Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Sahnede diyaloğun ritmini oyuncular her akşam yeniden kurar.
- Oyuncu yazarın nefes yerinde soluk alır; nefes yeri yoksa kendisi bulur.
- Noktalama oyuncuya nefesin yerini gösterir.
- Replik ipucu, sıradaki oyuncunun gireceği kelimedir.
- Tirat birkaç düşünceden geçer ve dinleyeni değiştirir.
- Tekrar ancak bağlam değiştiğinde anlam kazanır.
- Bilgi, onu gerçekten bilmeyen bir yabancı dinleyiciye sorulduğunda doğal gelir.
- Alt metin doğru bir cümlenin altında taşınabilir.
- Sözel eylem, söylendiği anda durumu değiştiren sözdür.
- Sahne işi diyaloğun fiziksel karşılığıdır; repliğe karşı çalıştığında güçlenir.
- Türkçede ipucu çoğu zaman fiildir; gereken ad ise devrik cümleyle sona taşınır.
- Uzun konuşmanın içindeki bir çıkış, dinleyeni de sahnede tutar.
- Söylenmeyen bir sözel eylem de alt metin taşır.
Açılış sahnesi
Çarşı Sahnesi, Emre'nin ilk sayfalarını bir perşembe akşamı yüksek sesle okumuş. Oyuncular masanın etrafında oturmuş, ellerinde fotokopi. Burcu da oradaymış. Atölyeye bir not ve bir anekdotla dönüyor.
Saniye Hanım'ı okuyan oyuncu bodrum konuşmasına gelmiş. Emre o konuşmayı tek bir uzun cümle olarak yazmış:
SANİYE HANIM — Ben o ağacı sevmedim mi sanıyorsun annem bu mahalleye o ağacın altından gelin geldi ama bodrumun duvarı her kış biraz daha açılıyor.
Oyuncu cümlenin ortasında nefessiz kalmış. Soluğu "sevmedim"den sonra almış. Masadaki herkes şunu duymuş: "Ben o ağacı sevmedim." Sonra, yeni bir cümle gibi: "Mi sanıyorsun annem bu mahalleye…"
Nezahat Hanım'ı okuyan oyuncu başını kaldırmış. Saniye Hanım ağacı sevmediğini itiraf etmiş gibi gelmiş ona. Oya Hanım okumayı durdurmuş. Kâğıdın kenarına bir not yazıp Burcu'ya vermiş. Not şimdi tahtada asılı: "Nefesi yazar koymazsa oyuncu koyar."
Emre itiraz ediyor. Saniye Hanım heyecanlı bir kadın, cümleleri birbirine karışıyor. Selim başını sallıyor. "Filmde ben o soluğu keserdim," diyor. "Burada kim kesecek?"
Sahnede her replik bir oyuncunun soluğuyla söylenir. Yazar nefesin yerini noktalamayla seçmezse oyuncu onu cümlenin en kötü yerinde bulabilir.
Bu derste ne olacak
Bu derste Saniye Hanım'ın konuşmasını oyuncunun soluğuna göre yeniden kuracağız. Sobanın başındaki sabah konuşmasını, repliklerin birbirine nasıl geçtiğine bakarak okuyacağız. Bir çay bardağının, bir kalem kapağının ve bir paltonun diyalogla nasıl konuştuğunu göreceğiz. Oyunun en uzun konuşmasının ortasına bir çıkış yerleştireceğiz. Aynı sorunun ikinci kez sorulduğunda neden başka bir şey söylediğini soracağız. Seyircinin çınarı kimin ağzından öğreneceğine karar vereceğiz. Sonunda "İmzalıyorum" gibi bir cümlenin bilgi mi, eylem mi olduğunu tartacağız. Örnekler bir bahçede çay içilen bir Rus çiftliğinden, bir Londra salonundan, bir kasaba toplantısından, bir park bankından ve kalabalık bir akşam yemeğinden geliyor.
Sıfır noktası
Bir filmde diyaloğun ritmini son hâliyle kurgu masası belirler. Oyuncu bir sahneyi birçok kez çeker. Kurgucu en iyi alımı seçer, gereksiz duraklamayı keser, iki repliği birbirine yaklaştırır. Seyircinin duyduğu konuşma, aylar süren bir ayıklamanın sonucudur.
Tiyatroda bu masa yoktur. Konuşma her akşam yeniden, o anda kurulur. Oyuncu repliği söyler, karşısındaki onu alır, sıradaki repliğe geçer. Arada kimse bir şey kesemez. Selim'in sorusunun cevabı bu: sahnede kurgucu, oyuncunun kendisidir.
Bu iki şey ister. Birincisi, oyuncunun nefes alabilmesi. Bir soluk ancak belli uzunlukta bir cümleye yeter. Uzun bir cümle oyuncuyu bir yerde durmaya zorlar. O durak cümlenin anlamını değiştirir.
İkincisi, repliğin bir sonraki repliğe nasıl geçeceği. Filmde iki replik arasındaki boşluğu kurgucu ayarlar. Sahnede o boşluğu iki oyuncu birlikte ayarlar. Yazarın sayfası onlara bunun için ipucu verir ya da vermez.
Sahnede görüntü de az şey taşır. Mekânı, geçmişi, görünmeyen çınarı çoğu zaman söz taşır. Buna söz yükü denir. Tiyatro diyaloğu bu yüzden daha çok iş yapar. Ama çok iş yapan diyalog kolayca bilgi yığınına döner.
Emre'nin Nöbet'i bunun tersini öğretmişti ona. Filmde Murat "Bu çay çay değil," dediğinde kamera bardağa yaklaşabiliyordu. Seyirci çayı görüyordu, Murat'ın yüzünü görüyordu. Muhtarlık'ta kamera yok. Kâzım Bey'in çayı, oyuncunun elinde ve sesinde yaşayacak.
Seyircinin gözü de başka çalışır. Film seyircisine kamera nereye bakacağını söyler. Tiyatro seyircisi ise bütün sahneyi aynı anda görür. Kimin konuştuğunu kulağıyla, kimin dinlediğini gözüyle izler. Bu yüzden susan oyuncu da diyaloğun parçasıdır. Saniye Hanım konuşurken seyirci Nezahat Hanım'ın elindeki kalemi de görecek.
Söz de sahnede başka bir iş görür. Yalnız bir şeyi anlatmaz, çoğu zaman bir şey yapar. Bir karakter "Gidiyorum" der ve kapıya yürür. Bir başkası "Sana inanıyorum" der, karşısındaki o andan sonra başka biri olur. Tiyatro diyaloğu bu iki söz arasında çalışır: anlatan söz ve yapan söz. Emre'nin işi, Muhtarlık'ın her repliğinde hangisinin konuştuğunu bilmek.
Mekanizma
Nefes ve nokta
Nermin Hanım, Saniye Hanım'ın cümlesini tahtaya yazıyor. Altına bir çizgi çekiyor. Sonra Emre'ye soruyor: bu cümlede kaç ayrı düşünce var?
Emre sayıyor. Ağacı sevip sevmediği. Annesinin geline gelişi. Bodrumun çatlağı. Üç düşünce, tek bir cümlede.
Emre cümleyi böyle yeniden yazıyor:
SANİYE HANIM — Ben o ağacı sevmedim mi sanıyorsun? Annem bu mahalleye o ağacın altından gelin geldi. (Durur.) Ama bodrumun duvarı her kış biraz daha açılıyor.
Artık oyuncu soru işaretinde soluk alabilir. Soru, soru olarak duyulur. Annesi ayrı bir cümle olur, ağırlığını kendisi taşır. "Durur" yönergesi ise oyuncuya bir şey söyler. Bundan sonra gelen cümle zor bir cümle. Saniye Hanım onu söylemeden önce toparlanıyor.
Nefes yeri yalnız teknik bir mola sayılmaz. Oyuncu soluk aldığı yerde düşünür, seyirci de onunla düşünür. Nokta, seyirciye "şimdi bunu tart" der.
Replik ipucu
Kâzım Bey'in sabah sahnesinde başka bir sorun var. Emre'nin ilk taslağında Nezahat Hanım şöyle cevap veriyor: "Kömür, galiba, bilmiyorum, belediye ne verdiyse onu yakıyoruz işte." Kâzım Bey'i okuyan oyuncu cevabın bitmesini beklemiş. Beklemiş, beklemiş. Masada küçük bir boşluk açılmış.
İpucu güçlü bir kelimeyse sonraki oyuncu onu yakalar. Zayıf bir kelimeyse, "işte" gibi, oyuncu nereden gireceğini bilemez. Sahne ritmi o boşluklarda gevşer.
Emre cevabı kısaltıyor ve çeviriyor: "Ne verdiyse belediye." Cümle fiille değil, adla bitiyor. Son kelime artık "belediye." Kâzım Bey onu havada yakalıyor: "Belediye." Tek kelime, karşısındakinin cümlesinden alınmış. Bir yankı repliği. Ritim bir anda sıklaşıyor.
Diyaloğun eli
Kâzım Bey'i okuyan oyuncu okuma sırasında bir soru sormuş. "Bu çayı ne zaman içiyorum?" Emre'nin sayfasında çay vardı, ama içilmiyordu.
Sahne işi oyuncuya dolgu olarak verilirse sahneyi oyalar. Repliğe karşı çalışırsa sahneye ikinci bir ses ekler. Nezahat Hanım'ın elinde kapaklı bir kalem var. Emre ona bir sahne işi yazıyor: kalemin kapağını açıp kapatmak. Ağız başka bir şey söylerken el kararı oynuyor.
İşte yeni sabah sahnesi:
(Kâzım Bey sobanın yanında. Bardağını iki avucunun arasında tutar. Sırtı pencereye dönük.)
KÂZIM BEY — Odun mu yaktın bu sabah, Nezahat?
NEZAHAT HANIM — Kömür.
KÂZIM BEY — Kokusu odun gibi.
NEZAHAT HANIM — Ne verdiyse belediye.
KÂZIM BEY — Belediye. (Kaşığı bardağa vurur.) Her şeyi veriyor sana belediye.
NEZAHAT HANIM (kalemin kapağını açar, kapatır) — Şeker orada.
KÂZIM BEY — Bıraktım şekeri.
NEZAHAT HANIM — Ne zaman?
KÂZIM BEY — Seçimden sonra.
(Kâzım Bey çayından bir yudum alır. Nezahat Hanım kalemi kâğıtların kenarına koyar.)
Sahnede kimse çınardan söz etmiyor. Seçimin kendisi de konuşulmuyor, yalnız bir tarih olarak düşüyor. Alt metin burada iki katlı. "Her şeyi veriyor sana belediye" kömürden söz ediyor gibi. Altında iki şey var: seçimin yarası ve yol genişletmesi. Çınarı kesecek olan da belediye.
Uzun konuşma
Saniye Hanım'ın konuşması kısalınca Emre korkuyor. Bodrum hikâyesi oyunun en uzun konuşmasıydı, şimdi üç cümleye mi inecek? Nermin Hanım hayır diyor. Uzun kalabilir, ama uzunluğu nefeslerle kurulmalı.
Emre konuşmanın düşünce dönemeçlerini işaretliyor. Saniye Hanım annesinden başlıyor. Sonra çatlağa geçiyor: geçen kış kömürü bodruma koyamamış, duvardan su sızıyormuş. Sonra Nezahat Hanım'a dönüyor: "Sen kökü görmeyeceksin. Ben her sabah göreceğim." En sonunda istediği şeyi söylüyor: "Atma o imzayı."
Her dönemeç yeni bir cümleyle, çoğu zaman yeni bir soluğla başlıyor. Konuşma uzun, ama hiçbir cümlesi oyuncuyu boğmuyor. Emre, Kâzım Bey'in çıkışını da bu konuşmanın içine yerleştiriyor:
SANİYE HANIM — Annem bu mahalleye o ağacın altından gelin geldi.
(Kâzım Bey bardağını sobanın üstüne bırakır.)
SANİYE HANIM — Geçen kış kömürü bodruma koyamadım. Duvardan su sızıyor. Kök geliyor, Nezahat. Her kış biraz daha.
(Kâzım Bey askılığa gider, paltosunu alır, düğmeler.)
SANİYE HANIM — Sen kökü görmeyeceksin. Ben her sabah göreceğim.
(Kâzım Bey kapıda durur. Dönüp bir kez pencereye bakar. Çıkar. Kapı açıkken sokak dolar, kapanınca kesilir.)
SANİYE HANIM — Atma o imzayı.
Saniye Hanım konuşmayı kesmiyor. Kâzım Bey'in her hareketi bir nefes yerine düşüyor. Seyirci iki şeyi aynı anda izliyor: ağacı kestirmek isteyen bir ses, ağaca son bir kez bakan bir göz.
Tekrar
Kâzım Bey her sabah aynı soruyla giriyor: "Çay demlendi mi?" Seyirci bunu bir kez duyuyor, çünkü oyun tek bir sabah. Ama sorunun her sabah sorulduğunu bilmesi gerekiyor.
Emre bunun için bir geri dönen replik deniyor. Oyunun sonlarına doğru, Ferhat girmeden önce, Nezahat Hanım odada yalnız. Kendine bir bardak çay koyuyor. Sonra boş sobaya sorar gibi, alçak sesle: "Demlendi mi?" Cevap veren yok. Aynı soru, sahibi gidince başka bir anlam taşıyor. Sabahın arkadaşlığını, belki de eksikliğini.
Tekrarın bir tehlikesi var. Aynı ağırlıkla üçüncü kez söylenen bir cümle seyirciyi uyutabilir. Tekrar ancak bağlam değiştiyse çalışır.
Seyirciye bilgi
Seyirci çınarın kesileceğini nereden öğrenecek? Emre'nin ilk denemesinde Kâzım Bey soruyor: "Çınarı kesecekler diyorlar, doğru mu Nezahat?" Kâzım Bey bunu zaten biliyor. Bütün mahalle biliyor. Bu bir kukla soru. Seyirci onun kendisine sorulduğunu hisseder.
Muhtarlık'ın yabancı dinleyicisi Barış. Üniversite için belge almaya gelmiş, mühür bekliyor. Masadaki dilekçeyi görüyor. "Bu ne dilekçesi?" diye soruyor. Gerçekten bilmiyor. Bütün kış sınava çalışmış, mahallenin konuşmalarına kulak vermemiş.
Nezahat Hanım ona cevap verirken seyirci de öğreniyor. Ama cevap ucuz değil. Barış çocukken o ağacın altında okul servisi beklemiş. Nezahat Hanım ona "kesilecek" demek zorunda. Bilgi bir yüzün değişmesiyle geliyor.
Sözel eylem
Son birim açık. Ferhat dilekçeyi almaya geliyor, öğlene kadar teslim edecekler. Emre'nin taslağında Nezahat Hanım kalemi alıyor ve "İmzalıyorum," diyor.
Nermin Hanım bu cümlenin altını çiziyor. "Bu cümle seyirciye ne söylüyor?" Emre sayfaya bakıyor. Seyirci kalemi zaten görüyor. Kalem kâğıda değdiğinde imzayı da görecek. Söz bir şey eklemiyor gibi.
Dil felsefecisi J. L. Austin bu türden sözlere edimsel söz dedi. Söz hamlesinden farkı şurada. Hamle karşıdakini bir yöne iter. Sözel eylem ise dünyada bir şeyi değiştirir. "Söz veriyorum" diyen, söz vermiş olur.
"İmzalıyorum" bir bilgi olarak zayıf. Ama bir eylem olarak güçlü olabilir. Ferhat'ın önünde söylenirse, muhtarın ağzından çıkarsa, geri alınamaz. Nermin Hanım soruyu buna göre soruyor. Bu cümleden sonra odada ne değişiyor? Hiçbir şey değişmiyorsa cümle bir bilgidir ve silinebilir.
Emre sabah sahnesine geri dönüyor. Kâzım Bey bütün sabah Nezahat Hanım'a adıyla sesleniyor. Bir kez bile "muhtar" demiyor. Seçimden beri "Hayırlı olsun" da dememiş. Tebrik bir sözel eylemdir. Söylenmemesi, her sabahın alt metni. Emre sessiz çıkışın yanına bir deneme satırı yazıyor. Kâzım Bey kapıda, pencereye baktıktan sonra: "Kolay gelsin, muhtar." Saniye Hanım'ın konuşması o sözle bölünür mü? Emre satırın yanına bir soru işareti koyuyor. İmza gibi, o da sonraki taslağa kalıyor.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Konuşmayı yüksek sesle oku, tek nefeste. Yazdığın her uzun cümleyi bir kez soluk almadan söylemeye çalış. Nefesin bittiği yer, oyuncunun da bitireceği yerdir. Orası anlamın bozulacağı yerse, cümleyi oradan böl.
Türkçede fiil sona gelir; ipucunu buna göre kur. Türkçe bir cümle çoğu zaman fiille biter. İpucu da çoğu zaman fiil olur. Sıradaki repliğin yakalaması gereken kelime bir ad ise, onu sona taşı. Devrik cümle bunun için var: "Her şeyi veriyor sana belediye."
Virgül bir nefes değildir. Oyuncu virgülde çoğu zaman durmaz, akar. Gerçek bir durak istiyorsan nokta koy. Daha uzun bir durak istiyorsan yönerge yaz: "Durur."
Sahne işini replikle çatıştır. Oyuncunun eli ağzının söylediğini tekrar ediyorsa, iki kanal aynı şeyi söylüyor. El başka bir şey yaparsa sahne kat kazanır. Nezahat Hanım "Şeker orada" derken kalemin kapağını açıp kapatıyor. Seyirci şekeri değil, kalemi izliyor.
Sahne işini zamana yay. Çay doldurmak bir saniye sürer. Bir bardağı avuçlarda ısıtmak bütün sahne sürebilir. Uzun süren sahne işi oyuncuya, konuşmanın içinde bir yer verir.
Tiratın dinleyenini unutma. Uzun konuşmayı yazarken karşıdaki oyuncu ne yapıyor? Kalemiyle mi oynuyor, pencereye mi bakıyor, araya girmeye mi çalışıyor? Dinleyenin hiçbir şey yapmadığı tirat, sahneyi tek kişiye bırakır.
Tekrarı bir değişime bağla. Aynı replik ikinci kez söylendiğinde ya söyleyen değişmiş olmalı ya dinleyen ya da oda. Hiçbiri değişmediyse tekrar yalnız uzatır.
Bilgiyi bilmeyene sordur. Seyircinin öğrenmesi gereken her şeyin yanına, sahnede onu bilmeyen birinin adını yaz. Kimse bilmiyorsa sor: bu bilgi gerçekten gerekli mi?
Sözel eylemi tanıklı kur. "Söz veriyorum" ya da "İmzalıyorum" yalnız başına söylenirse içi boştur. Bir tanığın önünde, geri alınamayacak biçimde söylenmelidir. Muhtarlık'ta bu tanık Ferhat.
Söylenmeyen sözel eylemi izle. Bir karakterin söylemesi gerekip söylemediği söz, söylediklerinden ağır olabilir. Kâzım Bey'in hiç söylemediği "Hayırlı olsun," sabah sahnesinin bütün alt metnini taşıyor.
Kara kutuda ses düzeyini yaz. Elli kişilik salonda bağırmaya gerek yok. Oyuncu alçak sesle konuşabilir, fısıldayabilir. Bunu yönergeye yaz: "alçak sesle." Küçük salon, büyük salonun yapamadığı bir ses düzeyini mümkün kılar.
Repliği ağızda sına, kâğıtta değil. Göze iyi görünen bir cümle ağızda takılabilir. Art arda gelen sert ünsüzler, uzun ek zincirleri, birbirine benzeyen heceler oyuncuyu tökezletir. Emre'nin "kesilecek çınarın kökleri" sözü okumada iki kez dolandı.
Ritmi dalga gibi kur. Hep kısa repliklerden oluşan bir sahne bir süre sonra tekdüzeleşir. Kısa bir atışmanın ardından gelen uzun bir cümle sahnenin ağırlık noktası olur. Uzun bir konuşmanın sonunda gelen tek kelime de öyle.
Sessizliği de bir replik say. Bir oyuncu cevap vermediğinde, karşısındaki o sessizliği ipucu olarak alır. Sayfada "Susar" yazmak, sessizliğe bir yer verir. Yazılmayan sessizlik sahnede kaybolur ya da yanlış yere düşer.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Noktalamayı oyuncu ve yönetmen düzeltir."
Oyuncu yazarın noktasını izler. Oya Hanım'ın okumasında oyuncu, yazarın koymadığı noktayı yanlış yere koydu. Sonuç, karakterin söylemediği bir itiraf oldu.
Yaygın yanlış"Tiyatro diyaloğu gerçek konuşma gibi olmalıdır."
Gerçek konuşma dağınıktır, tekrar eder, yarım kalır. Sahne diyaloğu bunu taklit edebilir, ama seçerek. Wilde'ın diyaloğu kimsenin gerçekte konuşmadığı kadar düzenlidir ve tam da öyle çalışır.
Yaygın yanlış"Uzun konuşma seyirciyi sıkar."
Sıkan uzunluk değil, değişmeyen konuşmadır. Albee'nin köpek hikâyesi uzun, ama her dönemeçte dinleyeni biraz daha sarsıyor.
Yaygın yanlış"Sahne işi oyuncunun işidir, yazarın değil."
Oyuncu çoğu sahne işini kendisi bulur. Ama anlam taşıyan sahne işini yazar yazmalıdır. Kâzım Bey'in paltosunu Saniye Hanım'ın konuşmasının ortasında giymesi bir yazım kararıdır.
Yaygın yanlış"Bilgiyi bir karakter anlatırsa sorun yoktur."
Sorun anlatanın değil, dinleyenin konumundadır. Dinleyen bilgiyi zaten biliyorsa, konuşma seyirciye yapılıyordur.
Yaygın yanlış"Alt metin için karakterler hiç doğruyu söylememelidir."
Alt metin yalan değildir. Kâzım Bey kömür hakkında doğruyu söylüyor. Alt metin, doğru bir cümlenin altında taşınan ikinci şeydir.
Yaygın yanlış"Tekrar yazarın zayıflığıdır."
Bilinçsiz tekrar öyledir. Seçilmiş tekrar ise bir yapı aracıdır. Jerry'nin aynı cümleyi tekrar etmesi, Peter'ı kitabından koparmanın tek yolu.
Yaygın yanlış"Bir şeyi sahnede yapmak, onu söylemekten her zaman daha güçlüdür."
Çoğu zaman öyledir. Ama sözel eylemde söz eylemin kendisidir. "Halkın düşmanı" ilanı bir sözle yapılır ve hiçbir hareket onun yerini tutmaz.
Yaygın yanlış"Sahnede her şey seyirciye dönük ve yüksek sesle söylenmelidir."
Büyük salonlarda sesin arka sıraya ulaşması bir sorundur. Elli kişilik kara kutuda ise alçak ses de, sırtı dönük bir oyuncu da duyulur. Kâzım Bey bütün sabah sırtı pencereye dönük konuşuyor.
Yaygın yanlış"Replik ipucu yalnız oyuncunun ezber meselesidir."
Oyuncu ipucunu ezberler, ama ipucunu yazar seçer. Zayıf bir sözle biten replik ezberlense bile sahnede bir boşluk bırakır.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Sahnede diyaloğun ritmini oyuncular her akşam yeniden kurar.
- Oyuncu yazarın nefes yerinde soluk alır; nefes yeri yoksa kendisi bulur.
- Noktalama oyuncuya nefesin yerini gösterir.
- Replik ipucu, sıradaki oyuncunun gireceği kelimedir.
- Tirat birkaç düşünceden geçer ve dinleyeni değiştirir.
- Tekrar ancak bağlam değiştiğinde anlam kazanır.
- Bilgi, onu gerçekten bilmeyen bir yabancı dinleyiciye sorulduğunda doğal gelir.
- Alt metin doğru bir cümlenin altında taşınabilir.
- Sözel eylem, söylendiği anda durumu değiştiren sözdür.
- Sahne işi diyaloğun fiziksel karşılığıdır; repliğe karşı çalıştığında güçlenir.
- Türkçede ipucu çoğu zaman fiildir; gereken ad ise devrik cümleyle sona taşınır.
- Uzun konuşmanın içindeki bir çıkış, dinleyeni de sahnede tutar.
- Söylenmeyen bir sözel eylem de alt metin taşır.
Sonraki derse köprü
Saniye Hanım çıkınca Nezahat Hanım odada yalnız kalıyor. Pencere seyirciye dönük, seyirci ağacın yerinde oturuyor. Saniye Hanım'ın konuşmasını dinleyen biri vardı. Şimdi odada kimse yok. Nezahat Hanım konuşursa kime konuşur? Kendine mi, ağaca mı, yoksa ağacın yerinde oturanlara mı? Bir sonraki derste monoloğu ve doğrudan hitabı konuşacağız. İçinden geçeni seslendiren biriyle seyirciye dönüp anlatan biri nasıl ayrılır? Dördüncü duvar ne zaman korunur, ne zaman delinir?