Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Ton eserin seyirciye karşı tavrıdır; üslup bu tavrı sayfada kurma biçimidir.
- Üslup küçük seçimlerin tutarlı toplamıdır.
- Yazar sesi karakterlerin sözünde değil, sayfanın seçimlerinde duyulur.
- Üslup dökümü bir hissi okunabilir kararlara çevirir.
- Taklit sayfası kendi üslubunun nerede başladığını gösterir.
- Takıntı haritası üslubun malzemesini ortaya çıkarır.
- Süs cümlesi çıkarıldığında sahne bir şey kaybetmez.
- Üslup ayarı çekirdeği korur, yüzeyi hikâyeye göre değiştirir.
- Özgün üslup okumanın, taklidin ve ayıklamanın içinden yavaş yavaş çıkar.
- Dil tercihleri, örneğin zarfın yokluğu, yazarı adı görünmeden ele verir.
- Bilinçli bir kural, ilk bakışta kusur sanılan bir tercihi imzaya çevirebilir.
- Gerçekçilik derecesi ve metaforun yeri de üslup seçimidir.
- Sade bir sayfa da güçlü bir üsluptur.
- Üslup ilk sahnede kurulur ve seyirciye bir söz verir.
Açılış sahnesi
Nermin Hanım geçen hafta Emre'ye tuhaf bir ödev verdi. Sevdiği bir senaristin üslubunu seçecek, Nöbet'ten bir sayfayı onun kalemiyle yeniden yazacaktı. Emre kabul gecesini seçti. Tulumu yağmurdan sırılsıklam Kadir, hemşire masasının önünde formun satırlarını tek tek dolduruyor. Ödünç aldığı kalem Shane Black'in. Sahne tariflerinde okura laf atan, şakalaşan bir senarist.
Selim sayfayı sesli okuyor. Tarif okura dönüyor, bu forma dikkat etmesini, ileride lazım olacağını söylüyor. Hastane ışığı üç satırlık bir benzetmeyle anlatılıyor: buradaki herkesten uzun nöbet tutmuş bir mavi. Figen sahneye bir parantezle giriyor. Kırklarında, bu hastanede kahveden başka her şeye bağışıklık kazanmış. Kadir'in damlayan tulumuna da bir espri düşmüş. Masa iki kez gülüyor.
Selim kâğıdı indiriyor. Eğlenceli, diyor. Ama bu senin sesin değil.
Ödev buydu zaten, diyor Emre.
Nermin Hanım kalemini masaya bırakıyor. Ödevin asıl yarısı şimdi başlıyor, diyor. Bu sayfayı yazarken nerede zorlandın?
Emre cevabını önceden düşünmüş. Esprileri bulmak kolaydı. Zor olan, her esprinin ardından Kadir'i yeniden bulmaktı. Formdaki son soruya gelince eli durmuş. Soru, düşüş anında babanın yanında kimin olduğunu soruyor. O satıra şaka yazamamış. Orada kendi eski cümlelerine dönmüş, kısa ve çıplak.
Nermin Hanım sayfayı çeviriyor ve o satırın altını çiziyor. Senin üslubun burada başlıyor, diyor.
Taklit sayfası başkasının üslubunu edinmek için yazılmaz. Kendi üslubunun nerede başladığını görmek için yazılır.
Bu derste ne olacak
Bu derste üslubun ne olduğunu ve tondan nerede ayrıldığını konuşacağız. Bir senaryonun üslubunu oluşturan seçimleri birer birer açacağız: sahne tarifinin yoğunluğu, diyalogların ritmi, yapı ve zaman, gerçekçilik, metafor, mizah ve anlatıcı. Emre'nin taklit sayfasını kendi sayfalarıyla karşılaştıracağız. İkinci yarıda özgün bir üslubun nasıl büyüdüğüne bakacağız. Okumak, taklit etmek, kendi takıntılarını tanımak, gösterişi ayıklamak, hikâyeye göre ayar yapmak. Örnekler Los Angeles'tan, bir yeraltı otoparkından, bir banliyö evinden, bir mahkûm kampından ve gece akan bir nehirden gelecek. Dersin sonunda kendi sayfalarında hangi seçimin senin olduğunu, hangisinin ödünç geldiğini ayırabileceksin. Sesini nerede aradığını da bileceksin.
Sıfır noktası
Önceki ders tonu konuştu: eserin seyirciye karşı takındığı tavrı. Aynı hastane gecesi hüzünle, soğuklukla ya da alayla anlatılabilir. Ton bu tavrın adıdır. Üslup ise o tavrın sayfada nasıl kurulduğudur. Ton seyircinin neyi hissedeceğini seçer. Üslup bunu hangi cümlelerle, hangi sahne düzeniyle, hangi susuşlarla yapacağını seçer.
Farkı bir örnekle görmek kolay. İki yazar aynı tonda bir yas filmi yazabilir. İkisi de ağırbaşlıdır, ikisi de seyirciyi ağlatmaya değil düşündürmeye çalışır. Biri uzun, şiirsel sahne tarifleri yazar ve her odanın ışığını bir cümleyle boyar. Öteki iki kelimelik satırlarla ilerler, ışıktan hiç söz etmez. Ton yerinde durur, sayfa bambaşka okunur. Perdedeki film de başka bir film olur.
Üslup tek bir karar değildir. Yüzlerce küçük seçimin toplamıdır. Bir sahne tarifi kaç satır sürecek? Karakterler uzun mu konuşacak, birbirinin sözünü mü kesecek? Hikâye sırayla mı akacak, geriye mi dönecek? Dünya tanıdık mı görünecek, masal gibi mi? Bir nesne yalnız nesne mi kalacak, bir anlam da mı taşıyacak? Kimse gülecek mi? Biri anlatacak mı? Bu soruların her biri tek başına küçüktür. Birlikte bir imza oluştururlar.
Senaryoda üslup romandakinden daha görünmezdir. Senaryo bir filme dönüşmek için yazılır ve seyirci sahne tariflerini hiç okumaz. Yine de üslup kaybolmaz. Kısa satırlar kısa planlara, uzun tarifler bekleyen bir kameraya dönüşür. Diyaloğun ritmi oyuncunun nefesine geçer. Okur ise üslubu ilk sayfada duyar. Yapımcı, yönetmen, oyuncu senaryoyu bitirmeden kiminle çalışacağını anlar.
Üslubun bir de okumayla ilgili yüzü var. Hiçbir yazar üslubunu boşlukta bulmaz. Önce başkalarını okur, beğendiğini taklit eder, beğenmediğinden kaçar. Kendi sesi bu okumaların süzgecinden geçerek çıkar. Kişisel ilgi alanları, tekrar tekrar döndüğü konular, dili kullanma alışkanlıkları da ona eklenir. Sonunda geriye ayıklama kalır: işe yaramayan gösterişi atmak.
Yeni yazarlar üslubu çoğu zaman yanlış yerde arar. Onu süslü cümlelerde, şaşırtıcı benzetmelerde, sayfada parlayan anlarda sanır. Emre'nin taklit sayfası bunların hepsiyle doluydu. Oysa Emre'nin kendi sesi sayfanın en sade satırında, şaka yazamadığı soruda belirdi. Üslup çoğu zaman yazarın neyi eklediğinden çok neyi yazmadığında durur.
Mekanizma
Ton ile üslup
Nöbet'in tonu ağırbaşlı ve yakın. Seyirciyi ağlamaya zorlamıyor, ondan uzak da durmuyor. Emre bu tonu belli seçimlerle kuruyor. Eylem satırları kısa. Karakterlerin düşünceleri ses bandına girmiyor. Duygu bir nesneye yükleniyor: boş sandalyeye, arkasında asılı cekete, korkuluğa vurulan alyansa. İnsanlar sıradan şeyler söylüyor, asıl istedikleri o sözlerin altında kalıyor. Film müziği neredeyse hiç yok. Bu seçimlerin toplamı Emre'nin üslubu.
Taklit sayfası aynı tonu korumaya çalışmıştı. Kabul gecesi yine hüzünlüydü. Ama okura göz kırpan tarif sahneye bir sunucu ekledi. Hüzünle seyircinin arasına bir espri girdi. Ton aynı kaldı sanılırken üslup onu içeriden aşındırdı.
Sayfada duyulan kişi
Nermin Hanım bunu bir deneyle gösteriyor. Nöbet'ten üç sayfayı adsız olarak çıkarıyor. Onları eski öğrencilerinden kalmış başka sayfaların arasına karıştırıyor. Selim desteyi bir kez çeviriyor ve üçünü de ayırıyor. Nasıl tanıdın, diye soruyor Nermin Hanım. Selim'in cevapları küçük ayrıntılar. Kadir bardağı iki eliyle tutuyor. Bir sahne bir hareketin ortasında kesiliyor. Kimse duygusunu adıyla söylemiyor.
Bir ipucu daha var: dil tercihleri. Emre'nin sayfalarında zarf neredeyse yok. Kimse yavaşça kalkmıyor, kimse hüzünle bakmıyor. Fiiller şimdiki zamanda ve kısa. Selim bunu ilk okumada fark etmişti. Kenara mavi kalemle bir not düşmüştü: bu adam zarf kullanmıyor.
Yazar sesi, bütün karakterlerin yazar gibi konuştuğu sızmadan farklıdır. Sızmada Figen de, Murat da, baba da aynı akıllı cümleyi kurar. Yazar sesi ise karakterlere değil sayfanın kendisine aittir. Kadir'in sesi Kadir'de kalır. Emre'nin sesi, kameranın neye bakacağını seçtiği yerde duyulur.
Bir üslubu satır satır okumak
Döküm önce başkalarının senaryolarında öğrenilir. Nermin Hanım Emre'ye bir hafta içinde okuması için üç senaryo veriyor. Biri neredeyse yalnız diyalog, biri uzun ve şiirsel tariflerle dolu, biri kuru ve hızlı. Emre her birini bitirince aynı başlıkları dolduruyor. Sonra sıra kendi sayfalarına geliyor.
Tahtada Nermin Hanım'ın çizdiği iki sütun var. Solun başlığı Nöbet, sağınki taklit sayfası. Satırları üçü birlikte dolduruyor.
Sahne tarifi Nöbet'te kısa ve nesneye bakıyor. Taklitte uzun ve okura dönüyor. Betimleme yoğunluğu da farklı dağılıyor: Nöbet önemli anlarda bile az yazıyor, taklit her ana aynı ağırlığı veriyor. Diyalog Nöbet'te yarım cümlelerden, cevapsız sorulardan oluşuyor. Taklitte hazırcevap karşılıklar var. Nöbet geceleri sırayla izliyor, geçmişe yalnız tıraş anısında dönüyor. Gerçekçilik yüksek, tek öznel an yanlış ad gecesi. Metafor hiç söylenmiyor, nesneye yükleniyor. Taklitte ise her ışık bir benzetme. Mizah Nöbet'te yalnız karakterin farkında olmadan güldürdüğü yerlerde var. Figen'in otoyol cevabı gibi. Anlatıcı iki sütunda da yok. Ama taklitteki tarif bir anlatıcı gibi konuşuyor.
Tablo bitince fark sayılabilir hâle geliyor. Üslup bir his olmaktan çıkıp bir dizi karara dönüşüyor.
Başkasının kalemi
Emre'nin kabul gecesi böyle bir sayfa. Egzersizin değeri sayfanın kendisinde değil, yazarın nerede tökezlediğinde. Emre esprileri rahat buldu. Formdaki düşme sorusunda ise kalemi durdu. O satır başka bir sesle yazılamadı. Arkasında Kadir'in kazan dairesi, çantada kalan telefon, sorulmadan verilen cevap vardı. Taklit sayfası, yazarın vazgeçemediği yeri işaretledi.
Nermin Hanım bir adım daha istiyor. Aynı sahneyi bir de tam ters bir üslupla yaz: hiç tarif olmayan, yalnız diyalogla ilerleyen bir sayfa. Emre bunu da deniyor. Bu kez sorun öbür uçtan çıkıyor. Kadir'in ıslak tulumu, Figen'in duran kalemi sayfadan siliniyor. Emre için duygu tam da o nesnelerde duruyordu.
Yazarın döndüğü yerler
Nermin Hanım, Emre'den eski kısa film taslaklarını getirmesini istiyor. Birinde bir otogar bekleme salonu var, ötekinde kapanmak üzere olan bir berber dükkânı. İkisinde de iki kişi bir nesne üzerinden konuşuyor ve asıl konuyu açmıyor. İkisinde de biri bir şeyi bekliyor. Nöbet'in hastane koridoru bu haritanın üçüncü durağı. Emre geçen kış dedesine refakat etmişti. Bekleyiş ve söylenmeyen cümle onun hayatından geliyor. Kısa eylem satırları da belki oradan. Bekleyen insan uzun düşünmez, küçük şeylere bakar.
Parlayan ama taşımayan
Taklit sayfasındaki ışık benzetmesi bir süs cümlesi. Selim onu çiziyor, sahnede hiçbir şey eksilmiyor. Daha zoru Emre'nin kendi taslağında bir tane bulmak. Taburcu sabahında eşik için yazılmış bir cümle var. Yılların ağırlığıyla aşınmış, bir ömrün sessiz tanığı. Selim okuyup Emre'ye bakıyor, bir şey demiyor. Emre kendi kalemiyle çiziyor ve yerine iki kısa satır yazıyor: Ahşap eşik. Ortası çukur. Yazım ekonomisinin sorusu burada da işliyor. Silinen kelimeler sahneden bir şey götürdü mü? Götürmedi. Çukur, yılları zaten söylüyor.
Hikâyeye göre ayar
Nöbet'in içinde bile üslup her yerde aynı değil. Hastane sahnelerinde tarifler kısa, neredeyse telgraf gibi. Babanın evinde ise Emre seslere daha çok yer açıyor. Kalorifer gürlüyor, musluk damlıyor, buzdolabı uğulduyor. Ev, hastanenin aksine konuşan bir yer. Yanlış ad gecesinde tarif ilk kez Kadir'in kulağına giriyor. Emre'nin kuralı o tek gece için esniyor. Çekirdek ise yerinde kalıyor: nesneye bakmak, duyguyu adlandırmamak.
Nermin Hanım bir soru daha soruyor. Emre'nin sıradaki işi bir komedi olsa ne kalır, ne değişir? Emre kalemini parmaklarında çevirerek cevap veriyor. Nesnelere bakmayı korurum. Ama karakterler daha çok konuşur, sahneler daha erken kesilir.
Filmlerden okuma
Bu filmlerin hiçbirinde üslup bir süs olarak durmuyor. Black'in anlatıcısı bir polisiyeyi kendi kurallarıyla güldürüyor. Hill'in suskunluğu adı olmayan insanların dünyasını kuruyor. Hartley'nin düz cümleleri karakterlerin yalnızlığını bir müziğe çeviriyor. Sturges üslubunu hikâyenin ortasında değiştiriyor ve değişimi konusu yapıyor. Laughton ile Agee bir kaçışı masala dönüştürüyor.
Her birinde aynı soru işliyor: bu seçim bu hikâyeye mi ait? Emre'nin taklit sayfası bu soruyu cevaplayamadı. Black'in sesi Kadir'in hikâyesine ait değildi. Hill'in sesi Emre'ye daha yakındı ama ondan soğuktu. Emre'nin işi bu iki ucun arasında kendi yerini bulmak.
Bu yazarları birleştiren bir alışkanlık daha var. Bu yazarların hepsi üsluplarını ilk dakikalarda kuruyor. Harry daha film başlarken anlatmaya girişiyor. Hill'in sürücüsü ilk sahnede konuşmadan araba kullanıyor. Hartley'nin ilk karşılıkları bile o düz müzikle geliyor. Sturges bile kararacak filmini önce hızlı bir tartışmayla açıyor, kararmayı sonraya saklıyor. Seyirci kuralı erkenden öğrenince geri kalanını kabul ediyor.
Emre dersten sonra iki filmin dökümünü kendi defterine çıkarıyor. Hill'in sütununda tarif kesik, diyalog kıt, mizah yok, metafor yok. Black'in sütununda tarif konuşkan, diyalog hazırcevap, mizah her yerde, anlatıcı var. Nöbet'in sütunu ikisinin arasına düşmüyor, Hill'e çok daha yakın. Ama bir satırda ikisinden de ayrılıyor: nesneler. Hill'in arabası bir araç, Black'in eşyaları bir şakanın parçası. Emre'nin sandalyesi, ceketi, alyansı ise bir duygu taşıyor. Bu satır Emre'nin kendi satırı.
Nöbet'in ilk sahnesi de bir söz veriyor. Yağmurlu cam, gidip gelen silecekler, arkada tek söz etmeyen bir adam. Kimse konuşmuyor, müzik yok. Seyirci daha ilk dakikada bu filmin ona hiçbir şeyi açıklamayacağını öğreniyor. Emre'nin taklit sayfası bu sözü bozan ilk sayfa olurdu.
Usta katmanı
Üslubu tonun hizmetine koy. Önce filmin seyirciye karşı tavrını belirle. Sonra her üslup kararını o tavra göre sına. Ton ile üslup ayrı yönlere çekerse seyirci neye inanacağını bilemez.
Taklit sayfasında tökezlediğin yerleri işaretle. Kolay yazdığın satırlar ödünçtür. Zorlandığın satırlar, kendi sesinin direndiği yerlerdir. Egzersizin sonucu o işaretlerdir, sayfanın kendisi değil.
Okuduğun senaryoların dökümünü tut. Her senaryo için aynı tabloyu doldur. Zamanla kendi tercihlerinin hangi yazarlara yakın düştüğünü görürsün. Ve hangi yazarlardan bilerek uzak durduğunu.
Takıntını koru, tekrarını değil. Aynı yerlere dönmek yazarı tanınır kılar. Aynı sahneyi aynı biçimde yeniden yazmak ise onu tahmin edilir kılar. Haritadaki her durakta bir şeyi değiştir.
Süs cümlesini ilk taslakta avlama. Yazarken akışı bozma. Gösterişi ikinci okumada ayıkla. Ama ayıklarken kendine acıma.
Kuralını bir kez esnet. Sade bir üslup en önemli anında bir kez kırılabilir. Nöbet'te bu yanlış ad gecesi. İkinci kez kırılan kural artık kural değildir.
Okurun yorgunluğunu hesapla. Yoğun, şiirsel bir tarif ilk sayfalarda büyüler, otuzuncu sayfada yorar. Üslubu senaryonun sonuna kadar taşıyabileceğin ölçüde kur.
Üslubu yönetmenin alanından ayır. Senaristin üslubu cümleye aittir. Kamera açısı, renk, kurgu hızı gibi kararları üslup adına sayfaya yığma. Üslubu cümlenin uzunluğuyla ve ayrıntının seçimiyle kur.
Diyalog ritmini kulakla yaz. Diyalogları sesli oku. Senin üslubun bir müzikse, karakterlerin ağzında bozulmadan çalmalı. Ama her karakter o müziğin içinde kendi notasını korumalı.
Mizahın kimden geldiğini bil. Karakterin esprisi sahnenin içindedir. Yazarın tarifteki esprisi sahnenin üstündedir. Ağır bir dramda ikincisi seyirciyle hikâyenin arasına girer.
Kendi tikini say. Her yazar sesinin içinde bir de tik taşır. En sık kullandığın fiili bul ve senaryonda kaç kez geçtiğini say. Emre'de bu fiil bakmak. Kadir bakıyor, Murat bakıyor, baba bakıyor. Üslup ile tik arasındaki sınır, okurun tekrarı fark etmeye başladığı yerdir.
Türün üslubunu kendininkinden ayır. Gerilim kısa satır ister, romantik komedi hızlı karşılık ister. Bunlar türün sesidir, senin değil. Türün istediğini verdikten sonra geriye kalan küçük seçimlerde kendi sesini ara.
Ortak yazımda üslup kâğıdı hazırla. Bir senaryoyu başkasıyla yazıyorsan ya da başkası yeniden yazacaksa üslubu bir sayfaya dök. Tariflerin uzunluğu, zarf kullanımı, müziğin yazılıp yazılmayacağı, iç sesin yasak olup olmadığı. Yazılmamış kural ilk el değişiminde kaybolur.
Üslubu sildiğin yerde ara. Taslaklarını karşılaştır. Her yeniden yazımda hangi tür cümleleri sildiğine bak. Yazarın üslubu çoğu zaman eklediğinden çok, sürekli sildiği şeyin tersinde belirir.
Üslubu okura bir anahtar gibi ver. İlk sayfa okura nasıl okuyacağını öğretir. Kısa satırlarla açılan bir senaryoda uzun bir tarif okuru durdurur ve önemli bir şey olduğunu söyler. Üslubu tutarlı kurarsan kırdığın her yer bir vurguya dönüşür.
Üslubu bir kez adlandır, sonra unut. Kendi üslubunu tanımak yararlıdır. Ama yazarken onu taklit etmeye başlarsan kendi kendinin taklitçisi olursun. Kurallarını bilen yazar onları her sayfada göstermek zorunda değildir.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Üslup ile ton aynı şeydir."
Değildir. Ton eserin seyirciye karşı tavrıdır. Üslup o tavrı kuran cümle, sahne ve yapı seçimleridir. Aynı ton farklı üsluplarla kurulabilir.
Yaygın yanlış"Üslup süslü yazmaktır."
Tersine. Sade bir sayfa da güçlü bir üsluptur. Üslubu süsün miktarı değil, seçimlerin tutarlılığı belirler.
Yaygın yanlış"Senaryoda üslup olmaz, üslup yönetmenindir."
Olur. Seyirci tarifleri okumaz ama tariflerin ritmi planlara, diyaloğun ritmi oyunculara geçer. Okur da senaryonun üslubunu ilk sayfada duyar.
Yaygın yanlış"Taklit etmek özgünlüğü öldürür."
Bilinçli taklit bir egzersizdir. Yazar başkasının kalemiyle yazınca kendi kaleminin nerede direndiğini görür. Sorun taklidi kendi işi diye teslim etmektir.
Yaygın yanlış"Özgün üslup bir anda bulunur."
Bulunmaz. Okumanın, yazmanın ve ayıklamanın içinde yavaş yavaş belirir. Çoğu yazar onu önce başkalarının fark ettiğini görür.
Yaygın yanlış"İyi yazar her hikâyede aynı üslubu kullanır."
Çekirdek kalır, yüzey değişir. Bir komedi ile bir yas filmi aynı ritimle yazılmaz.
Yaygın yanlış"Karakterlerin aynı ritimle konuşması her zaman kusurdur."
Her zaman değil. Bilinçli bir kural olarak kurulursa üslup olur. Kusur, yazarın bunu fark etmeden yapmasıdır.
Yaygın yanlış"Üslup için önce kurallarla oynamak gerekir."
Gerekmez. Biçimi bozan bir senaryo üslubu kanıtlamaz. Sade bir biçimin içinde de cümlenin ritmi ve ayrıntının seçimi yazarı ele verir.
Yaygın yanlış"Mizah ayrı bir yetenektir, üslupla ilgisi yoktur."
Vardır. Kimin güldürdüğü, ne sıklıkla güldürdüğü ve gülmenin neyin üstüne düştüğü üslubun parçasıdır. Ağır bir filmde tek bir niyetsiz espri bile bir üslup seçimidir.
Yaygın yanlış"Anlatıcı kullanmak üslupsuzluğu kapatır."
Kapatmaz. Anlatıcı da bir üslup seçimidir ve kendi kurallarını ister. Sesin kime ait olduğu, ne zaman konuştuğu ilk dakikalarda belli olmalıdır.
Yaygın yanlış"Sevdiğin yazarın üslubu senin de üslubun olabilir."
Olamaz. O üslup onun takıntılarından ve hikâyelerinden büyüdü. Ödünç alınan kalem bir süre işler, sonra senin malzemen onu taşımaz.
Yaygın yanlış"Metafor bir benzetme cümlesidir."
Senaryoda çoğu zaman değildir. En güçlü metafor bir nesneye, bir mekâna, bir düzene yüklenir ve hiç adı konmaz.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Ton eserin seyirciye karşı tavrıdır; üslup bu tavrı sayfada kurma biçimidir.
- Üslup küçük seçimlerin tutarlı toplamıdır.
- Yazar sesi karakterlerin sözünde değil, sayfanın seçimlerinde duyulur.
- Üslup dökümü bir hissi okunabilir kararlara çevirir.
- Taklit sayfası kendi üslubunun nerede başladığını gösterir.
- Takıntı haritası üslubun malzemesini ortaya çıkarır.
- Süs cümlesi çıkarıldığında sahne bir şey kaybetmez.
- Üslup ayarı çekirdeği korur, yüzeyi hikâyeye göre değiştirir.
- Özgün üslup okumanın, taklidin ve ayıklamanın içinden yavaş yavaş çıkar.
- Dil tercihleri, örneğin zarfın yokluğu, yazarı adı görünmeden ele verir.
- Bilinçli bir kural, ilk bakışta kusur sanılan bir tercihi imzaya çevirebilir.
- Gerçekçilik derecesi ve metaforun yeri de üslup seçimidir.
- Sade bir sayfa da güçlü bir üsluptur.
- Üslup ilk sahnede kurulur ve seyirciye bir söz verir.
Sonraki derse köprü
Emre tahtadaki tabloya bir satır daha eklemek istiyor: hastanenin gecesi. Soğuk mavi-beyaz ışık, koridorun sonunda yeşil levha, uzak bir odadan gelen alarm. Bunlar onun üslubundan mı geliyor, yoksa yerin kendisinden mi? Nermin Hanım satırı ayrı bir sütuna yazıyor. Bu gece Kadir'in yorgunluğunu mu yansıtmalı, yoksa ona karşı mı durmalı? Uzak alarm her gece çalıyor ama bir kez bile babanın kapısında değil. Bu ses seyircide nasıl bir bekleyiş kuruyor? Sonraki ders, Atmosfer, mekânın, ışığın, sesin ve nesnelerin bir sahnede nasıl bir hava kurduğunu ve o havanın dramatik işini inceliyor.