Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Film izlemek sonucu gösterir, senaryo okumak o sonuca nasıl varıldığını; oyuncunun ve yönetmenin kattığını metinde göremezsin çünkü orada yoktur.
- Okuma bir kastır: ilk metinlerde göz formatta takılır, onuncuda formatı görmez hikâyeyi görürsün. Bırakanlar bu geçişten önce bırakır.
- Kötü metin çoğu zaman daha öğreticidir; ustalık görünmez, kusur görünür ve görünen şey teşhis edilebilir.
- Taklit egzersizi meşrudur ve iki kuralı vardır: yapıyı al içeriği alma, ve egzersizi yayımlama.
- Okuduğun her metin için bir sahne yaz; girdi çıktıya bağlanmazsa okuma bir erteleme biçimine dönüşür.
- Bir metnin neyi yazmadığı ancak sayfada görünür; sayfadaki boşluk, filmdeki sessizlikten çok daha okunaklıdır.
- Her metni sonuna kadar okumak zorunda değilsin; ilk on sayfa karar vermeye yeter ve bıraktığın sayfa bir teşhistir.
Açılış sahnesi
Bir mimarlık öğrencisi düşün. Dört yıl okuyor, mezun oluyor, diplomasını alıyor. Ama bir tuhaflık var: hiç proje çizimi incelememiş.
Binalara bakmış. Fotoğraflarını görmüş. Hatta içlerinde dolaşmış.
Ama bir tek proje bile açıp okumamış.
Böyle bir mimar olur mu? Olmaz. Ve kimse böyle bir şeyi savunmaz.
Şimdi senaryo yazmak isteyen insanlara bak. Çoğu binlerce film izlemiş. Ve çoğu hiç senaryo okumamış.
Film izlemek sana sonucu gösterir. Senaryo okumak, o sonuca nasıl varıldığını gösterir.
Bu ayrım basit görünüyor ama sonuçları büyük. Filmde bir sahne akıp gider ve sen onu bir bütün olarak alırsın. Senaryoda ise o sahnenin kaç satırdan kurulduğunu, hangi bilginin nerede verildiğini, yazarın neyi yazıp neyi yazmadığını görürsün.
Bir şey daha var. Filmi izlerken oyuncunun, yönetmenin ve müziğin kattığını yazarın sanırsın. Senaryoyu okuduğunda o katmanlar kalkar ve geriye sadece yazının kendisi kalır.
İşte o çıplak hâl, öğrenilecek şeydir. Ve bir kez gördükten sonra film izlerken de görmeye devam edersin; çünkü artık perdedeki her sahnenin arkasında onu yazan sayfayı görüyorsun.
Bu derste ne olacak
Önce yayımlanmış senaryolara nereden ulaşacağını konuşacağız. Sonra ne okuyacağını: profesyonel ile amatör metin arasındaki farkı, farklı biçimlerden metinleri. Ardından okuduğunu nasıl kaydedeceğini — okuma günlüğü, sahne fişleri, karakter haritası, yapı şeması. En sonda bu dersin en tartışmalı ve en verimli alıştırmasına geleceğiz: taklit. Kulağa yanlış geliyor, hatta biraz utandırıcı; nedenini orada açacağız. Boyunca tek bir ayrım dönecek: okumak girdi, yazmak çıktı — biri diğerinin yerine geçmez. On sekiz filmden örneklerle bunu göreceğiz. Ders bittiğinde işleyen bir okuma düzenin, dört kayıt aracın ve bir taklit alıştırman olacak.
Sıfır noktası
Bir müzisyen düşün. Piyano öğreniyor.
Ne yapar? Dinler, evet. Ama asıl işi başka: nota okur. Başkalarının yazdığı partisyonları açar, satır satır takip eder, parmak izlerini görür.
Şimdi asıl soru: nota okumak ile parça dinlemek arasındaki fark ne?
Dinlerken sonucu duyarsın. Notada ise kararı görürsün. Besteci burada neden bu akoru seçmiş, neden bu ölçüyü boş bırakmış, neden burada tekrar etmiş.
Ve daha önemlisi: notada yapılmayanı da görürsün. Boş bırakılan yer, notada apaçık durur; müzikte ise sadece bir sessizlik olarak geçer.
Senaryo, filmin notasıdır. Dinlemek keyif verir, okumak öğretir.
Bu benzetme üç şeyi birden anlatıyor.
Birincisi, okumak yavaştır ve yavaşlığı bir kusur değildir. Bir filmi iki saatte izlersin; senaryosunu iki saatte okuyamazsın çünkü durup düşünürsün. Yavaşlık öğrenmenin kendisidir.
İkincisi, kötü örnek de öğretir. Bir müzisyen sadece başyapıt notası okumaz; acemi bir bestenin nerede tökezlediğini görmek de öğreticidir. Senaryoda da öyle — hatta daha çok.
Üçüncüsü, okuma bir kas gibi gelişir. İlk senaryon zor okunur, gözün formatta takılır. Onuncusunda formatı görmez, hikâyeyi görürsün. Bu geçiş kendiliğinden olur ve tek koşulu tekrar.
Dördüncüsü, ve pratikte en işine yarayacak olanı: notada yazılmayan da görünür. Boş bırakılan ölçü sayfada apaçık durur; dinlerken ise sadece bir sessizlik olarak geçer. Senaryoda da böyle — bir yazarın neyi yazmadığı, ancak metne bakınca ölçülebilir.
Şimdi benzetmenin kırıldığı yeri söyleyeyim. Nota tek bir doğru okuma biçimine sahiptir; her müzisyen aynı notaları görür. Senaryo ise okuyanın kafasında farklı bir film kurar. Bu yüzden senaryo okumak nota okumaktan daha etkin bir iştir: okuyan kişi eksik olanı kendi doldurur. Ve tam da bu yüzden, kendi doldurduğun şeyi fark etmeyi öğrenmen gerekir — çünkü sette onu kimse doldurmayacak.
Bu kadarı temel. Şimdi okumaya başlayalım.
Mekanizma
Nereden bulunur, ne okunur
Yayımlanmış senaryolar sanıldığından çok daha erişilebilir. Ödül sezonlarında yapım şirketleri birçok metni açık erişime koyar; senaryo arşivleri, kitap hâlinde basılmış senaryolar ve üniversite kütüphaneleri de kaynaktır.
Ama ilk sorun ulaşmak değil, hangi sürüm olduğunu bilmek.
Yeni başlayan için satış sürümü daha uygundur, çünkü okunabilirlik açısından tasarlanmıştır. Çekim sürümü ise yapım aşamasını öğrenmek istediğinde işe yarar.
Ne okunacağına gelince, üç kural yeter.
Sevdiğin filmlerin metnini oku. Filmi biliyorsan metni okurken kafandaki görüntüyle karşılaştırırsın ve fark öğretir.
Hiç izlemediğin bir filmin metnini oku. Bu daha zordur ve daha değerlidir; çünkü metin seni tek başına taşımak zorundadır. Okurken kafanda oluşan filmi sonra gerçek filmle karşılaştırırsın.
Farklı biçimlerden oku. Uzun metraj, dizi bölümü, kısa film, animasyon. Her biri sayfada başka türlü görünür ve o farkı ancak yan yana koyarak öğrenirsin.
Profesyonel ile amatör metin
Bu ayrımı görmek, tek bir metin okumaktan daha çok öğretir.
Amatör metnin dört tanınabilir işareti vardır.
Kalabalık sayfa. Aksiyon paragrafları uzun, beyaz alan az. Yazar her şeyi anlatmak istiyordur.
Fazla kamera talimatı. Yazar kafasındaki görüntüyü kaybetmekten korkuyordur.
Açıklayan diyalog. Karakterler birbirlerinin zaten bildiği şeyleri anlatır. Bilgi seyirciye veriliyordur ama sahnenin içinden değil, üstünden.
Geç açılan hikâye. İlk on sayfada bir şey olmaz; kurulum uzar.
Profesyonel metnin işareti ise tek bir şeydir ve ilk sayfada görünür: güven. Yazar okuyucunun anlayacağına güvenir, o yüzden az yazar.
Okuduğunu kaydetmek
Okumak tek başına yetmez; kayıt olmadan okunan metin üç haftada buharlaşır. Dört araç var ve dördü de basit.
Bir de diyalog incelemesi var ve bunun tek bir yöntemi var: adları kapat, oku, kimin konuştuğunu bil. Bir başkasının metninde uygulamak, kendi metninde uygulamaktan çok daha kolay ve öğreticidir.
Taklit egzersizi
Şimdi bu dersin en tartışmalı kısmına geldik.
Beğendiğin bir sahneyi al ve aynı yapıda kendi sahneni yaz. Aynı kişi sayısı, aynı sahne uzunluğu, aynı bilgi dağılımı, aynı dönüş noktası. Ama tamamen başka bir hikâye, başka karakterler, başka mekân.
Kulağa yanlış geliyor. Kopya gibi. Değil, ve nedeni şu.
Ressamlar yüzyıllardır ustaların tablolarını kopyalayarak öğrenir. Müzisyenler başkalarının parçalarını çalarak öğrenir. Yazıda ise bu alıştırma nedense ayıp sayılır ve bu, tamamen bir alışkanlık meselesi.
Taklit egzersizi neyi öğretir? Yapıyı içeriden hissettirir. Bir sahnenin neden çalıştığını okuyarak anlarsın, ama nasıl kurulduğunu ancak kurarak öğrenirsin.
İki kural var ve ikisi de kesin.
Birincisi: taklit ettiğin şey yapı olmalı, içerik değil. Karakterleri, replikleri, olayları alırsan kopya olur.
İkincisi: bu metinler yayımlanmaz. Egzersizdir, ürün değil. Çekmecede kalır.
Bir süre sonra taklit egzersizleri kendiliğinden bozulmaya başlar — sen farkında olmadan yapıyı değiştirirsin. İşte o an, kendi üslubunun doğduğu andır.
Şimdi teoriyi bırakıp perdeye bakalım.
Filmlerden okuma
Metni okunmaya değer filmler
Az yazmanın gücü
Amatör ile profesyonel farkı
Farklı biçimlerin sayfası
Taklit ederek öğrenmek
Usta katmanı
Buraya kadar söylediklerim doğru. Şimdi işin incesine inelim.
Birincisi, bir sıra tavsiyesi. Okumaya kısa filmlerle başla. Sebebi basit: bir oturuşta biter, yapı çıplak görünür ve bitirmenin verdiği moral okuma alışkanlığını kurar. Yüz on sayfalık bir metinle başlayan kişi çoğu zaman otuzuncu sayfada bırakır ve bir daha başlamaz.
İkincisi, bir meslek gerçeği. Deneyimliler bir metni okurken kalemi kendi metinleri için kullanır. Yani "bu iyiymiş" demezler; "bunu benim üçüncü sahnemde deneyebilirim" derler. Okuma bir hayranlık faaliyeti değil, bir alışveriş faaliyetidir ve bu ton farkı, okumanın verimini birkaç katına çıkarır.
Üçüncüsü, bir teknik. Bir metni okurken sayfa numaralarını işaretle. Tetikleyici olay kaçıncı sayfada, orta nokta kaçıncı sayfada. Beş metinde bu ölçümü yaptığında yapı hakkında hiçbir kitabın veremeyeceği bir sezgi kazanırsın — çünkü ölçüyü kendin çıkarmışsındır ve kendi çıkardığın ölçü unutulmaz.
Dördüncüsü, bir sınır durumu. Çok okumak, yazmanın yerine geçebilir ve geçtiğinde tehlikelidir. Sürekli okuyan ama hiç yazmayan kişi, kendini çalışıyor sanır. Pratik oran şudur: okuduğun her metin için bir sahne yaz. Girdi çıktıya bağlanmazsa okuma bir erteleme biçimine dönüşür — geçen derste defter için söylediğimizin aynısı.
Beşincisi, bir ölçek etkisi. Dizi yazmak isteyen biri için okuma listesi farklıdır: aynı dizinin birkaç bölümünü art arda okumak gerekir, çünkü öğrenilecek şey tek bölümün yapısı değil, bölümler arası devir teslimdir. Sinemada bir metin bir bütündür; dizide bir metin bir halkadır.
Beşincisi, ustaların birbirine söylediği ama nadiren yazıya döktüğü bir ölçüt: iyi metin, okurken hızlanır. Kötü metinde göz yavaşlar, aynı cümleye geri döner, sayfanın kaç tane kaldığına bakar. Bu tamamen ölçülebilir bir şeydir — okuma hızın metnin kalite göstergesidir ve hiçbir izleme deneyimi bunu sana bu netlikte veremez.
Altıncısı, bir gözlem. Metin okurken en çok atlanan sayfa ilk sayfadır. Oysa profesyonel ile amatör arasındaki fark orada görünür: ilk sayfa okuyucuya güvenildiğini mi gösteriyor, yoksa her şeyi mi anlatıyor? Bir metnin ilk sayfasını okuyup kalanı hakkında tahmin yürütmeyi dene; on metinde tahminlerinin çoğunun tuttuğunu göreceksin.
Ve son bir şey. Bu alışkanlığın en büyük faydası teknik değil. En büyük faydası şu: senaryo okuyan kişi, senaryonun bir şey olduğunu hisseder. Çoğu yeni yazar için senaryo soyut bir kavramdır — filme giden bir ara belge. Elinde gerçek metinler tuttuğunda o soyutluk kalkar ve yazdığın şeyin ne olduğunu bilirsin. Bu, kulağa küçük gelir ama her şeyi değiştirir.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlışÇok yaygın bir kanı şu: film izlemek senaryo okumanın yerini tutar.
Tutmaz. Filmde oyuncunun, yönetmenin ve müziğin kattığını yazarın sanırsın. Metinde o katmanlar kalkar ve geriye yazının kendisi kalır. Kızgın Boğa'daki gibi ekranda dakikalar süren bir bölüm, sayfada birkaç satırdır — ve o oranı ancak metni görünce öğrenirsin.
Yaygın yanlışİkinci yaygın yanlış: yalnız başyapıtların metni okunmalı.
Kötü metin çoğu zaman daha öğreticidir çünkü kusur görünür, ustalık görünmez. İyi bir metinde her şey doğal durur; kötü bir metinde tam olarak nerede tökezlendiğini görürsün ve o nokta bir teşhistir.
Yaygın yanlışÜçüncüsü: senaryo okumak sıkıcıdır çünkü kuru bir belgedir.
İlk üç metin için doğru, sonrası için değil. Okuma bir kastır: başta gözün formatta takılır, onuncu metinde formatı görmez hikâyeyi görürsün. Bırakanların çoğu bu geçişten önce bırakır.
Yaygın yanlışDördüncüsü: taklit egzersizi hırsızlıktır.
Değildir — yapı taklidi ile içerik kopyası farklı şeylerdir. Bir Avuç Dolar'ın bir Kurosawa filminin iskeletini taşıması gibi, yapı devralınabilir. Kural nettir: yapıyı al, içeriği alma; ve egzersizi yayımlama.
Yaygın yanlışBeşincisi: bir metni okumak, o metni anlamak demektir.
Değildir. Okurken eksik olanı kendi kafanda doldurursun ve bunu fark etmezsin. Bu yüzden okuduğun metnin filmini de izle; kafandaki filmle gerçek filmi karşılaştırdığında neyi kendinin doldurduğunu görürsün — ve sette senin metnini kimsenin doldurmayacağını da.
Yaygın yanlışYedincisi: her metni baştan sona okumak gerektiğini sanmak.
Gerekmez. İlk on sayfa çoğu zaman metnin tamamı hakkında karar vermene yeter ve bu bir tembellik değil, sektörün kendi yöntemidir — bir yapımcı da öyle okur. Sıkıcı bulduğun metni bırak; bıraktığın sayfayı not et, çünkü o sayfa bir teşhistir.
Yaygın yanlışAltıncısı, ve en incesi: okumanın yazmak sayıldığını sanmak.
Sayılmaz. Sürekli okuyan ama yazmayan kişi kendini çalışıyor hisseder ve bu his çok inandırıcıdır. Ölçü şu: okuduğun her metin için en az bir sahne yaz. Girdi çıktıya bağlanmıyorsa okuma bir erteleme aracına dönüşmüştür.
Uygulama — kendin dene
Önce bir kısa film senaryosu bul. Uzun metraj değil; ilk metnin kısa olsun. İnternette açık erişimde birçok kısa film metni var.
Baştan sona oku. Durma, not alma. Yirmi otuz sayfa, yarım saat sürer.
Bitince okuma günlüğüne dört satır yaz: ne okudum, ne hissettim, ne öğrendim, ne çalmak istiyorum.
Şimdi ikinci oturum. Aynı metni tekrar aç ve bu sefer sayfa numaralarını işaretle: tetikleyici olay kaçıncı sayfada, dönüş kaçıncı sayfada, final kaçıncı sayfada.
Üçüncü oturum ve asıl olanı: beğendiğin bir sahneyi seç. Kaç kişi var, kaç sayfa, sahne başında ne biliyoruz, sahne sonunda ne değişti?
Şimdi aynı yapıda kendi sahneni yaz. Aynı kişi sayısı, aynı uzunluk, aynı dönüş. Ama başka bir hikâye, başka karakterler, başka mekân.
Yazdığın şey büyük ihtimalle kötü olacak ve bu tamamen normal. Bu bir ürün değil, bir parmak alıştırması.
Son adım: iki sahneyi yan yana koy ve tek bir soru sor — orijinalde işe yarayan hangi şeyi ben yapamadım?
Cevabın, bir sonraki altı ayda üzerinde çalışacağın şeydir.
Kilit özet
- Film izlemek sonucu gösterir, senaryo okumak o sonuca nasıl varıldığını; oyuncunun ve yönetmenin kattığını metinde göremezsin çünkü orada yoktur.
- Okuma bir kastır: ilk metinlerde göz formatta takılır, onuncuda formatı görmez hikâyeyi görürsün. Bırakanlar bu geçişten önce bırakır.
- Kötü metin çoğu zaman daha öğreticidir; ustalık görünmez, kusur görünür ve görünen şey teşhis edilebilir.
- Taklit egzersizi meşrudur ve iki kuralı vardır: yapıyı al içeriği alma, ve egzersizi yayımlama.
- Okuduğun her metin için bir sahne yaz; girdi çıktıya bağlanmazsa okuma bir erteleme biçimine dönüşür.
- Bir metnin neyi yazmadığı ancak sayfada görünür; sayfadaki boşluk, filmdeki sessizlikten çok daha okunaklıdır.
- Her metni sonuna kadar okumak zorunda değilsin; ilk on sayfa karar vermeye yeter ve bıraktığın sayfa bir teşhistir.
Sonraki derse köprü
Buraya kadar hep girdi topladık: gözlem, defter, film, metin. Artık depon dolu. Şimdi sıra çıktıda ve orada bambaşka bir sorun var — çünkü ne kadar hazırlık yaparsan yap, bir gün boş bir sayfanın karşısına oturman gerekiyor. Sıradaki derste yazma rutinini kuracağız: ne zaman, ne kadar, hangi koşullarda. Ve bu işi asıl bitiren şeyle başlayacağız; yeteneksizlikle değil, çok daha sıradan bir soruyla: kaçırdığın bir günden sonra nasıl geri dönülür?