Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Taslaktan uzaklaşmak beklemekle bitmez; yazar dönüşünü hazırlar.
- Soğumanın ölçüsü gün değil, yazarın sahneleri hâlâ ezbere söyleyip söyleyemediğidir.
- Ara iş dikkati taslaktan çeker ama yine bir yazı işinde tutar.
- Sayfa dışı bilgi, yazarın okurken boşlukları farkında olmadan doldurmasına yol açar.
- Uyarlamada bu bilgiye bir de kaynak eser eklenir.
- Beklenti sıfırlama, yazarın yargılarını okumadan önce yazıp kapatmasıdır.
- Niyet tazelemesi okumadan önce yapılır, okurken değil.
- Okuma nüshası alışık yüzeyi değiştirir ve sayfayı yeniden yabancılaştırır.
- Ham tepki bir hüküm değil, bir kayıttır; yanına günün durumu yazılır.
- Kenara yalnız okurun yaşadığı yazılır; açıklama ayrı bir kâğıda gider.
- Çok uzun ara da bir risk; asıl iş eldeki günlerle yabancı bir göz kurmaktır.
- İlk okumadan önce taslak kimseye gösterilmez.
Açılış sahnesi
Cumartesi öğleden sonra. Atölye Selim'in DELİ DUMRUL sayfalarını okumak için toplanmış. Burcu herkesten önce gelmiş, sayfaların yanına boş bir zarf bırakmış.
«Dinlenmedeyim,» diyor. «Kendi taslağıma dokunamıyorum. Başkasınınkini okuyabilirim.»
Emre zarfa bakıyor. «İçinde ne var?»
«Henüz bir şey yok.» Burcu çantasından bir kart çıkarıyor. Üstünde üç satır: «Tebeşir sahnesi iyi. İlk sayfa uzun. Mektup ağır.» «Pazartesi bulacaklarım bunlar.»
«Üç gün az,» diyor Emre. «Ben olsam bir ay beklerdim.»
«Bir ayım yok. Hem neyi okuyacağımı zaten biliyorum.»
Selim kurşun kalemini sayfaların üstüne bırakıyor. «Kurgu odasında bir kurguyu ezbere bildiğimiz gün onu izlemeyi bırakırız. Ekrana bakarız ama hatırladığımızı izleriz.»
«Ama sen kendi kurgunu yine izliyorsun,» diyor Emre.
«İzliyorum. Önce bir hafta başka birinin kurgusuna bakıyorum. Sonra dönüyorum.»
Nermin Hanım kartı parmağıyla kendine çekiyor. «Pazartesi akşamı bu satırları aynen bulursan neyi okumuş olacaksın? Taslağı mı, bu kartı mı?»
Burcu bir an kartın üç satırına bakıyor. Sonra cevap vermeden kartı zarfa koyup kapağını yapıştırıyor. Üstüne yalnız bir gün yazıyor: okumanın bittiği pazartesi.
Taslaktan uzaklaşmak beklemekle tamamlanmaz; yazar, sayfada ne bulacağını bilmeden taslağına dönebildiğinde uzaklaşmış olur.
Bu derste ne olacak
Burcu'nun pazartesiye kadar kalan üç gününü izleyeceğiz. Önce mesafenin günle mi, başka bir ölçüyle mi ölçüldüğünü soracağız. Sonra yazarın dinlenme günlerinde neyle uğraşabileceğine bakacağız. Bir romanı uyarlayan yazarın kafasında sayfaya hiç girmemiş neler durduğunu göreceğiz. Listelerin neden zarfa girdiğini, niyet sayfasının neden bir akşam önce okunduğunu izleyeceğiz. Pazartesi sabahı basılan sayfaların neden başka bir biçimde basıldığını ve ilk bakışın nasıl kaydedildiğini konuşacağız. En sonda, kenara düşülen bir notun ne zaman bir savunmaya döndüğünü ayıracağız. Filmler depremden sonraki bir dağ yolundan, bir çöl hanından, terk edilmiş bir kiliseden, bir sorgu avlusundan ve kırda bir evden gelecek.
Sıfır noktası
Taslağı biten yazar, onu herkesten iyi bilen kişidir. Bu bilgi yazarken en büyük gücüdür. Okurken ise en büyük engeli olur.
Yazar bir sahneyi okurken yalnız sayfadakini görmez. O sahneyi yazdığı sabahı da hatırlar. Silip yeniden yazdığı repliği, aklından geçen ama yazmadığı bakışı, sahnenin neden orada durduğunu bilir. Sayfada eksik olan her şeyi bu hatıra tamamlar. Yazar boşluğu görmez, çünkü onun için boşluk yoktur.
Okur bu hatıraya sahip değildir. Yapımcı, oyuncu, seyirci yalnız sayfayı alır. Sayfada olmayan bir şey onlar için hiç yoktur. Yeniden yazımın ilk işi, yazarı bir süreliğine bu okurun yerine koymaktır.
Taslağın bittiği ilk günlerde yazarın gözü sıcaktır; sayfayı değil niyeti okur. Bunun en bilinen çaresi beklemektir. Yazar taslağı bir kenara koyar, bir süre ona hiç bakmaz. Bu süre boyunca sahnelerin cümleleri kulağından çekilir. Döndüğünde metin biraz yabancılaşmıştır. Yabancı metin daha dürüst okunur.
Ama bekleyiş tek başına yetmez. Bir hafta bekleyen yazar da taslağına aynı beklentilerle dönebilir. Aklında bir liste vardır: şu sahne iyi, bu sahne zayıf. Okurken o listeyi doğrular. Listede olmayan sorunlar yine görünmez kalır.
Bu yüzden uzaklaşmak bir süre değil, bir hazırlıktır. Yazar bekler, ama bekleyişi de düzenler. Neyi yanında götüreceğini, neyi kapalı tutacağını seçer. Döneceği sabahı önceden kurar. Aklındaki yargıları bir yere yazıp onlardan ayrılır. Hepsinin amacı aynıdır: pazartesi sabahı sayfanın kendisiyle karşılaşmak.
Burcu'nun durumu da kolay değil. Dizi odasına kaptırdığı hafta, dinlenmesini bir haftadan üç güne indirdi. Üç gün, mesafenin kendiliğinden oluşması için kısa. Bu yüzden onu elle kurması gerekiyor.
Mesafenin bir de öbür ucu var. Taslak çok uzun beklerse yazar onun içine geri giremez. Kişilerin sesi silikleşir, takvim kayar, başka işler araya girer. Bir aylık ara, teslim tarihi olan bir yazar için çoğu zaman bir lüks. Bu yüzden asıl soru «ne kadar beklemeliyim?» değil. Asıl soru şu: elimdeki günlerle sayfaya nasıl yabancı bir gözle dönebilirim?
Mekanizma
Üç gün ne kadar uzaktır
Emre'nin bir ayı ile Burcu'nun üç günü arasında bir ölçü arıyoruz. Dinlenme arası takvimde bir haftaydı. Ama haftanın ya da ayın kendisi bir şey söylemiyor. Bazı yazarlar bir ayda bile soğumaz. Bazıları birkaç günde metnin dışına çıkar.
Nermin Hanım daha işe yarar bir yoklama öneriyor. Burcu taslaktaki bir sahneyi aklından, satır satır söylemeyi denesin. Hâlâ söyleyebiliyorsa taslak soğumamıştır.
Burcu tebeşir sahnesini deniyor. İlk aksiyon satırı, Mükerrem'in feneri kaldırışı, taşın üstündeki toz. Hepsi kelimesi kelimesine geliyor. Üç günün ilk gününde taslak hâlâ sıcak. Bekleyiş bu farkı kapatmayacak. Kapatmak için başka araçlar gerekecek.
Başka bir masada okumak
Burcu'nun bu cumartesi DELİ DUMRUL'u okuması bir rastlantı değil.
Selim'in sayfaları Burcu'nun kulağına başka bir ses sokuyor. Bozkır, kuru dere, köprü. Zeytin köyünün cümleleri bir süreliğine geri çekiliyor. Üstelik Burcu bu masada okur. Bir sahnede takılıyor, bir sahnede sıkılıyor ve bunu yazıyor. Pazartesi kendi taslağında yapacağı işi bugün başkasının metninde çalışıyor.
Ara işin bir sınırı var. Yeni ve büyük bir yazma işi olmamalı. Yeni bir proje, yazarın bütün dikkatini alır. Pazartesi sabahı taslağa dönmek bir yük gibi gelir. Okumak ise dikkati alır ama elde tutmaz. Burcu akşam atölyeden çıkarken DELİ DUMRUL'un sesini yanında götürüyor, YAĞHANE'ninkini değil.
Yazarın kafasındaki roman
Okuma sürerken Emre bir sayfada duruyor. «Dumrul köprüden neden para alıyor? Bunu anlamadım.» Selim ile Burcu birbirine bakıyor. İkisi de anlatıyı biliyor. Cevap ikisine de sayfada yazılı gibi geliyor.
Burcu'nun sayfa dışı bilgisi Selim'inkinden kalın. Kitabı baştan sona iki defa geçti. Mükerrem'in Nüzhet'in tek sırdaşı olduğunu biliyor. Zekai'nin bir sabah taştaki adı görüp silmediğini biliyor. Taslakta Zekai yalnız taşa bakıp geçiyor. Romanı okumuş biri o bakışta bütün bir sessizliği görür. Okumamış biri bir ustanın taşa baktığını görür. Pazartesi Burcu'nun romanı odadan çıkarması gerekecek. Romanı rafa koyamaz ama okurken açmamayı seçebilir.
Zarfa giren listeler
Pazar sabahı Burcu yanında kalan listeleri sayıyor. Hafızadan tuttuğu düzeltme listesi. Taslağın arkasındaki film sorunları sayfası. Cumartesi düşülen tek satır: mektup taşın tozunda okunsa?
Burcu bütün listeleri cumartesi kapattığı zarfın yanına, ikinci bir zarfa koyuyor. Film sorunları sayfasını da taslaktan ayırıyor. Zarflar mutfak dolabının üst rafına gidiyor. Okuma bitmeden inmeyecekler. Listeler yok olmadı. Yalnız pazartesi sabahı Burcu'nun gözünün önünde durmayacaklar. Okuma bittiğinde zarflar açılacak. Hangi beklentinin sayfada çıktığı, hangisinin çıkmadığı o zaman görülecek.
Kalem kutusunun altındaki sayfa
Pazar akşamı Burcu kalem kutusunu kaldırıyor. Altında taslağa başlamadan yazdığı niyet sayfası duruyor.
Sayfada yazarın sorusu var: bir adı söylememek onu korumak mıdır, gömmek mi? Temel duygu: şikâyet etmeyen bir özlem. Başarı ölçütü de orada. Romanı bilmeyen bir okur, ağabeyin adını sormalı. Burcu bu ölçütün kendi işi olmadığını görüyor. Romanı bilen bir göz onu ölçemez. Bu ölçümü romanı hiç duymamış Ayça yapacak.
Taslak yazılırken bir tema daha belirmişti: susmayı kim kime öğretir? Burcu onu sayfanın altına kurşun kalemle ekliyor. Eski sorunun üstünü çizmiyor. Hangisinin filmin sorusu olduğunu okuma söyleyecek. Sonra temel duyguyu küçük bir karta yazıp okuma masasına bırakıyor.
Yüzü değişmiş sayfalar
Pazartesi sabahı Burcu taslağı basıyor. Ama altı haftadır ekranda gördüğü biçimde değil.
Ekran kaydırılır, kâğıt çevrilir. Burcu sayfaları tek yüze bastırıyor, sağ kenarı işaret için geniş bırakıyor. Göz alışık yüzeyde kayıp gider, yabancı yüzeyde takılır. Bir yazım hatası, uzun bir paragraf, iki kez geçen bir kelime kâğıtta birden belirir. Ekranda haftalarca görülmeyen şey kâğıtta ilk bakışta çıkar. Sayfalar yazıcıdan yüzü aşağı düşüyor. Burcu destenin yüzünü çevirmiyor.
İlk bakışın kaydı
Burcu desteyi kaldırıyor. Kâğıt hâlâ ılık. Destenin kalınlığı onu şaşırtıyor.
Masadaki kartın arkasına yazıyor: «Kalın. Tebeşir sahnesine atlamak istiyorum.» Altına bir satır daha ekliyor: «Az uyudum. Kahve içtim.» İkinci satır, okurken duyacağı sıkıntının kaynağını ayırmaya yarayacak. İlk sayfalarda sıkılırsa kenara bir işaret koyacak. Aynı sahne, Dilber teyzesine sesli okunacağı dinç bir akşamda da sıkıyorsa sorun sayfadadır. Yalnız uykusuz sabahta sıkıyorsa sorun okurdadır.
«Ama» ile başlayan not
Cumartesiye geri dönelim. Emre'nin sorusuna Selim hemen cevap vermişti: «Ama ilerde anlaşılıyor. Ben orada aslında bilerek bekletiyorum.»
Burcu Selim'in cümlesini olduğu gibi defterine yazmıştı. Pazartesi aynı cümle onun kaleminden de çıkabilir. Kenara «ama» yazan yazar okumayı bırakıp tartışmaya girer. Burcu bir kural koyuyor. Kenara yalnız okurun yaşadığı yazılacak: burada sıkıldım, burada kimin konuştuğunu kaçırdım. Açıklama gelirse ayrı bir kâğıda gidecek. O kâğıt da okuma bitene kadar zarfların yanında, rafta bekleyecek.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Soğumayı günle değil, ezberle ölç. Bir sahneyi aklından söylemeyi dene. Replikler kelimesi kelimesine geliyorsa taslak hâlâ sıcak. Bekleyişin ne kadar sürdüğü değil, ne kadarını hâlâ duyduğun önemli.
Kısa dinlenmeyi araçlarla uzat. Takvim sana bir hafta vermediyse mesafeyi elle kur. Listeleri kapat, niyeti oku, nüshayı değiştir. İyi hazırlanmış üç gün, hazırlıksız bir haftadan daha çok mesafe verebilir.
Ara işi okurken seç. Dinlenme günlerinde başkasının taslağını oku, yeni bir taslağa başlama. Okumak aynı kası çalıştırır. Yeni bir proje ise bütün dikkatini alır ve dönüşü zorlaştırır.
Kaynağı odadan çıkar. Uyarlama yapıyorsan ilk okumada romanı masaya koyma. Bir sahneyi anlamak için romana uzanma isteği, o sahnenin sayfada eksik olduğunun işaretidir. Bu isteği kenara not et.
Romanı okumamış bir okuru önceden ayarla. Senin sayfa dışı bilgin hiçbir zaman tam silinmez. Onu ölçebilecek tek göz, kaynağı bilmeyen bir okurdur. İlk okumandan sonra ona kimin bakacağını bugünden belirle.
Beklentini yaz, sonra kapat. Taslak hakkında aklındaki üç yargıyı bir karta yaz. Kartı okumadan önce kapat, okumadan sonra aç. Yanılmadığın yer kadar yanıldığın yer de bir bilgi.
Listeleri okuma odasından çıkar. Düzeltme listesi gözünün önündeyse okuma onun maddelerini aramaya döner. Listeyi yok etme, başka bir rafa koy.
Niyeti bir akşam önce oku. Niyet sayfasını okurken değil, okumadan önce oku. Okuma sırasında açarsan her sahneyi niyetle karşılaştırmaya başlarsın ve sayfanın kendisini kaçırırsın.
Niyete dinlenmede dokunma. Belirmiş bir temayı niyet sayfasının altına ekle, eskisinin üstünü çizme. Hangisinin kalacağına okuma ve turlar karar verecek.
Nüshanın yüzünü değiştir. Ekranda yazdıysan kâğıtta oku. Tek yüze bas, kenarı geniş bırak. Gözün alışık olmadığı bir sayfa, alışık olduğu cümleleri yeniden görünür kılar.
İlk bakışı tek satırla yakala. Desteyi ilk gördüğün an ne hissettiğini düşünmeden yaz. Bu satırı sonra düzeltme. Değeri, düşünmeden yazılmış olmasında.
Ham tepkinin yanına günün durumunu yaz. Uykusuz musun, acelen mi var? Bu satır, okurken duyduğun sıkıntının nereden geldiğini ayırmana yarar.
Kenara yalnız okurun yaşadığını yaz. «Sıkıldım», «kaybettim», «merak ettim». Niyetini anlatan her cümle okuyucuyu yazara geri çevirir.
Dönüş sabahını önceden kur. Hangi gün, hangi saatte, hangi masada okuyacağını dinlenmenin ilk günü yaz. Belirsiz bir dönüş her sabah ertelenir.
Kaynağın kalbini okumadan sonra sına. Romanda en sevdiğin anları okuma bitince yaz. Her birinin taslakta sayfaya mı indiğine, yoksa yalnız senin kafanda mı yaşadığına bak.
Okuma saatini koru. Telefonu başka bir odaya bırak, kapıyı kapat. Bölünen okuma, dinlenme günlerinde kurduğun mesafeyi ilk yarım saatte harcar.
Kimseye «nasıl olmuş» diye sorma. İlk okumadan önce taslağı tek bir kişiye bile gösterme. Başkasının yargısı, senin henüz kurmadığın yargının yerine geçer.
Açıklamaya ayrı bir kâğıt ver. Savunma cümlesini bastırmaya çalışma, bir kâğıda yazdır. Kenar boş kalır, açıklama da kaybolmaz. Turlar başladığında o kâğıt sana neyi savunduğunu gösterir.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Ne kadar uzun beklersen o kadar iyi görürsün."
Bekleyişin süresi bir ölçü değil. Aynı beklentilerle dönen yazar, bir ay sonra da aynı taslağı görür. Burcu'nun üç günü listeleri kapattığı için işe yarıyor.
Yaygın yanlış"Dinlenme günlerinde hiçbir şey yapmamak gerekir."
Boş gün, kafayı taslağa geri çağırır. Başkasının metnini okumak gibi bir ara iş, dikkati taslaktan çekip yine bir yazı işinde tutar.
Yaygın yanlış"Dinlenmede yeni bir senaryoya başlamak iyi bir ara iştir."
Yeni proje bütün dikkati alır. Pazartesi taslağa dönmek bir angarya gibi gelir.
Yaygın yanlış"Yazar kendi taslağının en iyi okurudur."
Yazar en çok bilen okurdur. Bildiği şey sayfadaki boşlukları kapatır. Burcu Zekai'nin bakışını romandan okuyor, Ayça yalnız sayfadan okuyacak.
Yaygın yanlış"Düzeltme listesini yanında tutarak okumak zaman kazandırır."
Liste okumayı bir doğrulama turuna çevirir. Listede olmayan sorunlar görünmez kalır.
Yaygın yanlış"Niyet sayfası taslaktan sonra eskir, okumaya gerek yoktur."
Niyet, okuyan gözün neye bakacağını hatırlatır. Burcu beliren temayı eskisinin altına kurşun kalemle yazıyor; ikisi aynı sayfada kalıyor.
Yaygın yanlış"Ekranda okumak da kâğıtta okumak da aynıdır."
Göz alışık yüzeyde kayar. Yüzeyi değişmiş sayfa, alışık cümleleri yeniden görünür kılar.
Yaygın yanlış"İlk tepkiye güvenmek gerekir, çünkü en dürüst tepki odur."
İlk tepki dürüsttür ama bir hüküm değildir. Yazarın uykusunu, kahvesini, aceleyi de taşır. Kaydedilir, karar verilmez.
Yaygın yanlış"Kenara niyetini yazmak sonraki turlarda işe yarar."
Niyeti anlatan not, sorunu adlandırmaz. Okurun nerede kaybolduğunu yazmak, nedenini açıklamaktan daha çok iş görür.
Yaygın yanlış"Ara sonrası ilk okumada her sorunu görmek gerekir."
İlk okumanın işi her şeyi bulmak değil, sayfayla yeniden karşılaşmaktır. Gözden kaçan sorunlar turlarda yine çıkar.
Yaygın yanlış"Mesafe, yazarın taslağı sevmeyi bırakmasıdır."
Mesafe sevgiyi değil, hatırayı askıya alır. Burcu tebeşir sahnesini yine merak ediyor, ama onu ezbere okumamaya hazırlanıyor.
Yaygın yanlış"Savunma notunu yazmamak için kendini tutmak gerekir."
Kendini tutan yazar okumayı bırakıp kendisiyle uğraşır. Açıklamayı ayrı bir kâğıda yazmak daha kolaydır.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Taslaktan uzaklaşmak beklemekle bitmez; yazar dönüşünü hazırlar.
- Soğumanın ölçüsü gün değil, yazarın sahneleri hâlâ ezbere söyleyip söyleyemediğidir.
- Ara iş dikkati taslaktan çeker ama yine bir yazı işinde tutar.
- Sayfa dışı bilgi, yazarın okurken boşlukları farkında olmadan doldurmasına yol açar.
- Uyarlamada bu bilgiye bir de kaynak eser eklenir.
- Beklenti sıfırlama, yazarın yargılarını okumadan önce yazıp kapatmasıdır.
- Niyet tazelemesi okumadan önce yapılır, okurken değil.
- Okuma nüshası alışık yüzeyi değiştirir ve sayfayı yeniden yabancılaştırır.
- Ham tepki bir hüküm değil, bir kayıttır; yanına günün durumu yazılır.
- Kenara yalnız okurun yaşadığı yazılır; açıklama ayrı bir kâğıda gider.
- Çok uzun ara da bir risk; asıl iş eldeki günlerle yabancı bir göz kurmaktır.
- İlk okumadan önce taslak kimseye gösterilmez.
Sonraki derse köprü
Pazartesi sabahı. Masada yüzü çevrilmiş bir deste, yanında temel duygunun yazılı olduğu kart ve bir kurşun kalem. Zarflar rafta. Burcu ilk sayfayı açtığında nerede duracak? Ortasında kalkarsa ne kaybeder? Sıkıldığı bir sayfayı, merak ettiği bir sayfadan kenarda nasıl ayıracak? Geçici sona vardığında o son ona neyi bıraktıracak? Dilber teyzesi o sabah ararsa telefonu açacak mı, yoksa okumayı bölmeden mi sürdürecek? Sıradaki ders o sabahı baştan sona izliyor: ilk yeniden okuma.