Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Bir karışımda türlerden biri önde, öteki arkada durur.
- Ana tür filmin sorusunu sorar ve finalin biçimini belirler.
- Yardımcı tür o soruya baskı, renk ya da nefes ekler, ama omurgayı taşımaz.
- Ton hiyerarşisi tür sırasını izler; yardımcı tonun dozu baskın tonu geçerse film devrilir.
- Motor uyumunda yardımcı türün baskısı ana türün sorusunu ileri iter.
- Kural çakışmasında iki tür tehlikeyi aynı anda gerçek ve gülünç sayar; biri seçilmelidir.
- Tür geçiş noktası hazırlanır ve bir dönüş yeriyle birlikte kurulur.
- İzleyici yardımcı türün sözünü de bekler; ödenmeyen söz bilerek kurulmalıdır.
- Pazarlama açıklığı karışımın sırasını afişe taşır.
- Karışık tür logline'ının ilk fiili ana türe aittir.
- Ana tür ile baskın ton yakın durur ama aynı şey değildir; sıra ikisinde ayrı kurulur.
Açılış sahnesi
Emre tahtaya yeni bir kart asıyor. Üstünde "ASANSÖR — korku, komedi, dram, gerilim" yazıyor. Dört kelimenin dördü de aynı boyda.
"Hepsini istiyorum," diyor. "Hayat da böyle karışık."
Sonra bir sahne okuyor. Karanlık kabinde Şükran Hanım arka duvardaki aynaya dönüyor. Omzunun üstünde bir gölge kıpırdıyor. Bir çığlık. Gölge, Barlas'ın el feneriyle kendi yüzü. Barlas bir espri yapıyor. Şükran Hanım gülmüyor. Bir süre susuyor, sonra akşamları telefonunun hiç çalmadığını anlatıyor. Emre son satırı okuyor: Barlas fenerini söndürüyor, pil bitmesin diye.
Burcu elini kaldırıyor. "Ben bu sahnede üç kere yer değiştirdim. Önce korktum. Sonra güldüm. Sonra utandım, güldüğüm için."
Selim kartın önüne geçiyor. Kalemini dört kelimenin üstünde gezdiriyor. "Hangisi önce geliyor?"
"Hepsi."
"O zaman hiçbiri," diyor Selim. "İzleyici neye kulak vereceğini bilmiyor."
Nermin Hanım kartı indirmiyor. Kartın altına iki boş çizgi çekiyor. Birinin başına "önce", ötekinin başına "sonra" yazıyor. Emre kalemi alıyor, ama hangi kelimeyi hangi çizgiye yazacağını bilmiyor. Dört kelimeyi de sevdiği için birini aşağı indirmek ona bir kayıp gibi geliyor. Selim kartın köşesine bakıyor. Afiş için ayrılmış küçük kare de boş.
Emre'nin kartında dört tür vardı, ama izleyiciye hangisini dinleyeceğini söyleyen bir sıra yoktu.
Bu derste ne olacak
Bu derste iki türü bir filmde nasıl birleştireceğimizi konuşacağız. Önce türlerden birinin önde, ötekinin arkada durduğunu göreceğiz. Sonra bu sıranın tonları nasıl dizdiğine bakacağız. İki türün motorlarının aynı yöne çekip çekmediğini soracağız. Bir türün kuralı öbürünü bozduğunda ne olduğunu, ağırlığın hangi sahnede el değiştirdiğini inceleyeceğiz. İzleyicinin beklentisini, afişin vereceği sözü ve karışımı tek cümleye sığdırmayı da konuşacağız. Beş film açacağız: bir zombi aşkı, bir trende bir baba, zehirli şarap dolduran iki teyze, yolun ortasında tür değiştiren bir kahraman ve afişi yanlış izleyiciyi çağıran bir korku komedisi. Örnek yine karanlıkta takılı kalan asansör. Atölye ona iki ayrı karışım deneyecek.
Sıfır noktası
Saf tür nadir bulunur. Bir korku filminde gülersin. Bir komedide boğazın düğümlenir. Bir aşk hikâyesinin ortasında bir kovalamaca başlar. İzleyici bundan şikâyet etmez. Çoğu zaman en sevdiği anlar tam bu karşılaşmalardadır.
Bazı karışımlar o kadar sık tekrarlandı ki kendi adlarını aldılar. "Romantik komedi" iki türün adını taşır. "Korku komedisi" de öyle. Raflarda bu adları görünce bir karışıma baktığımızı artık fark etmeyiz. Ama her birinin içinde hâlâ bir sıra vardır. Romantik komedide aşk önde durur, gülüş onu taşır. Korku komedisinde ise korkunun mu gülüşün mü önde olduğu filmden filme değişir. Bu yüzden aynı rafta duran iki film bambaşka izleyicileri mutlu eder.
Yine de karışım kendiliğinden işlemez. İki tür aynı filme girdiğinde ikisi de izleyiciye bir söz verir. Korku "burada biri zarar görebilir" der. Komedi "burada kimse gerçekten incinmez" der. İki söz aynı anda verilirse izleyici hangisine inanacağını bilemez. Emre'nin sahnesinde Burcu'nun üç kere yer değiştirmesi bundandı.
Karışımı işleten şey bir sıradır. Türlerden biri filmin omurgasını taşır. Filmin sorusunu o sorar, finalin biçimini o belirler. Öteki ona hizmet eder. Omurgayı taşımaz, ama ona bir renk, bir baskı ya da bir nefes ekler. Sıra kurulunca izleyici rahatlar. Bir espri geldiğinde onun ana sözü bozmadığını bilir. Bir korku anı geldiğinde onun geçici olduğunu sezer.
Bu sıra ses yükseltmeyle kurulmaz. Yardımcı tür bazı sahnelerde ana türden daha gürültülü olabilir. Bir kovalamaca bir aşk hikâyesinin en uzun sahnesi olabilir. Sırayı belirleyen, sahnenin süresi değil, izleyicinin filmden ne almak için oturduğudur. Kovalamaca biter, soru kalır. Kalan soru hangi türünse film o türdür.
Tahtadaki çekirdek değişmedi. Aynı kış gecesi, aynı karanlık bina, katların arasında takılmış aynı kabin ve içinde aynı iki komşu. Atölye bu kabini şimdiye kadar tek tek türlere çevirdi. Şimdi aynı kabine iki türü birden sokacak. Asıl soru Selim'in sorusu: hangisi önce?
Mekanizma
Önde duran tür
Nermin Hanım "önce" çizgisinin yanına bir soru yazıyor: Bu film bittiğinde izleyici neyin cevabını almış olmalı?
Emre kartına uzun uzun bakıyor. Sonra kartındaki dört kelimeden birini işaretliyor: dram. Kurtuluş onu o kadar ilgilendirmiyor. Asıl merak ettiği, otuz yıldır bu apartmanda oturan bir kadınla yeni taşınmış bir gencin, birbirine kim olduğunu söyleyip söyleyemeyeceği. Bu soru bir dram sorusu. Finalde cevaplanması gereken de o.
Ana tür seçilince finalin yönü belirleniyor. Dram ana türse final bir kurtarma sahnesi olmak zorunda değil. Kapı açılabilir de, açılmayabilir de. Ama iki komşu arasında bir şey değişmiş olmalı. Atölye bu değişikliğin ne olduğunu yazmıyor. Kabin yine açık uçlu kalıyor.
Arkada duran tür
Sonra "sonra" çizgisine geçiyorlar. Burcu hemen yazıyor: gerilim.
Gerilim bu kabine bir saat getiriyor. Mahallenin elektriği kesik, kapıcı yok, acil zil ses çıkarmıyor. Barlas'ın telefonunun şarjı az. Yaşlı kadının telefonu yukarıda, mutfakta kalmış. Soğuk her saat biraz daha içeri giriyor. Bunların hiçbiri dramın sorusunu değiştirmiyor. Ama o soruyu acele hâle getiriyor. Konuşmak için sonsuz zamanları yok.
Selim bir benzetme yapıyor. Ana tür ağaçsa, yardımcı tür ona aşılanan dal. Dal meyve verir, ama gövdenin yerine geçmez. Gövde kesilirse dal da düşer.
Tonların sırası
Türlerin sırası tonların sırasını da kuruyor. Emre'nin kartındaki asıl dağınıklık buradaydı. Dört türün dört tonu aynı yükseklikte çalıyordu.
Nermin Hanım tahtaya yeni bir sütun çiziyor. En üste baskın tonu yazıyor: kısık, ılık, yakın. Dramın tonu bu. Altına yardımcı tonu yazıyor: kesik, soğuk, saatli. Bu gerilimin tonu. En alta, küçük harflerle bir üçüncü ton ekliyor: hafif bir gülümseme. Barlas'ın kendi hâline gülmesinden doğan bir ton bu.
Sıralama hiçbir tonu yasaklamıyor. Gerilim tonu bir sahnede öne çıkabilir. Gülümseme bir replikte parlayabilir. Ama ikisi de kısık tonun içinde çalışır ve ona geri döner. Yardımcı tonun dozu baskın tonu geçerse film devrilir. İzleyici dram izlemeye oturmuşken kendini bir hayatta kalma filminde bulur. Ton hiyerarşisi bu devrilmeyi önleyen bir sıradır.
İki motor aynı yöne mi çekiyor?
Her türün kendi motoru var. Gerilimin motoru soğuk ve zaman. Dramın motoru iki insanın birbirine yaklaşması ya da uzaklaşması. Nermin Hanım soruyor: bu iki motor aynı yöne mi çekiyor?
Burcu ASANSÖR'de uyumu buluyor. Soğuk arttıkça iki komşu kabinin aynı köşesine çekiliyor. Bedenleri yaklaşınca konuşmaları da yaklaşıyor. Gerilim ne kadar sıkıştırırsa dram o kadar ilerliyor. Barlas, Şükran Hanım'ın titreyen ellerini görünce ceketini çıkarıp ona uzatıyor. Bu hareket hem gerilimin sahnesi hem dramın sahnesi.
Sonra Burcu uyumsuz bir sürüm deniyor. Gerilimin kaynağını değiştiriyor: Barlas tehlikeli olabilir mi? Bu motor iki komşuyu birbirinden uzaklaştırıyor. Şükran Hanım köşeye siniyor, Barlas'ın her sözü bir tehdit gibi okunuyor. Dramın sorusu durduruluyor. Kimse kendini anlatmıyor, çünkü ikisi de öbürünü izliyor. Nermin Hanım bu sürümü silmiyor. Yanına küçük bir not düşüyor: bu da bir film, ama ana türü artık gerilim.
Bir tür öbürünü bozduğunda
Emre'nin ilk kartına dönüyorlar. Komedi ve korku aynı kabinde. Selim sorunun kaynağını gösteriyor.
Emre'nin sahnesinde Şükran Hanım soğuktan şikâyet ediyor. Sahne bunu bir espri olarak kuruyor: her şikâyetinde Barlas'a başka bir kusur buluyor. İzleyici gülüyor. Sonra Şükran Hanım'ın parmakları uyuşuyor ve konuşması ağırlaşıyor. Bu artık bir gerçek tehlike. Ama izleyicinin eli hâlâ gülme düğmesinde. Komedinin kuralı "soğuk bir şaka malzemesidir" diyor. Gerilimin kuralı "soğuk bir insanı öldürebilir" diyor. İki kural aynı bedende çarpışıyor.
Çakışmanın bedeli iki yönlü. Gülünen soğuk, sonraki sahnede korkutamaz. Korkutan soğuk da bir daha gülünç olamaz. Emre birini seçmek zorunda. Soğuğu gerçek tehlike olarak tutuyor. Espriyi soğuktan alıp Barlas'ın kendi beceriksizliğine taşıyor.
Ağırlığın el değiştirdiği an
Karışım boyunca ağırlık bir yerde durmaz. Bazı sahnelerde yardımcı tür bir süreliğine öne geçer. Bu geçişlerin yeri seçilir.
Atölye ASANSÖR'de bir geçiş noktası arıyor. Burcu bir an öneriyor: Barlas'ın telefonu son kez titreyip kapanıyor. Dışarıya ulaşmanın son yolu gidiyor. O andan sonra bir süre gerilim öne geçiyor. Barlas kapı aralığına parmaklarını sokup zorluyor. Şükran Hanım yukarıya, beşinci kata doğru sesleniyor. Kimse cevap vermiyor.
Nermin Hanım bu geçişin hazırlanması gerektiğini söylüyor. Telefonun şarjı ilk sahneden beri ekranın köşesinde görünmeli. İzleyici geçişi önceden sezmiş olmalı. Hazırlanmamış geçiş bir kazaya benzer. Hazırlanmış geçiş bir dönemece benzer.
Bir de dönüş yeri gerekiyor. Gerilim çok uzun önde kalırsa film devrilir. Atölye dönüşü Barlas'ın el fenerine bağlıyor. Fener yanınca ikisi ilk kez birbirinin yüzünü uzun uzun görüyor. Konuşma oradan yeniden başlıyor.
İzleyici neyi bekliyor?
Karışım izleyiciye iki ayrı söz verir. Ana türün sözü finali bağlar. Yardımcı türün sözü de unutulmaz. Gerilim davet edildiyse izleyici onun bazı sahnelerini bekler: dışarıya ulaşma denemesi, kaynakların sayılması, bir çıkış girişimi.
Burcu kendi listesini yazıyor. Dram için bekleneni ve gerilim için bekleneni iki ayrı sütuna. Sonra ikisini birleştiren sahneleri işaretliyor. En değerli sahneler iki sütunda birden duranlar. Barlas'ın ceketi böyle bir sahne. Telefonun kapanışı da öyle.
Yardımcı türün sözünü ödememek de bir seçimdir. Ama bedeli vardır. İzleyici gerilim için oturduysa ve kapı hiç zorlanmıyorsa, eksik bir şey hisseder. Bu eksikliği yazar istiyorsa bilerek kurmalı.
Afişin vereceği söz
Selim tahtanın bir köşesine kare bir çerçeve çiziyor. "Bu afiş," diyor. "Ne koyacağız?"
Burcu karanlık bir kabin, kapı aralığına dayanmış iki el öneriyor. Nermin Hanım başını sallıyor. Bu afiş gerilim izleyicisini çağırır. O izleyici salonda uzun konuşmalarla karşılaşınca kandırıldığını düşünür. Dramı arayan izleyici ise bu afişe hiç bakmaz.
Emre başka bir afiş öneriyor. Kabinin sarı ışığında yan yana oturmuş iki kişi. Biri yaşlı, biri genç. Kadının omzunda bir erkek ceketi. Arkada kararmış kat göstergesi. Ana tür önde, yardımcı tür arkada duruyor. Afiş de karışımın sırasını taşıyor.
Karışımı tek cümleye sığdırmak
Son iş tek cümle. Atölye ASANSÖR'ün karışık sürümünü tarif eden bir satır arıyor.
Burcu ilk denemeyi okuyor. "İki kat arasında kalan asansörde iki yabancı, soğuktan ölmeden kurtulmaya çalışır." Selim itiraz ediyor. Bu cümlede dram yok. Bir hayatta kalma filmini anlatıyor.
Emre ikinci denemeyi yazıyor. Nermin Hanım onu tahtaya geçiriyor. "Elektriğin kesildiği bir kış gecesi, otuz yıldır kimsenin aramadığı yaşlı bir kadınla adını bilmediği yeni komşusu, soğuk kabinde sabaha kadar birbirine kim olduklarını anlatmak zorunda kalır."
Cümlenin taşıyıcısı dram: birbirine kim olduklarını anlatmak. Gerilim bir koşul olarak giriyor: soğuk, kesik elektrik, sabaha kadar. Cümle sonu söylemiyor. Atölye de söylemiyor.
Nermin Hanım kartları tahtadan indiriyor. Hepsini bir dosyaya koyuyor. Bu kabine bundan sonra yalnız karşılaştırmak için dönülecek.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Ana türü finalden bul. Bir karışımın ana türünü bilmiyorsan, son sahneyi düşün. Finalin biçimini hangi tür belirliyorsa ana tür odur. Gürültü ve sahne süresi yanıltır. Train to Busan'ın en uzun sahneleri zombilerle dolu, ama son sahnesi bir babanın bedelini gösteriyor.
Yardımcı türü ana türün sorusuna borçlandır. Yardımcı türün her sahnesine sor: bu sahne ana türün sorusunu ilerletiyor mu? İlerletmiyorsa ya kes ya da ana türe bağla. ASANSÖR'de kapıyı zorlama sahnesi, iki komşunun ilk kez birlikte bir şey yapmasıyla dramı da ilerletiyor.
Kuralı erkenden koy. İzleyici karışımın kuralını erkenden öğrenmeli. Ölüm gerçek mi, şaka mı? Warm Bodies ilk sahneden zombinin iç sesini duyuruyor. Arsenic and Old Lace ölülerin yas tutulmayacağını erken gösteriyor. Geç konan kural, bir aldatma gibi okunur.
Geçiş noktasını bir nesneye bağla. Ağırlık el değiştirirken izleyici bunu bir şeyle görmeli. Bir telefonun kapanması, bir fenerin yanması, bir kapının sesi. Nesne geçişi görünür kılar ve geri dönüşü de taşıyabilir.
Karışımın sırası sahne sahne değişebilir, film boyunca değişmez. Bir sahnede yardımcı tür önde olabilir. Ama film bittiğinde hangi türün sorusu cevaplanmışsa sıra odur. Hancock'ta sorun bir sahnenin değil, filmin sırasının değişmesiydi.
Gülüşün sahibini seç. Karışımda gülümsemeyi kim getiriyor? Bir karakter mi, yoksa anlatı mı? Karakterden gelen espri, ciddi bir sahnenin içinde de yaşayabilir. Anlatıdan gelen espri, ciddi sahneyi deler. Barlas'ın kendi hâline gülmesi kabinde kalabiliyor. Şükran Hanım'ın soğuğuyla dalga geçen kurgu kalamıyor.
Ana tür izleyicisinin kaçıracağı sahneyi say. Yardımcı türün sahneleri uzadıkça, ana türü sevmek için gelen izleyici bekliyor. Bekleme süresini hesapla. Ana türün sesi uzun süre duyulmazsa izleyici başka bir filme geçtiğini düşünür.
Logline'ı yüksek sesle oku ve ilk fiile bak. Karışık tür logline'ında ilk ve en güçlü fiil ana türe ait olmalı. Burcu'nun ilk denemesinde fiil "kurtulmaya çalışır" idi; gerilime aitti. Emre'nin cümlesinde fiil "anlatmak zorunda kalır" oldu.
Afiş testini erkenden yap. Senaryoyu bitirmeden afişi hayal et. Tek bir görüntüyle ana türü söyleyebiliyor musun? Söyleyemiyorsan karışımın sırası senin kafanda da henüz netleşmemiştir.
Yardımcı türün kendi zorunlu sahnesini ana türün diliyle yaz. Gerilimin dışarıya ulaşma denemesi ASANSÖR'de de var. Ama o sahne, bir hayatta kalma filminde olduğu gibi hızlı kesilmiyor. Şükran Hanım yukarıya seslenirken komşularının adlarını sayıyor ve kimsenin adını tam hatırlamadığını fark ediyor. Sahne gerilimin işini görüyor, ama dramın sorusunu soruyor.
Karışımı ikinci izleyişte sına. İlk izleyişte izleyici türleri ayırt etmeye uğraşır. İkinci izleyişte artık sırayı bilir ve yardımcı türün sahnelerinin ana türe nasıl hizmet ettiğini görür. İkinci izleyişte hâlâ sarsılan bir sahne varsa orada bir kural çakışması kalmıştır.
Bozulmayı bazen bilerek kullan. Bir türün öbürünü bozması bir hata olabilir, ama bir araç da olabilir. Yazar izleyiciyi bilerek bir sözleşmeden ötekine atabilir. O zaman bu atlayış filmin ana fikri olmalı ve hazırlanmalı. Rastlantı gibi duran bir kopuş, izleyiciye bir kaza gibi gelir.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Ne kadar çok tür, o kadar zengin film."
Türler arttıkça sıra kurmak zorlaşır. Emre'nin dört türlü kartı zengin değildi, dağınıktı. İki tür, sırası net olunca, dört türden daha çok duygu verir.
Yaygın yanlış"Ana tür, en çok sahne kaplayan türdür."
Sahne sayısı değil, finalin sorusu belirler. Bir zombi filminde zombiler her sahnededir, ama son sahne bir babanın seçimini gösterebilir.
Yaygın yanlış"Yardımcı tür hafif bir süstür."
Yardımcı tür baskı kurar. ASANSÖR'de gerilim olmasa iki komşunun konuşmak için bir nedeni olmazdı. Süs çıkarılınca film değişmez. Yardımcı tür çıkarılınca film yavaşlar.
Yaygın yanlış"Komedi her türe karışır."
Komedinin kuralı tehlikeyi hafifletmektir. Tehlikenin gerçek olması gereken bir türe karışınca kuralların çakışması kaçınılmaz olur. Karışabilir, ama hangi kuralın kazanacağı seçilmelidir.
Yaygın yanlış"Geçiş ne kadar ani olursa o kadar etkili."
Ani geçiş izleyiciyi sarsar, ama hazırlanmamışsa onu kaybettirir. Etkili geçiş önceden işaret verir. Telefonun şarjı ilk sahneden beri görünüyorsa kapanış bir şok değil, beklenen bir darbe olur.
Yaygın yanlış"Pazarlama yazarın işi değil."
Afişi yazar yapmaz, ama afişin söyleyeceği sözü senaryo kurar. Karışımın sırası senaryoda belirsizse afiş de belirsiz olur. Belirsiz afiş yanlış izleyiciyi çağırır.
Yaygın yanlış"Ana tür ile baskın ton aynı şeydir."
Çoğu zaman yakın dururlar, ama ayrıdırlar. Arsenic and Old Lace'te cinayet her sahnede vardır, ama baskın ton hafif ve oyunbazdır. Tür neyin anlatıldığını, ton nasıl anlatıldığını söyler. Sırayı ikisinde ayrı ayrı kurmak gerekir.
Yaygın yanlış"Karışım, türüne karar veremeyen yazarın kaçış yoludur."
Karışım bir karar ister, kararsızlık değil. Emre'nin ilk kartı kararsızdı. İkinci kartı da karışıktı ama bir sırası vardı. İkisini ayıran şey tür sayısı değil, sıranın varlığıydı.
Yaygın yanlış"Karışık tür logline'ında iki tür eşit anılmalı."
Eşit anılan iki tür, okura hangisini izleyeceğini söylemez. Logline ana türün sorusunu taşır, yardımcı türü onun koşulu yapar.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Bir karışımda türlerden biri önde, öteki arkada durur.
- Ana tür filmin sorusunu sorar ve finalin biçimini belirler.
- Yardımcı tür o soruya baskı, renk ya da nefes ekler, ama omurgayı taşımaz.
- Ton hiyerarşisi tür sırasını izler; yardımcı tonun dozu baskın tonu geçerse film devrilir.
- Motor uyumunda yardımcı türün baskısı ana türün sorusunu ileri iter.
- Kural çakışmasında iki tür tehlikeyi aynı anda gerçek ve gülünç sayar; biri seçilmelidir.
- Tür geçiş noktası hazırlanır ve bir dönüş yeriyle birlikte kurulur.
- İzleyici yardımcı türün sözünü de bekler; ödenmeyen söz bilerek kurulmalıdır.
- Pazarlama açıklığı karışımın sırasını afişe taşır.
- Karışık tür logline'ının ilk fiili ana türe aittir.
- Ana tür ile baskın ton yakın durur ama aynı şey değildir; sıra ikisinde ayrı kurulur.
Sonraki derse köprü
ASANSÖR dosyası kapanıyor. Ertesi hafta Nermin Hanım tahtaya kendi kartını asıyor. Yıllardır bitiremediği bir taslak bu: Anahtar Teslimi. Bir annenin ölümünden sonra, satılmış bir daireyi boşaltan üç kardeş. Kabinde iki komşuyu soğuk ve zaman sıkıştırıyordu. Bu dairede kimseyi dışarıdan bir şey sıkıştırmıyor. Kapı açık, elektrik yanıyor, isteyen çıkıp gidebilir. İlknur, Cemal ve Tarkan eşyaları paylaşırken birbirine bakıyor. Dışarıda bir tehlike yokken bir hikâyeyi ne ayakta tutar? Çatışma kardeşlerin kendi arasındaysa, dram onu nasıl görünür kılar?