Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Ton, anlatının olaylara karşı takındığı tavırdır.
- Aynı olay farklı tonda bambaşka bir filme dönüşür.
- Ton tek bir karar değil, ayrı düğmelerin toplamıdır.
- Ciddiyet düzeyi olayın ne kadar ağır alındığını belirler.
- Gerçeklik zamanlanmış rastlantıyla azalır.
- Kısık ton duyguyu söylemez, nesneye ve davranışa bırakır.
- Mizahın payı kadar kaynağı da tonu belirler.
- Şiddet çerçevesi acının neyle gösterildiğini seçer.
- Anlatı mesafesi karaktere ne kadar yaklaşıldığını belirler.
- Düğmeler birbirini çeker: mesafe açılınca gülme kolaylaşır.
- Tür vaadi açılışta verilir ve bozulursa hissedilir.
- Ton kartı her düğmenin ayarını ve sınırını tek sayfada tutar.
- Kartın en işe yarar satırı, filmde asla olmayacak olandır.
- Ters tonda yazılan sahne, asıl tonun sınırlarını gösterir.
- Melodram da kara komedi de meşrudur; sorun ikisinin habersiz karışmasıdır.
- Ton en çok doruğa yakın sahnede kırılır.
Açılış sahnesi
Emre'nin senaryosunu okuyan bir yapımcı tek bir not göndermiş: çok ağır, seyirciye biraz nefes aldır. Emre bir gece oturmuş ve denemiş. Kantin sahnesinin olaylarına dokunmamış. Yalnız tonunu değiştirmiş. Sahne kara komediye dönmüş.
Selim denemeyi masada sesli okuyor. Murat masaya katlanmış bir çıktı koyuyor. Maddeler numaralı: doktorla görüşme, eve bakıcı, masraflar. Kadir her maddenin arasına peteği sokuyor. Murat her seferinde listeye baştan başlıyor. Kasada biri fiş numaralarını bağırıyor. Murat itiraf ettiğinde Kadir yemeğine tuz serpiyor. Üç ay sözü gelince bir kez daha serpiyor. Yan masadaki çocuk tam o saniyede kahkahayı basıyor.
Masa gülüyor. Emre de gülüyor, ama gözü sayfada, rahatsız. Bu sahneyi yazarken aylardır ilk kez eğlendiğini söylüyor. Sonra ekliyor: okurken ise kendimi suçlu hissettim.
Olaylar aynı, diyor Selim. Liste aynı, petek aynı, itiraf aynı. Murat yine biliyordu, Kadir yine bilmiyordu. Seyirci ise bambaşka bir film izliyor. Ne değişti?
Nermin Hanım tahtaya iki sütun çiziyor. Birinin başına Nöbet yazıyor, ötekine deneme. Değişen her şeyi bulalım, diyor. Her birini bir satıra yazacağız. Sonra Nöbet'in hangisini neden seçtiğine bakarız.
Ton tek bir karar değildir. Ciddiyet, gerçeklik, mizah, acı, duygu ve mesafe için ayrı ayrı verilen kararların toplamıdır.
Bu derste ne olacak
Bu derste tonu bir his olmaktan çıkarıp parçalarına ayıracağız. Eserin seyirciyle kurduğu ilişkiden başlayacağız. Sonra olayların ne kadar ağır alındığına, dünyanın ne kadar gerçek durduğuna bakacağız. Duygunun ne kadar yüksek sesle söylendiğini, gülmeye ne kadar yer açıldığını ayıracağız. Şiddetin ve beden acısının nasıl gösterildiğini, kameranın karaktere ne kadar yaklaştığını konuşacağız. En sonda bunları bir türün verdiği sözle bağlayacağız. Emre'nin kara komedi denemesi her adımda Nöbet'in karşısında duracak. Bir savaş hastanesi, Bükreş'te uzun bir gece, eski bir polisin sessiz günleri, bir cenaze alayı ve sınırın ötesinde bir gece kulübü de masaya gelecek. Dersin sonunda kendi senaryonun tonunu tek bir sayfada yazabileceksin.
Sıfır noktası
Ton, anlatının olaylara karşı takındığı tavırdır. Aynı olay ciddi, alaycı, hüzünlü ya da soğuk anlatılabilir. Olay değişmez, anlamı değişir. Emre'nin denemesi bunun en çıplak kanıtı. Kantinde aynı itiraf iki kez yapıldı. Birinde seyirci nefesini tutuyor, ötekinde gülüyor.
Ton bu yüzden bir ilişki. Eser seyirciye her an bir şey söylüyor: buna üzül, buna gül, bundan kork, bunu uzaktan izle. Seyirci bu talimatı kelimelerle duymaz. Işıktan, sesten, sahnenin süresinden, karakterin yüzünden okur. Ve çok çabuk okur. İlk birkaç dakikada filmin ona nasıl davranacağını sezer. Açılışın yaptığı bu örtük anlaşmaya ton sözleşmesi denir.
Sorun, tonun genellikle sıfatlarla konuşulması. Yazar senaryosunu anlatırken "karanlık", "sıcak", "hüzünlü" der. Bu kelimeler bir havayı tarif eder. Ama sayfada neyin yazılacağını söylemez. Hüzünlü bir film yazmak isteyen biri sahne tarifinde neyi değiştirecek? Hangi repliği silecek? Sıfat buna cevap vermez.
Tahtadaki iki sütun bu soruya cevap arıyor. Denemeyle Nöbet arasında tek bir fark yok, bir dizi fark var. Hastalığın ağırlığı değişmiş. Gülmenin kaynağı değişmiş. Kameranın durduğu yer değişmiş. Her biri ayrı bir karar. Her biri ayrı ayrı geri çevrilebilir.
Bu ayrımın pratik bir yararı var. Bir okuyucu senaryoya "tonu tutmuyor" dediğinde yazar ne yapacağını bilemez. Hangi düğmenin kaydığını bulursa ise nereye dokunacağını bilir. Belki yalnız bir şakanın sahibi değişmeli. Belki bir sahnenin kamerası yaklaşmalı. Belki bir müzik satırı silinmeli. Tonu düzeltmek, çoğu zaman tek bir düğmeyi geri almaktır.
Ton bir de seyircinin bedenine dokunur. Kara komedide seyirci geriye yaslanır, acıya biraz yukarıdan bakar. Kısık bir dramda öne eğilir, bir yüzün en küçük kıpırtısını arar. Senarist bu duruşu da seçer. Seyircinin nasıl oturacağına sayfada karar verilir.
Bir tuzak daha var. Ton genellikle yazarın farkında olmadan seçtiği bir şeydir. Yazar bir sahnede güldürür, ötekinde ağlatır, üçüncüsünde ürkütür. Her sahne kendi içinde iyidir. Ama bütün film bir sesle konuşmaz. Seyirci ne bekleyeceğini bilemez ve bir süre sonra beklemeyi bırakır. Tonu parçalarına ayırmak, bu kararları bilinçli vermenin yolu.
Mekanizma
Tonun ayarları
Tahtadaki satırlar birer düğme. Denemede hastalık bir şaka malzemesine dönüşmüş, bu bir düğme. Gülme yazardan geliyor, bu bir başka düğme. Kamera kantinin köşesinden bakıyor, bu üçüncüsü. Emre olaylara dokunmadı. Yalnız düğmeleri çevirdi ve film başka bir filme döndü.
Düğmeler bağımsız görünür ama birbirini çeker. Kamerayı uzaklaştırınca gülme kolaylaşır. Gülme artınca ciddiyet düşer. Bu yüzden bir düğmeyi çeviren yazar, ötekilerin de kımıldayıp kımıldamadığına bakmak zorunda. Emre denemede yalnız mizahı açtığını sanıyordu. Tahtadaki satırları görünce şaşırıyor. Mizahla birlikte mesafe de açılmış, ciddiyet de düşmüş. Düğmeler tek tek çevrilmiyor, birbirini sürüklüyor.
Olayın ağırlığı
Nöbet'te babanın tahlilleri ağır bir yük. Her gece o yükün altında geçiyor. Kara komedi sürümünde hastalık bir maddeye dönüştü. Listede bakıcının ve masrafların arasında duruyor. Seyirci ona ağırlık vermiyor, çünkü film de vermiyor.
Ciddiyet asık suratla aynı şey değil. Nöbet ciddi bir film, ama gülümseten bir anı var. Murat ilk akşam kravatla geliyor, baba ona "Bayrama mı geldin?" diyor. Murat'ın eli kravatının düğümüne gidiyor. Ciddiyet düşmedi. Bir baba, yıllardır görmediği oğlunu tek cümleyle iğneledi.
Gerçeklik de ayrı bir düğme. Nöbet'in dünyası gündelik. Gece tek refakatçi kalabiliyor, formlar imzalanıyor, anons doktor arıyor. Denemede kasiyerin sesi gerçekçi, ama zamanlaması değil. Çocuk kahkahayı tam itirafın üstüne basıyor. Böyle bir rastlantı yazarın elini gösterir. Rastlantı zamanlandıkça dünya gerçeklikten bir basamak uzaklaşır.
Duygunun sesi
Emre'nin silinmiş taslakları hep ters yöne gidiyordu. Taburcu sabahına yumuşak bir piyano yazmıştı. Babaya yarım sayfalık bir özür vermişti. Kadir'e "Affettim baba" dedirtmişti. Merdivende kardeşler bağırıyordu. Her biri duygu düğmesini biraz daha yukarı çevirdi. Hepsi silindi.
Geriye kalanlar başka bir dille konuşuyor. Kadir'in iki eli sıcak bardağı bırakmıyor. Son gece Murat'ın ceketi boş sandalyenin arkasında. Filmin tek film müziği ancak en sondaki karanlıkta geliyor. Kısık ton duygusuz değil. Duyguyu seyirciye söylemiyor, seyircinin içinde bırakıyor.
Dördüncü gecenin sonunu düşün. Murat babalarının bir sözünü anmaya başlıyor ve yarıda bırakıyor. Uzun bir susuştan sonra Kadir hatırladığını söylüyor. Murat cevap vermiyor. Sahne orada bitiyor. Melodram o susuşu bir kucaklaşmayla doldururdu. Kısık ton onu boş bırakıyor ve boşluğu seyirci dolduruyor.
Gülmenin payı
Nöbet'in mizah payı küçük. Kravat anında gülen seyirci babayı ve oğlunu tanıyor. Gülme karakterlerin arasındaki eski bir hesaptan çıkıyor. Emre'nin sayfasında gülmeyi hiçbir karakter yapmıyor. Tuz, fiş numarası, zamanlanmış kahkaha. Hepsi yazarın eli. Selim'in sorusu kısa: bu şakayı Kadir mi yapıyor, sen mi?
Mizahın payı kadar yeri de önemli. Nöbet'te gülümseten anlar filmin başında toplanıyor. Kravat ilk akşamın kapısında. Kantinden sonra film gülmeye neredeyse hiç yer bırakmıyor. Gülme azaldıkça seyirci yükün arttığını hissediyor.
Acının gösterilişi
Nöbet'te şiddet yok. Ama bir beden acısı var: babanın düşüşü. Film o anı hiç göstermiyor. Seyirci yalnız izlerini görüyor. Takvim o günde kalmış, masanın altında bir cam kırığı. Film bir ölüme de varmıyor. Baba eve dönüyor. Nermin Hanım denemenin düşüşü nasıl çekeceğini soruyor. Selim'in cevabı hazır: geniş planda, tek kesmede, belki bir tencere sesiyle. Kara komedi acıyı gösterir ve uzaklaştırır. Nöbet göstermez ve yakın tutar.
Kameranın durduğu yer
Nöbet'in kamerası Kadir'e yakın. Odadan nadiren çıkıyor, yüzünden ayrılmıyor. Ama kafasının içine girmiyor. İç ses yok, anlatıcı yok. Seyirci Kadir'in yanında oturuyor ve onu ellerinden okuyor. Kantin denemesinin kamerası ise köşeye çekilmiş. İki kardeş geniş planda küçük görünüyor. Mesafe açılınca acı bir manzaraya dönüşüyor. Manzaraya bakan seyirci gülebilir.
Nöbet bu kuralı yalnız bir gece esnetiyor. Baba Kadir'i başka bir adla çağırdığında ses Kadir'in kulağına geçiyor. Koridor boğuklaşıyor, nefes yakına geliyor. Ama orada da bir düşünce duymuyoruz. Yalnız onun duyduğunu duyuyoruz. Mesafe bir adım daralıyor, kafanın içine yine girilmiyor.
Sözü kâğıda yazmak
Her türün seyirciye verdiği bir söz vardır. Buna tür vaadi denir. Hastane hikâyesi seyirciye kolayca bir ölüm bekletir. Nöbet bu beklentiyi kışkırtmıyor. Uzaktaki alarm hiçbir gece babanın odası için çalmıyor. Açılış da sözünü erken veriyor: yağmur, silecekler, sessiz bir yüz. Seyirci bir gerilime hazırlanmıyor. Sessiz bir aile dramına yerleşiyor.
Tahtadaki Nöbet sütunu bir ton karta dönüşüyor. Ciddiyet yüksek, ama asık değil. Dünya gündelik. Duygu kısık, müzik tek yerde. Mizah küçük ve karakterden. Acı yalnız iziyle. Kamera yakın, kafanın içine girmiyor. Emre kartın altına bir satır daha ekliyor: bu filmde kimse kimseyi affettiğini söylemez.
Yapımcının notuna verilecek cevap da kartta duruyor. Nöbet'in zaten bir nefesi var. Kravat anında seyirci gülümsüyor ve rahatlıyor. Yapımcının istediği nefes yeni bir şakayla gelmez. Var olan küçük gülmenin yerini korumakla gelir. Emre notu kartın yanına iliştiriyor.
Filmlerden okuma
Bu filmlerin hiçbirinde ton tek bir kelimeyle tarif edilemiyor. MASH hem kanlı hem güldürücü. Hana-bi hem sert hem şefkatli. Onları bir ses yapan şey, düğmelerin birbirine göre ayarı. Altman'ın cerrahları gülüyor, ama acıyı inkâr etmiyor. Kitano iki zıt tonu aynı kamera mesafesiyle birbirine bağlıyor.
Bu ayarı en iyi gösteren de bir istisna. Rodriguez'in filmi düğmeleri bir anda çeviriyor ve seyirci bunu hemen hissediyor. Ton sözleşmesi görünmezdir. Bozulduğu an görünür olur. Puiu'nun filmi ise sözleşmesini ilk sahneden son sahneye kadar koruyor. Kimse ona sürpriz bir ton vaat etmedi ve kimse aldatılmış hissetmiyor.
Sirk'ün filmi başka bir şey öğretiyor. Yüksek ses bir zayıflık değil. Zayıflık, yüksek sesin kısık bir filmin ortasında birden belirmesi. Melodram kendi kartına sadık kaldığında bir bütün oluyor.
Emre denemesini bu filmlerin yanında yeniden okuyor ve bir şey fark ediyor. Kara komedi sürümü kötü yazılmamış. Altman'ın kampında yaşayabilirdi. Sorun, Nöbet'in geri kalanında yaşayamaması. Kantinden önceki geceler kısık, kantinden sonraki geceler de kısık. Ortada tek bir sahne yazarın sesiyle gülüyor. Seyirci o sahneden çıktığında hangi filme döndüğünü bilemez. Nermin Hanım denemeyi çöpe atmıyor. Onu kartla birlikte dosyaya koyuyor. Nöbet'in neyi yapmadığını gösteren en açık belge bu sayfa.
Usta katmanı
Tonu sıfatla değil düğmeyle yaz. "Hüzünlü bir film" yapımcıya bir his verir, yazara iş vermez. Her düğmeyi ayrı yaz: ciddiyet, gerçeklik, mizah, acı, duygu, mesafe. Her birinin karşısına bir sahneden örnek koy.
Ters tonda bir sahne yaz. Tonunu bulamadığın bir sahneyi tam tersi bir tonda yeniden yaz. Neyin değiştiğini satır satır listele. O liste senin ton kartının ilk taslağıdır.
Kartın en önemli satırı yasaktır. Ne yapacağını yazmak kolay. Ne yapmayacağını yazmak tonu korur. "Bu filmde kimse affettiğini söylemez" gibi bir satır yüz sayfalık yeniden yazımda pusula olur.
Düğmeleri birlikte çevir. Mizahı artırıyorsan mesafeye bak. Gülme genellikle bir adım geri çekilmeyi ister. Kamerayı yaklaştırdığında aynı şaka acıya dönebilir.
Gülmenin sahibini sor. Her esprinin yanına bir isim yaz. Karakter mi yapıyor, yazar mı? Karakterin yaptığı şaka dramın içinde yaşayabilir. Yazarın yaptığı şaka dramı bir anlığına durdurur.
Ton en çok doruğa yakın kırılır. Yazarın en çok emek verdiği sahnede eli en çok titrer. Duygu yükselir, müzik eklenir, replikler uzar. Ton kartını en çok o sahnede kontrol et.
Acıyı izinden göster. Beden acısını göstermek zorunda değilsin. Sonucunu, sesini ya da bıraktığı nesneyi göstermek bazen daha ağır çalışır. Ama bir kez seçtiğin çerçeveyi film boyunca koru.
Tonun termometresini bir yan karaktere ver. Ana karakterler duyguyla doludur, bu yüzden tonu ölçmeye yaramazlar. Ton çoğu zaman en sakin karakterde ölçülür. Nöbet'te Figen'in kuru, işini bilen sesi hastanenin gerçekliğini tutuyor. Figen bir sahnede gözyaşlarını tutamasa film bir basamak melodrama kayardı.
Ciddiyeti asıklıkla karıştırma. Ağır bir konuyu baştan sona tek bir ses perdesinde yazmak seyirciyi yorar. Karakterden gelen küçük bir gülümseme yükü hafifletmez, ölçülebilir kılar. Seyirci gülebildiği filmde ağlamaya da güvenir.
Gülmenin nerede çekildiğine bak. Birçok dramda gülme yük artmadan önce gelir. Yük arttıkça gülme çekilir. Bu çekiliş kendisi bir işarettir: seyirci gülmenin bittiği yerde neyin başladığını hisseder. Senaryonda gülmenin son geldiği sahneyi bul ve oranın bilinçli seçilip seçilmediğine bak.
Mesafeyi bir kez değiştireceksen nedenini kur. Film boyunca dışarıda duran kamera bir kez karakterin kulağına giriyorsa o an bir olay olmalı. Nöbet bunu tek bir gece yapıyor. Her gece yapsaydı istisna kural olurdu.
Tür vaadini ilk sahnede ver ve sözünde dur. Seyirci tonu ilk dakikalarda öğrenir. Tonu sonradan değiştirmek istiyorsan bunu açılışta sezdir. Sezdirmediğin değişim bir aldatma gibi okunur.
Tonu sahne tarifinin cümlesine işle. Kısık bir film kısa, sıfatsız tariflerle yazılır. Coşkun bir filmin tarifi de coşkun olabilir. Okuyucu tonu daha replik başlamadan cümlenin boyundan sezer.
Gerçekliği rastlantıyla ölç. Bir sahnede kaç rastlantı yazarın işine yarıyor? Telefon tam o an mı çalıyor, kahkaha tam o an mı geliyor? Her zamanlanmış rastlantı dünyayı bir basamak stilize eder. Bunu istiyorsan sorun yok. İstemiyorsan sil.
Ton kartını ekiple paylaş. Yönetmen, besteci, oyuncu tonu senin kafandan okuyamaz. Tek sayfalık bir kart, herkesin aynı filmi çekmesine yardım eder.
Kartı her taslakta yeniden oku. Yeniden yazım tonu sessizce kaydırır. Her sahne kendi içinde iyileşir, bütün bozulur. Taslağı bitirince kartı aç ve sahneleri tek tek ona karşı oku.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Ton türle aynı şeydir."
Değildir. Aynı türde iki film çok farklı tonda olabilir. Tür bir olay kalıbı, ton o olaylara bakış biçimi.
Yaygın yanlış"Ciddi bir filmde gülme olmamalı."
Olabilir. Karakterden gelen küçük bir gülme ciddiyeti bozmaz. Kravat anı Nöbet'in ciddiyetini düşürmedi, babayla oğul arasındaki hesabı gösterdi.
Yaygın yanlış"Kısık ton duygusuz bir tondur."
Değildir. Kısık ton duyguyu söylemez, taşıtır. Seyirci duyguyu kendi içinde kurar ve bu yüzden daha derin hisseder.
Yaygın yanlış"Melodram kötü yazımdır."
Değildir. Melodram bilinçli seçilmiş bir tondur. Kötü olan, kısık bir filmin ortasında birden beliren melodramdır.
Yaygın yanlış"Şiddeti göstermek onu daha etkili yapar."
Her zaman değil. Bazen sonucunu ya da sesini göstermek daha ağır çalışır. Etkiyi çerçeve belirler, kanın miktarı değil.
Yaygın yanlış"Ton yönetmenin işidir."
Kısmen. Yönetmen tonu perdeye taşır. Ama ciddiyet, mizah ve mesafe kararlarının çoğu sayfada verilir. Senaryo bir tonu taşımıyorsa set onu sıfırdan icat etmek zorunda kalır.
Yaygın yanlış"Ton müzikle kurulur."
Yalnız müzikle değil. Müzik en görünür düğme. Ama sahnenin süresi, replikler, kamera mesafesi müzikten önce tonu belirler.
Yaygın yanlış"Gerçekçi film rastlantı kullanamaz."
Kullanabilir. Hayat da rastlantılarla dolu. Sorun, rastlantının yazarın işine tam zamanında yaramasıdır. Seyirci o zamanlamada yazarın elini görür.
Yaygın yanlış"Kara komedi acıyı küçümser."
Her zaman değil. İyi bir kara komedi acıya mesafe koyar, onu inkâr etmez. Gülme bazen acıya bakmanın tek katlanılır yoludur.
Yaygın yanlış"Kamera yakın olursa seyirci karakterin içini bilir."
Bilmez. Yakın kamera yüzü gösterir, düşünceyi değil. Kafanın içine girmek ayrı bir karardır.
Yaygın yanlış"Ton her sahnede aynı olmalı."
Olmak zorunda değil. Bir sahne ötekinden daha hafif ya da daha ağır olabilir. Kartın sınırları içinde kaldığı sürece seyirci bunu bir dalga gibi yaşar, bir kopuş gibi değil.
Yaygın yanlış"Tonu oyuncu kurtarır."
Bazen kurtarır, çoğu zaman taşır. Oyuncu sayfadaki tonu büyütebilir ya da kısabilir. Ama bir sahne yazardan gelen bir şakayla kuruluysa oyuncu onu karakterin şakasına çeviremez.
Yaygın yanlış"Ton değişmemeli."
Değişebilir. Ama değişim açılışta sezdirilmeli ya da bilinçli bir kırılma olarak tasarlanmalı. Habersiz değişim seyirciyi dışarıda bırakır.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Ton, anlatının olaylara karşı takındığı tavırdır.
- Aynı olay farklı tonda bambaşka bir filme dönüşür.
- Ton tek bir karar değil, ayrı düğmelerin toplamıdır.
- Ciddiyet düzeyi olayın ne kadar ağır alındığını belirler.
- Gerçeklik zamanlanmış rastlantıyla azalır.
- Kısık ton duyguyu söylemez, nesneye ve davranışa bırakır.
- Mizahın payı kadar kaynağı da tonu belirler.
- Şiddet çerçevesi acının neyle gösterildiğini seçer.
- Anlatı mesafesi karaktere ne kadar yaklaşıldığını belirler.
- Düğmeler birbirini çeker: mesafe açılınca gülme kolaylaşır.
- Tür vaadi açılışta verilir ve bozulursa hissedilir.
- Ton kartı her düğmenin ayarını ve sınırını tek sayfada tutar.
- Kartın en işe yarar satırı, filmde asla olmayacak olandır.
- Ters tonda yazılan sahne, asıl tonun sınırlarını gösterir.
- Melodram da kara komedi de meşrudur; sorun ikisinin habersiz karışmasıdır.
- Ton en çok doruğa yakın sahnede kırılır.
Sonraki derse köprü
Selim ton kartını okuduktan sonra Emre'nin sahne tariflerine dönüyor. Cümleler kısa, sıfatlar az, parantez neredeyse hiç yok. Bunu tonun mu istediğini, yoksa Emre'nin hep böyle mi yazdığını soruyor. Aynı kartı başka bir yazara verseler, Nöbet'in sayfaları aynı mı görünürdü? Tonun filmin tavrı olduğunu artık biliyoruz. Ama sayfada bir de yazarın kendi parmak izi var. Ton kartı ona hiçbir cevap vermiyor. Sonraki ders, Üslup nedir?, filmin tavrından ayrı duran yazar sesini ve sahne tarifinin kendi biçimini arıyor.