Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Sürükleyici tiyatroda seyirci oturmaz, mekânda dolaşır; bedeni oyunun malzemesidir.
- Seyirci bir sebeple yürür: anons, çağrı, merak.
- Eşzamanlı sahneler sırayla yükselir, aynı anda bağırmaz.
- Doğrudan etkileşim için konuşan ve susan seyirciye ayrı satır yazılır.
- Özgürlüğün kıyısı oyunun diliyle çizilir: levha, kapı, rol.
- Güvenlik yazarın masasında başlar; rıza işareti oyundan önce öğretilir.
- Döngü kaçırılanı yeniden gösterir; son bir kez olur.
- Seyirci yolları salonu dengeler ve her seyirciye ayrı bir gece verir.
- Seyirciye kapıda bir rol verilir; rol, kural yazmadan davranış kurar.
- Kaçırılan sahne mekânda bir iz bırakır; iz ikinci tura çağırır.
- Sürükleyici tiyatronun metni bir tablodur: sütunlar yerler, satırlar dakikalar.
- Buluşma anı herkesi omurgaya getirir ama açık soruyu kapatmaz.
Açılış sahnesi
Çarşı Sahnesi'nin elli koltuğu sökülmüş. Yerlerinde üç tahta bank duruyor. Bir köşede bilet gişesi, karşı duvarda kapalı bir kayıp eşya camı. Ortada çaycının arabası. Oya Hanım kapıda herkese birer bilet dağıtıyor. "Bu akşam yolcusunuz," diyor. "Nereye isterseniz gidin."
Deneme gösterisi kırk dakika sürüyor. Seyirci atölyenin kendisi ve topluluğun birkaç dostu. Işıklar yandığında Oya Hanım herkesi ortaya topluyor. "Kim neyi gördü?"
Selim bütün akşam aynı bankta oturmuş. Yanındaki yaşlı yolcunun telefon konuşmasını dinlemiş, başka bir şey görmemiş. Emre gişede kalmış, bilet memuruyla tartışan kadını izlemiş. Burcu ise çaycının peşine takılmış. Leman Hanım arabasını siyah perdenin ardına itince Burcu da girmiş. Dar geçitte bir kabloya takılmış, dizini duvara vurmuş.
Leman Hanım geri dönüp Burcu'yu kolundan tutmuş, dışarı çıkarmış. Burcu önce ürkmüş, sonra gülmüş. Oya Hanım ikisini de görmüş.
Bir soru daha var. Kayıp eşya camının ardında defter açık duruyordu. Hulusi Bey'in boş kalan satırı oradaydı. Kimse bakmamış. Yalnız Nermin Hanım bakmış, o da kapı kapanırken.
Oya Hanım boş banklara bakıyor, sonra biletleri topluyor. "Elli kişiyi serbest bıraktım," diyor. "Elli ayrı oyun izlediler. Biri de yaralandı."
Selim tek bir bankta oturdu, Burcu kulise kadar yürüdü; defterdeki boş satırı ise neredeyse kimse görmedi.
Bu derste ne olacak
Bu derste GAR dünyasını bir tiyatro salonuna taşıyacağız. Seyirci koltukta oturmuyor, yolcu olarak salonda dolaşıyor. Önce bedenin hareketine bakacağız: seyirci nereye gidiyor, neden oraya gidiyor? Sonra aynı anda oynanan sahneleri, oyuncunun seyirciyle doğrudan konuşmasını ve seyircinin özgürlüğünü konuşacağız. Burcu'nun dizi bize güvenliği getirecek. Ardından aynı oyunun her akşam ve bir akşamda birkaç kez tekrarlanmasına geçeceğiz. En son ayrı yollardan geçen seyircinin aynı hikâyeyi nasıl paylaştığını soracağız. Filmden ve oyundan tanıdığımız her araç, bu salonda başka bir kılığa girecek. Beş eserle çalışacağız: maskeli bir otel, bir İtalyan villası, bir düğün, bir hastane koğuşu ve bir dans pisti.
Sıfır noktası
Sahne tiyatrosunda seyirci yerinde oturur. Oyun önünde oynanır. Işık neyi gösterirse seyirci onu görür. Dekor bir çerçevedir, sahne bir pencere.
Sürükleyici tiyatroda bu düzen kalkar. Seyirci oyunun içine girer. Dekor bir odadan çok, bir mekândır. Seyirci o mekânda yürür, oturur, eğilir, bir çekmece açar. Oyuncular yanında, bazen bir kol boyu ötesinde oynar.
Bu biçim birkaç adla anılır. Kimi topluluk katılımlı tiyatro der, kimi mekâna özgü gösteri. Ortak noktaları şudur: seyircinin bedeni oyunun malzemesidir. Seyirci yalnız bakmaz, bulunur.
Sanal gerçeklikte kullanıcı oturur. Dünya ona geliyordu. Başlık gözünü alıyordu, ama bedeni sandalyedeydi. Tiyatroda iş tersine döner. Seyirci kalkar, dünya durur. Mekân gerçektir, duvarlar gerçektir, çay gerçektir.
Bu yazara ilk olarak bir harita yükler. Film yazarı sahneleri zamana dizer. Sürükleyici tiyatro yazarı sahneleri hem zamana hem yere dizer. Saat yedi buçukta gişede ne oluyor? Aynı anda bankta, aynı anda kulis ağzında? Sayfa bir tablo olur. Sütunlar yerler, satırlar dakikalardır.
İkinci yük seçimdir. Seyirci her şeyi göremez. Bir yerdeyken öbür yerde olan biter. Yazar bunu kabul eder. Ama hikâyenin omurgasının kaybolmasına izin vermez.
Üçüncü yük bedenle ilgilidir. Yürüyen elli kişi birbirine çarpar. Karanlıkta düşer. Bir oyuncunun yaklaşmasından korkar. Yazar artık yalnız sahne yazmaz, bir gecenin güvenliğini de yazar.
Çarşı Sahnesi bu üç yükü taşıyabilecek kadar küçük. Elli kişi, siyah duvarlar, tek kapı. Muhtarlık'ta seyirci karanlıkta oturup pencereye bakıyordu. Şimdi pencerenin önünde dolaşacak.
Kayıp Eşya'da oyuncu memurdu. Camın ardında oturuyor, yolcuları karşılıyordu. VR denemesinde de kullanıcı aynı sandalyedeydi. Tiyatroda bakış ilk kez yer değiştiriyor. Seyirci camın önüne, yolcuların arasına geçiyor. Gişenin öbür yüzünü görüyor.
Bu değişim bir şeyi de kaybettiriyor. Memurun sessizliği oyuncuya bir yer açıyordu. Tiyatroda o yer yolcunun yeri. Yolcu memurdan bir şey bekler. Bilet bekler, haber bekler, tren bekler. Oyunun bütün kuruluşu bu bekleyişin üstüne oturacak. Bekleme salonu bu yüzden bir duyguyla kurulur: bekleyişle. Seyirci içeri girdiği anda neyi beklediğini bilmeli.
Mekanizma
Seyircinin bedeni yürüyor
Oya Hanım'ın ilk düzeni sadeydi. Seyirciyi içeri al, kapıyı kapa, serbest bırak. Bu düzenin bir adı var.
Serbest bırakılan seyirci kendi kendine dağılmaz. İnsan önce duvarı bulur, sonra bir köşeyi. Selim'in bankı bunun örneği. Bank bir sığınaktı. Oturdu ve kalkmadı.
Emre bir neden arıyor. Yolcu neden kalkar? Bir anons duyar. Bir bilet sırası açılır. Biri ona yer gösterir. Emre her hareketin önüne bir sebep yazıyor. Seyirci bir yolcunun yapacağını yaparsa yürür.
Oya Hanım sebebi bilete yazıyor. Her biletin üstünde bir varış yeri var. Anons o şehrin adını söyleyince yolcu kalkar. Peron kapısı salonun bir ucunda. Kapı açılmıyor, ama önünde beklenecek bir çizgi var.
Aynı anda üç sahne
Deneme gösterisinde salon üç sahneye bölündü. Gişede bir kadın treni kaçırmış, biletini değiştirmek istiyor. Bankta yaşlı bir yolcu telefonda biriyle konuşuyor, karşılayacağı kişinin trende olup olmadığını soruyor. Çaycı arabasını bir köşeden ötekine itiyor.
Eşzamanlı sahnelerin bir sesi vardır. Gişedeki kadının sesi yükselirse bankın konuşması duyulmaz. Emre ilk taslakta üç sahneyi de aynı güçte yazmış. Salon bir pazar yerine dönmüş.
Nermin Hanım bir sıra öneriyor. Sahneler sırayla yükselsin. Gişe bağırırken bank susar, telefon kulaktadır. Bank konuşurken gişe bir form doldurur. Çaycının arabası tıkırdar ama sözü yoktur. Sesler aynı anda vardır, ama öne çıkan sırayla değişir.
Karakterle yüz yüze
Leman Hanım'ın çaycısı yolculara çay dağıtıyor. Bir bardağı uzatıyor, bir şey soruyor. "Nereye böyle?" Seyirci biletine bakıp cevap veriyor.
Bu kısa an bir eşik. Seyirci artık oyunun dışında değil. Konuşulan biri, belki de bir karakter. Tiyatro bunu daha ileri de götürebilir.
Leman Hanım böyle bir sahneyi deniyor. Çaycı her gösteride bir yolcuyu arabasının yanına çağırır. Ona kayıp eşya camını gösterir. "Hulusi Bey otuz yıl o camın ardında oturdu," der. "Ben her sabah iki kez vurdum." Bardağı yolcuya verir, gider.
Bu sahne ana hikâyeye bir kapı açıyor. Ama seçilmiş bir yolcuya. Elli kişiden biri.
Seyircinin özgürlüğü
Burcu perdenin ardına neden girdi? Çünkü kimse girme demedi. Çaycı gitti, Burcu izledi.
Özgürlük sürükleyici tiyatronun vaadi. Seyirci kendi yolunu seçer. Ama her özgürlüğün bir kıyısı vardır. Kulis geçidi o kıyının ötesindeydi.
Oya Hanım kıyıyı mekânla çiziyor. Siyah perdenin önüne bir gar levhası asılıyor: "Personel dışında girilmez." Levha oyunun içinden konuşuyor. Bir yolcu bunu anlar. Kural dekorun bir parçası olur.
Selim'in bankı da özgürlüğün öbür ucu. Seyirci hiç kımıldamazsa da bir şey görmeli. Emre bankın yanına bir olay koyuyor. Yaşlı yolcunun telefonu orada çalıyor. Oturan seyirci kendi küçük sahnesini alıyor.
Güvenlik
Burcu'nun dizi Oya Hanım'ın listesini uzatıyor. Karanlıkta yürüyen yolcu düşer. Dar geçit kapanmalı. Kablolar bantlanmalı. Çıkış levhası hiç sönmemeli.
Topluluğun öbür üç oyuncusu da gar görevlisi yeleği giyiyor. Kimi gişede, kimi kapıda. Ama görevlerinden biri de seyirciyi gözlemek. Biri düşerse, biri bunalırsa oyun durmadan ona yaklaşırlar.
Sıcak çay ayrı bir konu. Muhtarlık'ta gerçek ateş yasaktı, burada da yasak. Semaver elektrikli. Çay ılık. Bardaklar karanlıkta elden ele geçiyor.
Asıl kural dokunmayla ilgili. Leman Hanım Burcu'yu kolundan tutup geçitten çıkarmıştı. Burcu gülmüştü, ama önce ürkmüştü. Oya Hanım ikinci kısmı not ediyor.
Oya Hanım rızayı bilete bağlıyor. Kapıda herkese söyleniyor: bilet elinizdeyse çaycı size gelebilir. Cebinizdeyse gelmez. Oyuncu seyirciye ilk dokunan olmaz. Bardağı uzatır, elini açık bekler. Seyirci uzanmazsa geçer.
Her akşam yeniden
Gösteri kırk dakika. Ama sahneler kırk dakika sürmüyor.
Emre üç sahneyi on beş dakikalık bir tura sığdırıyor. Tur iki kez dönüyor. İkinci turda gişedeki kadın yine bileti değiştirmek istiyor. Bu kez Selim onu görüyor. Son dakikalar ise döngünün dışında. Onlar bir kez oynanıyor.
Döngü oyuncuyu bir saate bağlıyor. Salonun duvarında büyük bir gar saati var. Bütün oyuncular girişlerini o saate göre yapıyor. Anons her turun başında, çaycı beş dakikada bir. Leman Hanım saate bakmadan sayıyor. Masa okumasında da beklemeyi böyle saymıştı.
Bir akşam daha var. Oyun her akşam yeniden oynanacak. Seyirci her akşam başka. Biri sorulana cevap verir, biri susar. Oyuncu metni bilir, cevabı bilmez. Emre bu yüzden her etkileşim için iki satır yazıyor. Biri seyirci konuşursa, biri susarsa.
Ayrı yollar
Biletlerin üstünde üç ayrı şehir var. Bu bir rastlantı değil.
Bir şehrin yolcusu önce gişeye çağrılıyor. Öbürü önce banka. Üçüncüsü çaycının arabasına. Anonslar onları sırayla kaldırıyor. Döngünün ilk turunda herkes başka bir yerde başlıyor. İkinci turda yerler kayıyor.
Yollar bir şey daha yapıyor. Salonu dengeliyor. Elli kişi aynı anda gişeye yığılmıyor. Burcu bunu ilk akşam görmüştü. Herkes çaycının peşindeydi, gişede kimse yoktu.
Ana hikâyeyi kaybetmemek
Ayrı yollar bir sorunu büyütüyor. Herkes başka şey görürse ortak hikâye nerede?
GAR'ın omurgası belli. Hulusi Bey'in defterinde boş kalmış bir satır. Bu satır hiçbir mecrada cevap bulmayacak. Ama seyirci onu görmeden çıkmamalı.
Emre buluşmayı son dakikalara koyuyor. Son trenin anonsu geliyor. Gişe ışığı sönüyor. Çaycı arabasını kayıp eşya camının önüne itiyor ve cama iki kez vuruyor. Elli kişi dönüyor. Ses onları getirdi.
Camın ardında tek ampul yanıyor. Defter açık. Bir sayfada boş bir teslim sütunu görünüyor. Çaycı bir bardak çayı pervaza bırakıyor. Kimseye bir şey söylemiyor. Cam iniyor.
Selim itiraz ediyor. "Bardağı kime bıraktı? Herkes Hulusi Bey öldü sanacak."
Nermin Hanım bardağı korumaktan yana. Ama çaycıya bir hareket ekliyor. Pervaza bırakmadan önce bardağı bir an havada tutuyor, sonra bırakıyor. Kime bıraktığı açık. Neden bıraktığı açık değil.
Filmlerden okuma
Bu beş eser GAR'dan büyük. Otel, villa, düğün salonu, koğuş, dans pisti. Çarşı Sahnesi ise elli kişilik bir oda. Ama aynı soruyu soruyor: seyirci yürürken hikâyeyi kim taşıyacak?
Usta katmanı
Sahneyi tabloya yaz. Sürükleyici tiyatronun metni bir tablodur. Sütunlarda yerler, satırlarda dakikalar. Emre'nin ilk taslağı düz bir metindi, üç sahneyi arka arkaya okuyordu. Okuyan herkes onları sırayla gördü. Salonda ise aynı anda oldular. Tablo bunu yazara gösterir.
Hareketin önüne bir sebep koy. Seyirci boşuna yürümez. Bir anons, bir çağrı, bir merak onu kaldırır. Sebep yoksa seyirci duvara yaslanır. Selim'in bankı bir hata değil, bir uyarıydı.
Her yerde birinin oturduğunu varsay. Her köşeye en az bir seyircinin yerleşeceğini düşün. O köşe de bir şey görmeli. Gösterinin en ıssız noktası bile küçük bir sahne almalı.
Rolü kapıda ver. Seyirci salona girmeden ne olduğunu öğrenir. Yolcu, davetli, misafir. Rol gösteriden önce davranışı kurar. Bilet, maske, yaka kartı bu yüzden önemlidir.
Rıza işaretini oyunun diliyle kur. Bir kural listesi büyüyü bozar. Oyunun içinden bir nesne ise bozmaz. Elde tutulan bilet katılmak demektir, cebe konan bilet istememek. İşaret basit olmalı, karanlıkta da görülmeli.
İki satır yaz: konuşan seyirciye ve susan seyirciye. Doğrudan etkileşim tek bir cevaba göre yazılırsa ilk sessiz seyircide kırılır. Susan seyirciye yazılan satır, konuşana yazılandan daha sık kullanılır.
Döngünün dışında bir şey bırak. Her şey tekrar ederse son bir anlamsızlaşır. Buluşma anı bir kez olmalı. Döngü merakı besler, buluşma onu bağlar.
Ana hikâyeyi bir yere değil bir sese bağla. Elli kişiyi bir köşeye çağırmak için ışık yetmez. Göz başka yerdedir. Kulak her yerdedir. Çaycının iki vuruşu salonun her köşesinden duyulur.
Sırrı sahnede koru. Bir sahne ne kadar yakınsa o kadar çok şey açıklamaya çeker. Çaycı Hulusi Bey'i anar, satırı anlatmaz. Bardağı bırakır, nedenini söylemez. Seyirci soruyla çıkar. Soru ötekiler gibi bu mecrada da açık kalır.
Oyuncunun da bir yolu vardır. Oyuncu da bir güzergâhı tekrar tekrar yürür. Her akşam aynı adımlar, aynı saat. Leman Hanım'ın sayması bunun için. Oyuncuyu yormayan bir döngü, akşamlar boyunca aynı kalır.
Bire bir sahnenin seçimini de yaz. Çaycı her akşam bir yolcu seçiyor. Kimi seçeceği rastlantıya kalmamalı. Bileti cebinde olan seçilmez. Aynı yolcu iki kez seçilmez. Seçilmeyenler de bir şey görür: çaycının birini kenara aldığını. Bu görüntü salondaki herkese bir sahne verir. Baş başa konuşma, uzaktan bakana bir sır gibi görünür.
Çıkışı da yaz. Gösteri ışıklar yanınca bitmez. Seyirci oyunun dünyasından kendi akşamına geçer. Oya Hanım biletleri kapıda geri alıyor. Rol orada bırakılıyor, rıza da orada kapanıyor. İyi bir çıkış, seyirciye neyi yanında götürdüğünü de söyler: pervazdaki bardağı, açık kalan satırı.
Seyirciyi seyirciye göster. Elli yolcu birbirini görür. Bankta oturan, kalabalığın gişeye yürüdüğünü görür ve merak eder. Seyircinin hareketi öbür seyirci için bir işarettir. Yazar bunu bir anons gibi kullanabilir.
Kaçırılan sahneye iz bırak. Gişedeki kavgayı görmeyen yolcu, yere düşmüş bir bilet koçanını görür. Bankı kaçıran, telefonun bırakıldığı yeri görür. Sahne biter, izi kalır. İz, kaçırılanı merak ettirir ve ikinci tura çağırır.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Seyirciyi serbest bırakmak yeter."
Serbest seyirci dağılmaz, bir köşeye çekilir. Hareketin bir sebebi olmalı.
Yaygın yanlış"Eşzamanlı sahneler aynı güçte oynanmalı."
Aynı güçte üç sahne birbirini boğar. Sahneler sırayla yükselir, öbürleri o sırada geri çekilir.
Yaygın yanlış"Sürükleyici tiyatro seyirciye dokunmaktır."
Yakınlık dokunmak değildir. Bir bakış, bir bardak, bir soru da yakındır. Dokunma ancak açık bir rızayla gelir.
Yaygın yanlış"Rıza bir kez alınır."
Seyirci kapıda evet diyebilir, içeride vazgeçebilir. Geri çekilme yolu gösterinin sonuna kadar açık kalmalı.
Yaygın yanlış"Güvenlik yönetmenin işidir, yazarın değil."
Seyirciyi karanlık bir geçide çeken sahneyi yazar yazar. Güvenli bir gece masada başlar. Yazarın tablosunda geçitler, merdivenler ve karanlık köşeler de yer alır.
Yaygın yanlış"Tekrar eden sahne seyirciyi sıkar."
Tekrar, kaçırılanı görme şansıdır. Aynı sahneyi ikinci kez gören seyirci başka bir yerden bakıyordur.
Yaygın yanlış"Her seyirci her şeyi görmeli."
Herkes her şeyi görürse ayrı yollara gerek kalmaz. Seyirci bir parçayı görür. Ama omurgayı herkes görmeli.
Yaygın yanlış"Sürükleyici tiyatro büyük bir bina ve büyük bir bütçe ister."
Otel ölçeğinde gösteriler en çok konuşulanlardır, ama biçimin şartı değildir. Elli kişilik bir oda, üç bank ve bir çay arabası da yeter. Ölçü küçüldükçe her ayrıntı daha çok iş görür.
Yaygın yanlış"Doğaçlama metnin yerini tutar."
Seyirciyle konuşan oyuncu bir iskelete yaslanır. Sahnenin nereye gideceği, ne zaman biteceği, kimin girişine bağlanacağı yazılıdır. Doğaçlama yalnız bu iskeletin içinde serbesttir.
Yaygın yanlış"Sürükleyici tiyatroda hikâyeyi seyirci yazar."
Seyirci yolunu seçer, hikâyeyi değil. Omurga, sıralar ve buluşma yazarın elindedir. Seyircinin özgürlüğü bu yapının içinde anlam kazanır.
Yaygın yanlış"Seyirci rolü bir kostümdür."
Rol, seyircinin ne yapacağını söyleyen bir davranış önerisidir. Yolcu bekler, davetli dans eder. Kostüm yoksa da rol işler.
Yaygın yanlış"Kaçırılan sahne kayıptır."
Kaçırılan sahne bir iz bırakırsa merak doğurur. Seyirci çıkışta başkasına sorar. Sohbet gösterinin parçası olur.
Yaygın yanlış"Buluşma anı bir finaldir, her şeyi açıklar."
Buluşma bir araya getirir, cevap vermek zorunda değildir. GAR'da herkes defteri görür, kimse satırın cevabını öğrenmez.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Sürükleyici tiyatroda seyirci oturmaz, mekânda dolaşır; bedeni oyunun malzemesidir.
- Seyirci bir sebeple yürür: anons, çağrı, merak.
- Eşzamanlı sahneler sırayla yükselir, aynı anda bağırmaz.
- Doğrudan etkileşim için konuşan ve susan seyirciye ayrı satır yazılır.
- Özgürlüğün kıyısı oyunun diliyle çizilir: levha, kapı, rol.
- Güvenlik yazarın masasında başlar; rıza işareti oyundan önce öğretilir.
- Döngü kaçırılanı yeniden gösterir; son bir kez olur.
- Seyirci yolları salonu dengeler ve her seyirciye ayrı bir gece verir.
- Seyirciye kapıda bir rol verilir; rol, kural yazmadan davranış kurar.
- Kaçırılan sahne mekânda bir iz bırakır; iz ikinci tura çağırır.
- Sürükleyici tiyatronun metni bir tablodur: sütunlar yerler, satırlar dakikalar.
- Buluşma anı herkesi omurgaya getirir ama açık soruyu kapatmaz.
Sonraki derse köprü
Bir yolcu Çarşı Sahnesi'nden çıkıyor. Elinde bileti, aklında pervazdaki bardak. Oyunu oynamamış, başlık takmamış. Garın önündeki yürüyüşü bilmiyor. Bu yolcu GAR'ı anlamış mıdır? Çaycı onun için yalnız bir tiyatro karakteri mi? Selim de soruyor: oyun mu ana eser, yoksa hepsi bir yan anlatı mı? Bir de şu var: çaycıyı Leman Hanım oynadı. Dosyada çaycının kim olduğu yazmıyordu. Sonraki ders, her mecranın dünyaya ayrı bir katkı yaptığı ve hiçbirinin öbürünü tekrar etmediği hikâye düzenini açıyor.