İçeriğe geç

Ders 94.6

Sıkıştırma ve genişletme

Senaryo Akademisi — Bölüm VIII, Modül 94

3.569 kelime5 film örneği≈ 16 dk okuma≈ 24 dk seslendirmesıfırdan ileri

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  • Sıkıştırma kaynağın parçalarını azaltır; yükü daha az parçaya bindirir.
  • Genişletme kaynağın ince yerlerine ekler; eklenen her şey kaynağın sorusuna bağlı kalır.
  • İkisi aynı süre bütçesinin iki yüzü.
  • Çıkan bir kişinin işleri ayrı ayrı listelenir ve her biri bir sahip bulur.
  • Devredilen nesne yeni elde yeni bir anlam taşır.
  • Olay kaynaştırma süre kazandırır, ama aradaki zamanın anlamını da götürür.
  • Mekân devri sahnenin sesini de taşır.
  • Ara dönem gösterilebilir, ama kaynağın sessizliği hesaba katılır.
  • Tematik ekleme kaynaktaki bir ize dayanır ve kaynağın sorusunu sorar.
  • Uzun bir geçmiş tek bir izle anılabilir.
  • Eklenen kişi ana karakterin kararına bağlanır ve kaynağın kuralına çarpar.
  • Sözsüz bir sekans süre ve ağırlık ekler, cevap eklemez.
  • Hiçbir genişletme Raşit'in akıbetini cevaplamaz.

Açılış sahnesi

Selim'in önünde bir kronometre duruyor. Burcu'nun sahne listesini baştan sona okumuş, her sahnenin yanına tahmini bir süre yazmış. Kâğıdın altına toplamı çiziyor. Üç saate yakın.

«Yapımcı iki saat istedi,» diyor Burcu.

«Kesecek yer var,» diyor Emre. «İhsan zaten gitti.»

Burcu başını sallıyor, ama listede bir satırı daire içine alıyor. Sonra romanı açıp sarı şeritlerden birinin olduğu sayfayı buluyor. Romanda tebeşir İhsan'dan geliyor. Öğretmen her güz okulun pencere önüne birkaç parça bırakıyor. Nüzhet onları alıyor. İkisi bu konuda ömür boyu tek kelime etmiyor. Burcu sayfayı masanın ortasına bırakıyor ki herkes okusun.

«İhsan çıkınca tebeşir nereden gelecek?» diye soruyor.

«Tebeşir her yerde bulunur,» diyor Selim.

«Romanda bulunmuyor. O köyde tebeşir yalnız okulda var.»

Emre listeye yeniden bakıyor. İhsan'ın sahneleri gidince yarım saat kazanılıyor. Ama okul da gidiyor, okulla birlikte tebeşirin geldiği el de. Taştaki ad ise filmin en çok korunan anı. Burcu o adın, nereden geldiği bilinmeyen bir tebeşirle yazılmasını istemiyor.

Nermin Hanım listeyi alıp ters çeviriyor. Arka yüzün üstüne iki kelime yazıyor: daralan, büyüyen. Kalemi Burcu'ya uzatıyor. Selim kronometreyi masaya bırakıyor. Süre hâlâ fazla. Ama bir kişiyi çıkarmak, elindeki nesneyi de sahipsiz bırakıyor.

Uyarlamada bir parçayı kısaltmak ya da büyütmek, o parçanın gördüğü işi başka bir yere taşımadan yapılmaz.

Bu derste ne olacak

Sahne listesini önce daraltacağız. İhsan'ın romanda gördüğü işleri tek tek ayırıp kime geçeceğine bakacağız. Romanda yıllarca ayrı duran iki anı art arda getirmenin bedelini tartacağız. Kahvenin ve okulun sahnelerini başka bir yere taşıyacağız. Uzun çocukluk sayfalarını tek bir izle anacağız. Sonra listeyi büyüteceğiz. Romanın neredeyse hiç anlatmadığı son haftaya bir dünya kuracağız. Torunun perdeye çıkıp çıkamayacağını deneyeceğiz. Her eklemenin romanın hangi cümlesine dayandığını da soracağız. Daralan ve büyüyen satırları aynı kâğıtta tutacağız ki süre bir yerden kaçmasın. Filmler Transilvanya'ya giden bir arabadan, fırtınalı bir bozkırdan, bir kasaba lokantasından, bir İngiliz malikânesinden ve bir hobbit evinden gelecek.

Sıfır noktası

Okur bir romanı günlere yayarak okuyabilir. Kitabı bırakır, ertesi akşam kaldığı yerden devam eder. Sinema filminin ise belli bir süresi var ve seyirci onu tek oturuşta izler. Uyarlamanın hacim sorunu buradan doğar. Kaynak çoğu zaman perdeye sığmayacak kadar büyüktür. Bazen de tersine, bir filmi taşıyamayacak kadar incedir.

Selim'in kronometresi YAĞHANE'nin sorununu ölçtü. Romanın kalabalık bir köyü, onlarca hasadı, iki ayrı zamanı ve birçok mekânı var. Burcu hepsini tutarsa film iki saate inmez. Ama bir unsuru çıkarmak, onun gördüğü işi de çıkarmak demek değil. İş masada kalıyor ve yeni bir sahip arıyor. Tebeşir bunun ilk örneği.

Selim bunu kurgu masasından tanıyor. Bir sahne atıldığında, o sahnenin verdiği bir bilgi başka bir sahneye sığdırılır. Yoksa seyirci sonraki bir anda neyi kaçırdığını bilmeden takılır. Uyarlamada aynı iş kâğıt üstünde, çekimden önce yapılıyor. Bu yüzden sıkıştırma bir makasla değil, bir listeyle başlar. Önce her parçanın ne iş gördüğü yazılır, sonra hangisinin gideceğine bakılır.

YAĞHANE uzun bir roman, ama her yeri aynı yoğunlukta değil. Bazı yerleri bir sayfa bile tutmuyor. Yağhanenin satılışı tek kelimeyle geçiyor. Torunun ne yazdığını hiç okumuyoruz. Burcu'nun filmi tam da bu ince yerlerde geçecek. Orada malzeme bulmak için romanı yeniden okumak yetmiyor. Romanın neye izin verdiğini bulmak gerekiyor.

İki işlem birbirinin tersi gibi görünüyor. Aslında tek bir bütçenin iki yüzü. Sıkıştırmanın kazandırdığı dakikalar genişletmeye harcanır. Burcu İhsan'ın sahnelerinden yarım saat kazanırsa, o süreyi son haftaya verebilir. Bu yüzden iki liste aynı kâğıtta tutuluyor. Biri kısalırken öbürünün neden uzadığı her an görülebilmeli.

Bir sınır da baştan konuyor. İki işlem de kaynak çekirdeğine dokunmuyor. Nüzhet'in adı yazması, köyün adı anmaması ve Raşit'in akıbetinin açık kalması ne daraltılır ne de bir eklemeyle cevaplanır. Daralan ve büyüyen her şey bu üçünün çevresinde döner.

Mekanizma

İhsan'ın bıraktıkları

Burcu önce İhsan'ın romanda yaptığı işleri ayrı satırlara yazıyor. Karşılıksız aşkı zaten «Gider» destesinde. Geriye iki iş kalıyor. Biri tebeşir. Öbürü bir yol: İhsan başka bir kasabaya atanınca Nüzhet'e birlikte gitmeyi öneriyor. Nüzhet köyde kalıyor. Taşa her yıl birinin yazması gerekiyor.

Burcu tebeşiri Zekai'ye veriyor. Filmde Zekai hasat boyunca her ailenin çuvalına tebeşirle bir işaret koyuyor. Tebeşir artık yağhanenin kendi aleti. Nüzhet onu okuldan değil, Zekai'nin tezgâhından alıyor. Bu bir işlev devri. Ama Zekai İhsan'a dönüşmüyor, yalnız bir nesneyi devralıyor.

Nesnenin anlamı da el değiştiriyor. İhsan'ın tebeşiri söylenmemiş bir sevgiydi. Zekai'ninki köyün kendi aleti. Ad, kuralı koruyan köyün tebeşiriyle yazılıyor. Zekai taştaki adın önünde sustuğunda, kendi tebeşirini tanıyan bir adam olarak susacak. Seyirci bu susmayı bir göz yumma gibi de okuyabilir. Emre bunu romandan daha keskin buluyor. Burcu itiraz etmiyor, kenara not düşüyor.

Selim başka bir yol öneriyor. İhsan kalsın, ama konuşmasın; kalabalığın arasında sessiz bir köylü olarak görünsün. Burcu bunu da tartıyor. Romanı okuyanlar o yüzü tanıyacak ve bir şey bekleyecek. Film ona hiçbir iş vermezse, okur için sarkan bir uç kalır. Okumamış izleyici ise onu hiç fark etmeyecek. Burcu İhsan'ı bütünüyle çıkarıyor.

İkinci iş için kimse yok. İhsan gidince Nüzhet'in köyden çıkma şansı da gidiyor. Filmdeki Nüzhet hiç seçmiyor, yalnızca kalıyor. Romanda kalmak bir karardı; bir kapı açılmış ve Nüzhet onu kapatmıştı. Filmde açılan bir kapı yok. Burcu bunu bir işlev boşluğu olarak işaretliyor. Boşluk listenin sonunda bekleyecek.

Bir gece, bir sabah

Romanda ilk tebeşir, Raşit'in gidişinden sonraki ilk hasadın sonunda. Zekai'nin taştaki adı görüp silmediği sabah ise çok sonra, yıllar geçtikten sonra geliyor. Arada birçok mektup var. Okur iki anı ayrı yerlerde okuyor ve bağı kendisi kuruyor.

Burcu iki anı birbirine bitiştiriyor. Hasadın son gecesi taş duruyor ve Nüzhet adı yazıyor. Ertesi sabah Zekai taşın bakımına geliyor. Adı görüyor, bir an duruyor. Bezini adın çevresinde gezdiriyor, harflere dokunmuyor. İki sahne bir geceye ve bir sabaha iniyor. Aradaki yıllar perdeden kalkıyor.

Kaynaştırma süreyle birlikte anlamı da değiştiriyor. Romanda Nüzhet yıllarca tek başına yazıyordu. Köyden birinin o adın önünde susması uzun zaman aldı. Filmde bu susma ilk sabah geliyor. Nermin Hanım bunu açıkça soruyor. Nüzhet daha ilk yıldan yalnız olmaktan mı çıkıyor? Burcu sahneyi tutuyor, ama bir şeyi değiştiriyor. Zekai'nin sabahını seyirci görüyor, Nüzhet görmüyor. Nüzhet o adın önünde duran tek kişi olduğuna inanmaya devam ediyor. Yalnızlık seyircinin gözünde azalıyor, Nüzhet'inkinde değil.

Daralan köy

Romanda köyün sesi en çok kahvede duyuluyor. Erkekler orada «kaçtı» diyor, orada susuyor. Okul ise İhsan'ın yeri. Burcu ikisini de listeden çıkarıyor.

Kahvenin sahneleri yağhaneye geçiyor. Hasat günlerinde köylüler çuvallarının sırasını bekliyor ve laf orada dönüyor. «Giden» kelimesi artık çuvalların başında söyleniyor. Değirmen taşı döndüğü için herkes bağırarak konuşuyor. Kahvede fısıltıyla söylenecek söz, yağhanede herkesin duyduğu bir hükme dönüşüyor.

Devrin bir kazancı daha var. Nüzhet kahveye giremezdi. Yağhanede ise o da sırada, o da çuvalların arasında. Köyün hükmünü artık kendi kulağıyla duyuyor. Mükerrem'in mutfağı ise yerinde kalıyor. Filmde sesini alçaltabilen tek yer orası. Bir mekân azalınca kalanların farkı da keskinleşiyor: biri bağırılan, öbürü fısıldanan yer.

Zaman da daralıyor. Romanda bugüne ait mektuplar bütün bir sonbahara yayılıyor. Burcu bugünü yıkımdan önceki son haftaya indiriyor. Gençlik yıllarından tebeşirin yalnız üç yılı kalıyor. Aradaki onlarca yıl zaman işaretleriyle atlanıyor. Nüzhet'in evliliği romanda zaten birkaç kelime; filmde hiç sahnesi yok. Torunun varlığı onu yeterince söylüyor.

Çocukluk sayfaları başka bir yolla kalıyor. Romanda Raşit kız kardeşine harfleri yağhanenin taşında öğretiyor. Burcu bu sayfaları çekmiyor. Yerlerine tek bir geçmiş izi koyuyor. Nüzhet adı yazarken bir harfi hep ters yazıyor. İlk yıl Mükerrem bunu görüp gülümsüyor: «Hâlâ tersini yazıyorsun.» Gerisini seyirci kendisi tamamlıyor.

Romanın atladığı hafta

Son mektup satışı tek kelimeyle veriyor. Birkaç satır sonra taş kalkmış, çakı bulunmuş. Arada geçen günler romanda yok.

Burcu'nun bugünü tam bu ara dönemde geçiyor. Romanın orada kurulmuş bir dünyası yok, dünyayı Burcu kuruyor. Ama malzemeyi uydurmuyor, romandan topluyor. Satış var, yıkım var, ilk yağmur var. Burcu yalnız bunların nasıl göründüğünü yazıyor. Yıkım ekibi geliyor. Biri duvarlara boyayla işaretler çekiyor. Tebeşir ilk yağmurda siliniyordu, boya silinmiyor. Kapıda bir kilit asılı. Taşı kaldıracak makine yoldan iniyor.

Yıkım gününü Burcu sözsüz bir sekans olarak yazıyor. Taş havalanıyor. Altındaki toprakta bir çakı görünüyor. Kimse konuşmuyor. Sekans görüyor, ama açıklamıyor. Roman bu günü bilerek kısa tuttu. Film onu uzatırken romanın sustuğu yerde susuyor.

Kentten gelen

Sıra boş kalan yola geliyor. Burcu romanda bir cümle buluyor. Son mektuplardan birinde Nüzhet, okumadığımız bir soruya kısaca cevap veriyor: «Kente gelmem, bunu bir daha sorma.» Torun bir şey istemiş. Roman ne istediğini yazmıyor.

Burcu'nun denemesinde torun perdeye çıkıyor. Adı Ceren, kentte yaşıyor. Zeytinin dalda mı rafta mı yetiştiğini soracak kadar köyden uzak. Yıkım haftası köye geliyor ve büyükannesini yanına götürmek istiyor. Ev kapanacak, yağhane yıkılacak, köyde tutunacak bir şey kalmayacak.

Bu çatışma romanda yok. Ama romanın sorusunu soruyor. Nüzhet köyden çıkarsa köy onun adını da anmayacak. Kendisi de bir «giden» olacak. İhsan'la kaybolan seçim, yeni bir kişiyle geri geliyor.

Nermin Hanım eklemeyi bir sınamadan geçiriyor. Ceren'i çıkarınca film ne kaybeder? Burcu cevabı yazabiliyor: Nüzhet'in kalışı yine bir seçim olmaktan çıkar. Bir soru daha geliyor. Ceren Raşit'i soracak mı? Burcu hayır diyor. Ceren mektuplarda yalnız bir «ağabeyim» okudu, adını bilmiyor. Köyün kuralı ona da işliyor, üstelik o kuralı bilmeden.

Selim hemen bir itiraz yazıyor. Ceren köydeyse son mektup kime gidecek? Burcu itirazı silmiyor. Deneme masada duruyor, karar henüz verilmedi.

Filmlerden okuma

Usta katmanı

Kişiyi değil işleri listele. Bir karakteri çıkarmadan önce romanda gördüğü her işi ayrı ayrı not et. İhsan'ın aşkı gidiyor; tebeşiri ve yolu sahipsiz kalıyor. Her satıra bir sahip bul ya da açıkça boşluk yaz.

Devralınan nesnenin anlamını yeniden oku. Bir nesne el değiştirince taşıdığı duygu da değişir. İhsan'ın tebeşiri bir sevgiydi; Zekai'ninki köyün kendi aleti. Devri yapmadan önce yeni anlamı isteyip istemediğine karar ver.

Kaynaştırma aradaki zamanı da siler. İki olay arasında yıllar varsa, o yıllar bir anlam taşıyor olabilir. Romanda Zekai'nin susması yavaş geliyordu. Film onu ilk sabaha çekince, kimin neyi gördüğünü yeniden ayarlamak gerekti.

Mekânın sesini hesaba kat. Bir konuşmayı başka bir mekâna taşıdığında akustiği de taşınır. Kahvedeki fısıltı, yağhanenin uğultusunda bağırılır ve herkesin önünde bir hükme döner.

Kısalan zaman bir saat kurar. Son haftaya inen hikâye kendiliğinden bir geri sayım kazanır. Yıkım günü yaklaştıkça bu saat filmi bir yarışa çekebilir. YAĞHANE'nin olayları ağır, sesi hafif; saat bu sesi bozmamalı.

Geçmişi tek bir izle an. Çocukluk sayfalarını çekmek yerine o yıllardan kalmış bir alışkanlık bul. Ters yazılan bir harf, yıllarca sürmüş bir bağı tek planda taşıyor.

Ara dönemi kaynağın sessizliğiyle doldur. Roman bir haftayı tek kelimeyle geçiyorsa, o haftaya dünya kurarken romanın neden sustuğunu da düşün. Belki kayıp sözle anlatılmayacak kadar büyük. Sekans da o yüzden konuşmuyor.

Eklemeyi kaynaktaki bir ize bağla. Yarım kalmış bir cümle, ima edilen bir soru, cevapsız bir mektup en sağlam başlangıç. Austen'ın sessiz akşamı da, Nüzhet'in «Kente gelmem»i de böyle bir iz.

Eklenen kişi ana karakterin kararına dönsün. Kendi hikâyesini açan bir yan karakter, filmi iki yöne çeker. Ceren'in bütün sahneleri Nüzhet'in kalıp kalmayacağı sorusuna çıkmalı.

Genişletme kaynağın açık sorusunu kapatmaz. Ara dönemi doldurmak, kaynağın sakladığını bulmak anlamına gelmez. Siodmak'ın filmi öykünün nedenini buldu. YAĞHANE'nin filmi Raşit'in gecesini açmayacak.

İki listeyi aynı kâğıtta tut. Kazanılan her dakikanın nereye harcandığını yaz. Kazancı bilinmeyen bir genişletme, süreyi yeniden aşar.

Okuru önceden hesaba kat. Romanı okuyanlar İhsan'ı arayacak, Ceren'i tanımayacak. Biri eksik, biri fazla gelecek. Bu iki tepkiyi önceden yazmak, yapımcıyla konuşmayı kolaylaştırır.

Konuşmayan yüz de bir vaattir. Romandan tanınan bir kişiyi kalabalıkta sessizce tutmak masum görünür. Okur o yüzü görünce bir iş bekler. Ya ona bir iş bul ya da yüzü çıkar.

Ekleme sınamasını tersinden yap. Eklediğin kişiyi ya da sahneyi zihninde sil. Film neyi kaybediyor? Kaybı kaynağın sorusuyla söyleyemiyorsan, ekleme kendi hikâyesini anlatıyordur.

Yeni kişiyi kaynağın kuralına sok. Eklenen karakter kaynağın dünyasının dışından gelse bile o dünyanın kurallarına çarpmalı. Ceren Raşit'in adını hiç duymadı; köy ona da susuyor. Ekleme böylece kuralı yeni bir yerden sınıyor.

Kaynağın malzemesiyle kur. Ara dönemi doldururken önce romanda zaten var olan olayları topla. Satış, yıkım, yağmur romanın kendi parçaları. Yeni olan yalnız onların perdedeki biçimi olsun.

Sözsüz sekansın da sayfası vardır. Konuşmayan bir sekans senaryoda kısa görünür, perdede uzun sürer. Süre hesabında onu sayfa sayısıyla değil, gösterdiği anların sayısıyla hesapla.

Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler

Yaygın yanlış"Sıkıştırmak, sahneleri kısaltmaktır."
Doğrusu

Asıl sıkıştırma parçaların sayısını azaltır. İhsan'ın sahneleri kısalmadı, gitti; işleri Zekai'ye ve bir boşluğa dağıldı.

Yaygın yanlış"Bir karakter çıkınca yaptığı her şey de çıkar."
Doğrusu

İşler kalır, yalnız sahip değiştirir. Dracula'da şato yolculuğu Harker'dan Renfield'a geçti.

Yaygın yanlış"İşi kime verdiğin fark etmez, yeter ki biri yapsın."
Doğrusu

Devredilen iş yeni sahibinin anlamını da değiştirir. Zekai'nin elinde tebeşir bir sevgi olmaktan çıktı, köyün kendi aletine döndü.

Yaygın yanlış"Olayları birleştirmek yalnız süre kazandırır."
Doğrusu

Kaynaştırma aradaki zamanı ve onun anlamını da götürür. Zekai'nin susması ilk sabaha gelince, Nüzhet'in yalnızlığı seyircinin gözünde erken azaldı.

Yaygın yanlış"Mekân azaltmak bütçe kararıdır, hikâyeye dokunmaz."
Doğrusu

Kahvede fısıltıyla söylenen söz, yağhanede bağırılan bir hükme döndü. Mekân değişince sahnenin sesi de değişti.

Yaygın yanlış"Genişletmek, kaynağa yeni olaylar eklemektir."
Doğrusu

Bazen yalnız süre ve imge eklenir. Oliver Twist'in açılışı romanın bilgisini değiştirmedi, ağırlığını değiştirdi.

Yaygın yanlış"Kaynağın atladığı dönem doldurulmayı bekler."
Doğrusu

Ara dönem bazen kaynağın seçtiği bir sessizliktir. The Killers o sessizliği bir soruşturmayla doldurdu ve öykünün açık bıraktığı nedeni cevapladı.

Yaygın yanlış"Kaynakta olmayan bir çatışma, kaynağa ihanettir."
Doğrusu

Kaynağın sorusunu soran bir ekleme ona yakın durabilir. Ceren romanda yok, ama Nüzhet'i «giden» olma ihtimaliyle sınıyor.

Yaygın yanlış"Romandan tanınan kişiyi konuşturmadan tutmak en güvenli yoldur."
Doğrusu

Okur o yüzü tanır ve bir iş bekler. Film ona iş vermezse okur için sarkan bir uç kalır. Burcu İhsan'ı kalabalıkta bırakmak yerine bütünüyle çıkardı.

Yaygın yanlış"Geçmişi anlatmak için geri dönüş şarttır."
Doğrusu

Uzun bir geçmiş tek bir alışkanlıkla da anılabilir. Nüzhet'in ters yazdığı harf, Raşit'le geçen çocukluğu tek planda hatırlatıyor.

Yaygın yanlış"Ara dönemi doldurmak için yeni olaylar uydurmak gerekir."
Doğrusu

Çoğu zaman olaylar kaynakta zaten vardır, yalnız sahnesi yoktur. YAĞHANE'nin son haftası romandaki satıştan, yıkımdan ve yağmurdan kuruldu.

Yaygın yanlış"Yan karakter büyüdükçe film zenginleşir."
Doğrusu

Büyüyen karakter ana hatta dönmüyorsa filmi kendi yoluna çeker. The Hobbit'te Azog'un hattı Bilbo'nun cesaretine bağlanıyor, Radagast'ınki başka bir hikâyeye açılıyor.

Uygulama — kendin dene

Kilit özet

  • Sıkıştırma kaynağın parçalarını azaltır; yükü daha az parçaya bindirir.
  • Genişletme kaynağın ince yerlerine ekler; eklenen her şey kaynağın sorusuna bağlı kalır.
  • İkisi aynı süre bütçesinin iki yüzü.
  • Çıkan bir kişinin işleri ayrı ayrı listelenir ve her biri bir sahip bulur.
  • Devredilen nesne yeni elde yeni bir anlam taşır.
  • Olay kaynaştırma süre kazandırır, ama aradaki zamanın anlamını da götürür.
  • Mekân devri sahnenin sesini de taşır.
  • Ara dönem gösterilebilir, ama kaynağın sessizliği hesaba katılır.
  • Tematik ekleme kaynaktaki bir ize dayanır ve kaynağın sorusunu sorar.
  • Uzun bir geçmiş tek bir izle anılabilir.
  • Eklenen kişi ana karakterin kararına bağlanır ve kaynağın kuralına çarpar.
  • Sözsüz bir sekans süre ve ağırlık ekler, cevap eklemez.
  • Hiçbir genişletme Raşit'in akıbetini cevaplamaz.

Sonraki derse köprü

Daralan ve büyüyen satırlar artık aynı kâğıtta. Hepsi kendi başına makul görünüyor. Ama Ceren'in köye gelişi bir sahne eklemekle kalmıyor; son mektubun kime yazıldığını da sarsıyor. Mektubu bekleyen kişi artık perdede. Zekai'nin tebeşiri, taşın kalktığı sabahı başka türlü okutuyor. Bir değişiklik kendinden sonraki sahnelere ne yapıyor? Hangisi filmin bir ihtiyacından doğuyor, hangisi yalnız yazarın keyfinden? Burcu kâğıdın kısa bir özetini yapımcıya gönderiyor. Cevap geldiğinde masada tartılacak olan yalnız Burcu'nun değişiklikleri olmayacak.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Aşağısı derse dahil değildir ve seslendirilmez. Metnin animasyona dönüştürülmesi için hazırlanmış üretim notlarıdır.

Animasyon ve seslendirme notları

Bu bölüm seslendirilmez. Sonraki animasyon aşaması içindir.

Görsel anlar

  • Açılış — masada bir kronometre ve altı çizili bir toplam; ters çevrilen bir sahne listesi.
  • Sıkıştırma — kalabalık bir kart yığını birkaç karta iner, kartlar ağırlaşır.
  • Genişletme — tek bir kelimelik satır açılır, içinden bir hafta çıkar.
  • İşlev devri — bir tebeşir parçası okul pencere önünden yağhanenin tezgâhına geçer.
  • Olay kaynaştırma — bir gece yazılan ad; hemen ardından aynı adın önünde duran bir bez.
  • Mekân devri — kahvenin masaları silinir, aynı konuşma çuvalların arasında yükselir.
  • Ara dönem — boyayla işaretlenmiş bir duvar; yanında yağmurun sildiği tebeşir.
  • Tematik ekleme — kentten gelen bir otobüs, köy yolunda duran bir bavul.
  • Kapanış — iki sütunlu kâğıt; bir yanda azalan, öbür yanda artan satırlar.

Ritim

Ders kronometrenin tik takıyla açılıyor. Sıkıştırma bölümünde değirmen taşının uğultusu konuşmaların altında sürüyor. Ara dönemde uğultu kesiliyor; yalnız bir makinenin uzak sesi duyuluyor. Kapanışta otobüs kapısı açılıyor ve köyün sessizliği geri geliyor.