İçeriğe geç

Ders 89.1

Sanat filmi yaklaşımı

Senaryo Akademisi — Bölüm VII, Modül 89

3.376 kelime5 film örneği≈ 15 dk okuma≈ 23 dk seslendirmesıfırdan ileri

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  • Sanat filmi bir kalite derecesi değil, kendi izleyici sözleşmesi olan bir gelenektir.
  • Ana akım anlatı da bir sözleşmedir; ustalığı onu karşılamaktır.
  • Yazar sesi, sanat filmi yaklaşımında filmin taşıyıcı kirişidir.
  • Biçimsel özgürlük, filmin kendi kuralını koyup ona uymasıdır.
  • Kural ilk görünüşünde işaretlenmezse hata sanılır.
  • Bilinçli belirsizlik, birden fazla ihtimalin sayfada yaşamasıdır.
  • Belirsizliği bir karakterin gözlenen davranışı taşır.
  • Atmosfer, olayın azaldığı yerde seyirciyi tutar.
  • Açık uçlu yapı yalnız sonu değil, bütün gidişi ilgilendirir.
  • Tematik yoğunluk ayrıntının katman sayısından gelir.
  • Karşıtlık tuzağı yazarı hikâyeden uzaklaştırıp bir etikete bağlar.
  • Ana akımın araçları sanat filmine yasak değildir; seçilerek kullanılabilir.
  • Etiketi dışarıdan biri koyar, sözleşmeyi yazar sayfa sayfa kurar.
  • Belirsizliği tek bir ihtimale kaydıran replik, bütün açıklığı kapatabilir.

Açılış sahnesi

YALI'nın klasörü Burcu'nun çantasına dönüyor. Masaya bu kez ince bir taslak geliyor. Kapağında tek kelime var: HAT. Emre'nin ilk taslağı bu. Bir sinema filmi için yazılmış, az diyaloglu bir metin.

Selim sayfaları çevirirken diyalog arıyor. Pek bulamıyor. Adı verilmeyen bir şehrin kenar mahallesi. Belediye bir otobüs hattını kaldırmış. Zübeyde yetmişlerinde, yalnız yaşayan bir kadın. Her sabah aynı saatte artık otobüs gelmeyen durağa yürüyor ve bankta oturuyor. Hattın son şoförü Ramiz emekli olmuş, aynı mahallede oturuyor. Zübeyde'yi tanıyor. Belediyeden genç bir işçi, Cavit, durak tabelasını sökmeye geliyor. Sökemeden dönüyor. Ertesi gün yine geliyor.

Selim son sayfayı kapatıyor. "Güzel," diyor. "Ama bu bir sanat filmi olmuş."

Emre'nin yüzü değişiyor. "Ben sanat filmi yazmaya oturmadım. Bir kadın gördüm, onu yazdım."

"Peki neden bekliyor?" diye soruyor Burcu.

Emre omuz silkiyor. Taslakta bunun cevabı yok. Kimse Zübeyde'ye sormuyor, o da kimseye anlatmıyor. Selim'e göre bu bir eksik. Burcu'ya göre bir kapı. Nermin Hanım ikisini de dinleyip sayfaların başına dönüyor. Sorduğu soru başka: bu taslağa "sanat filmi" demek, yazara ne kazandırır, ondan ne alır?

Sanat filmi sözü, yazara ancak bir dizi yazım kararını adlandırdığında yarar.

Bu derste ne olacak

HAT'ın ilk taslağını sanat filmi yaklaşımıyla okuyacağız. Önce bu adın neyi anlattığını, neyi anlatmadığını ayıracağız. Emre'nin yazar sesini sayfanın neresinde duyduğumuzu bulmaya çalışacağız. Biçimin hangi kuralları kendi koyabileceğini konuşacağız. Zübeyde'nin neden beklediğini söylemeyen bir taslağın bunu bilerek mi yaptığını soracağız. Karakter gözlemini, atmosferi ve açık uçlu yapıyı durağın bankında arayacağız. Az malzemenin çok anlam taşıdığı yere bakacağız. Her kavramı Emre'nin taslağından bir sahneyle sınayacağız. En sonda ana akım ile sanat filmini iki düşman kamp gibi kuran düşüncenin yazara nasıl tuzak olduğunu göreceğiz. Filmler Prag'dan, Dakar'dan, Paris'te dolaşan bir limuzinden, Tayland'ın bir ormanından ve bir İtalyan tütün çiftliğinden gelecek.

Sıfır noktası

"Sanat filmi" sözü günlük konuşmada çoğu zaman bir yargı taşır. Kimi için övgüdür, kimi için bir uyarı. "Sıkıcı" demenin kibar yolu olarak da kullanılır, "derin" demenin kestirmesi olarak da. Senarist için iki kullanım da işe yaramaz. Bu kullanımlar filmin ne yaptığını anlatmaz, izleyenin ne hissettiğini anlatır.

Bu tanımda bir üstünlük yok. Sanat filmi bir kalite derecesi değildir. Bir yapım ve izleme geleneğidir. Kendi festivalleri, kendi eleştiri dili, kendi seyircisi vardır. O seyirci salona başka bir sözleşmeyle girer. Hikâyenin her soruyu cevaplamasını beklemez. Bunun yerine bir bakışın ona bir şey göstermesini bekler.

Karşısına genellikle konan gelenek de bir eksiklik değildir.

Bu gelenek de bir sözleşmedir. Seyirci karakterin ne istediğini erkenden bilmek ister. Her sahnenin bir sonrakini doğurduğunu görmek ister. Sonda bir cevap bekler. Bu beklentiyi ustalıkla karşılamak zor bir zanaattir.

Selim'in "sanat filmi olmuş" cümlesi bu yüzden bir teşhis değil. Taslağın hangi sözleşmeyi önerdiğini sormuyor, bir rafa koyuyor. Emre'nin itirazı da yerinde. Kimse bir kadını görüp bir kategori yazmaz. Ama bir yazar, gördüğü kadını sayfaya koyarken bir dizi karar verir. Neyi gösterecek, neyi saklayacak, sahneyi ne kadar uzatacak, sonu nereye bağlayacak? Sanat filmi yaklaşımı bu kararların belli bir yöne toplanmasıdır.

Bu kararlar bir yöne toplanınca film kendi sözleşmesini önerir. Seyirciye ne zaman sabır, ne zaman merak, ne zaman yorum işi düşeceğini söyler. Etiketi sonradan dağıtımcı, festival ya da eleştirmen koyar. Yazar ise o sözleşmeyi sayfa sayfa kurar.

HAT'ın ilk taslağında bu kararların bir kısmı bilinçli. Bir kısmı henüz bilinçsiz. Atölyenin işi ikisini ayırmak.

Mekanizma

Emre'nin sesi

Nermin Hanım taslağın ilk sayfasını yüksek sesle okutuyor. Sabah. Zübeyde evden çıkıyor. Kapıyı iki kez kontrol ediyor. Yokuştan aşağı yürüyor. Durağa varınca bankın tozunu eliyle siliyor, oturuyor. Yol boş. Sayfada tek bir diyalog satırı yok.

Yazar sesi, yazarın dünyaya bakışının sayfada tanınan izidir. Kelime seçiminde, neyin gösterildiğinde, sahnenin nerede kesildiğinde duyulur. Emre'nin sesi bu sayfada belirgin. Zübeyde'yi hiç acındırmıyor. Bankın tozunu silme hareketine bir paragraf ayırıyor. Otobüsün gelmeyişini ise tek bir kısa satırla geçiyor.

Burcu bir şey fark ediyor. "Nöbet'te de böyleydi," diyor. "Kapı hiç tam kapanmıyordu. Burada da kimse bir şeyi bitirmiyor."

Sanat filmi yaklaşımında yazar sesi geri çekilmez, öne çıkar. Bu, yazarın her sahnede kendini göstermesi demek değildir. Yazarın bakışının filmin taşıyıcı kirişi olması demektir. Olay örgüsü zayıf kaldığında film o kirişe yaslanır. Bu yüzden ses belirsizse yapı da çöker.

Kendi kuralını koyan film

Selim taslağın ortasında bir şeye takılıyor. Zübeyde'nin bekleyişi aynı cümlelerle üç kez yazılmış. Her seferinde bir kelime değişiyor. Önce "sabah", sonra "yağmurlu sabah", sonra "sabah, kimse yok."

"Bu bir yazım hatası mı?" diye soruyor.

"Hayır," diyor Emre. "Tekrar etsin istedim."

Biçimsel özgürlük kuralsızlık değildir. Film kendi kuralını koyar ve ona uyar. Emre'nin tekrarı bir kural olabilir. Ama ilk tekrar sayfada bir hata gibi duruyor. Okur onun bilinçli olduğunu bilmiyor. Nermin Hanım'a göre kural ilk kez kurulduğunda biraz daha görünür olmalı. Emre ilk sabahla ikinci sabahı aynı kadrajla, aynı satır düzeniyle açmaya karar veriyor. Okur ikinci sabahta kuralı tanıyacak.

Neden sorusu

Burcu'nun sorusu hâlâ masada. Zübeyde neden bekliyor?

Atölye tahmin yürütüyor. Selim'e göre bir ölüyü bekliyor. Belki kocası o hatla işe gidip gelirdi. Burcu'ya göre bir alışkanlık. Kırk yıl aynı saatte çıkmış bir kadın başka bir saate geçemiyor. Nermin Hanım üçüncü bir ihtimal söylüyor. Belki yalnızlıktan. Bankta oturmak, birinin onu görebileceği tek yer.

Emre tahminleri dinliyor, hiçbirini seçmiyor. "Bilmiyorum demiyorum," diyor. "Seçmek istemiyorum."

Bilinçli belirsizlik, yazarın bir sorunun cevabını kasıtlı olarak açık bırakmasıdır. Unutulmuş bir bilgi değildir. Nermin Hanım burada bir ayrım yapıyor. Seçmemek bir karardır, bilmemek bir eksik. Emre üç ihtimalin her birini sayfada yaşatabiliyorsa belirsizlik bir karar. Ama taslakta bir sahne tek bir ihtimale kayıyorsa durum değişir. Ramiz'in bir repliği öyle bir sahne. Ramiz bir sabah bankın yanından geçerken "Gelmez artık, Zübeyde Hanım," diyor. Bu cümle ölü kocayı işaret ediyor gibi. Emre cümleyi siliyor. Ramiz'in yalnız başını sallayarak geçmesini yazıyor. Üç ihtimal yeniden açılıyor.

Bakan kamera

Cavit'in sahneleri taslağın en kısa sahneleri. Bir belediye kamyoneti duruyor. Cavit elinde bir İngiliz anahtarıyla iniyor. Tabelaya bakıyor. Bankta oturan kadına bakıyor. Kamyonete geri biniyor. Taslak bunun nedenini de yazmıyor.

Selim'e göre Cavit'in sahneleri ince. Nermin Hanım ise orada başka bir şey görüyor. Karakter gözlemi, karakteri bir hedefe koşturmak yerine davranışını sabırla izlemektir. Cavit'in neden geri döndüğünü bilmiyoruz. Ama anahtarı ceketinin cebine mi, alet çantasına mı koyduğunu görebiliriz. Bu küçük seçim, bir açıklamadan çok şey söyleyebilir.

Emre ikinci gelişe bir ayrıntı ekliyor. Cavit bu kez anahtarı çantaya koymuyor, elinde tutarak kamyonete biniyor.

Durağın havası

Taslakta mevsim belli değil. Nermin Hanım bunu soruyor. Atmosfer, bir mekânın ışık, ses ve dokuyla kurulan duygusal havasıdır. Sanat filmi yaklaşımında atmosfer çoğu zaman olayın yerini alır. Bir şey olmadığında seyirciyi tutan şey havadır.

Emre bir sonbahar sabahı seçiyor. Durağın camlı panosunda eski sefer çizelgesi hâlâ asılı. Kâğıt sararmış, saatler okunuyor. Arkadan uzak bir ana yolun uğultusu geliyor. Mahallede başka hiçbir otobüs sesi yok. O uğultu, gelmeyen otobüsün yerine duyulan tek ses oluyor.

Bitmeyen yapı

Taslağın son sayfası kısa. Cavit yine geliyor. Anahtarı tabelanın cıvatasına dayıyor. Sayfa orada bitiyor.

"Söktü mü?" diye soruyor Selim.

"Bilmiyorum," diyor Emre. Bu kez gerçekten bilmiyor.

Açık uçlu yapı yalnız son sahnenin işi değildir. HAT'ın her sahnesi bir soruyu kapatmadan bir sonrakine geçiyor. Zübeyde'nin nedeni, Cavit'in tereddüdü, Ramiz'in sessizliği. Son sayfa bu soruları toplamıyor, yerinde bırakıyor. Nermin Hanım şimdilik buna dokunmuyor. Sonun açık mı kalacağı, yoksa yalnız henüz yazılmamış mı olduğu ayrı bir konuşma.

Bir tabelanın ağırlığı

Atölye son olarak taslağın neyle ilgili olduğunu konuşuyor. Selim "unutulmak" diyor. Burcu "belediye" diyor. Emre "beklemek" diyor. Nermin Hanım üç cevabın da aynı nesnede buluştuğunu gösteriyor: tabela.

Tabela bir hattın artık var olmadığını söylüyor. Bir kadının hâlâ beklediğini de söylüyor. Bir genç adamın ödevini de taşıyor. Sökülürse bir şey bitecek, sökülmezse bir yalan sürecek. Emre'nin taslağında az nesne var. Ama her biri birden fazla anlam taşıyor. Sanat filmi yaklaşımında yoğunluk, ayrıntının kaç katman taşıdığıyla ölçülür.

İki kamp

Toplantının sonunda Selim'in ilk cümlesi geri dönüyor. Burcu yarı şaka soruyor: "Peki annem bunu izler mi?"

Nermin Hanım tuzağı iki yönde gösteriyor. Emre taslağını "sanat filmi" diye düşünürse olay eklemekten korkabilir. Her açıklamayı bir taviz sayabilir. Selim ise taslağı "ana akım" diye okursa her boşluğu bir hata sayar. İkisinin de gözü hikâyede değil, rafta.

Oysa HAT'ın içinde iki geleneğin araçları da var. Sökülmeye gelen bir tabela, bir son tarih kurar. Cavit'in her gelişi bir gerilim üretir. Bunlar ana akımın bildiği araçlar. Emre onları kullanabilir ve sanat filmi yaklaşımından hiçbir şey kaybetmez. Burcu'nun annesi bu filmi izler mi, bilinmez. Ama bir kadının neden beklediğini merak etmek için festival seyircisi olmak gerekmiyor.

Filmlerden okuma

Usta katmanı

Etiketi değil kararı yaz. "Sanat filmi yazıyorum" cümlesi sayfaya hiçbir şey eklemez. Hangi sahneyi uzatacağın, hangi soruyu açık bırakacağın, hangi nesneyi tekrarlayacağın sayfaya girer. Etiket yazarın kararlarını izleyen birinin sonradan koyduğu addır.

Sesi bir yasak listesiyle kurma. Diyalog yazmamak, müzik koymamak, kamerayı kıpırdatmamak bir ses üretmez. Ses, yazarın neye baktığından doğar. Emre'nin sesi diyalogsuzluktan değil, bir bankın tozunu silen bir ele bir paragraf ayırmasından geliyor.

Kuralı erken öğret. Biçimsel özgürlüğün okurla sözleşmesi ilk tekrarda kurulur. İlk kez gördüğü bir sapmayı okur hata sanar. İkinci kez gördüğünde kural olarak tanır. Kuralın ilk görünüşünü bilinçli olarak işaretle.

Belirsizliği ihtimallerle besle. Bilinçli belirsizlik bir cevabın yokluğu değil, birden fazla cevabın sayfada yaşamasıdır. Her ihtimal için en az bir sahne olmalı. Bir ihtimali kayıran tek bir replik bütün belirsizliği kapatır. Ramiz'in silinen cümlesi bunun örneği.

Belirsizliği bir yüze bağla. Holy Motors randevuların sırrını hiç açmaz ama seyirci havada kalmaz. Kamera yorgun bir adamın yüzünden ayrılmaz. Soruyu taşıyan bir karakter yoksa belirsizlik yalnız bir eksik olarak okunur.

Atmosferi bir yokluğa kur. Gelmeyen bir otobüsün yerine duyulan uzak bir uğultu, gelen bir otobüsten fazlasını anlatabilir. Sanat filmi yaklaşımında hava, çoğu zaman bir şeyin eksikliğinden yapılır.

Bir nesneyi birden fazla işe koş. Tematik yoğunluk, her önemli nesnenin en az iki karakter için farklı bir anlam taşımasıyla artar. Tabela Zübeyde için bir söz, Cavit için bir ödev, belediye için bir kalem. Nesne sayısını azaltıp anlamlarını çoğaltabilirsin.

Ana akımın araçlarını reddetme, seç. Bir son tarih, bir tekrar eden ziyaret, bir gerilim eğrisi sanat filmine yasak değildir. Touki Bouki soygun ve kovalamaca kullanır. Lazzaro felice büyük bir dönüş kullanır. Soru aracın hangi gelenekten geldiği değil, hikâyeye ne kattığıdır.

Gözlemi bir sayaçla ölç. Bir karakteri izleyen sahnede o karakterin yaptığı küçük hareketleri say. Hiç yoksa sahne gözlem değil, bekleme olur. Cavit'in anahtarı nereye koyduğu, onun sahnesini bir duraktan bir karaktere çevirir.

Açık sonu yapının içinden hazırla. Son sayfada birden açılan bir soru seyirciye hile gibi gelir. Açık uçlu bir film, sorularını baştan açık tutar. Zübeyde'nin nedeni ilk sayfadan beri cevapsızsa, tabelanın akıbeti de cevapsız kalabilir.

İki ayrı okuyucuyla sına. Taslağını bir festival seyircisine ve bir akşam televizyon seyircisine okuttuğunu düşün. Biri boşluklarda sıkılıyorsa, öbürü açıklamalarda. Hangi geri bildirimin hikâyeye, hangisinin bir rafa ait olduğunu ayırmak senin işin.

Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler

Yaygın yanlış"Sanat filmi, ana akımdan daha değerlidir."
Doğrusu

İkisi farklı izleyici sözleşmeleridir. Her birinin ustalığı da kendi sözleşmesini karşılamasıyla ölçülür. Bir geleneği öbürünün ölçütüyle yargılamak ikisini de yanlış okur.

Yaygın yanlış"Sanat filminde olay örgüsü yoktur."
Doğrusu

Olay örgüsü çoğu zaman vardır ama ön planda değildir. Touki Bouki'de bir soygun ve bir kaçış, Holy Motors'ta bir adamın birbirini izleyen dokuz randevusu var. Fark olayların miktarında değil, filmin ağırlığını nereye koyduğunda.

Yaygın yanlış"Açıklama yapmamak, filmi derinleştirir."
Doğrusu

Açıklamanın yokluğu tek başına derinlik üretmez. Derinliği, açık bırakılan sorunun etrafına kurulan gözlem verir. Cevapsız soru bir karakterin davranışına bağlı değilse okur onu bir unutkanlık olarak okur.

Yaygın yanlış"Biçimsel özgürlük, istediğini yapmak demektir."
Doğrusu

Biçimsel özgürlük filmin kendi kuralını koymasıdır. Kural koyduktan sonra film ona uyar. Sedmikrásky bile kuralını ilk dakikada, bir menteşe sesiyle öğretir.

Yaygın yanlış"Yazar sesi yönetmenin işidir, senarist sese karışmaz."
Doğrusu

Ses sayfada başlar. Neyin anlatıldığı, neyin atlandığı, bir sahnenin nerede kesildiği senaristin kararıdır. Lazzaro felice bir senaryo ödülü almıştı.

Yaygın yanlış"Atmosfer, görüntü yönetmeninin sonradan eklediği bir şeydir."
Doğrusu

Atmosferin ilk malzemesi sayfadadır. Bir sesin, bir ışığın, bir dokunun senaryoda adı geçmezse çekim gününde kimse onu aramaz.

Yaygın yanlış"Bir taslağa sanat filmi demek ona bir yön verir."
Doğrusu

Etiket bir yön vermez, bir beklenti yükler. Yön, yazarın tek tek verdiği kararlardan çıkar.

Yaygın yanlış"Belirsiz bir film, yazarın ne demek istediğini bilmediği bir filmdir."
Doğrusu

Bilinçli belirsizlikte yazar ihtimalleri bilir ve bilerek açık tutar. Emre üç nedeni de düşünmüş, birini seçmemeyi seçmiş. Kararsızlık başka bir şeydir: yazarın kendi sahneleri birbirini tutmaz.

Yaygın yanlış"Ana akım filmde sanat filmine ait hiçbir şey olmaz."
Doğrusu

Pek çok geniş izleyicili film güçlü bir yazar sesi, uzun gözlem anları ya da açık bir son taşır. Gelenekler arasındaki sınır geçirgendir ve iki yönde de geçilir.

Uygulama — kendin dene

Kilit özet

  • Sanat filmi bir kalite derecesi değil, kendi izleyici sözleşmesi olan bir gelenektir.
  • Ana akım anlatı da bir sözleşmedir; ustalığı onu karşılamaktır.
  • Yazar sesi, sanat filmi yaklaşımında filmin taşıyıcı kirişidir.
  • Biçimsel özgürlük, filmin kendi kuralını koyup ona uymasıdır.
  • Kural ilk görünüşünde işaretlenmezse hata sanılır.
  • Bilinçli belirsizlik, birden fazla ihtimalin sayfada yaşamasıdır.
  • Belirsizliği bir karakterin gözlenen davranışı taşır.
  • Atmosfer, olayın azaldığı yerde seyirciyi tutar.
  • Açık uçlu yapı yalnız sonu değil, bütün gidişi ilgilendirir.
  • Tematik yoğunluk ayrıntının katman sayısından gelir.
  • Karşıtlık tuzağı yazarı hikâyeden uzaklaştırıp bir etikete bağlar.
  • Ana akımın araçları sanat filmine yasak değildir; seçilerek kullanılabilir.
  • Etiketi dışarıdan biri koyar, sözleşmeyi yazar sayfa sayfa kurar.
  • Belirsizliği tek bir ihtimale kaydıran replik, bütün açıklığı kapatabilir.

Sonraki derse köprü

HAT'ın taslağı ince ama zayıf değil. Yine de Selim'in sorusu bitmedi. Bir filmi taşımak için kaç olay gerekir? Zübeyde'nin sabahı bir bankta oturmaktan ibaretse, seyirci neyi izleyecek? Bankın tozunu silen el, Cavit'in elindeki anahtar, Ramiz'in başını sallayışı bir sahneyi tek başına taşıyabilir mi? Diyalog bu kadar azken bir karakterin içini nereden okuyacağız? Seyirci bu az malzemeden ne çıkaracak, yazar ona ne kadar iş bırakacak? Minimalizm, az malzemeyle nasıl çok şey kurulduğunu soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Aşağısı derse dahil değildir ve seslendirilmez. Metnin animasyona dönüştürülmesi için hazırlanmış üretim notlarıdır.

Animasyon ve seslendirme notları

Bu bölüm seslendirilmez. Sonraki animasyon aşaması içindir.

Görsel anlar

  • Açılış — masada ince bir taslak; kapakta tek kelime: HAT.
  • Yazar sesi — sabah ışığında bir bankın tozunu silen yaşlı bir el.
  • Biçimsel özgürlük — aynı kadrajla açılan iki sabah, alt alta.
  • Bilinçli belirsizlik — bir sayfada üstü çizilmiş tek bir replik.
  • Karakter gözlemi — bir kamyonetin önünde elinde İngiliz anahtarıyla duran genç bir işçi.
  • Atmosfer — durak panosunda sararmış bir sefer çizelgesi; uzaktan gelen yol uğultusu.
  • Açık uçlu yapı — bir tabelanın cıvatasına dayanmış anahtar; sayfa orada bitiyor.
  • Tematik yoğunluk — boş bir durakta tek başına duran tabela.
  • Karşıtlık tuzağı — iki ayrı rafa konmaya çalışılan aynı taslak.

Ritim

Ders, bir taslağa "sanat filmi" demenin yazara ne kazandırdığı sorusuyla açılıyor. Yazar sesini, biçimi, belirsizliği, gözlemi ve havayı HAT'ın durağında sınıyor. Sökülüp sökülmediği bilinmeyen bir tabelayla bitiyor.