarnıcın üstüne koyuyor. Uzaylı suya ihtiyaç duyuyorsa ovaya bir rakip olarak gelmiştir. Ova zaten kurak. O zaman "paylaşmak" sözü bir yalan ya da bir yanlış anlama olur. Beden mantığı tek cümleyi bir tehdide çeviriyor.

Amaç

Uzaylının bir amacı vardır, ama bu amaç bize açık olmayabilir. Gelmiştir, çünkü bir şey istemektedir. Ya da hiçbir şey istemiyordur, yalnız geçmektedir. Seyirci amacı bilmeden de hikâyeyi izleyebilir. Ama yazar onu bilmelidir. Bilmeyen yazar, uzaylıyı her sahnede başka bir şey yapmaya iter.

PAY'da algoritmanın amacı yazılı: ilçenin toplam tüketimini düşürmek. Gülsüm bu cümleyi bilmiyor. Onun için makinenin amacı karanlık. Burcu bunu bir ilk temas sahnesi gibi kuruyor. Gülsüm her sabah sayacı gözlüyor ve makinenin ne istediğini tahmin etmeye çalışıyor.

Dil ve iletişim

İlk temasta ilk sorun dildir. Ortak bir kelime yoktur. Taraflar bir köprü aramak zorundadır: bir işaret, bir ses, bir sayı, bir çizim. Bu köprü ne kadar dar olursa sahne o kadar gergin olur.

Emre'nin sayfasında ortak kod yok, çünkü uzaylı zaten Türkçe konuşuyor. Selim kendi sürümünü yazıyor. Uzaylı konuşamıyor. Çoban sarnıcın taşına bir çizgi çekiyor. Uzaylı yanına ikinci bir çizgi çekiyor. Sahne yavaşlıyor ama izleyici ilk kez öne eğiliyor.

PAY'da ortak kod bildirim cümleleridir. "Bugünkü payınız düştü. Nedenini öğrenmek ister misiniz?" Kadınla makine arasındaki bütün iletişim bu kalıplardan geçiyor. Sayacın tek düğmesi var: "Tamam." Gülsüm bir şey söylemek istese bile söyleyecek yeri yok. Bu dil iki yönlü değil.

Kültür

Bir uzaylının bir toplumu, gelenekleri, inançları olabilir. Bunlar onu bir türden çok bir halk yapar. Ama kültür kolayca bir dekora dönebilir: tuhaf bir tören, garip bir kıyafet. Kültürü dekordan ayıran, onun karakterin kararını değiştirmesidir.

Burcu PAY'ın kültürüne bakıyor. Uygulamanın da bir kültürü var: puan, bildirim, sıralama. Yağız bu kültüre hemen uyum sağlamış. Gülsüm ise kâğıda harita çiziyor. Hayriye Teyze payını her sabah kâğıda yazıyor. İki kültür aynı mutfakta karşılaşıyor.

Yanlış anlama

İlk temasın en verimli malzemesi yanlış anlamadır. Her taraf karşısındakinin davranışını kendi dünyasıyla okur. Gülümseme bir tehdit, bir hediye bir hakaret sanılabilir.

PAY'da yansıtma hatası iki yönlü işliyor. Gülsüm "payınız düştü" bildirimini bir ceza gibi okuyor, sanki makine ona kızmış. Oysa makine kızmıyor, yalnız hesaplıyor. Yağız ise sistemi bir oyun gibi okuyor, rakibini yendiğini sanıyor. Makine de onları yanlış okuyor. Gülsüm'ün kovayla paylaşmasını israf diye kaydediyor. Üç taraf, üç ayrı okuma.

Sömürgecilik metaforu

Pek çok istila hikâyesi dünyanın kendi tarihinden beslenir. Güçlü bir taraf gelir, toprağı, suyu, insanları ister. Gelinen taraf ne olduğunu anlamadan her şeyini kaybeder. Bilimkurgu bu tarihi bazen tersine çevirir. Fetheden tarafı fethedilenin yerine koyar.

Burada iki tehlike var. Birincisi metaforu bir süs gibi kullanmaktır. Tarihteki gerçek acıyı bir macera fonuna çevirmek. İkincisi gerçek halkları uzaylı gibi göstermektir. Tuhaf, anlaşılmaz, ilkel bir yabancı. Bu klişe uzun süre filmlerde kullanıldı ve gerçek insanları küçük düşürdü. Metaforu dikkatle kullanan yazar, kimsenin gerçek kültürünü egzotik bir dekora dönüştürmez.

Emre'nin denemesinde uzaylı suyu paylaşmaya geliyor. Nermin Hanım soruyor: bu sahneyi çobanın gözünden yazarsan ne görürsün? Emre denemeyi yeniden kuruyor. Çoban nesneyi görüyor. Ertesi gün ovaya sondaj makineleri geliyor. Kimse ona sormuyor. Burcu bu sayfayı PAY'ın yanına asıyor. Çiftçiler de kendi tarlalarının suyu hakkında hiç sorulmadı.

İnsan kostümlü uzaylı

Hoca, Emre'nin açılış sayfasını yeniden eline alıyor. Saçsız, solgun, düzgün Türkçe konuşan adam.

Emre bu kez itiraz etmiyor. Sayfayı tahtadan alıp arkasına bir not yazıyor: "Suyu algılıyor. Konuşmuyor. Neden geldiğini bilmiyoruz." Burcu notu okuyor ama denemeyi PAY'ın dosyasına almıyor. Nermin Hanım kartı dosyanın arka cebine koyuyor.

Filmlerden okuma

Usta katmanı

Önce duyu dünyasını yaz, sonra sahneyi. Uzaylının ne algıladığını bilmeden sahneyi kurarsan, onu bir insanın gözüyle yürütürsün. Neyi görmediğini bil. Sahnenin gerilimi çoğu zaman uzaylının fark etmediği şeyde saklıdır.

Amacı bedenden türet. Bir uzaylının istediği şey bir ideolojiden çok bir ihtiyaçtan geldiğinde daha inandırıcı olur. Su, ısı, yer, çoğalma. Beden mantığı ahlakı geçersiz kılmaz, ama ona sağlam bir zemin verir.

Ortak kodu küçük başlat ve büyütme acelesi yapma. İlk işaretin değeri yavaşlığındadır. Bir çizgi, bir sayı, bir ses. İzleyici iki tarafın birbirini anlamaya çalıştığı her adımı görmek ister. Dil birden çözülürse ilk temas da birden biter.

Yanlış anlamayı iki yönlü kur. İnsan uzaylıyı yanlış okur, ama uzaylı da insanı yanlış okur. Bir tarafın hatası trajedi olur. İki tarafın hatası ise bir ilişki kurar. Her taraf karşısındakini kendi dünyasıyla okuduğunda sahne katman kazanır.

Yabancılığı tam açıklama. Seyirci uzaylıyı bütünüyle anlarsa uzaylı yabancı olmaktan çıkar. Bir bölgeyi bilerek karanlık bırak. Ama bu karanlık yazarın bilgisizliği olmasın. Yazar bilir, seyirci tahmin eder.

Kostümü bilinçli giydir. İnsan kılığında bir uzaylı yazacaksan, kılığın bir anlamı olsun. Bir metafor, bir aldatmaca, bir nezaket. Kostüm sırf seyirci kolay anlasın diye giyilmişse farkı da siler.

Sömürgecilik metaforunu bir gerçeklik sorumluluğuyla kullan. Bir istila hikâyesi gerçek tarihlerden beslenir. Bu tarihleri bir macera fonu olarak değil, bir bedel olarak yaz. Gerçek bir halkı tuhaf, egzotik ya da ilkel bir yabancı gibi gösterme. Metafor güçlü tarafı sorgulamalı, zayıf tarafı değil.

Ziyaret edilen tarafa ses ver. Bir uzaylı gelişi hikâyesini çoğunlukla gelenin gücüyle anlatırız. Gemi, teknoloji, plan. Aynı sahneyi gelinenin gözünden yaz. Onun neyi kaybettiğini, neyi anlamadığını, neye karar veremediğini göster.

Uzaylıyı insanların aynası yapma, aynanın kendisi yap. Uzaylı karşısındaki karakterleri gösterir, ama yalnız onları göstermek için oradaysa bir araca dönüşür. Ona kendi ağırlığını ver. Seyirci onun da bir sonraki adımını merak etsin.

Zamanı da yabancılaştır. Bir uzaylı bizim temposumuzla yaşamak zorunda değil. Bir cevabı günlerce bekleyebilir, bir kararı bir anda verebilir. Ritim farkı, görünüş farkından daha derin bir yabancılık duygusu bırakır. Seyirci beklediği tepkinin gelmediği bir sessizlikte yabancıyı daha net hisseder.

İlk teması tek bir sahneye sıkıştırma. İlk temas bir an değil, bir süreçtir. Bir işaret, bir yanlış anlama, bir düzeltme, yeni bir yanlış anlama. Bu basamakları sahnelere yay. Her basamak iki tarafın birbirini biraz daha az yanlış okuduğu, ama asla tam anlamadığı bir durak olsun.

Yabancılığı en yakında da ara. Bir ilk temas hikâyesi uzayda geçmek zorunda değil. Bir makine, bir kurum, bir başka şehir de yabancı bir akıl gibi okunabilir. Bu karşılaştırma ilk temas kurallarını gündelik bir dünyaya taşır.

Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler

Yaygın yanlış"Uzaylı tuhaf görünüyorsa yabancıdır."
Doğrusu

Görünüş yabancılığın en yüzeysel katmanıdır. Asıl fark, nasıl düşündüğünde, neyi algıladığında ve neyi istediğindedir.

Yaygın yanlış"Uzaylının ahlakı ikidir: dost ya da düşman."
Doğrusu

Çoğu uzaylı bu ikisinden birine sığmaz. Bir ihtiyacı, bir amacı ya da bir alışkanlığı vardır. Onu iyi ya da kötü yapan çoğu zaman insanların yorumudur.

Yaygın yanlış"İlk temas sahnesinde dil sorunu hızla çözülmeli."
Doğrusu

Dil sorunu sahnenin kendisidir. Çevirmen cihazı ilk dakikada her şeyi çözerse ilk temas da ortadan kalkar.

Yaygın yanlış"Uzaylı istilası her zaman bir savaş hikâyesidir."
Doğrusu

İstila sessiz de olabilir. Bir sondaj makinesi, bir sözleşme, bir sayaç. Güç dengesi silahsız da değişir.

Yaygın yanlış"Sömürgecilik metaforu kullanmak hikâyeyi derin yapar."
Doğrusu

Metafor ancak dikkatle kurulursa derinlik getirir. Gerçek bir acıyı bir fon gibi kullanmak hikâyeyi derinleştirmez, küçültür.

Yaygın yanlış"Gerçek bir kültürü uzaylı kültürüne model almak bir saygıdır."
Doğrusu

Çoğu zaman tersidir. Gerçek insanların inançlarını tuhaf bir yabancının töreni gibi göstermek onları küçük düşürür. Kurmaca bir kültürü kendi mantığıyla kur.

Yaygın yanlış"Uzaylıyı insan gibi yazmak her zaman bir hatadır."
Doğrusu

Bu bir seçimdir. Bir komedi ya da bir metafor için güçlü olabilir. Sorun, yazarın seçtiğini bilmemesidir.

Yaygın yanlış"Yabancı bir akıl yazmak için bilimsel bilgi gerekir."
Doğrusu

Biyoloji bilgisi yardım eder, ama asıl gereken tutarlılıktır. Yazar uzaylısının bedenini, duyularını ve amacını kendi içinde tutarlı kurarsa seyirci ona inanır.

Yaygın yanlış"Uzaylı konuşmuyorsa karakter olamaz."
Doğrusu

Konuşmayan bir uzaylı da karakterdir. Bir avcı gibi davranan bir yaratık, bir barda susan bir adam, bir taşa çizgi çeken bir el. Seyirci onu yaptıklarından okur.

Yaygın yanlış"İlk temas hikâyesi uzayda ya da gökte geçmelidir."
Doğrusu

Yabancı bir akılla karşılaşma bir mutfakta da yaşanır. Bir makine, bir kurum, bir başka dil konuşan bir komşu. İlk temasın kuralları bu yakın karşılaşmalarda da işler.

Yaygın yanlış"Yanlış anlama, iyi yazılmamış bir diyalogdur."
Doğrusu

İlk temasta yanlış anlamak, hikâyenin hammaddesidir. İki tarafın birbirini nasıl yanlış okuduğu, onların kim olduğunu gösterir.

Uygulama — kendin dene

Kilit özet

  • Yabancı akıl, bizim kategorilerimizle kurulmamış bir zihindir; farkı davranışında görünür.
  • Duyu dünyası, uzaylının neyi algılayıp neyi atladığını belirler.
  • Beden mantığı, davranışı bir ihtiyaçtan türetir ve onu inandırıcı yapar.
  • Amaç seyirciye kapalı kalabilir; yazara kapalı kalamaz.
  • Ortak kod, iki yabancının paylaştığı en küçük işarettir; yavaş büyür.
  • Yansıtma hatası iki yönlü işler; ilişkiyi kuran da odur.
  • Sömürgecilik metaforu dikkat ister; gerçek halkları uzaylı gibi göstermez.
  • Ziyaret edilen tarafın gözü, ilk temasın bedelini gösterir.
  • Kostümlü uzaylı bir seçimdir; bilinçsiz giydirildiğinde farkı siler.
  • İlk temas bir an değil bir süreçtir; her basamakta biraz daha az yanlış anlaşılır.
  • Yabancılık uzakta olmak zorunda değil; bir makine de yabancı bir akıl gibi okunabilir.
  • PAY'da uzaylı yok, ama Gülsüm her sabah bir ilk temas yaşıyor.

Sonraki derse köprü

Emre'nin kartı arka cepte, sayacın sayfası tahtada. Burcu ona bakıyor. Gülsüm hane puanını kimseden duymadı. Onu tencereyi doldururken, payın düştüğü sabahlarda kendi başına öğrendi. Seyirci de mi böyle öğrenmeli? Yoksa bir broşür, bir görevli, bir televizyon anonsu mu gerekli? Yoksa ilçeye yeni taşınmış biri mi soracak? Bilimkurgu anlatımında bilgi bunu soruyor. Bir dünyanın kurallarını izleyiciye nereden ve ne kadar vereceksin? Gizemli kalan bir sistemle anlaşılmaz kalan bir sistem arasındaki sınır nerede?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Aşağısı derse dahil değildir ve seslendirilmez. Metnin animasyona dönüştürülmesi için hazırlanmış üretim notlarıdır.

Animasyon ve seslendirme notları

Bu bölüm seslendirilmez. Sonraki animasyon aşaması içindir.

Görsel anlar

  • Açılış — gece bir ovada kuru bir sarnıç; yanına düşen parlak bir nesne.
  • Yabancı akıl — tahtada tek bir soru; altında bir sayaç ve bir yıldız haritası.
  • Duyu dünyası — ovanın altında yalnız mavi lekeler olarak görünen nem.
  • Beden mantığı — kuru bir sarnıcın dibine eğilen uzun bir gölge.
  • Ortak kod — bir taşın üstünde yan yana iki çizgi.
  • Yansıtma hatası — aynı bildirim üç kez; üç yüzde üç ayrı ifade.
  • Ziyaret edilen taraf — ovaya gelen sondaj makineleri; uzaktan izleyen bir çoban.
  • Kostümlü uzaylı — saçsız bir yüz; altından aynı insan konuşuyor.
  • Kapanış — tahtada yan yana iki sayfa: bir nesne ve bir sayaç.

Ritim

Ders gökten inen bir nesneyle açılıyor ve mutfaktaki sayaçla kapanıyor. Mekanizma her durakta ovadan mutfağa geri döner.