Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Transmedyada dünya birdir; her mecra o dünyanın başka bir parçasını anlatır.
- Ana eser kuralların ilk konduğu parçadır, en büyük olan değil.
- Yan anlatı ana eserin olaylarını yeniden anlatmaz; kendi anını, kendi kişisini işler.
- Her mecranın bir bedeni, bir zamanı vardır; hikâye buna göre seçilir.
- Mecraya özgü katkı "yalnız burada ne var" sorusuyla sınanır.
- Keşif tekrarlanmaz; zemin bilgisi her parçada anılabilir.
- Kanon dosyası olguları, kaynakları ve kilitli soruları tutar.
- Bir oda sesi, bir yüz, bir el yazısı da bir cevaptır; kilitli hücreye yaklaşabilir.
- Zaman çizelgesi bütün dünyayı tek bir çizgide toplar.
- Her parça birinin izleyici giriş noktası olabilir.
- Bağımsız anlaşılırlık gerçek bir yabancı okurla sınanır.
- Hiçbir mecra öbürünün açık bıraktığı soruyu kapatmaz.
Açılış sahnesi
GAR dosyası kalınlaştı. İçinde bir başlıkla oturulan sabah var, garın önündeki meydanda bir telefon yürüyüşü var, Çarşı Sahnesi'nin kurduğu bekleme salonu var. Emre bugün bir parça daha getirmiş: cebe sığan, ince bir kitapçık taslağı.
Selim ilk sayfayı okuyor. Memur ilk sabah büroya geliyor. Rafta bir anahtarlık, bir keman kutusu, bir kasetçalar duruyor. Anahtarlığın sahibi etiketteki yazıyı annesinin yazısı olarak tanıyor. İkinci sayfada kemancı kadın akşam treninden önce geliyor.
Selim kitapçığı kapatıyor. "Ben bunu oynadım zaten."
Emre itiraz ediyor. "Oynamayanlar için yazdım."
"O zaman oynayan neden alsın? Oynamayan da bunu okuyunca neden oynasın? Sonunu bile öğrendi sayılır."
Burcu kitapçığın arka kapağını çeviriyor. Orada Hulusi Bey'in defterinden bir sayfa basılmış. Teslim sütunu boş bir satır da sayfada duruyor, altında Emre'nin bir notu var: "Bu eşya hiç teslim edilmedi, çünkü..."
Nermin Hanım kalemi alıp o cümleyi çiziyor. "Bu cümleyi oyun da yazmadı. Kitapçık hiç yazamaz."
Emre kalemin çizdiği yere bakıyor. "Ama oyuncular bunu soracak. Biri cevap vermeli."
"Sorsunlar," diyor Nermin Hanım. "Soru da oyunun bir parçası."
Tolgahan masanın ucundan, telefonundaki AR denemesini kapatırken soruyor. "Peki kitapçık ne yazacak?"
Emre'nin kitapçığı oyunun günlerini sırayla anlatıyordu; arka kapakta da Hulusi Bey'in boş satırına bir cevap başlatmıştı.
Bu derste ne olacak
Bu derste GAR dosyasını bir bütün olarak masaya yatıracağız. Önce ana eserin hangisi olduğunu tartacağız: oyun mu, yoksa başka bir parça mı? Sonra yan anlatıların her birinin dünyaya ne kattığını soracağız. Emre'nin kitapçığına dönüp aynı bilgiyi iki kez anlatmanın neyi bozduğunu göreceğiz. Ardından bir kanon dosyası ve dünyanın zaman çizelgesi kuracağız. En son, garın kapısından kimin nereden girebileceğine ve tek bir parçayı gören birinin ne anladığına bakacağız. Yol boyunca beş esere uğrayacağız: bir postaya atılan mektup, bir okulun koridoru, bir vlog kamerası, bir şehrin sokakları ve bir göl kasabası.
Sıfır noktası
Bir hikâye bazen tek bir yerde yaşar. Bir roman bir kitaptır. Okur kapağı açar, son sayfayı kapatır, hikâye biter.
Bazen aynı hikâye başka bir mecraya taşınır. Roman filme uyarlanır. Bu bir uyarlamadır. Film romanın olaylarını yeniden anlatır. İkisini birden gören biri aynı hikâyeyi iki kez yaşar.
Transmedya bunun tersidir. Dünya birdir, ama her mecra o dünyanın başka bir parçasını anlatır. Oyun gişenin arkasını anlatır. Tiyatro bekleme salonunu anlatır. Kitapçık başka bir yılı anlatır. Hiçbiri öbürünü baştan anlatmaz.
Henry Jenkins bu yaklaşımı iki bin altıda yayımlanan Convergence Culture kitabında ayrıntılı biçimde tarif etti. Jenkins'e göre her mecra bütüne kendi özgün katkısını yapar. İzleyici dünyayı parçaları birleştirerek tanır. Jenkins bir şart daha koyar: her parça kendi başına da tadılabilmelidir.
Bu iki şart birbirini çeker. Parçalar birbirine bağlanmalı, ama hiçbiri öbürüne muhtaç olmamalı. Yazarın işi bu gerilimi taşımaktır.
Gündelik bir benzetme işe yarar. Bir mahalleyi düşün. Fırıncı sabahı bilir, bekçi geceyi bilir, muhtar kayıtları bilir. Mahalleyi yalnız fırıncıdan dinleyen de bir şey öğrenir. Herkesi dinleyen ise mahallenin bütün gününü görür. Bekçi, fırıncının sabahını sana yeniden anlatmaya kalkmaz; kendi gecesini anlatır.
Bir yanlış anlamayı da baştan ayıralım. Transmedya bir pazarlama planı değildir. Aynı afişi beş yere asmak bir dünyayı büyütmez. Bir filmin oyun sürümü, filmin sahnelerini oynatıyorsa yine uyarlamadır. Transmedya bir yazım kararıdır. Hangi bilgi hangi mecrada, kimin gözünden, hangi sırayla verilecek?
Bu kararları tutmak için yazar belgeye yaslanır. Dünyanın kuralları, yerleri, kişileri bir dosyada durur; atölyede bu, tanıdığımız dünya dosyasının bir uzantısıdır. Olayların sırası ise zaman çizelgesine yazılır, ama bu kez tek bir senaryonun değil bütün dünyanın çizelgesine.
GAR için soru şu: Eskişehir'deki o eski istasyonun kayıp eşya gişesi hangi mecralarda yaşayabilir, ve her biri orada ne yapar? Bir de ters soru var. Kayıp Eşya oyunu bazı soruları bilerek açık bıraktı. Bu kadar çok mecra, o açıkları korumayı nasıl başaracak?
Mekanizma
Ana eser
Transmedyada bir parça çoğu zaman öbürlerinden ağırdır. Dünyayı ilk o kurar. Kurallar, mekân, ana kişiler orada doğar.
GAR'da bu tartışma kısa sürmedi. Burcu oyunu savundu: dünya orada doğdu, Hulusi Bey'in defteri orada açıldı. Selim tiyatroyu önerdi, çünkü en çok insanı aynı odaya o topluyordu. Nermin Hanım soruyu değiştirdi: "Hangisi olmasa öbürleri ayakta kalmaz?"
Cevap oyundu. Büronun kuralı, eşyaların dili, memurun suskunluğu oyunda kuruldu. VR sabahı o gişeye oturuyor. Tiyatro o garın salonunu kuruyor. Ana eser en büyük ya da en pahalı parça olmak zorunda değil. Kuralların ilk konduğu yerdir.
Yan anlatılar
GAR dosyasında şimdi dört yan anlatı var. VR sabahında kullanıcı gişenin arkasında oturuyor; sabah treninden inen bir kadın eski bir fotoğraf makinesi istiyor. AR yürüyüşünde kullanıcı garın önündeki meydanda dolaşıyor. Çarşı Sahnesi'nin bekleme salonunda seyirci bir yolcu oluyor. Dördüncüsü Emre'nin kitapçığı.
Kitapçığın yeri tartışmayla belirlendi. Nermin Hanım onu oyunun günlerinden çıkarıp Hulusi Bey'in yıllarına taşıdı. Kitapçık artık bir hattın kapandığı haftayı anlatıyor. Hulusi Bey tarifedeki o hattın üstüne çizgiyi çekiyor. Hattın son eşyaları en alt göze iniyor. Oyunda bu çizgi yalnız bir izdi. Kitapçıkta çizginin çekildiği gün var.
Farklı platformlar
Her mecranın bir bedeni vardır. Oyun ekranda, ellerle oynanır. VR başa takılır, oturan bir bedeni ister. AR bir telefondur, yürüyen birini gerçek bir kaldırıma çıkarır. Tiyatro bir akşamdır, aynı odada birlikte nefes alan insanlardır. Kitapçık kâğıttır, cebe girer, sayfası çevrilir.
Bu bedenler hikâyenin ne anlatabileceğini değiştirir. AR yürüyüşü bugünün meydanında geçmek zorunda; telefonun kamerası bugünü gösterir. Kitapçık otuz yıl öncesini rahatça anlatır, çünkü kâğıdın bir şimdisi yoktur. Mecra yalnız bir taşıyıcı değil, bir zaman ve bir yerdir.
Her platforma özgü katkı
Nermin Hanım tahtaya bir tablo çizdi. Her satıra bir mecra yazdı, yanına tek bir soru: "Yalnız burada ne var?"
Oyunda seçim var: memur bakar, sorar, verir ve sonucunu yaşar. VR'da beden var: tezgâhın yüksekliği, camdan bir kol boyu geride duran ziyaretçi. AR'da garın gerçek taşı ve gerçek sabahı var. Tiyatroda öbür yolcular var; yanındaki yabancının da beklediğini görmek. Kitapçıkta el yazısı var. Hulusi Bey'in düzgün harfleri kâğıtta, insanın elinde duruyor.
Bir satırın cevabı "aynı şey, başka yerde" ise o satır silinir.
Aynı bilgiyi tekrar etmemek
Emre'nin ilk kitapçığı bu sınavdan geçemedi. Anahtarlık adamının annesinin yazısını tanıması oyunun anıydı. Oyuncu onu kendi sorusuyla açıyordu. Kitapçık onu düz bir cümleyle veriyordu. Oyunu oynamış biri için kitapçık bir tekrardı. Oynamamış biri içinse oyunun en güzel anını harcıyordu.
Tekrar önce izleyicinin vaktini yer: bildiğini yeniden öğrenmek için para ve zaman harcar. Asıl bedel ise başka yerde. Bir mecranın kendi yoluyla açtığı bilgi, başka bir mecrada hazır verilince değerini kaybeder.
Ama bir istisna var. Bazı bilgiler köprüdür. Garın adı, büronun yeri, eski memurun gişedeki yılları her parçada anılabilir. Bunlar zemindir. Tekrar yasağı zemine değil, keşfe uygulanır.
Kanon
GAR'ın kanon dosyası bir tablo. Sütunları: olgu, ilk verildiği mecra, kim biliyor, durum. Durum sütununda üç kelime kullanılıyor: kapalı, açık, kilitli.
Kilitli hücreler en kısa satırlar. Hulusi Bey'in kapanmamış satırının cevabı. Kasetteki ses. Raftaki tozsuz dikdörtgen. Oyunun sonları. Bu hücrelere hiçbir mecra bir şey yazamaz. Emre'nin arka kapaktaki "çünkü" diye başlayan cümlesi bu yüzden çizildi.
Kilitlemenin nedeni sadece gizem değil. Bir mecra bir açığı kapatırsa, öbür mecralardaki izleyici bir cevabı kaçırmış olur. Oyunda kasetçaları çalıştıran oyuncu, kitapçıkta o sesin kimin olduğunu okursa oyunun sorusu ondan alınmış olur.
Zaman çizelgesi
GAR'ın zaman çizelgesi uzun bir çizgi. En solda Hulusi Bey'in gişedeki yılları var. Ortaya yakın bir yerde hattın kapandığı hafta duruyor; kitapçık orada. Sonra Hulusi Bey'in emekliliği. En sağda memurun ilk haftası; oyun da VR sabahı da orada.
Çizgi kurulur kurulmaz bir soru çıktı. VR sabahında fotoğraf makinesi arka rafta duruyor. Aynı haftanın oyununda raf her sabah görünüyor, ama makine hiçbirinde yok. Kadın hangi sabah geldi? Kanon dosyasına bir satır açıldı, karar Tolgahan ile Emre'ye bırakıldı. Çizelge cevabı vermedi, ama soruyu ilk günden yakaladı. Oyun oynanırken bir oyuncu fark etseydi, düzeltmek çok daha pahalı olurdu.
AR yürüyüşü çizgide bir nokta değil. Telefon bugünü gösterdiği için yürüyüş her zaman yürüyenin bugününde geçer. Tiyatronun akşamı ise Oya Hanım'ın kararı. Ekip ona yalnız bir sınır verdi: o akşam oyunun kilitli hücrelerinden birinin önünde geçmesin.
İzleyici giriş noktaları
Selim bir kişi hayal etti: oyun oynamayan, başlık takmamış, bir akşam Çarşı Sahnesi'ne bilet almış biri. Bekleme salonunda oturuyor, anonsu duyuyor, çaycının pervaza bıraktığı bardağı görüyor. Bu kişi için GAR o salondur. Garın önünden geçerken telefonunu kaldıran bir başkası için GAR meydandır.
Bu yüzden hiçbir parça "önce şunu görün" diyemez.
Platform olmadan da anlaşılabilirlik
Selim'in sınavı basit: dosyayı oyunu hiç görmemiş birine okut. Kitapçığın yeni hâli bu sınavdan geçiyor. Bir memur, bir hat, bir kapanış haftası, bir çizgi. Okur Hulusi Bey'i tanımak için oyuna muhtaç değil. Oyunu oynayan biri ise tarifedeki çizgiyi bir dahaki sefere başka gözle görüyor.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Kanon dosyasının en değerli satırı boş olandır. Yazarlar kanon dosyasını olguları toplamak için tutar. GAR'ın dosyasında ise en çok tartışılan hücreler kilitli olanlardı. Açık bir soruyu korumak, bir cevabı yazmaktan daha çok disiplin ister. Çünkü her yeni mecra o soruyu kapatma fırsatı gibi görünür. Kilitli hücre bu fırsatı baştan kapatır. Kilidin yanına bir not da düşülür: bu soruya yaklaşan her taslak kime gösterilecek?
Her parçaya bir "yalnız burada" cümlesi yaz. Nermin Hanım'ın tablosu bir yapım belgesi değil, bir yazım belgesi. Bir parçanın satırı boş kalıyorsa o parça henüz yazılmamıştır. Bütçe, takvim ya da tanıtım planı bu satırı dolduramaz.
Mecra zamanı seçer. AR telefonu bugünü gösterir, kitapçık geçmişi rahatça taşır, tiyatro bir akşamdır. Yazar zaman çizelgesine yerleştirmeden önce mecranın hangi zamanı kaldırabildiğini sormalı. Yanlış zamana konmuş bir parça kendi bedenine karşı çalışır.
Giriş noktası bir varsayımdır, sınavla doğrulanır. "Bu parça tek başına anlaşılır" demek kolaydır. Selim'in sınavı gerçek bir okurla yapılır: dünyayı hiç bilmeyen biri. Yazarın gözü artık kör olmuştur. Hulusi Bey'i tanıdığı için kitapçıktaki boşlukları göremez.
Cevap değil, iz paylaştır. Mecralar arasında en sağlam bağ bir nesnedir. Tarifedeki çizgi oyunda bir iz, kitapçıkta bir gün. Bağ izleyiciye bir şeyi tanıma sevinci verir, ama bir soruyu kapatmaz. Kitapçığı okuyan oyuna döndüğünde çizgiyi tanır; kapanmamış satır yine boş durur.
Bir sesi yayımlamak da bir cevaptır. Emre bir ara sesli bir parça önerdi: kasetçalardaki kasetin öbür yüzü. Kayıtta kimse konuşmayacak, yalnız bir oda, bir saat tıkırtısı, uzaktan bir anons duyulacaktı. Ekip öneriyi tartıştı ve rafa kaldırdı. Kasetteki sesin kime ait olduğu kilitli bir hücre. Öbür yüzde duyulan bir oda bile oyuncuya bir ipucu verir: bu kayıt nerede yapıldı? Hiçbir cümle kurulmadan hücre aralanmış olur. Usta, cevabın yalnız cümleyle değil; bir odayla, bir yüzle, bir el yazısıyla da verilebileceğini bilir.
Yan anlatının kişisini ana eserin kenarından seç. VR sabahındaki kadın oyunda yok. Kitapçığın Hulusi Bey'i oyunda yalnız bir el yazısı. Tiyatronun yolcuları hiç adı geçmeyen insanlar. Yan anlatı ana eserin merkezine yerleşirse ya tekrar eder ya çelişir. Kenarda duran bir kişi ise ana eserin hiçbir anını bozmadan kendi hikâyesini taşır. Ana eserin izleyicisi onu tanıdığında dünya biraz genişler, ama hiçbir şey yeniden yazılmaz.
Ana eser değişebilir. Bugün GAR'ın ana eseri oyun. Bir gün tiyatro o kadar büyüyebilir ki yeni izleyicilerin çoğu dünyaya oradan girer. Kanon dosyası o zaman da aynı kalır. Ana eser bir sıralama değil, kuralların nerede doğduğunun kaydıdır.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Transmedya, aynı hikâyeyi birçok platformda anlatmaktır."
Aynı hikâyeyi yeniden anlatmak uyarlamadır. Uyarlamanın kendi değeri var, ama dünyayı genişletmez. Transmedyada her mecra dünyanın başka bir parçasını anlatır. Emre'nin ilk kitapçığı bu yüzden çizildi.
Yaygın yanlış"Yan anlatı, ana eserin reklamıdır."
Reklam izleyiciyi başka bir yere yollar. Yan anlatı ise kendi başına bir deneyim verir ve kendi sonunu taşır. VR sabahındaki kadın oyunun tanıtımı değil; kendi hikâyesi olan bir yolcu.
Yaygın yanlış"İzleyici bütün parçaları sırayla izleyecektir."
Herkes başka bir kapıdan girer ve çoğu tek kapıda kalır. Bekleme salonundan gelen biri belki oyunu hiç açmayacak. Meydanda telefonunu kaldıran biri tiyatroyu hiç duymayacak. Her parça birinin ilk karşılaşması olabilir.
Yaygın yanlış"Daha çok mecra, daha zengin dünya demektir."
Her yeni parça bir bakım yüküdür. Kanon dosyasına yeni satırlar, yeni çelişki ihtimalleri ekler. Fotoğraf makinesinin sabahı tek bir yan anlatının bile nasıl soru doğurduğunu gösterdi. Katkısı olmayan bir parça dünyayı büyütmez, bulandırır.
Yaygın yanlış"Kanon dosyası yalnız büyük yapımlar içindir."
GAR'ın dosyası küçük bir atölyenin tek sayfalık tablosu. Kaç mecra olursa olsun, ikinci parça yazıldığı an çelişki riski de doğar. Fotoğraf makinesinin oyunun rafında olup olmadığı küçük bir soru, ama cevabı bir yere yazılmalı.
Yaygın yanlış"Bir mecra, öbürünün açık bıraktığı soruyu cevaplayabilir."
Açık soru o eserin bir parçasıdır. Başka bir mecra onu kapatırsa ilk eserin izleyicisinden bir şey alınır. Kasetteki ses hiçbir mecrada duyulmaz.
Yaygın yanlış"Yan anlatılar ana eser bittikten sonra düşünülür."
O zaman çok şey çoktan yazılmış olur ve yan anlatı artıkları toplar. Kanon dosyası ana eserle birlikte açılmalı. Bazen yan anlatı ana eserden önce bile çıkar ve ona kapı açar.
Yaygın yanlış"Zemin bilgisini tekrar etmek de tekrardır."
Garın adı, büronun yeri, eski memurun uzun hizmeti her parçada anılabilir. İzleyici bunlarla yön bulur. Yasak keşfin tekrarına konur, zemine değil.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Transmedyada dünya birdir; her mecra o dünyanın başka bir parçasını anlatır.
- Ana eser kuralların ilk konduğu parçadır, en büyük olan değil.
- Yan anlatı ana eserin olaylarını yeniden anlatmaz; kendi anını, kendi kişisini işler.
- Her mecranın bir bedeni, bir zamanı vardır; hikâye buna göre seçilir.
- Mecraya özgü katkı "yalnız burada ne var" sorusuyla sınanır.
- Keşif tekrarlanmaz; zemin bilgisi her parçada anılabilir.
- Kanon dosyası olguları, kaynakları ve kilitli soruları tutar.
- Bir oda sesi, bir yüz, bir el yazısı da bir cevaptır; kilitli hücreye yaklaşabilir.
- Zaman çizelgesi bütün dünyayı tek bir çizgide toplar.
- Her parça birinin izleyici giriş noktası olabilir.
- Bağımsız anlaşılırlık gerçek bir yabancı okurla sınanır.
- Hiçbir mecra öbürünün açık bıraktığı soruyu kapatmaz.
Sonraki derse köprü
GAR'ın her parçası şimdiye kadar bir çerçevenin içinde kaldı. Oyun ekrandaydı, tiyatro bir salondaydı, kitapçık bir kapağın arasındaydı. İzleyici nereden girdiğini biliyordu. Burcu'nun yeni önerisi başka bir yerden açılıyor: garın panosunda gerçek bir ilan, ya da çalan bir telefon. Kurmaca gerçek dünyaya sızarsa sınırı kim çizer? İlanı okuyan biri oyunda olduğunu nereden bilecek? İpuçlarını tek tek çözen bir topluluğa kim yön verir? Sonraki ders, alternatif gerçeklik oyununu ve katılımcının güvenliğini açıyor.