Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Ton, filmin olaylara karşı takındığı tavırdır.
- Revizyon turları tonu kimse karar vermeden değiştirebilir.
- Ton revizyonu taslağı açılışın verdiği sözle karşılaştırır.
- Yük–ses ayrımında olay ağır kalır, onu anlatan ses hafifleyebilir.
- İlk hafif an, seyirciye gülümseme iznini erken verir.
- Takılma mizahı gülmeyi yakın iki insanın arasından çıkarır.
- Sert olayların sonucu birçok sahneye yayılmalıdır.
- Tür çekimi tanınır; yazar onu karşılamayı ya da söndürmeyi kendisi seçer.
- Ton eklemi, kesmede bir tondan ötekine nasıl geçildiğini belirler.
- Bilinçli aykırılığın tek cümlelik bir gerekçesi vardır.
- Gülmenin dokunmayacağı bir şey baştan seçilir.
- Finalin tavrını son konuşan ses belirler.
- Ton kararı bir kural değil, bir filmin kendi seçimidir.
- Burcu'nun denemesi: olaylar yerinde kaldı, bant sakarlığının yerine Nüzhet'in sözsüz hamlesi geldi, jandarma sabahı gerekçesiyle kaldı.
Açılış sahnesi
Selim taslağın son hâlini bir gecede baştan sona okumuş. Sabah atölyeye kenarında hiç not olmayan temiz bir nüshayla geliyor.
«İki şeyden emin değilim,» diyor. «Ortada uzun bir süre kimse gülümsemiyor. Sayfalar ağırlaştıkça ağırlaşıyor. Sonra sekide yaşlılar birden gülmeye başlıyor. Ölüleri tavla benzetmeleriyle anıyorlar. Güldüm. Ama gülmem gerekiyor muydu?»
Emre romandan söz ediyor. «Roman ağır değildi ki. Nüzhet her mektupta torununa takılıyordu. Kaybı bile alaycı bir dille anlatıyordu.»
Burcu taslağın ortasını açıyor. Son haftalarda çok şey sildi. Açıklayan replikleri, uzun selamları, kuralı ikinci kez anlatan cümleleri. Her birinin gitmesi için iyi bir gerekçe vardı. Şimdi sayfalara bakınca silinenlerin bazılarının hafif cümleler olduğunu görüyor. Gerekçeler tek tek doğruydu. Toplamı ise filmin sesini değiştirmişti.
Nermin Hanım ilk sayfayı açıp masanın ortasına koyuyor. Gece, yağhane, kulağını yeni kilide vermiş bir kadın. Birkaç sayfa sonra yokuş, farlar, telefon üstüne bir takılma.
«İlk gece seyirciye iki söz veriyorsun,» diyor. «Biri olayın, öbürü sesin. Seki o sözlerden hangisine ait? Ortadaki sayfalar hangisini unuttu?»
Burcu kalemini alıp ilk sayfanın üstüne iki kelime yazıyor: ağır, hafif.
Ton revizyonu olaylara dokunmaz; olayları anlatan sesin ağırlığını sahne sahne ölçer ve açılışta verilen sözle karşılaştırır.
Bu derste ne olacak
Burcu'yla birlikte bir filmin tonunu ölçeceğiz: ikinci turdaki Yağhane'nin. Önce açılışın verdiği sözü iki parçaya ayıracağız. Sonra her sahnede olayın ve sesin ağırlığını ayrı ayrı işaretleyeceğiz. Gülmenin nereden geldiğine ve neye asla dokunmadığına bakacağız. Yıkımın ve gidişin sonuçlarının perdede nasıl taşındığını izleyeceğiz. Filmi başka türlere çeken olayları tek tek bulacağız. İki hattın birleştiği kesmeleri dinleyeceğiz. Tona uymayan sahneleri ayıklayıp hangisinin kalacağını tartacağız. En sonda finalin hangi tavırla bittiğini soracağız. Kararlar deneme. Filmler İsveç'te bir köyden, Seul'de bir nehir kıyısından, Afrika'da bir kazıdan, savaş yılı Fransa'sından ve Cibuti'deki bir kışladan geliyor.
Sıfır noktası
Ton, bir anlatının olaylara karşı takındığı tavırdır. Aynı ölüm ağıtla da anlatılabilir, kuru bir alayla da. Olay değişmez. Seyircinin ona nasıl bakacağı değişir.
İlk taslakta ton çoğu zaman kendiliğinden kurulur. Yazar bir sesi bulur ve o sesle yazar. Yeniden yazım ise bu sesi sessizce aşındırabilir. Her tur başka bir şey arar. Biri yapıyı düzeltir, biri sahneyi kısaltır, biri repliği ayıklar. Hiçbiri tonu hedef almaz. Ama her silinen satır tonu bir parça değiştirir. Turlar bitince film, kimsenin karar vermediği bir tona varmış olabilir.
Bu yüzden tona ayrı bir okuma ayrılır. Yazar taslağı yalnız bir soruyla okur: film bu sahneye nasıl bakıyor? Sonra cevabı ilk sayfalardaki sözle karşılaştırır.
Bu okuma mümkünse tek oturuşta yapılır. Ton tek bir sahnede pek duyulmaz. Birikerek duyulur. Üç ağır sahne arka arkaya gelince seyirci dördüncüsünde artık başka bir film izlediğini sanır. Sahneleri ayrı ayrı okuyan yazar bu birikimi kaçırır.
Bu okumanın birkaç ayarı var. Gülmenin ne kadar ve nereden geldiği. Sert olayların sonucunun ne kadar görüldüğü. Filmin gerçekliği ne kadar zorladığı. Duygunun hangi yükseklikte tutulduğu. Seyircinin hangi türü beklediği. Tonların birbirine nasıl geçtiği. Bir de bu ayarların finalde nerede durduğu.
Ton bir doğru değildir. Aynı hikâye ağır bir sesle de iyi bir film olabilir. Ton revizyonunun sorusu «hangi ton daha iyi?» değil. Sorusu şu: film ilk sayfada hangi sözü verdi, ve o sözü tutuyor mu? Sözü değiştirmek de bir seçenek. Ama o zaman ilk sayfa da değişir.
Yağhane'nin sözü romandan geliyor. Romanda olaylar ağır, ses hafif. Bir adam bir gece gider ve dönmez. Köy onun adını unutturur. Değirmen satılır, yıkılır. Ama bunları anlatan yaşlı kadın torununa takılır, kendine güler, hiçbir mektubu ağıta çevirmez. Burcu bu tavrı filme taşımaya karar vermişti. Romanı gençliğinde okuyanlar da o sesi tanıyor. Nermin Hanım onlardan biri. Şimdi Burcu tavrı gerçekten taşıyıp taşımadığını ölçecek.
Mekanizma
İki ayrı ağırlık
Burcu sahne listesinin yanına iki dar sütun açıyor. Birinin başına «olay», öbürünün başına «ses» yazıyor. Her sahneye iki işaret veriyor: ağır ya da hafif.
İlk sütun neredeyse baştan sona ağır. Gidiş gecesi, jandarma sabahı, satış, yıkım. Bunlara dokunulmayacak. İkinci sütun ise karışık çıkıyor. Gençlik hattında ses çoğu yerde hafif. Raşit kardeşine usta diye seslenip ondan izin istiyor, kız gülüyor. Bugün hattının ilk gecesi de hafif başlıyor. Ama ortaya doğru ses sütunu da ağırlaşıyor. Mutfak geceleri, sandık, sofra, ölçüm ekibinin günü. Hepsi kısa ve kuru.
Burcu sorunu orada görüyor. Ortadaki sahnelerde iki sütun aynı işareti taşıyor. Olay ağır, ses de ağır. Bu sahnelerin arasında hafif tek yer seki. Selim'in şaşkınlığı buradan geliyor. Seki tona aykırı değil. Ama çevresi ağırlaşınca aykırı görünmeye başlamış.
İlk gecenin iki sözü
Açılışın ağır sözü kilitte. Nüzhet kulağını kapıya dayıyor, cebindeki tebeşiri bulup çıkarmıyor. Hafif sözü birkaç sayfa sonra geliyor. Ceren'in farları yokuşu çıkan büyükannesini buluyor. Telefonu çekmiyor. Nüzhet, bu köyde telefonların da yaşlandığını söylüyor.
Burcu bu satırı ilk hafif an olarak işaretliyor. Satır savuşturma işi de görüyor. Torununun sorusunu cevapsız bırakmanın bir yolu. Ama tonu kuran şey hafifliği. Satır eskiden başka bir sahnedeydi. Burcu onu ilk geceye taşıdığında yalnız bir repliği taşıdığını sanmıştı. Aslında filmin ikinci sözünü erkene çekmişti.
Ölçüm basit. İlk hafif an ilk sekansın içinde mi? Evet. Peki ikincisi ne zaman geliyor? Burcu sayfaları sayıyor. İkinci gülüş ancak sekide geliyor. Arada avlu, duvar dibi, sandık ve mutfak var. Seki bu yüzden bir ada gibi duruyor.
Gülmenin kaynağı
Yağhane'de gülmenin iki kaynağı var. Biri takılma. Raşit kardeşini usta yerine koyuyor. Mükerrem, kızın ters yazdığı harfe takılıyor. Nüzhet torununu telefonla savuşturuyor. Öbür kaynak seki. Yaşlılar ölmüş işçileri anarken tavladan benzetmeler kuruyor. Bu gülme köyün yasından çıkıyor. İki kaynak da kişilerin kendisinden geliyor.
Burcu Selim'in sorusunu bu yüzden sekiden başlatıyor. Gülme nerede duruyor? Sayım bir adın yerine geliyor ve tahtaya bir zar düşüyor. Gülme tam orada kesiliyor. Ölünün adı gülerek anılabiliyor, gidenin adı hiç anılmıyor. Seki gülmesi kuralı bozmuyor, keskinleştiriyor. Burcu deneme olarak sahneyi bırakıyor.
Avluda bir gülme daha var, ama kimseden gelmiyor. İlk koli sabahı Ceren bant çekiyor, bant kendine yapışıyor, Ceren onunla boğuşuyor. Yazar yük hafiflesin diye araya bir sakarlık koymuş. Burcu sakarlığı siliyor, ama sahneyi hafiflikten yoksun bırakmıyor. Yerine Nüzhet'ten gelen bir an koyuyor. Yaşlı kadın yanından geçerken makarayı torununun elinden alıyor. Bandı dişiyle koparıyor, koliyi tek hamlede kapatıyor, makarayı geri veriyor. Tek kelime etmiyor. Gitmeye direnen kadın torununun kolisini kapatmış oluyor. Erteleme ondan sonra geliyor. Seki artık bir ada değil.
Gençlik hattındaki oyunun işi başka. İlk iki seferde kız ağabeyine izin vermiyor, o yine de işi üstleniyor ve kız gülüyor. Son gece kelimeler aynı, ama Raşit'in yüzünde gülümseme yok. Son gecenin ağırlığı ilk gülüşlerin hafifliğinden geliyor. Burcu ilk iki sahnede kızın gülüşünü aksiyon satırında arıyor. Birinde var, öbüründe yok. Eksik olana kısa bir satır ekliyor: kız gülerken başını öbür yana çeviriyor.
Taramanın bir sınırı da var. Gidenin kendisiyle kimse şaka yapmıyor. Mükerrem'in takıldığı şey bir kızın el yazısı, gidenin yokluğu değil. Nüzhet de o şakaya cevap vermiyor.
Sonucun ağırlığı
Yağhane'de şiddet yok. Ama iki sert olay var: bir adamın gidişi ve bir değirmenin yıkımı. Burcu ikisine de aynı soruyu soruyor: olay mı gösteriliyor, sonucu mu?
Gidiş perdede görünmüyor. Yalnız uğultunun susması duyuluyor. Sonucu ise yıllara yayılıyor. Her hasat sonu bir tebeşir, köyde atlanan bir ad, sekide konuşmayan bir yaşlı. Yıkım da gösteri olmuyor. Duvarlar dikiz aynasında, boğuk bir gümbürtüyle iniyor. Sonucu taşın boş yerinde, tozda ve bir çakıda kalıyor.
Taslakta yıkım ekibinin makineleri bir sahnede uzun uzun tarif edilmiş. Paletler, kepçe, motor sesi. Tarif seyirciyi gösteriye hazırlıyor. Burcu onu iki satıra indiriyor. Film yıkımın büyüklüğünü değil, geride bıraktığını gösteriyor.
Kademe ve doz
Yağhane gündelik bir dünyada geçiyor. Hiçbir ölü konuşmuyor. Film gerçekliği yalnız birkaç yerde hafifçe büküyor: gençlikte uğuldayan, bugün susan taş; adın yerinde susan mektup sesi. Her bükülme bir sese bağlı. Kademe yerinde.
Duygu dozunda ise bir yığılma var. Taşın kalkışı, çakı, mektup ve gidiş arka arkaya geliyor. Seyircinin bu yığında nefes alacağı tek yer mektuptaki takılma. Takılma, adın yazıldığı satırdan önce duruyor. Burcu yerini değiştirmiyor.
Komşu türlerin çekimi
Yağhane'de iki çekim var. Biri polisiye. Bir adam bir gece kaybolur, kapıya jandarma gelir, yıllar sonra taşın altından bir çakı çıkar. Seyirci bir çözüm beklemeye başlar. Öbürü direniş filmi. Yeni bir asma kilit, satılmış bir yağhane, gelen makineler. Seyirci yaşlı kadının yıkımı durdurmaya çalışmasını bekleyebilir.
Burcu iki çekimi de sahne sahne izliyor. Polisiye çekimi çakıda en güçlü. Ceren onu ilk görüyor ve elini uzatmıyor. Nüzhet silmeden cebine koyuyor. Kimse soru sormuyor. Çekim karşılanmıyor, ama yok sayılmıyor da. Direniş çekimini ise film erken söndürüyor. Ceren'in vardığı akşam bagaj açılıyor ve büyükannesine yer gösteriliyor. Nüzhet bakıp geçiyor. Seyirci daha ilk günlerde bunun bir kalma kavgası değil, bir gidiş hikâyesi olabileceğini seziyor.
Kesmede ne taşınıyor
Yağhane'nin iki hattı farklı seslerle yaşıyor. Gençlikte uğultu ve gülüş var. Bugün sessiz bir taş ve kısa cümleler. Burcu bütün hat geçişlerini alt alta yazıyor. Her birinin yanına iki şey not ediyor: biten sahnenin son sesi, başlayan sahnenin ilk sesi.
Bir eklem özellikle dikkatini çekiyor. Refik Usta'nın çay sahnesi Nüzhet'in ustanın adını yüksek sesle tekrarlamasıyla bitiyor. Hemen ardından gençlik hattında kızın tebeşirle yalnız kaldığı yıl geliyor. Bir yaşayanın adı rahatça söyleniyor, kesme geliyor, bir gidenin adı sessizce taşa yazılıyor. Burcu satıra tek bir ses notu ekliyor: tebeşirin taşa sürtünmesi kesmeden biraz önce başlasın. Hafiflikten ağırlığa geçiş böylece bir sıçrama olmaktan çıkıyor.
Tona uymayanlar
Burcu tarama boyunca tona uymayan üç sahne işaretliyor. Her birinin yanına bir gerekçe yazmayı deniyor.
İlki bant sakarlığı. Gerekçe yazılamıyor. O zaten gitti. İkincisi Ceren'in işyerini aradığı satır. Kentin iş dili köye bir an giriyor. Gerekçe kısa: Ceren'in başka bir hayatı olduğunu bir cümle söylüyor. Kalıyor.
Üçüncüsü jandarma sabahı. Ses burada köyden değil, bir defterden geliyor. Kimse takılmıyor, kimse gülümsemiyor. Bir defter açılıyor, bir satır gösteriliyor, kapıda bir kelime söyleniyor. Burcu gerekçeyi yazıyor: köyün resmî sesi filmde yalnız bir kez konuşuyor ve o ses hafif olamaz. Sahne kalıyor. Bu kez bir aykırılık olarak, bilerek.
Son tavır
Final aynı iki sütunla okunuyor. Olay ağır: taş kalkıyor, çakı çıkıyor, duvarlar iniyor. Ses son kez mektupta duyuluyor. İçinde bir takılma, ardından adın yerinde bir susuş. Sonra arabada kimse konuşmuyor.
Burcu bir an arabaya hafif bir son satır koymayı düşünüyor. Sonra bırakıyor. Hafif ses mektupta son kez konuştu. Sessizlik onun ardından geliyor. Bu bir kural değil. Bu filmin seçimi.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Tonu ayrı bir turda oku. Yapı, sahne ve diyalog turlarının her biri kendi işine bakar. Yan etkileri ise tonda birikir. Ton turu bu kayıpların toplamını görür.
Açılışı ölçü cetveli yap. İlk sekansın verdiği sözü bir kâğıda iki satırla yaz: olay neyi vaat ediyor, ses neyi vaat ediyor. Sonra bütün taslağı bu iki satırla oku.
Silinen hafif cümleleri say. Kesilenler dosyasını aç. Her turdan çıkan replikleri tek tek oku. Gidenlerin kaçının hafif olduğunu bul. Bazen bir tur, kimse fark etmeden filmin gülümsemesini götürür.
İki sütunu ayrı tut. Olay ağırlığı ile ses ağırlığını aynı işarette birleştirme. Ağır bir olayın hafif anlatılabildiğini ancak ikisini ayrı ayrı yazınca görürsün.
İlk hafif anı erken kur. Seyirci gülümsemeye izin almadan gülümsemez. O izin ilk sekansta verilmezse sonraki takılmalar yersiz görünebilir.
Gülmenin adresini yaz. Her gülümsemenin yanına kimden kime gittiğini not et. Adresi olmayan gülme çoğu zaman yazardan gelir.
Kaçış esprisini tanı. Yazar ağır bir sahneden kendisi yorulduğunda araya bir sakarlık koyar. O an seyirciyi değil, yazarı rahatlatır.
Sildiğin gülmenin yerini boş bırakma. Yazardan gelen bir şakayı çıkarınca sahne birden ağırlaşabilir. Aynı yere kişiden gelen küçük bir hamle koy. Bir el, bir alışkanlık, bir ustalık çoğu zaman bir replikten hafiftir.
Şakanın dokunmayacağı şeyi baştan seç. Her filmde gülmenin yaklaşabileceği ama değmeyeceği bir şey vardır. Yağhane'de bu, gidenin kendisi. Şaka el yazısına takılabilir, yokluğa takılmaz.
Tekrarlanan şakanın ilk hâllerini sına. Son seferde ağırlık taşıyacak bir şakanın ilk seferleri gerçekten hafif olmalı. İlk gülüş sayfada yoksa son susuş da bir şey söylemez.
Sert olayın sonucunu say. Olayın kendisi bir sahnedir. Sonucu ise birçok sahneye yayılır. Sonucu taşıyan sahneleri işaretle. Sayı azsa olay bedelsiz kalmış olabilir.
Gösteriye kayan tarifi kısalt. Bir yıkımın, bir kazanın, bir saldırının ayrıntılı tarifi seyirciyi seyre hazırlar. Filmin istediği seyir değilse tarifi kes.
Gerçekliği bükülen yerleri listele. Gündelik bir filmde her bükülme bir sese ya da nesneye bağlıysa kademe yerindedir. Bağsız bir bükülme bir başka filmin kapısını açar.
Komşu türleri adıyla yaz. Hikâyende seyirciyi başka bir türe çeken olayları bul. Hangisini karşılayacağına, hangisini geri ayarlayacağına sen karar ver. Karar vermezsen seyirci verir.
Kesmeleri dinle. Hat geçişlerinin her birinde son sesi ve ilk sesi yaz. Tonu değişen kesmeler bir sesle hazırlanabilir ya da bilerek çarpıştırılabilir. İkisi de bir karar olmalı.
Aykırılığa gerekçe yaz. Tona uymayan her sahnenin yanına tek bir cümle yazmayı dene. Cümle çıkıyorsa sahne kalabilir. Çıkmıyorsa sahne bir kazadır.
Finalin son sesini seç. Bir filmin tavrı son konuşan sesle belirlenir. O sesin hangisi olacağını bilerek kur.
Ton kararını kural diye sunma. Yağhane'nin hafif sesi bu filmin seçimi. Başka bir yazar aynı romanı ağır bir sesle de uyarlayabilir.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Ağır bir konu ağır bir ton ister."
Ton olaya değil, olaya bakışa aittir. Ağır olaylar hafif bir sesle anlatıldığında ağırlığını yitirmez, seyirciye taşınabilir hâle gelir.
Yaygın yanlış"Ton ilk taslakta bulunur, sonra kendiliğinden korunur."
Her revizyon turu bir şey siler. Silinenler arasında hafif cümleler de vardır. Ton ancak ayrı bir okumayla korunur.
Yaygın yanlış"Gülme ağır bir filmde her zaman rahatlatır."
Yazardan gelen gülme seyirciyi filmden çıkarır. Karakterden gelen gülme ise seyirciyi karaktere yaklaştırır.
Yaygın yanlış"Şiddet yoksa sonuç sorunu da yoktur."
Bir gidiş, bir yıkım, bir satış da sert olaylardır. Sonuçları perdede taşınmazsa film onları unutmuş görünür.
Yaygın yanlış"Sert olayı ne kadar uzun gösterirsen o kadar etkili olur."
Uzun tarif çoğu zaman gösteriye dönüşür. Etkiyi olayın kendisinden çok geride bıraktığı iz taşır.
Yaygın yanlış"Seyircinin tür beklentisini karşılamamak bir hatadır."
Beklentiyi karşılamamak bir seçim olabilir. Hata, beklentinin varlığını hiç fark etmemektir.
Yaygın yanlış"Tona uymayan her sahne çıkarılmalıdır."
Bazı sahneler bilerek tondan ayrılır ve filme bir şey ekler. Ölçüt gerekçenin yazılıp yazılamamasıdır.
Yaygın yanlış"Ton geçişleri yumuşak olmalıdır."
Bazı filmler geçişleri bilerek sert yapar. Önemli olan geçişin bir karar olması, bir kaza olmamasıdır.
Yaygın yanlış"Finalin tonu son görüntüyle belirlenir."
Son görüntü kadar son duyulan ses de belirler. Bazen son söz sahneden çok önce söylenir ve görüntü onun ardından gelir.
Yaygın yanlış"Hafif ses, olayın ciddiye alınmadığını gösterir."
Hafif ses çoğu zaman tersini gösterir. İnsan en ağır şeyi bazen ancak bir takılmayla söyleyebilir. Seyirci bu çabayı duyar.
Yaygın yanlış"Ton yönetmenin işidir, senaryo onu belirlemez."
Yönetmen tonu perdede kurar. Ama hangi satırın hafif, hangi tarifin uzun olduğu sayfada başlar. Sayfa tonu taşımıyorsa set onu sıfırdan icat etmek zorunda kalır.
Yaygın yanlış"Ton revizyonu olayları değiştirmeyi gerektirir."
Çoğu zaman bir satırın sesi, bir tarifin uzunluğu ya da bir kesmenin sesi yeter. Olaylara dokunulmaz.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Ton, filmin olaylara karşı takındığı tavırdır.
- Revizyon turları tonu kimse karar vermeden değiştirebilir.
- Ton revizyonu taslağı açılışın verdiği sözle karşılaştırır.
- Yük–ses ayrımında olay ağır kalır, onu anlatan ses hafifleyebilir.
- İlk hafif an, seyirciye gülümseme iznini erken verir.
- Takılma mizahı gülmeyi yakın iki insanın arasından çıkarır.
- Sert olayların sonucu birçok sahneye yayılmalıdır.
- Tür çekimi tanınır; yazar onu karşılamayı ya da söndürmeyi kendisi seçer.
- Ton eklemi, kesmede bir tondan ötekine nasıl geçildiğini belirler.
- Bilinçli aykırılığın tek cümlelik bir gerekçesi vardır.
- Gülmenin dokunmayacağı bir şey baştan seçilir.
- Finalin tavrını son konuşan ses belirler.
- Ton kararı bir kural değil, bir filmin kendi seçimidir.
- Burcu'nun denemesi: olaylar yerinde kaldı, bant sakarlığının yerine Nüzhet'in sözsüz hamlesi geldi, jandarma sabahı gerekçesiyle kaldı.
Sonraki derse köprü
Ton turunda Burcu her sahneyi tek tek tarttı: ağır mı, hafif mi? Oysa salondaki göz onları arka arkaya görüyor. Kısaltılmış ortadaki sahneler art arda okununca hepsi aynı yerde bitiyor olabilir mi? Gençlik hattı finale doğru daha sık mı gelmeli? Taş kalktıktan sonra seyirci olanı içine yerleştirecek zamanı buluyor mu, yoksa araba çok mu erken geliyor? Sahnelerin boyu, art arda gelişi ve duygusal sonuca bırakılan süre sıradaki dersin konusu: tempo revizyonu.