Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Sahne yönergesi replik dışında kalan satırdır ve seyirciye okunmaz.
- Gerekli eylem yazılmazsa oyunun anlamı bozulur.
- Açılış yönergesi odayı kısa satırlarla kurar.
- Yön, kimin bakışına göre yazıldığı söylenmezse iki türlü okunur.
- Her giriş ve çıkış ayrı bir satırla yazılır.
- Tek oyunculu iki rolde kulis süresi giriş ve çıkış sırasından gelir.
- Duygu yönergesi oyuncunun bulacağı okumayı kilitler.
- Hareket düzeni provada kurulur, yazarın sayfasında değil.
- Süreyi saat değil, bir sonraki olay belirler.
- Yazılı duraklama seyrek kullanılınca iş görür.
- İyi yönerge hem provadaki ekibe hem kitapçık okuruna yeter.
- Sahnede açık kalan son, sayfada da açık kalmalı.
- Teknik çözüm salondan gelir; yazar yalnızca odada ne olduğunu yazar.
- Duygu bir nesneye bağlanınca oyuncu da seyirci de onu nesneden okur.
Açılış sahnesi
Oya Hanım'dan bir e-posta geliyor. Topluluk Muhtarlık'ın ilk sayfalarını bir akşam masa başında yüksek sesle okumuş. Eke kısa bir ses kaydı koymuş, bir de tek satırlık not: "Yönergeleri okuyan arkadaşımız repliklerden uzun konuştu."
Atölye kaydı dinliyor. Nezahat Hanım'ı okuyacak oyuncu Leman Hanım ilk repliğine gelmeden önce epey bekliyor. Çünkü önünde Emre'nin yönergesi var. Nezahat Hanım masada oturuyor, yüzünde derin bir yorgunluk, gözleri dolu. Kalemin kapağını açıp kapatıyor, kararsızlığını gösterecek biçimde. Sonra pencereye dönüp üç saniye bekliyor. Bakışında bir veda var.
Kaydın sonunda Leman Hanım'ın sesi duyuluyor. Gülerek söylüyor ama şaka yapmıyor. "Üç saniye bekleyeceksem saymaya başlarım. Sayarken pencereye bakamam."
Selim kayda bir daha basıyor, aynı yeri dinliyor. "Kadın haklı," diyor. "Bu sayfa oyuncuyu kurguluyor."
Emre savunmaya geçiyor. Yazmazsa Leman Hanım nereden bilecek? Nezahat Hanım'ın yorgun olduğunu, ağacı özleyeceğini?
Nermin Hanım sayfayı alıp iki renkle işaretlemeye başlıyor. Kalemin kapağına bir renk, gözlerin dolmasına öbür renk.
Sahne yönergesi oyuncunun yapacağını yazar, nasıl hissedeceğini yazmaz. Kalemin kapağı yönergedir; dolan gözler oyuncunun işidir.
Bu derste ne olacak
Bu derste Emre'nin sayfasını dolduran yönergeleri teker teker tartacağız. Oyunun gerçekten ihtiyaç duyduğu hareketleri ayıracağız: kalemin kapağı, sobaya atılan odun, mühür, pencere. Mekânın sayfanın başında nasıl kurulacağını göreceğiz. Kimin hangi sırayla girip çıktığını yönergeyle nasıl yazacağımızı konuşacağız. Oyuncuya ve yönetmene ne kadar alan kalacağını tartacağız. Leman Hanım'ın itirazını ve Oya Hanım'ın sorularını dinleyeceğiz. Sonunda kitap olarak okunacak bir oyun metniyle provada oynanacak bir metnin arasındaki dengeyi arayacağız. Örnekler kör bir adamın uçurumundan, bir vişne bahçesinden, kumda gömülü bir kadından, uzun susuşlu bir aile evinden ve bir dil laboratuvarından geliyor.
Sıfır noktası
Bir film senaryosunda görülen ve duyulan her şey aksiyon satırına (action line) yazılır. O satırı yapımcı, yönetmen, görüntü yönetmeni ve oyuncu okur. Ama seyirci hiçbir zaman okumaz. Seyirci yalnızca kameranın o satırdan seçtiğini görür. Kurgu da sonra bir seçim daha yapar.
Tiyatroda da replik dışında kalan satırlar vardır. Kim girer, ne yapar, oda neye benzer. Bu satırlar da seyirciye okunmaz.
Muhtarlık'ta Emre yönergeleri parantez içinde, italik yazıyor. Kişinin adı büyük harfle, ardından bir tire ve replik geliyor. Türkçede yaygın bir düzen bu, tek standart değil.
Farkı küçük sanabilirsin. Değil. Film senaryosunda kamera aksiyon satırını bir kez daha yorumlar. Bir oyuncunun yüzüne yaklaşabilir, elindeki kalemi büyütebilir. Sahnede araya giren bir kamera yoktur. Yönergeyi okuyan oyuncu onu bedeniyle, baştan ayağa ve seyircinin gözü önünde yapar. Seyircinin elli kişisi de aynı anı elli ayrı yerden görür.
Bir fark daha var. Film senaryosu çekim bitince çoğu zaman bir çalışma belgesi olarak kalır. Oyun metni ise yıllarca, başka başka topluluklarca yeniden oynanabilir. Her yeni yönetmen yönergeleri yeniden okur. Kimi onlara harfi harfine uyar, kimi birçoğunu provanın ilk haftasında çizer.
Bu yüzden sahne yönergesinin iki okuru var. Biri provadaki oyuncu ve yönetmen, öbürü metni bir kitap gibi okuyan kişi. İyi yönerge ikisine de yeter, ama ikisini de bağlamaz.
Emre'nin sorunu bu iki okuru karıştırmasından geliyor. Filmde aksiyon satırına "Kalem son satırın hizasında asılı kalır" yazabiliyordu. Kamera o ucu büyütüp herkese aynı anda gösterirdi. Sahnede o işi oyuncunun bedeni görüyor. Emre bu yüzden bedenin her kıpırtısını sayfaya yazmaya kalkmış. Topluluğun okuduğu sayfa şöyle başlıyor:
(Nezahat Hanım masada oturur. Yüzünde derin bir yorgunluk var, gözleri dolmuştur. Kalemin kapağını açar, kapatır, yeniden açar; bunu kararsızlığını gösterecek biçimde, ağır ağır yapar.)
(Pencereye döner. Üç saniye bekler. Bakışında bir veda vardır.)
(Kapı açılır. Kâzım Bey girer; hafif alaycı ama içten içe kırgın bir yüzle sağdan üç adım atar.)
KÂZIM BEY (neşeli görünmeye çalışarak, sesi hafif titrek) — Günaydın muhtarım.
NEZAHAT HANIM (ağlamaklı, ama bunu saklamaya çalışarak) — Günaydın.
Gözlerin dolması, bakışın süresi, sesin titremesi. Kameranın yapacağı işi bu kez oyuncudan istiyor. Oysa oyuncunun yakın planı yoktur, bütün bedeni vardır. Ona ne yapacağını söylersen kendi yolunu bulur. Nasıl görüneceğini söylersen o yolu kapatırsın.
Mekanizma
Gerekli fiziksel eylem
Nermin Hanım'ın iki rengi sayfada kısa sürede belirginleşiyor. Birinci renk, sahnede gerçekten olan şeyler. İkinci renk, oyuncunun içinden geçmesi beklenen şeyler.
Birinci renkle işaretlenenler az. Nezahat Hanım sobaya bir odun atıyor. Dilekçeyi önüne çekiyor. Kalemin kapağını çıkarıp yeniden takıyor. Pencereye gidiyor. Kâzım Bey içeri giriyor, paltosunu askılığa asıyor.
Kalemin kapağı gerekli bir eylem. Kapak takılı kaldıkça imza yok. Seyirci daha ilk dakikada bunu öğreniyor. Sonra oyunun her anında kaleme bir göz atıyor. Mühür de gerekli. Barış belgesine mühür basılmasını beklerken dilekçeyi görecek. Mühür basılmazsa beklediği şey yok, bekleme yoksa da dilekçeyi görmesinin bir gerekçesi kalmıyor.
Sobaya atılan odun ise ilginç bir sınama. Salonda gerçek ateş yasak. Sobanın içinde kızıl bir lamba yanıyor. Emre soruyor: ateş yoksa odunu neden yazsın?
Oya Hanım'ın cevabı ertesi gün geliyor. Odun gerçek bir odun olacak, kuru ve hafif. Kapak açılınca lambanın parlaması ışıkçının işi. Emre'nin yazacağı yalnızca "bir odun atar." Gerisini topluluk bulacak.
Gerekli eylemi bulmanın yolu basit bir soru. Bu hareketi silersem bir şey bozulur mu? Kalem kapağını silersen imza kararı görünmez olur. Gözlerin dolmasını silersen hiçbir şey bozulmuyor. Oyuncu o anı zaten oynayacak.
Mekân bilgisi
Oyun metninin ilk yönergesi bir odayı kurar. Emre'nin ilk taslağında bu yönerge neredeyse bir sayfaydı. Önceki derste dolaplar, saat ve harita silindi. Kalan cümleler kısa ve sade.
Oyunun başındaki bu yönerge mekânı, zamanı ve sahnedeki ilk durumu bildirir. Dekorcu, ışıkçı ve okur odayı ilk kez orada görür.
Muhtarlık'ın açılış yönergesi şimdi birkaç satır. Kış sabahı. Döküm bir soba. Masada zımbalı dilekçe ve kalem. Sokağa açılan bir kapı. Önde, salona bakan, camı olmayan bir pencere.
Burada bir tuzak var. Emre kapının yerini "solda" diye yazmış. Oya Hanım ilk okumada soruyor: kimin solu? Seyirci salondan baktığında sol başka, oyuncu seyirciye döndüğünde başka. Yön, kimin bakışına göre yazıldığı söylenmezse iki türlü okunur. Emre yönergeye tek bir not ekliyor: yönler seyircinin bakışına göredir.
Mekân bilgisi yalnız açılışta gelmez. Oyun sürerken de odada bir şey değişebilir. Muhtarlık'ta öğleye doğru dal gölgesi kısalıyor. Emre bunu Saniye Hanım çıktıktan sonraki sessizliğe bir cümleyle yazıyor: dal gölgesi yerde kısalmıştır. Işığı nasıl kısaltacakları yine ışıkçının sorusu.
Giriş ve çıkış
Giriş çıkış sırası belli: muhtar tek başına başlar, önce Kâzım Bey, sonra Barış gelir. Barış'ın yerini Saniye Hanım alır. Önce Kâzım Bey, ardından Saniye Hanım ayrılır. Muhtar ikinci kez tek kalır, en son Ferhat kapıyı çalar.
Bu sıranın yönergesi Emre'nin taslağında karışık. Barış bir yerde "sağdan çıkar" diye yazılmış. Oysa odada tek kapı var. Kâzım Bey'in çıkışı ise hiç yazılmamış. Saniye Hanım'la konuşurken birden repliksiz kalmış, sayfadan kaybolmuş.
Bu küçük hata sahnede büyür. Kâzım Bey'i oynayan oyuncu ne zaman kalkacağını bilmiyor. Barış'ın oyuncusu daha da çok bilmek zorunda. Ferhat'ı da o oynayacak. Barış çıktıktan sonra kulise gidip atkısını, ceketini değiştirmesi gerekiyor. Arada geçen üç birim ona bu zamanı veriyor. Ama çıkışı sayfada belirsizse kulis süresi de belirsiz.
Emre her giriş ve çıkışı ayrı bir satıra alıyor. Her satır kısa ve aynı biçimde. Kâzım Bey'in çıkışına, bütün sabah ertelediği bakışı da ekliyor: kapıda durur, dönüp pencereye bakar, çıkar. Bu satır oyuncunun nerede durduğunu söylemiyor, kim olduğunu söylüyor. Seyirci o adamın ağaca neden sırtını döndüğünü tam bu çıkışta anlıyor.
Oyunculuğa alan bırakma
İkinci renk sayfada kalabalık. Gözleri dolu. Hafif alaycı ama içten içe kırgın. Neşeli görünmeye çalışarak. Ağlamaklı, ama saklamaya çalışarak.
Leman Hanım'ın itirazı burada bir kural gibi okunabilir. Oyuncu bir duyguyu, karşısındaki durumdan bulur. Kalem elinde, dilekçenin son satırı boş, kapıda her sabah gelen eski rakibi var. Bu durum yazılmışsa "gözleri dolu" bir fazlalık. Durum yazılmamışsa bu iki kelime onu kurtaramaz.
Film senaryosunda da durum aynıydı. Parantezler yalnız yanlış okunacak replikler için kalıyordu, davranış duygunun yerine yazılıyordu. Sahnede bu ilke daha keskin. Çünkü tiyatro oyuncusu aynı repliği her akşam yeniden oynar. Duygu yönergesi onu her akşam aynı yere bağlar.
Yönetmenlikten kaçınma
Emre'nin taslağında bir tür yönerge daha var. Kâzım Bey "sağdan üç adım atıp" sobaya yaklaşıyor. Nezahat Hanım "sahnenin ortasına gelip" duruyor. Barış bankta "seyirciye yarım dönük" oturuyor.
Oya Hanım bu satırlara itiraz etmiyor, gülüyor. Yazarın elli kişilik salonu görmediğini, sahnenin ne kadar dar olduğunu bilmediğini söylüyor. Üç adım o sahnede duvara çarpar. Hareket düzeni provada, o salonda, o oyuncuyla kurulur.
Emre adımları siliyor. Kalanlar gerekli eylemler. Kâzım Bey sobaya gider, ellerini sobaya tutar. Nerede durduğu yazılmıyor. Kaç adımda gittiği hiç yazılmıyor.
Bir yönerge daha gidiyor, ama bu kez tartışmayla. Nezahat Hanım'ın pencereden bakışı "üç saniye" sürüyordu. Nermin Hanım soruyor: bakış nerede bitiyor? Emre cevap veriyor. Kapı açılınca. O zaman süreyi saat değil, kapı belirliyor.
Emre bir yerde duraklamayı tutuyor. Barış dilekçeyi gördükten sonra, Nezahat Hanım cevap vermeden önce. Yalnızca tek kelime: (Duraklama.) Süre yok, sebep yok.
Okuma ile sahneleme dengesi
Oya Hanım e-postasında bir şey daha soruyor. Topluluk temsillerden sonra kapıda çay satıyor. Yanına küçük, basılı bir metin kitapçığı koymayı düşünüyorlar. Muhtarlık okunarak da yayımlanabilir mi?
Leman Hanım'ın bulunduğu okuma provası bu sorunun cevabını zaten vermişti. Yönergeleri okuyan arkadaş repliklerden uzun konuşuyordu. Kitapçığı evde açan okur da aynı şeyi yaşar. Yorgun yüzler, dolan gözler ve sayılan saniyeler okuru da yorar.
Ama okurun bir ihtiyacı da var. Oyuncunun bedenini, ışığı ve sesi görmüyor. Ona bir oda, bir hareket, bir nesne lazım. Emre'nin sadeleşmiş sayfası bu ikisinin arasında duruyor:
(Nezahat Hanım yalnız. Sobanın kapağını açar, bir odun atar, kapağı kapatır.)
(Masaya döner. Dilekçeyi önüne çeker. Kalemin kapağını çıkarır. Bir an bekler, kapağı yeniden takar.)
(Pencerenin önüne gider. Bakar.)
(Kapı açılır. Sokak sesi doluşur. Kâzım Bey girer, kapıyı arkasından kapatır. Ses kesilir.)
KÂZIM BEY (paltosunu askılığa asarken) — Dışarısı buz.
NEZAHAT HANIM (pencereden dönmeden) — Çaydanlık sobada.
Yönergeler okura odayı gösteriyor. Oyuncuya da yalnızca neyi yapacağını söylüyor. Kalemin kapağı ne zaman takılacak, imza atılacak mı, yazılmıyor. Son birim hâlâ açık.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Her yönergeyi silme sınamasından geçir. Bir satırı kapat ve sahneyi yeniden oku. Bir şey bozuluyorsa satır kalır. Bozulmuyorsa o satır oyuncunun ya da yönetmenin zaten yapacağı bir şeyi tekrarlıyordur.
Duyguyu bir nesneye bağla. Nezahat Hanım'ın kararsızlığı yazılmıyor. Kalemin kapağı takılıp çıkıyor. Seyirci kararsızlığı kapaktan okuyor, oyuncu da kapaktan buluyor. Nesne yönergeyi taşır, duygu oyuncuda kalır.
Süreyi olayla ölç. "Üç saniye bekler" bir saat ölçüsüdür, oyunun ölçüsü değil. "Kapı açılana kadar bakar" ise bakışı oyuna bağlar. Süreyi bir sonraki eylem bitirsin.
Yönü bir kez tanımla. Sol ve sağ, kimin bakışına göre yazıldığını söylemezsen iki ayrı odaya dönüşür. Açılış yönergesinde bir kez belirt, sonra hiç değiştirme.
Tek oyunculu iki rolde kulis süresini say. Barış ile Ferhat aynı oyuncuda. Barış'ın çıkışı ile Ferhat'ın girişi arasındaki birimleri yaz. Oyuncu atkısını değiştirmeye yetecek zamanı orada bulacak.
Yönergeyi şimdiki zamanla ve tek eylemle kur. "Kalemi alır." "Kapağı takar." Uzayan, birden çok duygu ve niyet taşıyan cümleler oyuncuyu değil okuru yönetmeye başlar.
Teknik ekibin sorusunu sorma, cevabını da yazma. Lambanın nasıl parlayacağı, gölgenin nasıl kısalacağı ışıkçının işidir. Sen yalnızca odada ne olduğunu yaz: odun atılır, gölge kısalmıştır. Çözüm yazarın sayfasından gelmez, o salondan gelir.
Duraklamayı az kullan. Her repliğin önüne duraklama koyarsan hiçbiri bir şey söylemez. Duraklama seyrekse oyuncu onu bir olay gibi oynar.
Parantezi replik içinde de ekonomik tut. Kişi adından sonra gelen kısa parantez, eşzamanlı bir eylem için iyidir: paltosunu asarken. Ton ve duygu için kullanılırsa replik iki kez söylenmiş olur.
Metni bir kez yüksek sesle oku, yönergeleri de oku. Yönergeler repliklerden uzun sürüyorsa sayfa oyunun değil açıklamanın sayfasıdır. Okuma provasının ilk dakikası bunu herkese gösterir.
Kitapçık okurunu ayrı bir kişi olarak düşün. Okur sahneyi görmez ama oyunu kafasında oynar. Ona oda, nesne ve hareket ver. Oyunun sonunu okur için ayrıca açıklama. Sahnede açık kalan, sayfada da açık kalmalı.
Yönergenin yerini replikle değiştirmeyi dene. Bazı yönergeler aslında bir repliktir. Barış'ın dilekçeyi gördüğünü yazmak yerine, Barış'a dilekçe hakkında yarım bir soru sordurabilirsin. Göz atmayı yönerge taşır, merakı replik. Hangisinin daha az kelimeyle daha çok iş gördüğünü sahne söyler.
Yönergeyi oyuncunun gözüyle bir kez daha oku. Her satırın başına "ben" koy: ben sobaya bir odun atarım. Cümle oynanabiliyorsa yerinde. "Ben bakışımda bir veda taşırım" diye okunuyorsa satır oyuncuya bir iş değil, bir sınav veriyor.
Yönerge yazarken provayı hayal et, ama yönetme. Bir yönerge yazarken o anın sahnede nasıl görüneceğini düşünmek iyi bir alışkanlık. Hayal ettiğin her ayrıntıyı yazmak ise başka bir şey. Hayalin sana yazılacak tek eylemi bulsun, gerisi defterde kalsın.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Duyguyu yazmazsam oyuncu bulamaz."
Oyuncu duyguyu durumdan bulur. Kalem elinde, son satır boş, kapıda eski bir rakip varsa duygu zaten orada. Yazılan duygu onu tek bir okumaya kilitler.
Yaygın yanlış"Yönerge ne kadar ayrıntılıysa oyun o kadar benim oyunum olur."
Ayrıntılı yönergeler çoğu zaman provanın ilk haftasında çizilir. Yazara kalan, sahnede gerçekten gerekli olan birkaç eylemdir. Onları iyi seçmek oyunu korur.
Yaygın yanlış"Hareket düzeni yazarın işidir."
Kimin nerede durduğu o salonda, o oyuncuyla kurulur. Yazar salonun ölçüsünü ve oyuncunun bedenini bilmez. Ancak bir hareket anlam taşıyorsa yazılır: Kâzım Bey'in kapıdaki tek bakışı gibi.
Yaygın yanlış"Az yönergeli metin yarım metindir."
Kral Lear'ın uçurumu tek yönergeyle değil, sözle kuruluyor. Az yönerge, sözün ve oyuncunun daha çok iş yapması demektir.
Yaygın yanlış"Beckett gibi yazarsam kesin bir metin yazmış olurum."
Beckett'in titizliği oyunlarının biçimiyle bir. Gerçekçi bir oyunda aynı titizlik, oyuncuyu bir kukla gibi oynatır.
Yaygın yanlış"Giriş ve çıkışlar kendiliğinden anlaşılır."
Anlaşılmaz. Yazılmayan bir çıkış oyuncuyu sahnede repliksiz bırakır. Tek oyunculu iki rolde ise kulis zamanını yok eder.
Yaygın yanlış"Sahne yönergesi seyirci için yazılır."
Seyirci yönergeyi hiç okumaz. Yönergenin okuru provadaki ekip ve metni kitap olarak açan kişidir. Seyirci yalnızca sonucunu görür.
Yaygın yanlış"Yönergeyi oyuncu okumaz, yönetmen okur."
Oyuncu ilk okumada her satırı okur. Okuma provasında yönergeler yüksek sesle de okunur. Oyuncunun karakteri ilk tanıdığı yer çoğu zaman o satırlardır. Bu yüzden duygu yönergesi oyuncuya ilk günden bir okuma dayatır.
Yaygın yanlış"Süre yazmak kesinlik sağlar."
Saniye yazılan bir bakış her akşam başka uzunlukta olur, çünkü seyirci her akşam başkadır. Süreyi bir olaya bağlamak daha kesindir: kapı açılınca biter.
Yaygın yanlış"Ses ve ışık yazara kalmaz."
Hangi sesin ne zaman girdiğini yazar söyler. Nasıl yapılacağını ekip bulur. Kapı açılınca sokak sesi doluşur, bir yönergedir. Ses kaydının ayarı ise yazarın işi değil.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Sahne yönergesi replik dışında kalan satırdır ve seyirciye okunmaz.
- Gerekli eylem yazılmazsa oyunun anlamı bozulur.
- Açılış yönergesi odayı kısa satırlarla kurar.
- Yön, kimin bakışına göre yazıldığı söylenmezse iki türlü okunur.
- Her giriş ve çıkış ayrı bir satırla yazılır.
- Tek oyunculu iki rolde kulis süresi giriş ve çıkış sırasından gelir.
- Duygu yönergesi oyuncunun bulacağı okumayı kilitler.
- Hareket düzeni provada kurulur, yazarın sayfasında değil.
- Süreyi saat değil, bir sonraki olay belirler.
- Yazılı duraklama seyrek kullanılınca iş görür.
- İyi yönerge hem provadaki ekibe hem kitapçık okuruna yeter.
- Sahnede açık kalan son, sayfada da açık kalmalı.
- Teknik çözüm salondan gelir; yazar yalnızca odada ne olduğunu yazar.
- Duygu bir nesneye bağlanınca oyuncu da seyirci de onu nesneden okur.
Sonraki derse köprü
Emre'nin ilk sayfası bir film sayfasıydı: kamera dallardan iniyor, kalemin ucuna yaklaşıyordu. Muhtarlık o kamerayı kaybedip bir kara kutuya sığdı. Şimdi soruyu ters çevirelim. Biri bu oyunu filme çekmek isterse kamera muhtarlıktan çıkıp çınara gider mi? Seyircinin başlarının üstünden bakılan ağaç ekranda gösterilir mi? Ya da tersine, Nöbet'in hastane odası bir kara kutuya taşınsa koridor ve arka kapı nereye gider? Sonraki derste uyarlamanın iki yönünü konuşacağız. Mekânı sıkıştırmak ile genişletmek arasındaki seçim, sahne dışında kalan bir olayın ekranda ne olacağını da belirler.