Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Gerçek bir kişiyi yazmak kamuya açık kayıtla başlar; kaydın bittiği yer görünür tutulur.
- Kaynaklar çeliştiğinde bir sürüm seçilir, gerekçesi ve kaybeden sürüm saklanır.
- Özel hayat sahneleri uydurmadır; izleyicinin bunu anlayabileceği bir sözleşme gerekir.
- Atfedilen niyet olgu gibi görünür ama yorumdur.
- İnsanlaştırıcı ayrıntı imgeyi insana indirir; mümkünse kayıttan gelir.
- Aziz portresi de şeytanlaştırma da kişiyi bir tezin taşıyıcısına çevirir.
- Yaşayan yakınlar hem kaynak hem sınırdır; onayları doğruluğun ölçüsü değildir.
- Gerçek kişili senaryo bir hukukçuya okutulur; etik okuma hukuktan geniştir.
- Uzak figür, gerçek kişiyi hikâyede tutup sahneyi kurmaca karaktere bırakır.
- Kurmaca tanık, gerçek kişiyi görmenin güçlü bir yoludur; ama kendi hikâyesini taşımalıdır.
- Gerçek kişinin sözü tek tanıktan geliyorsa sahnede de o tanığın sözü olarak kalır.
Açılış sahnesi
Emre bu sabah ARZUHALCİ'ye iki yeni sayfa eklemiş. Sayfalar masada elden ele dolaşıyor.
Kasaba meydanı, öğle vakti. Kalabalık bir kara tahtanın önünde toplanmış. Tahtanın başında Gazi Mustafa Kemal duruyor. Elinde tebeşir, tahtaya yeni harfleri tek tek yazıyor. Ön sırada Fikriye var. Adam bir harfi gösterip soruyor, Fikriye cevap veriyor. Kalabalıktan bir uğultu yükseliyor. Hamdi Efendi postanenin basamağında, katlanır masasının yanında ayakta. Elindeki hokkayı farkında olmadan sıkıyor.
Burcu sayfayı bırakıyor. "Güzel bir sahne. Ama bu adam bu kasabaya geldi mi?"
"Kasabanın adı yok," diyor Emre. "Geldiğini kimse yalanlayamaz."
"Doğrulayamaz da," diyor Selim.
Emre itiraz ediyor. Yeni harfleri halka kendisi anlattı, yurdu dolaştı, bu biliniyor. Sahnede uydurulmuş bir olgu yok ona göre. Yalnız yer uydurulmuş.
Nermin Hanım ikinci sayfayı çeviriyor. Gazi'nin Fikriye'ye söylediği bir cümle var orada. Tırnak içinde, kendinden emin. Hocanın kalemi o cümlenin üstünde duruyor.
"Bunu nereden aldın?"
Emre bir süre susuyor. "Ben yazdım. Onun söyleyeceği türden bir şey."
Gerçek bir kişi sahneye girdiğinde yazarın serbestliği daralır; o kişi hakkında yazdığın her şey ya bir kayda dayanır ya da senin olduğu açıkça bellidir.
Bu derste ne olacak
ARZUHALCİ'nin yeni sayfaları üzerinden gerçek bir insanı senaryoya almanın sorumluluğunu konuşacağız. Bir kişi hakkında neyin kayıtta olduğunu, kaynaklar çeliştiğinde ne yapılacağını göreceğiz. Özel hayatın ve iç dünyanın nereye kadar yazılabileceğini soracağız. Kişiyi heykele ya da kötü adama çevirmenin bedelini tartacağız. Yaşayan yakınları ve hukuki okumayı da masaya koyacağız. Örnekler bir İrlandalı isyancıdan bir Ugandalı diktatöre, bir Japon yazardan bir İtalyan başbakana ve bir prensese uzanacak. Hepsi gerçek bir insanı başka bir mesafeden yazıyor. Kimi kişiyi yakından izliyor, kimi kurmaca bir tanığın omzunun üstünden bakıyor. Kimi açılışta bir uyarı kartı koyuyor. Dersin sonunda Emre'nin meydan sahnesi için tek bir doğru cevap çıkmayacak. Ama her seçeneğin bedeli görünür olacak.
Sıfır noktası
Kurmaca bir karakterin sahibi yazardır. Ona istediği geçmişi, istediği huyu, istediği sözü verebilir. Kimse çıkıp "o bunu söylemedi" diyemez.
Gerçek bir insan öyle değildir. O insan yaşadı, iz bıraktı, başkalarının hafızasında yer etti. Onu sahneye koyan yazar boş bir sayfaya değil, kalabalık bir odaya girer. Odada tarihçiler, gazeteler, fotoğraflar, torunlar ve o kişiyi seven ya da sevmeyen milyonlarca insan oturur.
İzleyici gerçek bir adı duyunca başka türlü dinler. Söylenen sözü kayıt sanır. Gösterilen bir öfkeyi, bir zaafı, bir gizli buluşmayı yaşanmış kabul eder. Bunun için kart gerekmez. Tanıdık bir ad yeter.
Bu inanç biyografik filmin gücüdür. Aynı zamanda en büyük riskidir. Yazarın uydurduğu tek bir cümle, yıllar sonra o kişinin gerçek sözü diye dolaşabilir.
Sorun yalnız doğrulukla ilgili de değil. Gerçek kişi bir tarafın simgesi olabilir. Bir kesim onu kurtarıcı sayar, bir kesim felaket. Yazar hangi yöne kayarsa kaysın, film bir bildiriye dönüşme tehlikesi taşır.
Emre'nin sahnesi tam bu düğümde duruyor. Harf değişikliği bir karar. Kararın bir yüzü var ve o yüz herkesin tanıdığı bir yüz. Emre o yüzü kasabaya getirdiğinde iki şey birden olur. Hikâye büyük bir ağırlık kazanır. Hamdi Efendi ise kendi filminde ikinci adama dönüşmeye başlar.
Bir de zaman sorunu var. Gerçek kişi hakkında yazılan her şey, o kişi hakkında zaten söylenmiş şeylerin üstüne biner. Okul kitapları, anma törenleri, karikatürler, tartışmalar. Yazar boş bir zemine değil, kat kat birikmiş bir hafızaya yazar. İzleyici ekrandaki adamı o hafızayla karşılaştırır. Benzemezse yadırgar. Fazla benzerse sıkılır.
Bu yüzden gerçek kişi sahnesinin bir sınavı daha vardır. Sahne, o kişi hakkında herkesin bildiği şeyi tekrar etmekten öteye geçiyor mu? Geçmiyorsa bir canlandırma gösterisidir. Geçiyorsa, nereye geçtiğini yazar açıklayabilmelidir.
Nermin Hanım soruyu en baştan kuruyor. Bu adamı sahneye koymak zorunda mısın? Koyacaksan, onun hakkında neyi biliyorsun? Bilmediğin yeri nasıl işaretleyeceksin?
Mekanizma
Kayıtta olan
Gerçek bir kişiyi yazmaya, onun hakkında herkesin görebileceği izleri toplayarak başlanır.
Emre'nin kaydı ince ama sağlam. Harf değişikliğinin kamuya açık yüzü Gazi Mustafa Kemal'di. Yeni harfleri halka kendisi tanıttı. Yurdu dolaşıp yeni yazıyı anlattı. Sivas'ta halkın önünde kara tahtanın başında çekilmiş bir fotoğrafı var. O yıllarda herkes ona Gazi diyor. Soyadı daha yıllar sonra gelecek.
Selim listeye bakıyor. "Adı olmayan bir kasaba bu listede yok."
Kayıt yazara bir zemin verir. Zeminin bittiği yer de görünür olur. Emre'nin meydan sahnesi zeminin dışında duruyor.
Kaynaklar aynı şeyi söylemediğinde
Emre ikinci kaynağını açınca küçük bir pürüz çıkıyor. Harf komisyonu geçiş için bir süre önermiş. Bir kaynak bu süreyi beş yıl diye veriyor. Öbürü beş ile on beş yıl arasında bir aralık söylüyor. Gazi'nin süreyi aylara indirdiği yerde kaynaklar yeniden buluşuyor.
Bir söz daha var. Gazi'nin, geçiş ya birkaç ayda olur ya hiç olmaz dediği aktarılıyor. Bu söz Falih Rıfkı Atay'ın anılarından geliyor. Tek bir tanığın, yıllar sonra yazdığı bir hatıra.
Emre beş yılı mı yazacak, aralığı mı? Nermin Hanım ikisini de sahneden çıkarmayı öneriyor. ARZUHALCİ'nin derdi komisyon değil. Ama anı kitabındaki söz başka bir soru doğuruyor. Bir sözü tek tanıktan alıp sahneye koyarsan, o tanığın hafızasına imza atmış olursun.
Kapalı kapının ardı
Gerçek kişinin en az kayıtlı yeri odasıdır. Gece ne düşündü, eşine ne dedi, aynada kendine nasıl baktı?
Biyografik filmler bu odaya sık sık girer. Girmek zorunda kalır, çünkü kamusal kayıt yalnız kamusal insanı gösterir. Ama özel sahne uydurulduğu anda iki soru doğar. Bu sahne kişiyi küçük düşürüyor mu? İzleyici bunun uydurma olduğunu anlayabilir mi?
Emre'nin taslağında Gazi'nin özel bir anı yok. Burcu bunu iyi bir işaret sayıyor. "Senin filmin onun odasına girmiyor. Hamdi'nin odasına giriyor."
Niyet kimin?
Motivasyon kurmacada yazarın en güçlü aracıdır. Gerçek kişide ise en tehlikelisidir.
Emre'nin yazdığı cümle tam bir atfedilen niyet. Gazi, Fikriye'ye neden bu işi yaptığını anlatıyor. Cümle kulağa hoş geliyor. Ama kaynağı Emre'nin kafası.
"Niyet yazmak yasak değil," diyor Nermin Hanım. "Ama kendi niyetini onun ağzından söyletme. Niyetini bildiğin insan Hamdi."
İnsana dönüştürmek
Kamuya mal olmuş insanlar zamanla bir imgeye dönüşür. Afişte, heykelde, ders kitabında hep aynı duruşla görünür.
Burcu küçük bir dokunuş istiyor: tebeşir tozu Gazi'nin koluna bulaşsın. Küçük, zararsız, sıcak bir ayrıntı. Selim hemen soruyor: bu kayıtta var mı? Yok. Uydurulmuş her ayrıntı, ne kadar masum olursa olsun, gerçek bir insana eklenmiş bir şeydir.
Nermin Hanım ayrıntıyı silmiyor, yanına bir işaret koyuyor. Aynı tebeşir tozunu Fikriye'nin parmaklarına yazmak hiçbir soru doğurmaz.
Heykel ve kötü adam
Gerçek kişiyi yazarken yol dar bir sırttan geçer. Bir yanda heykel bekler, öbür yanda kötü adam. Dramatik olarak ikisi de çekicidir, çünkü çatışmayı kolaylaştırır.
Emre'nin meydan sahnesi bu uca yakın duruyor. Kalabalık minnettar, Fikriye parlıyor, kimse soru sormuyor. Burcu bunu söylediğinde Emre savunmaya geçmiyor. Sahneyi yazarken o havayı kendisi de hissetmiş.
Selim tersini deniyor. Hamdi'nin gözünden bakarsak bu adam ekmeğini elinden alan kişi. Sahneyi Hamdi'nin öfkesiyle kurmak da mümkün. Nermin Hanım ikisini de reddediyor. Biri bir kutlamaya, öbürü bir hesaplaşmaya dönüşür. İki durumda da ARZUHALCİ siyasi bir tarafın bildirisi olur. Hamdi de tezin taşıyıcısına iner.
Geride kalanlar
Gerçek kişinin hikâyesi onunla bitmez. Ailesi, torunları, onu sahiplenen kurumlar ve topluluklar yaşamaya devam eder. Bir yakın, bir sahneyi aile hafızasına yapılmış bir müdahale gibi okuyabilir.
Selim soruyu ARZUHALCİ'ye çeviriyor. "Bu adamın yakını kim?" Cevap bir aile değil. Kendini onun mirasçısı sayan kurumlar, dernekler, milyonlarca insan var. Onu eleştirenler de kendi hafızalarını taşıyor. Emre'nin sahnesi bu iki kalabalığın önünde birden okunacak.
Yaşayan yakınlar bazen kaynaktır. Mektuplar, anılar, fotoğraflar onlardadır. Bazen de engeldir. İzin vermeyebilir, filmi kınayabilir, yasal yola gidebilir. Yazar ikisini de hesaba katar. Ama yakınların onayı hikâyenin doğruluğunun ölçüsü değildir. Onaysız bir film dürüst, onaylı bir film tek yanlı olabilir.
Masaya bir hukukçu
Gerçek kişiyi yazan her senaryo yapım öncesinde bir hukuk okumasından geçer. Kişilik hakları, hakaret ve itham riski, ölmüş bir kişinin hatırasını koruma hakkı bu okumanın konusudur. Kurallar ülkeden ülkeye değişir.
Bu okuma sansür değildir. Yazarın neyi bildiğini ve neyi iddia ettiğini ayırmasına yardım eder. Bir hukukçu çoğu zaman sahneyi silmeyi değil, iddiayı kaynağa bağlamayı önerir.
Selim bir not düşüyor. Türkiye'de bu kişinin hatırasını koruyan ayrı bir kanun yürürlükte. Bunun meydan sahnesi için ne anlama geldiğini Selim bilmiyor. Bilmesi de beklenmiyor. Sözün, sahnenin ve tonun bir hukukçuya okutulması gerekiyor. Etik okuma ise hukuktan daha geniştir. Yasal olan her sahne adil olmayabilir.
Uzaktaki adam
Emre'nin önünde kapanmayan bir yol daha var. Gerçek kişiyi sahneye koymadan hikâyede tutmak.
Burcu bir seçenek sunuyor. Gazi kasabaya hiç gelmesin. Postaneye bir gazete gelsin, içinde kara tahta başında çekilmiş bir fotoğraf. Hamdi fotoğrafa bakar, Fikriye fotoğrafa bakar. Aynı resim iki ayrı geleceği gösterir.
Selim başka bir seçenek öneriyor. Adam hiç görünmesin. Kasaba ondan yalnız konuşsun. Emre ikisini de not alıyor. Meydan sahnesini ise henüz silmiyor.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Gerçek kişiyi ilk taslakta değil, ikinci taslakta çağır. Hikâyeyi önce onsuz yaz. Eksikliği gerçekten hissediliyorsa içeri al. ARZUHALCİ'nin üçüncü taslağı Gazi'siz de ayakta duruyordu. Meydan sahnesi bir eksikten değil, büyük bir yüzün çekiminden doğdu.
Her söz için bir kaynak sütunu tut. Gerçek kişinin her repliğinin yanına kaynağını yaz: konuşma metni, mektup, tanık anısı ya da "yazar". Son sütunda yazar yazan satırlar senin sorumluluğundadır.
Tek tanığı tanık olarak sahnele. Bir söz yalnız bir anı kitabında geçiyorsa, sahnede de o tanığın ağzından ya da o tanığın hatırası olarak gelsin. Kişinin kendi ağzına koymak kaynağı siler.
Niyeti kurmaca karaktere taşı. Gerçek kişinin iç dünyasını bilmiyorsan, onun etkisini kurmaca bir insanın iç dünyasında göster. Hamdi'nin korkusu bir kararın ağırlığını, Gazi'nin kafasının içinden daha dürüst anlatır.
İnsanlaştırıcı ayrıntıyı kayıttan seç. Fotoğraflarda görünen bir duruş, bir kıyafet, belgelenmiş bir alışkanlık yeterlidir. Uydurulmuş sıcaklık, uydurulmuş öfke kadar sahtedir.
Heykeli de kötü adamı da aynı testle yakala. Sahnede gerçek kişinin bedel ödediği bir an var mı? Karşısındakiler ona soru sorabiliyor mu? İkisinin de cevabı hayırsa ya aziz portresi ya şeytanlaştırma yazıyorsun.
Uzaklık bir kaçış değil, bir bakış açısıdır. Gerçek kişiyi bir fotoğrafa indirmek onu küçültmez. Hikâyenin kimin gözünden anlatıldığını netleştirir.
Kart bir sözleşmedir, mazeret değil. "Gerçek olaylardan esinlenilmiştir" ya da "masal" kartı izleyiciye bir şey vaat eder. Kart, kartın vaat ettiği serbestliği aşmayan bir film ister.
Gerçek kişinin sahnedeki süresini ölç. Kişi sahnede ne kadar uzun kalırsa, uydurulan söz ve davranış o kadar artar. Kısa ve kayıtlı bir görünüş, uzun ve uydurulmuş bir sahneden daha güvenlidir. Çoğu zaman da daha etkilidir.
Hukuki okumayı son haftaya bırakma. Bir sahne hukukçudan dönerse senaryonun omurgası değişebilir. Gerçek kişili taslağı yapımcıya vermeden önce okutmak, sonradan kesmekten ucuzdur.
Yakınların sesini dinle, yetkisine teslim olma. Bir torunun hatırası değerli bir kaynaktır. Ama aile hafızası da bir taraf olabilir. Onu diğer kaynaklarla aynı teraziye koy.
Hassas figürde taraf olmayan dili ara. Bir kesimin kurtarıcı, bir kesimin kötü saydığı bir insanı yazarken kelime seçimi bile bir tavırdır. Sahneyi sıfatlarla değil, davranışla kur.
Kurmaca tanığı gerçek kişinin aynası yapma. Garrigan gibi uydurulmuş bir tanık, gerçek kişiyi görmenin güçlü bir yoludur. Ama tanık yalnız tepki veren bir yüz olursa hikâyesi kaybolur. Hamdi'nin kendi kaybı, kendi kararı ve kendi utancı olmalı.
Kayıt ile sahne arasındaki boşluğu ölç. Bir sahne kayıttaki olgudan ne kadar uzaklaşıyor? Biraz uzaklaşan sahne yorumdur. Çok uzaklaşan sahne ise kişinin adını taşıyan bir kurmacadır. İkincisini yazıyorsan adı değiştirmeyi de düşün.
Gerçek kişinin sessizliğini kullan. Kaydın sustuğu yerde yazar konuşmak zorunda değildir. Bir bakış, bir uzaklık, cevapsız kalan bir soru da sahneyi taşır. Il divo'nun Andreotti'si neredeyse hiç açıklama yapmaz. Gücü o suskunluktan gelir.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Kişi ölmüşse istediğimi yazarım."
Ölüm yazarı serbest bırakmaz. Kişinin hatırası, yakınları ve bazı ülkelerde onu koruyan yasalar yerinde durur.
Yaygın yanlış"Yeri uydurursam olay uydurmuş olmam."
Gerçek bir kişiyi hiç bulunmadığı bir yere koymak da bir olgu iddiasıdır. İzleyici o ziyareti yaşanmış sayar.
Yaygın yanlış"Onun söyleyeceği türden bir söz, onun sözüdür."
Uygun düşen bir cümle hâlâ uydurmadır. Tarihî kişinin ağzına koyduğun her söz, yıllar sonra alıntı diye dolaşabilir.
Yaygın yanlış"İyi bir şey uydurmak zararsızdır."
Övgü de bir çarpıtmadır. Aziz portresi kişiyi bir insandan bir simgeye çevirir ve çevresindekileri gölgede bırakır.
Yaygın yanlış"İnsanlaştırmak aklamaktır."
Bir zalimin güldüğünü göstermek onu temize çıkarmaz. Çoğu zaman onu daha korkutucu yapar, çünkü izleyiciyi de kandırabildiğini gösterir.
Yaygın yanlış"Kaynaklar çelişiyorsa ortalamasını alırım."
İki sürümün ortası çoğu zaman hiç yaşanmamış üçüncü bir sürümdür. Bir sürüm seç, gerekçesini yaz, öbürünü sakla.
Yaygın yanlış"Ailenin izni varsa her şey doğrudur."
İzin hukuki riski azaltabilir, doğruluğu garanti etmez. Onaylı biyografiler de tek yanlı olabilir.
Yaygın yanlış"Ünlü biri hakkında herkes her şeyi bilir."
Kamuya mal olmuş bir insan hakkında bilinenler çoğu zaman birkaç imgeden ibarettir. Asıl kayıt arşivdedir ve çoğu izleyicinin hiç görmediği ayrıntılarla doludur.
Yaygın yanlış"Özel sahne uydurmak her zaman çarpıtmaktır."
Biyografik film özel sahnesiz nadiren kurulur. Sorun sahnenin varlığı değil, kayıtla çelişmesi ve izleyiciye olgu gibi sunulmasıdır.
Yaygın yanlış"Kurmaca bir karakter gerçek kişiyle karşılaşırsa sorun çıkmaz."
Karşılaşma uydurmaysa, gerçek kişinin o gün nerede olduğu ve ne yaptığı hakkında bir iddia doğar. Kurmaca tanığın yanında gerçek kişi de bir şey yapar.
Yaygın yanlış"Kahraman filmi kimseyi incitmez."
Bir kahramanı yüceltmek için çoğu zaman bir rakip karartılır. Michael Collins'in de Valera'sı bunun bilinen örneğidir.
Yaygın yanlış"Hukuki kontrol yapımcının işidir."
Riskli cümleyi yazan senaristtir. Gerçek kişili bir sahneyi yazarken soruyu sen sorarsın, cevabı bir hukukçu verir.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Gerçek bir kişiyi yazmak kamuya açık kayıtla başlar; kaydın bittiği yer görünür tutulur.
- Kaynaklar çeliştiğinde bir sürüm seçilir, gerekçesi ve kaybeden sürüm saklanır.
- Özel hayat sahneleri uydurmadır; izleyicinin bunu anlayabileceği bir sözleşme gerekir.
- Atfedilen niyet olgu gibi görünür ama yorumdur.
- İnsanlaştırıcı ayrıntı imgeyi insana indirir; mümkünse kayıttan gelir.
- Aziz portresi de şeytanlaştırma da kişiyi bir tezin taşıyıcısına çevirir.
- Yaşayan yakınlar hem kaynak hem sınırdır; onayları doğruluğun ölçüsü değildir.
- Gerçek kişili senaryo bir hukukçuya okutulur; etik okuma hukuktan geniştir.
- Uzak figür, gerçek kişiyi hikâyede tutup sahneyi kurmaca karaktere bırakır.
- Kurmaca tanık, gerçek kişiyi görmenin güçlü bir yoludur; ama kendi hikâyesini taşımalıdır.
- Gerçek kişinin sözü tek tanıktan geliyorsa sahnede de o tanığın sözü olarak kalır.
Sonraki derse köprü
Emre meydan sahnesini kenara ayırıp Burcu'nun önerisini deniyor. Postaneye bir gazete geliyor, içinde bir fotoğraf. Selim sayfayı okurken başka bir yerde takılıyor. O gazete o kasabaya o fotoğrafla ulaşır mıydı? Fikriye'nin heyecanla söylediği kelime o yıl ağızlarda var mıydı? Hamdi'nin bileğindeki saat, kızına dokunma biçimi o sonbahara mı ait? Bazı yanlışlar yazarın gözünden kaçar, bazılarını yazar bilerek koyar. Nermin Hanım sayfanın kenarına bir soru yazıyor: hangisi kaza, hangisi tercih? Anakronizm, ikisini birbirinden ayırmayı öğrenmekle başlıyor.