Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Romanın hacmi sahne sahne değil, hat hat sıkıştırılır.
- Son sayfa testi ana olay örgüsünü ve temel ilişkiyi gösterir.
- Besleyen alt öykü kısalabilir, ama bıraktığı yük filme taşınır.
- Yalnız yansıtan bir hat, yansıması ana hatta görünüyorsa gidebilir.
- Uzun bir yan hattın ana hatta değdiği an kurtarılır.
- Düğüm karakter iki hattı tek yüzde bağlar ve çevresini de değiştirir.
- Ödünç saat bir yan hattın takvimiyle ana hattın zamanını ölçer.
- Karşı vitrin olayı mekâna taşımadan görünür kılar.
- Düşünce turlarından yalnız yön değiştirenler sahneye kalır.
- Dokunulmaz sahne hazırlığıyla birlikte korunur.
- Bir yan hattın sahneleri gidebilir; taşıdığı bilgi en kısa yoldan kalır.
- Her sıkıştırma kararı bir kazanç ve bir bedelle birlikte yazılır.
Açılış sahnesi
Emre'nin CİLTÇİ nüshası masada bir kirpi gibi duruyor. Sayfaların arasından beş renk yapışkan şerit taşıyor. Sarılar Gülşah'ın, maviler karşı dükkândaki Celâl'in, yeşiller Ragıp'ın. Kırmızılar Lâle'nin anıları, griler Vecdi'nin çıraklık yılları.
Burcu şeritleri sayıyor. Maviler neredeyse sarılar kadar çok.
«Celâl'in davası romanın üçte biri,» diyor Emre. «Adliye koridorları, avukat, binanın mirasçıları. Vecdi her duruşmadan sonra ona simit alıyor.»
«Filmde bir duruşma salonu mu olacak?» diye soruyor Selim.
«Olmazsa Celâl'in neyi kaybettiği görünmez. Celâl giderse sokak da boşalır.»
«Sokak yerinde kalır,» diyor Nermin Hanım. «Masadaki soru davanın kalıp kalmayacağı.»
Sonra kitabı arkadan açıyor. Son sayfayı bulup masanın ortasına çeviriyor. Sayfada iki kişi var, Vecdi ve Gülşah. Vecdi bitirdiği bir cildi kıza uzatırken onu karısının adıyla çağırıyor. Roman orada bitiyor.
«Bu sayfada hangi renkler var?» Nermin Hanım soruyu sayfaya parmağını koyarak soruyor.
Emre sayfanın kenarına bakıyor. Bir sarı şerit, bir de kırmızı. Mavi yok, yeşil yok.
Selim telefonunun hesap makinesini açmış. Emre'nin ilk sahne listesi perdeye çıksa üç saati rahat geçecek. Emre mavi şeritlerden birini yerinden söküyor. Parmağının ucunda bir süre çeviriyor, sonra şeridi aynı sayfaya geri bastırıyor.
Romanın hacmini sıkıştırmak, her hattın son sayfaya ne taşıdığını sorarak başlar; taşımayan hat ya kısalır ya bir işe bağlanır ya da gider.
Bu derste ne olacak
CİLTÇİ'nin kalabalık hacmini iki saatlik bir filme indirmeyi deneyeceğiz. Önce filmi taşıyacak hattı son sayfaya bakarak bulacağız. Vecdi'nin hangi ilişkisinin merkeze oturacağını seçeceğiz. Celâl'in davasını, Ragıp'ın telefonlarını, Lâle'nin anılarını ve çıraklık bölümlerini tek tek sınıflandıracağız. İki ayrı kişiyi tek bir yüzde birleştireceğiz. Bir kışı başka birinin takvimiyle ölçeceğiz. Adliyeyi atölyenin camından izleyeceğiz. Vecdi'nin her bölümde yeniden kurduğu kuşkudan yalnız yön değiştiren turları bırakacağız. En son romanın dokunulmaz anını, onu taşıyan hazırlıkla birlikte koruyacağız. Her kararın neyi kazandırıp neye mal olduğunu da yazacağız. Örnekler bir okulun tavan arasına, taş bir leğene, yağmurlu bir bozkıra, bir büyü okulunun koridoruna ve bir piskoposun sofrasına uzanıyor.
Sıfır noktası
Roman okurunu haftalarca yanında tutabilir. Bu süre boyunca birçok hattı aynı anda yürütür. Bir hat ana karakterin derdini taşır. Öbürleri onun çevresinde dolaşır, bazen bir bölüm boyunca ondan uzaklaşır. Okur bu uzaklaşmaya razıdır, çünkü kitabı bırakıp ertesi gün dönebilir. Film ise iki saatlik tek bir yolda bütün hatları aynı soluğa sığdırmak zorunda.
Sıkıştırma, kaynağın kişilerini, olaylarını, zamanını ve mekânlarını filmin süresine göre azaltmak demek. Romanın hacmini sıkıştırmak bu işin en büyük ölçeği. Burada tek tek sahneler değil, romanın bütün mimarisi yeniden kuruluyor. Hangi hat kalacak, hangisi bir sahneye inecek, hangisi bütünüyle gidecek? Hangi kişiler birleşecek, hangi yıllar atlanacak?
Bu sorulara cevap vermeden önce romanın neyi anlattığını bilmek gerekiyor. Burada okurun hafızası yanıltabilir. Okur en çok sevdiği bölümleri hatırlar, en uzun bölümleri de önemli sanır. Emre için Celâl'in davası ikisi birden. Romanın en sıcak sayfaları orada. Ama bir bölümü sevmek, o bölümün filmi taşıdığını göstermez.
Sözlükteki ana olay örgüsü, ana karakterin amacı ve karşı gücü etrafında başından sonuna süren zincir. Romanda bu zinciri bulmak her zaman kolay olmuyor. CİLTÇİ'nin anlatıcısı her şeyden aynı tutkuyla söz ediyor. Celâl'in duruşmaları ile Gülşah'ın elleri aynı süslü cümlelerle anlatılıyor. Vecdi'nin dili bir hattı öbüründen ayırmıyor; ayırma işi uyarlamacıya kalıyor.
Romanın yan hatlarının çoğu bir dünya kurmak için orada. Celâl'in davası çarşının nasıl değiştiğini, Ragıp'ın telefonları ailenin nasıl dağıldığını anlatıyor. Okur bu dünyada dolaşırken ana hattı unutmaz, çünkü anlatıcının sesi onu hep geri çağırır. Filmde her yan hat kendi kurulumunu ister: kendi yüzü, kendi mekânı, kendi sahnesi. Beş hattın her biri birkaç sahne isterse ana hikâyeye yer kalmaz.
Ölçek de değişiyor. Kısa bir taslakta fazla bir sahneyi atmak yeter. Romanda ise giden şey bir sahne olmuyor, onlarca sayfalık bir dünya oluyor. O dünyanın içinde ana hatta değen birkaç an bulunabilir. Bunları kurtarmadan bir hattı silmek, ana hattın bir yerini de boşta bırakır.
Bu derste kararlar hep aynı sırayla verilecek. Önce ana hat, sonra temel ilişki, sonra öbür hatların sınıfı. Kişi, zaman ve mekân ancak bundan sonra daraltılacak.
Mekanizma
Son sayfa
Emre bir özet cümlesiyle başlamak istiyor. Nermin Hanım onu kitabın öbür ucuna gönderiyor.
CİLTÇİ'nin son sayfasında atölye, Vecdi ve Gülşah var. Vecdi bitmiş bir cildi kıza uzatıyor ve ona Lâle diyor. Celâl yok, Ragıp yok, dava yok. Roman baştan beri bir yere gidiyormuş: kuşkulanan bir ustanın, kuşkulandığı çırağın yanında kalakaldığı ana. Ana hat bu.
Selim testi tersinden deniyor. «Son sayfa Ragıp'ın telefonuyla bitseydi?» O zaman roman bir baba ile oğulun hikâyesi olurdu, dükkânın satışı da onun sorusu. CİLTÇİ öyle bitmiyor. Ragıp'ın hattı ne kadar uzun sürerse sürsün, son sayfada bir karşılık bulmuyor.
Temel ilişki de buradan seçiliyor. Emre önce Vecdi ile Ragıp'ı istiyor; küslükleri onu romanda en çok sarsan yer. Ama son sayfa bir baba ile oğlu değil, bir usta ile çırağı bırakıyor. Emre Vecdi–Gülşah ilişkisini merkeze koyuyor. Ragıp kalacak, ama o ilişkinin çevresinde dönecek.
Hatların sınıfı
Burcu şeritleri renklerine göre ayırıyor. Kâğıdın tepesine tek soru yazıyor ve her renk için ayrı ayrı cevaplıyor: bu hat ana hatta ne bırakıyor?
Ragıp'ın hattı besleyen bir hat. Dükkânı satma isteği Vecdi'nin üstüne dışarıdan bir baskı koyuyor. Lâle'nin anıları da öyle. İlk bakışta romanın en nostaljik, en vazgeçilebilir sayfaları gibi duruyorlar. Ama son sayfadaki yanlış ad oradan geliyor. Seyirci Lâle'nin adını önceden duymadıysa final bir ad karışıklığından öteye geçmez. Emre geri dönüşleri çıkarıyor, Vecdi'nin fotoğrafa söylediği adı tutuyor. Ad filmin ilk yarısında en az iki kez duyulacak.
Gri şeritler başka bir sınıfta. Vecdi'nin gençliğinde ustası İzzet Usta onu bir kez haksız yere hırsızlıkla suçlamış. Bölümler güzel ve ana hattı bir ayna gibi yansıtıyor. Ama son sayfaya hiçbir şey taşımıyorlar. Seyirci aynı yansımayı Vecdi ile Gülşah'ın arasında zaten görecek. Emre gri şeritleri söküyor.
Maviler en zoru. Celâl'in davası sayfalarca kendi yolunda yürüyor ve ana hatta tek bir yerde değiyor. Celâl davayı kazanmak için eski kira defterini arıyor. Defteri yıllar önce Vecdi'ye ciltletmiş. Vecdi defteri atölyede bulamıyor ve okura, kızın onu da aldığını yazıyor. Davanın geri kalanı silinse bile bu an kalmalı. Kuşku orada ilk kez Vecdi'nin kendi malından bir dostun malına uzanıyor.
Bir yüz, iki hat
Romanda Ragıp'ın gönderdiği adsız bir emlakçı ile mirasçıların vekili Hikmet Bey ayrı kişiler. Biri Vecdi'nin dükkânını istiyor, öbürü Celâl'inkini. Konuşmaları da birbirine benziyor: kibar, sabırlı, acelesiz.
Emre'nin denemesinde Ragıp'ın adına atölyeye gelen adam Hikmet Bey. Seyirci onu daha önce karşı kaldırımda, Celâl'e bir zarf uzatırken gördü. Ragıp'ın teklifi böylece Celâl'in kaybıyla aynı yüzü taşıyor. Sokak tek bir elle iki dükkânı birden istiyor.
Nermin Hanım bedeli soruyor. Romanda emlakçı sıradan biri, satış isteği de bir oğulun yorgunluğu. Filmde Ragıp, Celâl'i dükkânından eden adamla anlaşmış gibi görünüyor. Oğul bir derece sertleşiyor. Emre bunu kabul ediyor, ama Hikmet Bey'e bir sınır çiziyor. Sesini hiç yükseltmeyecek, Vecdi'nin ciltlerini de içtenlikle beğenecek. Bir kötü adam doğmayacak, yalnız bir baskı yüz bulacak.
Bir kış, bir takvim
Emre geri dönüşleri çıkarınca film tek bir kışa iniyor. Ama romanda o kış da dağınık. Celâl'in davası aylara yayılıyor, Ragıp'ın telefonları haftalara. Bir kışın da bir saati olmalı.
Celâl'in davasının bir takvimi var: kâğıdın geldiği gün, son duruşma, boşaltma günü. Emre bu üç günü filmin üç dönemecine yerleştiriyor. Kâğıt geldiğinde Vecdi'nin duvarında henüz tek not yok. Son duruşmanın akşamı kira defteri aranıyor. Boşaltma sabahı Celâl'in kepengi son kez inerken Vecdi'nin duvarı kâğıtla dolmuş. Seyirci takvimi Celâl'den okuyor, ölçtüğü ise Vecdi.
Camdan görünen dava
Adliye, avukatın bürosu, Celâl'in evi romanda ayrı ayrı mekânlar. Emre hiçbirini çekmiyor.
Celâl'in dükkânı atölyenin camının tam karşısında. Dava oradan izleniyor. Bir sabah kepenge bir kâğıt yapışıyor. Bir öğle Celâl kapısında, Hikmet Bey'in getirdiği zarfla duruyor ve zarfı açmıyor. Bir gece dükkânın ışığı geç saate kadar yanıyor. Boşaltma günü sokağa bir kamyonet yanaşıyor. Kamera hep atölyenin içinde, Vecdi'nin ya da Gülşah'ın omzunun üstünden bakıyor. Duruşma salonu hiç görünmüyor, ama Celâl'in kaybı her gün camda.
Dönen kuşku
Romanda Vecdi kuşkusunu neredeyse her bölümde baştan kuruyor. Gülşah'ın ellerini yeniden tartıyor, eksilen şeyleri yeniden sayıyor, Lâle'nin uyarısını yeniden hatırlıyor.
Emre bütün turları ayrı bir kâğıda çıkarıyor. Çoğu aynı yerde dönüyor. Birkaçında ise kuşku yön değiştiriyor: kaybolan ilk deri, Celâl'in defteri, çay kutusundan geri gelen mühre. Emre yalnız bunları tutuyor ve her birini bir olaya bağlıyor. Geri kalanlar tek bir alışkanlığa iniyor, akşam sayımına. Sayım her akşam aynı kuşkuyu sessizce yeniden döndürüyor.
Dokunulmaz son
Son sayfa en başta yol gösterdi, en sonda korunuyor. Yanlış adın söylendiği an CİLTÇİ'nin dokunulmaz sahnesi. Emre bu sahnenin bir zinciri olduğunu görüyor. Ad önceden duyulmuş olmalı. Gülşah atölyede kalmış olmalı. Vecdi'nin eli kıza bitmiş bir cilt uzatmalı. Sıkıştırma bu halkaların hiçbirine dokunmuyor. Celâl'in kepengi inse de, Hikmet Bey'in teklifi masada dursa da, film atölyede iki kişiyle bitiyor.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Son sayfayı başta oku. Hatları sınıflamadan önce romanın nerede bittiğine bak. Son sayfada duran kişiler ve soru, ana hattın adresini verir.
Sevgiyi ve yükü ayrı sütuna yaz. Okur en uzun ve en sıcak bölümleri önemli sanır. Celâl'in davası Emre'nin en sevdiği sayfalardı. Bir hattı korumanın gerekçesi, ona duyulan sevgi değil, ana hatta bıraktığı yüktür.
Her hatta aynı soruyu sor. Ana hatta ne kalıyor: bilgi mi, nesne mi, baskı mı, hazırlık mı? Cevap çıkmıyorsa hat ya yalnız yansıtıyordur ya da kendi başına yürüyordur.
Nostaljik görünen hattı hemen silme. Lâle'nin anıları süs gibi duruyordu, finalin adı oradan geliyordu. Bir hattın işi bazen yalnız son sahnede görünür.
Yansımayı ana hatta ara. İzzet Usta'nın haksız kuşkusu, Vecdi ile Gülşah arasında zaten yaşanıyor. Yansıma ana hatta görünüyorsa, ayna görevi gören hat gidebilir.
Değme anını kurtar. Uzun bir yan hat ana hatta çoğu zaman tek bir yerde değer. Hattı silmeden önce o anı ayır. Kira defteri, Celâl'in davasından geriye kalan tek sahne olabilir.
Birleşen kişinin gölgesine bak. Düğüm karakter iki hattı bağlarken çevresindekileri de boyar. Hikmet Bey'in yüzü Ragıp'ı sertleştirdi. Bu yan etki istenmiyorsa kişiye bir sınır koy.
Takvimi al, mahkemeyi alma. Celâl'in üç günü filmi ölçüyor. O günler bir duruşma gerilimine dönüşürse ödünç saat asıl hikâyeyi yutar.
Ölçü giderken yenisini kur. Celâl'in sabah selamı Vecdi'nin kaymasını ölçüyordu. Boşaltma sabahından sonra o selam yok. Son günlerde boş kepenk ölçünün yerini alabilir.
Camın öbür yanını sessiz tut. Karşı vitrindeki olay duyulmaz, görülür. Bir kamyonet kapısı ya da sokaktan sızan bir ses yeter. Konuşmaları duyurmak, vitrini yeniden bir mekâna çevirir.
Turları say, yön değiştirenleri ayır. Kuşkunun aynı yerde döndüğü turlar bir alışkanlığa inebilir. Yön değiştiren her tur bir olaya bağlanmalı.
Dokunulmaz sahneyi zinciriyle koru. Bir finalin gücü çoğu zaman bir hazırlıktan gelir. Les Misérables'in şamdanları açılışta kaldı, kapanışta kayboldu. Hazırlığı kesilen sahne ayakta durur ama sesini yitirir.
Ortadan kesmek yeni bir son ister. Romanın ortasında biten film kendi sonunu kurmak zorunda kalır. Bitmeyen Öykü bu yüzden bir kovalamaca ekledi. Kesim yeri seni yeni bir finale borçlandırır.
Bilgiyi sahneden ayır. Bir yan hattın sahneleri giderken taşıdığı bilgi kalabilir. Melez Prens'te aile hatıraları gitti, gerekli bilgi bir konuşmaya sığdı. Önce bilgiyi yaz, sonra onu taşıyacak en kısa yolu ara.
Sıkıştırmayı okumamış izleyiciyle sına. Romanı bilmeyen biri Hikmet Bey'i tek kişi olarak tanıyacak ve hiçbir şey eksik bulmayacak. Romanı bilen okur ise iki kişinin nereye gittiğini soracak. İki tepkiyi de önceden yaz.
Kesilen hattı bir dosyada sakla. İzzet Usta'nın bölümleri bu filme girmedi. Yine de oyuncuya Vecdi'nin geçmişini anlatmak için değerli bir malzeme. Silinen hat sette bir arka plan notu olarak yaşayabilir.
Kazancı ve bedeli aynı satıra yaz. Her sıkıştırma kararının yanına iki kelime düş: ne kazandırdı, neye mal oldu. Hikmet Bey bir yüz kazandırdı, Ragıp'ın yumuşaklığına mal oldu. Bedeli yazılmamış karar, ileride sessizce geri döner.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Romanın en uzun hattı ana hattır."
Uzunluk yükü göstermez. Celâl'in davası romanın büyük bir parçası, ama son sayfada izi yok.
Yaygın yanlış"En sevilen ilişki merkeze konur."
Emre en çok baba ile oğulun küslüğünü seviyordu. Son sayfa ise bir usta ile çırağını aynı odada bırakıyor.
Yaygın yanlış"Ana hatta dokunmayan her hat bütünüyle atılır."
Bazı hatlar ana hatta yalnız bir kez değer. Kira defteri gibi o tek an kurtarılmazsa ana hatta da bir delik açılır.
Yaygın yanlış"Geri dönüşler çıkınca geçmiş de çıkar."
Lâle'nin yılları perdeden gitti, adı kaldı. Geçmiş bazen tek bir kelimede yaşar.
Yaygın yanlış"İki kişiyi birleştirmek yalnız oyuncu sayısını azaltır."
Birleşen kişi iki hattı birbirine bağlar ve çevresindekileri de değiştirir. Hikmet Bey'in yüzü Ragıp'ı daha sert gösterdi.
Yaygın yanlış"Zamanı sıkıştırmak için ekrana tarih yazmak yeter."
Yazı zamanı bildirir, hissettirmez. Celâl'in takvimi zamanı olaylarla işaretliyor.
Yaygın yanlış"Çıkarılan mekân, çıkarılan olaydır."
Adliye filmde yok. Dava ise her gün atölyenin camından görünüyor.
Yaygın yanlış"Anlatıcının her kuşkusu perdeye bir sahne olarak girmeli."
Aynı yerde dönen kuşku perdede yerinde sayar. Yön değiştiren turlar kalır, gerisi bir alışkanlığa iner.
Yaygın yanlış"İkonik sahneyi korumak, onu filme koymaktır."
Sahnenin gücü çoğu zaman hazırlığında yatar. Les Misérables şamdanları açılışta tuttu, kapanışta kaybetti.
Yaygın yanlış"Romanın yarısını kesmek yalnız süre kazandırır."
Kesim yeri ana hattı da değiştirir. Bitmeyen Öykü ortada bitince başka bir hikâye anlattı.
Yaygın yanlış"Bir yan hat giderse taşıdığı bilgi de gider."
Bilgi sahneden ayrılabilir. Harry Potter ve Melez Prens aile hatıralarını çıkardı, gereken bilgiyi kısa bir konuşmaya taşıdı.
Yaygın yanlış"Sıkıştırma romanı okumuş izleyiciye ihanettir."
Okur bazı yüzleri arayacak, ama ana hat ona tanıdık gelecek. Kayıp ancak çekirdeğe dokunursa ihanete döner.
Yaygın yanlış"Yan karakterleri birleştirmek, kötü bir karakter yaratır."
Birleşen kişi yükü taşır, ama tonu yazar belirler. Emre Hikmet Bey'in sesini hiç yükseltmeyerek onu kötü adam olmaktan alıkoydu.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Romanın hacmi sahne sahne değil, hat hat sıkıştırılır.
- Son sayfa testi ana olay örgüsünü ve temel ilişkiyi gösterir.
- Besleyen alt öykü kısalabilir, ama bıraktığı yük filme taşınır.
- Yalnız yansıtan bir hat, yansıması ana hatta görünüyorsa gidebilir.
- Uzun bir yan hattın ana hatta değdiği an kurtarılır.
- Düğüm karakter iki hattı tek yüzde bağlar ve çevresini de değiştirir.
- Ödünç saat bir yan hattın takvimiyle ana hattın zamanını ölçer.
- Karşı vitrin olayı mekâna taşımadan görünür kılar.
- Düşünce turlarından yalnız yön değiştirenler sahneye kalır.
- Dokunulmaz sahne hazırlığıyla birlikte korunur.
- Bir yan hattın sahneleri gidebilir; taşıdığı bilgi en kısa yoldan kalır.
- Her sıkıştırma kararı bir kazanç ve bir bedelle birlikte yazılır.
Sonraki derse köprü
CİLTÇİ'de iş eksiltmekti: kalın bir kitaptan iki saat çıkarmak. Selim'in getirdiği KANTAR ise birkaç sayfa. Bir bozkır yolunun kenarında, gece, bir kamyon tartıya çıkıyor. Öykü bir fişe yazılan sayıyla bitiyor ve okur o sayıyı öğrenmiyor. Bu kez elde fazla değil, az malzeme var. Yarım saatlik bir geceyi uzun bir filme taşırken o gecenin öncesine ne eklenir, sonrasına ne? Eklenen hangi sahne fişteki sayıyı farkında olmadan ele verir?