Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Sürreal anlatıda dünyanın kendisi bir iç düzene göre kayar ve uyanılacak bir yatak yoktur.
- Rüya mantığı, olayların gerekçe sorulmadan birbirine geçmesi ve karakterin bunu olağan saymasıdır.
- Çağrışım zinciri, imgeleri nedenle değil yakınlıkla bağlar; serbest yazı malzeme verir, zincir yazarın kararıdır.
- Dönüşen mekânın bir yönü olmalıdır.
- Sabit eksen değişimi okunur kılar; yalnız bir kez kırılır.
- Kayan kimlik kimin kim olduğunu değil, kaymanın neyi açığa vurduğunu gösterir.
- Zaman kırığı bir görüntünün çelişkisiyle öğretilir.
- Çözülmeyen imge açıklanmadığı için her sahnede yeniden okunur.
- Bilinçdışı bir kuram olarak değil, karakterin geçmişinden gelen bir imge kaynağı olarak iş görür.
- İç tutarlılık, salona giren her şeyin tek bir kaynaktan gelmesidir.
- NUMARATÖR'de Münir'in numarasının gelip gelmediği açık kalıyor.
Açılış sahnesi
Selim NUMARATÖR'ün yeni sayfalarını masaya bırakıyor. Bu taslakta salon artık her sabah başka bir yer. İlk gün sandalyeler çoğalıyor. Üçüncü gün pencerenin yerini sıvalı bir duvar almış. Beşinci gün numaratör bir fiş basıyor ve fişin üstünde Münir'in doğum tarihi yazıyor.
Emre sayfaları hızla okuyor. Son sayfaya gelince başını kaldırıyor.
"Bence sonunda uyanmalı," diyor. "Münir yatağında gözünü açar, saat çalar. Seyirci rahatlar, her şey yerine oturur."
Selim hemen itiraz etmiyor. Kalemiyle masaya hafifçe vuruyor. "Uyanırsa bütün bunlar bir rüya olur. Ben rüya yazmadım. Ben salonu yazdım."
Burcu ikisinin arasında duruyor. "Ama salonda ne olursa olabiliyor gibi. Yarın tavandan balık yağsa da kimse şaşırmaz. O zaman neyi izliyoruz?"
Nermin Hanım sayfalardan birini kendine çekiyor. Pencerenin duvara dönüştüğü sahneyi okuyor. Sonra Selim'e dönüyor.
"Münir'i uyandırmayacaksan bana salonun kuralını söyle," diyor. "Pencere neden bugün kayboldu da dün kaybolmadı?"
Selim bir an pencereli sayfaya bakıyor. Pencereyi o sabah neden sildiğini kendisi de hatırlamıyor. Yalnızca silmek istediğini hatırlıyor. Bunu söylüyor.
"Bu bir başlangıç," diyor Nermin Hanım. "Ama seyirci senin isteğini görmez. Salonun isteğini görür."
Selim sayfayı ters çevirip boş yüzüne bir şey yazmaya başlıyor.
Sürreal dünyada hiçbir şey yerinde durmak zorunda değildir; ama yazar, neyin hangi iç mantıkla kaydığını masasında bilir.
Bu derste ne olacak
NUMARATÖR'ün bekleme salonunu bir rüya sahnesinden ayırarak başlayacağız. Münir'in hiç uyanmadığı bir filmde olayların nasıl birbirine bağlandığını arayacağız. Selim'in serbest yazdığı sayfaları bir zincire dönüştüreceğiz. Sandalyelerin, pencerenin ve numaratörün dönüşümünü tek bir kaynağa bağlayacağız. Hasibe'nin Münir'e başka bir adla seslendiği sabahı yazacağız. Saatin durduğu, sakalın uzadığı bir günü deneyeceğiz. Duvardaki bir izin neden açıklanmaması gerektiğini konuşacağız. Sonunda Kâmuran'ın mantıksız ama hiç şaşmayan kurallarıyla salonun iç tutarlılığını sınayacağız. Burcu'nun tavandan yağan balık sorusuna da bir cevap arayacağız. Fransa'dan, İtalya'dan ve Çekoslovakya'dan gelen filmlerle aynı düzenin başka biçimlerini göreceğiz. Her filmde neyin değiştiğine ve neyin hiç değişmediğine bakacağız.
Sıfır noktası
Sürrealizm, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Paris'te bir grup şair ve ressamın kurduğu bir sanat hareketidir. Grubun önde gelen ismi şair André Breton'du. Breton hareketin ilk bildirgesini on dokuz yüz yirmi dörtte yayımladı. Grup Freud'un rüyalar ve bilinçdışı üzerine yazdıklarından etkilendi. Aklın denetimini gevşeterek yazmayı denediler. Kalemi durdurmadan, düzeltmeden yazılan bu metinlere otomatik yazı dendi. Freud rüyanın birkaç kişiyi tek bir yüzde birleştirebildiğini yazmıştı. Bir duygunun da önemsiz görünen bir nesneye kayabildiğini söylemişti. Sürrealistler bu iki hareketi sanatın malzemesi olarak gördü.
Sinema bu hareket için çekici bir araçtı. Kesme, bir mekânı bir anda başka bir mekâna çevirebilir. Bir yüz bir başka yüze geçebilir. Rüyada yaşadığımız şeyler perdede de yaşanabilir.
Senaryo yazarı için sürreal anlatı bir hareketin tarihinden çok bir yazım biçimidir. Bu biçimi yakın komşularından ayırmak gerekir.
En yakını rüya sahnesidir. Gerçekçi bir filmde karakter uyur, rüya görür, sonra uyanır. Rüya bir çerçevenin içindedir. Seyirci nerede başlayıp nerede bittiğini bilir.
Fantastik ise başka bir yoldan gider. Fantastik bir dünyada olağanüstü olanın bir kaynağı, bir bedeli ve sınırları vardır. Yazar bu kuralları kurar ve seyirciye yavaş yavaş öğretir.
Büyülü gerçekçilik bir adım daha yaklaşır. Burada olağanüstü olan, sağlam bir gerçek dünyanın içinde olur. Karakterler ona şaşırmaz ve olay gerçekten yaşanmıştır.
Sürreal anlatıda ise dünyanın kendisi kayar. Uyanılacak bir yatak yoktur. Kurallar seyirciye öğretilmez, sezdirilir. Olaylar dış dünyanın değil, bir iç dünyanın düzenine uyar. Bir pencere duvara dönüşür, çünkü karakterin içinde bir şey kapanmıştır.
Bu yüzden sürreal yazmak her şeyin serbest olduğu anlamına gelmez. Burcu'nun sorusu tam buraya düşüyor. Tavandan balık yağabiliyorsa neyi izliyoruz? İzlediğimiz şey, değişimlerin altında yatan tek bir iç düzendir. Seyirci o düzenin adını bilmez, ama her yeni değişimde onun varlığını hisseder.
Estetik bir hüküm vermek de gerekmiyor. Sürreal anlatı gerçekçi anlatıdan daha derin ya da daha sığ değildir. Seyirciyle başka bir sözleşme yapar. Seyirci olayları açıklamayı bırakıp onları hissetmeyi kabul eder.
Mekanizma
Uyanmayan salon
Nermin Hanım Emre'nin önerisini ciddiye alıyor. Münir bir yatakta uyanırsa ne olur? Salondaki her şey geriye dönük olarak bir uykunun içine yerleşir. Seyirci artık salonu değil, Münir'in uykusunu izlemiş olur.
Selim'in salonunda tam böyle bir düzen var. Münir sabah içeri giriyor, fişini alıyor, oturuyor. Sandalyeler çoğalmış, ama Münir buna bakmıyor. Kendi sandalyesini buluyor ve ekranı izliyor. Bir rüyada olduğu gibi, garip olan şey ona garip gelmiyor.
Emre'nin önerisi bu düzeni bozuyor. Uyanış bir açıklama getiriyor. Açıklama gelince seyirci sandalyelerin anlamını aramayı bırakıyor. Hepsi bir uykunun yan ürünü oluyor. Selim bu yüzden uyanışı istemiyor.
Bir fişten bir saksıya
Selim ilk sayfaları nasıl yazdığını anlatıyor. Bir sabah kalemi kâğıttan kaldırmadan on sayfa yazmış. Ne geldiyse yazmış. Fişler, bir saksı, ıslak bir şemsiye; uzaktan bir kadının sesi, köşede tozlu bir daktilo.
Nermin Hanım bu yöntemi küçümsemiyor. Serbest yazının malzeme bulmak için iyi bir yol olduğunu söylüyor. Ama malzeme bir senaryo değil. Senaryo, o malzemenin hangi sırayla geleceğine verilen karardır.
Selim sayfaları yeniden diziyor. Münir'in fişi yere düşüyor. Kesme. Yerde artık tek bir fiş değil, yüzlerce fiş var, bir kar tabakası gibi. Münir eğilip birini alıyor. Fişin arkasında bir saksı çizimi var. Kesme. Pencerenin önünde kurumuş bir saksı. Her imge bir öncekinden çıkıyor.
Burcu farkı hemen görüyor. Eski sayfalarda saksı bir anda gelip gidiyordu. Şimdi yerini hak ediyor. Seyirci nedenini bilmiyor, ama bir bağ hissediyor.
Sandalyeler ve pencere
Şimdi salonun kendisi masada. Salon NUMARATÖR'de bir dönüşen mekân. Ama hangi yöne dönüşüyor?
Nermin Hanım Selim'den dönüşümleri sırayla yazmasını istiyor. Sandalyeler çoğalıyor. Pencere duvara dönüşüyor. Makineden çıkan kâğıtta numara yerine Münir'in doğduğu gün yazıyor. Selim listeye bakınca bir şey fark ediyor. Salon her gün biraz daha kalabalık, biraz daha kapalı. Dışarıya açılan her şey kapanıyor. Münir'e ait her şey salona sızıyor.
Bu bir yön. Salon Münir'i içine alıyor.
NUMARATÖR'de sabit eksen Hasibe'nin cümlesi. Salon her gün başka, ama gişedeki memure her sabah aynı cümleyi söylüyor. Aynı tonla, aynı yerde duraklayarak. Seyirci her yeni değişimi bu cümleye göre ölçüyor. Cümle değişmediği için sandalyelerin çoğalması bir şey söylüyor.
Emre itiraz ediyor. "Peki cümle bir gün değişirse?"
"O zaman filmin en büyük olayı olur," diyor Nermin Hanım.
Başka bir ad
Selim tam bunu deniyor. Bir sabah Hasibe aynı cümleyi söylüyor. Ama sonuna bir ad ekliyor. Münir'e "Rüştü Bey" diyor.
Münir düzeltmiyor. Bu, sahnenin asıl hamlesi. Bir an duraksıyor, sonra "Buyurun" diyor. Ertesi gün Kâmuran da ona Rüştü diyor. Münir'in fişinin üstündeki ad da artık Rüştü.
Rüştü kim? Taslak söylemiyor. Burcu bir okuma öneriyor. Münir yıllarca bir gişenin arkasında oturmuş. Belki Rüştü onun bir zamanlar beklettiği biri. Emre başka bir okuma öneriyor. Belki Rüştü, Münir'in olmak istediği adam. Selim ikisini de silmiyor. Kimlik kayıyor, ama kaymanın yönü hep aynı: Münir kendi adını yavaş yavaş salona bırakıyor.
Aynı sabah
Salonun duvarında bir saat var. Selim'in eski taslağında saat sıradan bir saatti. Yeni taslakta hep aynı dakikayı gösteriyor.
Münir salona tıraşlı giriyor. Bekliyor. Akşam olduğunu sanıp kalkıyor. Salonun aynasında yüzüne bakıyor. Sakalı uzamış, kırlaşmış. Kapıyı açıp çıkıyor. Dışarıda hâlâ aynı sabah, aynı güneş. Sokaktaki simitçi tablasını yeni kuruyor.
Emre bu sahneyi hemen seviyor. Ama Nermin Hanım bir soru soruyor. Seyirci şimdi neyi biliyor? Salonun içinde zaman başka akıyor. Bunu bir kez öğrendikten sonra film o kuralı her sahnede korumalı. Münir bir gün salondan çıkıp akşamı bulursa kırık kapanır, ama bir nedenle kapanmalı.
Gişenin arkasındaki masa
Selim şimdi en zor soruya geliyor. Salon neden Münir'i içine alıyor?
Sürrealistler imgelerin kaynağını bilinçdışında aradı. Yazar bunu bir kuram olarak kullanmak zorunda değil. Ama dönüşümlerin bir iç kaynağı olmazsa salon bir oyun parkına döner.
Selim bir sahne ekliyor. Bir sabah gişenin arkasında Hasibe'nin masasının yanında ikinci bir masa beliriyor. Eski, ahşap, kenarı yanık. Münir onu tanıyor. Otuz yıl boyunca oturduğu masa bu. Masanın üstünde kendi el yazısıyla doldurulmuş sıra defteri duruyor.
Taslak bundan fazlasını söylemiyor. Münir yıllarca insanları bekletmiş mi? Bundan pişman mı? Salon bir ceza mı, bir hesaplaşma mı? Hiçbiri yazılmıyor. Ama artık her dönüşüm bir yere bağlanıyor. Sandalyeler, yıllarca kendi gişesinin önünde dolup taşan bekleme salonlarını andırıyor.
Duvardaki iz
Pencere duvara dönüştüğünde Selim duvara bir ayrıntı eklemiş. Pencerenin olduğu yerde, duvarda, pencere biçiminde açık renkli bir boya izi kalıyor. Sanki pencere yıllarca orada asılı durmuş bir tabloymuş gibi.
Emre izin anlamını sormak istiyor. Kaybedilen bir manzara mı? Kapanan bir gelecek mi? Nermin Hanım soruyu geri çeviriyor. İz her sahnede orada duracak. Münir bir gün eliyle onu yokluyor. Bir başka gün Kâmuran sırtını ona dayıyor. İmge açıklanmadığı için her sahnede yeniden okunuyor.
Selim bir tehlikeyi de görüyor. Hasibe bir sahnede "Eskiden burada pencere vardı" derse imge çözülür. Repliği yazıyor, sonra siliyor.
Kâmuran'ın kuralları
Son olarak Burcu'nun ilk sorusuna dönüyorlar. Tavandan balık yağabilir mi?
Kâmuran salonun kurallarını Münir'e anlatan kişi. Kurallar mantıksız, ama hep aynı. Salonda saat sorulmaz. Fiş kaybedilirse yenisi alınmaz, yerdekilerden biri seçilir. Gişeye adınla gidilmez, numaranla gidilir. Münir bu son kuralı ilk gün tuhaf buluyor. Rüştü sabahından sonra ona en çok bu kural dokunuyor.
Bu kurallar NUMARATÖR'ün iç tutarlılığını taşıyor. Salonda balık yağmaz, çünkü salondaki her şey Münir'in hayatından geliyor. Fişler, sandalyeler, masalar, ad ve tarih. Burcu kendi sorusunun cevabını burada buluyor. Selim listenin başına tek bir satır yazıyor: salona giren her şey Münir'den gelir.
Münir'in numarası gelecek mi? Taslak bunu söylemiyor. Ekran hâlâ başka numaraları gösteriyor.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Kaynağı bir kez adlandır, sonra sakla. Sürreal dönüşümlerin hangi iç dünyadan geldiğini bir kâğıda yaz. Sayfaya koyma. Her yeni imgeyi o kâğıda göre sına. Kâğıtla bağı olmayan imge ne kadar güzel olursa olsun dışarıda kalsın.
Değişimin yönünü seç. Salon her gün değişebilir, ama hep aynı yöne değişmeli. Daha kalabalık, daha kapalı, daha kişisel. Yönü olmayan değişim seyirciye bir liste gibi gelir. Yönü olan değişim bir hikâye gibi okunur.
Sabit ekseni seyirciye erken ver. Neyin değişmeyeceğini ilk on dakikada öğret. Bir cümle, bir ses, bir yüz. Seyirci ölçüyü bilmezse değişimi de ölçemez.
Sabit ekseni yalnız bir kez kır. Değişmeyen şey değiştiğinde filmin en büyük olayı yaşanır. Bu olayı ucuza harcama. Hasibe'nin cümlesine bir ad eklemek NUMARATÖR'ün dönüm noktası.
Karakterin şaşırmamasını yaz, ama dikkat etmesini de. Rüya mantığında karakter garipliğe itiraz etmez. Yine de bir şeyi fark etmeli. Münir sandalyeleri saymaz, ama kendi sandalyesini bulmakta zorlanır. Bu küçük zorluk seyirciye değişimi gösterir.
Serbest yazıyı malzeme olarak kullan. Otomatik yazıyla bulduğun imgeleri bir sepete at. Sonra her birinin hangi imgeden doğabileceğini sor. Zincir kurulmadan sahneye taşıma.
Kimlik kaymasında bir şeyi koru. Ad değişebilir, yüz değişebilir. Ama karakterin bir alışkanlığı aynı kalsın. Münir fişini hep aynı ceplere koyar. Seyirci adı kaybettiğinde bile kişiyi kaybetmez.
Zaman kırığını bir görüntüyle işaretle. Bir baca, bir saat, bir sakal. Seyirci kuralı bir açıklamadan değil, bir görüntünün çelişkisinden öğrensin.
İmgeyi açıklayan repliği ara ve sil. Taslağı okurken imgenin anlamını söyleyen her cümleyi işaretle. Çoğu zaman bir yan karakterin ağzındadır. O cümle gidince imge yeniden açılır.
Gerçekçi oyunculuk iste. Sürreal bir sahnede oyuncular tuhaflığı ciddiyetle oynamalı. Göz kırpan oyunculuk dünyayı bir şakaya çevirir. Senaryoda bunu tonla değil, karakterin amacıyla yaz.
Dönüşümü bir kesmeye bağla. Sürreal bir değişim çoğu zaman bir kesmenin arkasına saklanır. Seyirci değişimin anını görmez, yalnız sonucunu görür. Pencere bir kesmede duvar olur. Bu yüzden sahne başlığını ve ilk eylem satırını değişimi gösterecek biçimde yaz. Okuyucu sayfayı çevirdiğinde salonun başka olduğunu ilk cümlede görmeli.
Sayfada şaşkınlık sıfatı kullanma. "Garip bir ışık", "tuhaf bir ses" gibi sözler okuyucuya bir yorum dayatır. İmgeyi düz bir dille yaz. Pencerenin yerinde bir duvar var. Okuyucu garipliği kendisi duysun.
Kuralı ilk çiğnenişinde öğret. Seyirci sürreal bir dünyanın kuralını çoğu zaman o kural ilk kez esnediğinde fark eder. Saatin durduğunu, sakal uzadığında anlar. Kuralı önce sessizce kur, sonra bir sahnede onu görünür bir bedelle sına.
Sürreal ile gelişigüzeli bir soruyla ayır. Her sahne için şunu sor: bu imge başka bir filmde de olabilir miydi? Cevap evetse imge bu filme ait değildir.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Sürreal, her şeyin serbest olduğu anlatıdır."
Sürreal anlatıda gerçekliğin kuralları askıya alınır, ama yerine başka bir düzen gelir. O düzen yoksa seyirci yalnız rastgele görüntüler izler.
Yaygın yanlış"Sürreal film sonunda bir rüya olduğunu açıklamalı."
Uyanış bir rüya sahnesinin çerçevesidir. Sürreal bir filme eklendiğinde bütün imgeleri geriye dönük olarak sıradanlaştırır.
Yaygın yanlış"Her imgenin bir sembol karşılığı olmalı."
Bir imgeyi tek anlama bağlamak onu bir şifreye çevirir. Seyirci şifreyi çözünce imgeyle işi biter.
Yaygın yanlış"Sürreal yazmak için Freud okumak gerekir."
Sürrealistler Freud'dan etkilendi. Ama yazarın işi bir kuramı uygulamak değil, kendi karakterinin iç dünyasını tutarlı bir imge diline çevirmektir.
Yaygın yanlış"Garip olan her film sürrealdir."
Absürt bir film anlamsız bir sistemi gösterir. Fantastik bir film kurallı bir büyü dünyası kurar. Sürreal film ise dış dünyayı bir iç dünyanın düzenine göre büker.
Yaygın yanlış"Sürreal sahne seyirciyi duygusal olarak uzak tutar."
Tersine, iyi kurulmuş bir rüya mantığı seyirciyi karakterin içine sokar. Seyirci olayları anlamadan hisseder.
Yaygın yanlış"Karakterler gariplik karşısında şaşırmalı ki seyirci de şaşırsın."
Karakter her dönüşüme şaşırırsa film bir gerçekçi filme döner. Şaşırmayan karakter seyirciyi o dünyanın içine çeker.
Yaygın yanlış"Sürreal senaryo yazılamaz, yalnız çekilir."
Sayfada imge, sıra ve kural yazılır. Yönetmen görüntüyü bulur, ama zinciri yazar kurar. Okuyucu salonun neden değiştiğini bilmese bile, hangi yöne değiştiğini sayfadan anlayabilmelidir.
Yaygın yanlış"Sürreal bir film ne kadar çok imge kullanırsa o kadar zengin olur."
İmge birikince her biri öbürünün ağırlığını azaltır. Seyirci yeni bir şeye bakarken öncekini unutur. Az sayıda imgeyi geri getirip her dönüşünde biraz değiştirmek daha çok iş görür.
Yaygın yanlış"Sürreal anlatının sonu da belirsiz kalmak zorundadır."
Bir sürreal film kesin bir sonla da bitebilir. Belirsiz kalan olayların nedeni olabilir, filmin vardığı yer değil.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Sürreal anlatıda dünyanın kendisi bir iç düzene göre kayar ve uyanılacak bir yatak yoktur.
- Rüya mantığı, olayların gerekçe sorulmadan birbirine geçmesi ve karakterin bunu olağan saymasıdır.
- Çağrışım zinciri, imgeleri nedenle değil yakınlıkla bağlar; serbest yazı malzeme verir, zincir yazarın kararıdır.
- Dönüşen mekânın bir yönü olmalıdır.
- Sabit eksen değişimi okunur kılar; yalnız bir kez kırılır.
- Kayan kimlik kimin kim olduğunu değil, kaymanın neyi açığa vurduğunu gösterir.
- Zaman kırığı bir görüntünün çelişkisiyle öğretilir.
- Çözülmeyen imge açıklanmadığı için her sahnede yeniden okunur.
- Bilinçdışı bir kuram olarak değil, karakterin geçmişinden gelen bir imge kaynağı olarak iş görür.
- İç tutarlılık, salona giren her şeyin tek bir kaynaktan gelmesidir.
- NUMARATÖR'de Münir'in numarasının gelip gelmediği açık kalıyor.
Sonraki derse köprü
Selim'in taslağının sonlarında bir sayfa daha var. Münir gişenin camına eğiliyor. Camın arkasında Hasibe yok. Bir kurgu masası var ve masanın başında bu filmi kesen bir adam oturuyor. Adam Selim'e benziyor ve bir an kameraya, yani Münir'e bakıyor. Bu an salonu bozar mı, yoksa ona yeni bir kat mı ekler? Münir bir filmin içinde olduğunu öğrenirse beklemeyi sürdürür mü? Yazar kendi yapıtının içine girdiğinde seyircinin duygusu nereye gider?