Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Politik alt tür, kahramanın kararın verildiği odaya uzaklığıyla ve elindeki araçla belirlenir.
- Politik drama, seçim ve diplomasi odanın içinden bakar.
- Seçim hikâyesini oy hesabı, diplomasiyi iki katlı pazarlık taşır.
- Bürokrasi kapıda, bir kâğıdın yolunda yaşar.
- Politik gerilim, komplo eşiği geçildiğinde başlar.
- Gazetecilik doğrulama zinciriyle, mahkeme bilmek ile ispatlamak arasındaki çizgiyle çalışır.
- Devrim bir karara değil, kararı veren düzene karşıdır.
- Hiciv ve distopya her konuma taşınabilen merceklerdir.
- Her konum izleyiciye ayrı bir söz verir ve hikâyenin saatini değiştirir.
- Hiciv kişiyi değil düzeni hedef alır; distopya bugünün bir kuralını sonuna kadar uzatır.
- Tür satırı en son doldurulur; önce kahraman ve onun odaya uzaklığı seçilir.
- MECLİS'in hangi konumda yazılacağı ve oylamanın sonucu açık.
Açılış sahnesi
Selim bir destek başvurusunun formunu masaya bırakıyor. Formun üçüncü sayfasında boş bir satır var: "Tür". Satır kısa, ancak tek bir kelime sığacak kadar.
"Bunu iki gündür dolduramıyorum," diyor Selim.
Burcu formu kendine çeviriyor. Altında MECLİS'in ilk taslağı duruyor. Kapanmış dokuma fabrikasının arsası, eski işçilerin mahallesi, imar değişikliği için yapılacak oylama, yaklaşan yerel seçim. "Bürokrasi dramı yaz," diyor. "Hikâyeyi Pervin'in masasındaki dosya taşıyor."
Emre başını iki yana sallıyor. "Dosyada bir tutarsızlık var. Bu bir gerilim. Pervin o tutarsızlığın peşine düştüğü an film başlıyor."
Burcu bu kez Aysel'in sayfalarını açıyor. "Ya da gazetecilik. Tutarsızlığı bir muhabir bulsa ne olur?"
Selim formu geri alıyor. Kalemi satırın üstünde bekliyor. Sonra kâğıdın kenarına küçük harflerle yazıyor: belki hiciv?
Nermin Hanım hiçbir öneriyi seçmiyor. Formu ışığa doğru tutup boş satıra bakıyor. "Dört ayrı kelime söylediniz," diyor. "Her biri bu taslaktan başka bir sahneyi çıkarır, başka birini sona koyar. Önce kahramanınızın o salona ne kadar yakın durduğunu söyleyin. Kelime ondan sonra gelir."
Politik bir hikâyenin alt türü, kahramanın kararın verildiği odaya uzaklığıyla ve o kapıyı hangi araçla açmaya çalıştığıyla belirlenir.
Bu derste ne olacak
Politik anlatının kollarını tek tek saymak yerine kahramanın durduğu yere bakacağız. Kimi kahraman kararın verildiği odanın içindedir, kimi kapısında bekler. Kimi kapıyı dışarıdan bir haberle ya da bir davayla zorlar. Kimi odayı yıkmak ister. Hiciv ve distopyayı ayrı ele alacağız, çünkü ikisi de her yere taşınabilen birer mercektir. MECLİS'i her konumda deneyip hikâyenin neyi kazandığına, neyi kaybettiğine bakacağız. Örnekler Kenya'daki bir diplomattan, bir itiraf tutanağından, bir televizyon stüdyosundan, bir kampanya odasından ve bir Kastilya köyünden geliyor. Ders sonunda tek bir kelime seçmeyeceğiz. Her kelimenin neye mal olduğunu göreceğiz.
Sıfır noktası
"Politik film" sözü afişte tek bir tür gibi durur. Oysa bu ad bir konu söyler, bir izleyici sözleşmesi söylemez. Bir seçim kampanyası da politiktir, bir mahkeme salonu da, bir gazete odası da. Ama izleyiciye verdikleri söz başkadır.
Bir başkanın gece yarısı tek başına bir karar verdiğini düşünelim. Kamera onun yanındaysa bir yönetme dramı izleriz. Kamera kapıdaki memurun yanındaysa bir dosyanın yolculuğunu izleriz. Kamera sokaktaysa aynı karar bir haber olarak gelir. Karar aynı. Değişen, kahramanın o karara uzaklığı.
İkinci soru, kahramanın elindeki araçtır. Bir bakanın elinde yetki vardır. Bir memurun elinde imza ve dosya. Bir muhabirin elinde kaynak ve sayfa. Bir avukatın elinde dilekçe ve tanık. Sokaktaki bir kalabalığın elinde ise yalnız sayısı ve sesi vardır. Araç değişince sahnenin aksiyonu da değişir. Kimi filmde aksiyon bir oylamadır, kimi filmde bir fotokopi, kimi filmde bir telefon.
Konum ile araç seçilince hikâyenin saati de kendiliğinden ortaya çıkar. Seçim hikâyesinin saati sandık günüdür. Mahkeme hikâyesinin saati duruşma takvimidir. Gazetecilikte saat bir baskı gecesidir. Komplo hikâyesinde ise saat çoğu zaman görünmez. Kahraman ne kadar vakti kaldığını bilmez.
Ayarlar birbirini çeker. Kahraman içerideyse ve saati sandıksa, film bir yönetme ve kazanma hikâyesine döner. Kahraman dışarıdaysa ve elinde yalnız bir belge varsa, film bir ifşa hikâyesine döner. Aynı belediye, aynı arsa, aynı oylama bu ayarlarla bambaşka bir film olur.
Her konum izleyiciye ayrı bir söz verir. Politik drama bir kararın ağırlığını taşıtmayı vaat eder. Gerilim bir sırrın peşinde nefes tutturmayı. Gazetecilik bir gerçeğin gün ışığına çıkışını. Hiciv bir düzenin gülünç yüzünü. Yazar bu sözü verdikten sonra onu tutmak zorundadır.
Başvuru formundaki tek kelime bu ayrıntıların hiçbirini taşımaz. Afişinde gazeteci olan bir film, ikinci yarısını mahkeme salonunda geçirebilir. Selim'in satırı da kahramanı belli olunca dolacak, daha önce değil.
Mekanizma
Kapıya ne kadar yakınsın?
Nermin Hanım tahtaya bir kapı çiziyor. Kapının arkasına küçük bir masa koyuyor. Masanın başına bir harf yazıyor: N. Nail Bey.
Bu oda her zaman meclis salonu olmayabilir. MECLİS'te asıl karar belki bir makam odasında, belki bir arabanın içinde verilir. Selim'in taslağı bunu henüz söylemiyor. Ama kahramanın odaya uzaklığı söylendiği anda film şekil almaya başlar.
Odanın içinden: politik drama, seçim, diplomasi
Politik dramada kamera odanın içindedir. Kahraman gücü kullanan kişidir ya da ona çok yakındır. Dramayı kötülük değil, yönetmenin bedeli taşır. Her iyi seçenek başka bir şeyi feda eder.
Selim bu konumu Nail Bey için deniyor. Belediyenin borcu ödenmeli. İlçenin gençlerine iş lazım. Arsada konut yapılırsa yeni gelir doğacak. Öte yandan mahallede onu yıllardır tanıyan insanlar oturuyor. Bu versiyonda Nail Bey'in her sabahı bir hesaptır ve kimse onu kötü adam olarak okumaz. İzleyici onun masasından bakar ve onun yorgunluğunu taşır.
Seçim hikâyesi aynı odayı bir sahneye çevirir. Oda artık yalnız karar vermez, görünür de olur. Her hareket bir mesajdır.
Emre MECLİS'in seçim versiyonuna bir karakter ekliyor: Nail Bey'in kampanyasını yürüten Ertan. Ertan oylamanın tarihine takılıyor. Oylama seçimden önce yapılırsa mahalle sandığa öfkeyle gider. Sonraya kalırsa Fahri bekleyemeyebilir. Ertan bir öneri getirmiyor, yalnız bir tablo çiziyor. Tablonun bir sütunu sokakları, öbürü sandıkları gösteriyor. Nail Bey tabloya bakıyor ama eline almıyor. Bu versiyonda imar oylaması bir şehir kararı olmaktan çıkar, bir takvim sorusuna döner.
Diplomasi ise odanın birden fazla olduğu hikâyedir. Kahraman bir masada pazarlık eder, ama arkasında başka bir masa daha bekler.
Siyaset bilimci Robert Putnam bu durumu uluslararası müzakereler için adlandırdı. Ama yerel bir belediyede de işler. Nail Bey bir masada Fahri'yle konuşuyor. Fahri arsaya kaç kat çıkılacağını soruyor. Başkanın verebileceği her cevap öbür masada tartılacak. Orada meclis üyeleri ve mahalle oturuyor. Bekir de aynı ikiliği yaşıyor. Belediyeyle bir uzlaşmaya varsa bile derneğin genel kurulunu ikna etmek zorunda. Diplomasi versiyonunda MECLİS'in en gergin sahnesi bir salonda değil, iki masa arasındaki koridorda geçer.
Kapının önünde: bürokrasi ve politik gerilim
Bürokrasi hikâyesinde kahraman kararı vermez, kararın kâğıdını hazırlar. Pervin tam bu yerde duruyor. Dosya onun masasından geçmeden meclise gidemez. Bu konumun saati olağan işleyiştir. Gündem tarihi, ek süre, son imza. Bir tehdit değil, bir takvim baskı kurar.
Burcu'nun önerdiği bürokrasi dramında aksiyon küçük ve somut. Pervin bir sayfayı iki kez okuyor. Bir müdüre soruyor, cevap gecikiyor. Dosyayı bir gün daha masasında tutuyor. Her sahnenin sorusu aynı: bu kâğıt bir sonraki masaya hangi hâlde gidecek?
Emre'nin istediği gerilim bu noktada ayrılıyor. Bürokraside tutarsızlık bir iş sorunudur. Gerilimde ise birinin niyetine dönüşür.
Emre eşiği şöyle kuruyor. Pervin tutarsızlığı müdürüne bildiriyor. Ertesi gün dosya masasında değil. Kimse nereye gittiğini söylemiyor. Pervin o an bir hatanın değil bir elin varlığını düşünmeye başlıyor. Film artık bir dosya hikâyesi değil.
Nermin Hanım burada bir uyarı yapıyor. Komplo eşiği geçildiğinde izleyici bir cevap bekler. Bir el varsa kimin eli? MECLİS'te bu cevap verilmeyecek. Yolsuzluk olup olmadığı bu taslakta karara bağlanmıyor. Gerilim versiyonu bu belirsizliği taşıyabilir mi? Taşıyabilir, ama yazar teraziyi bilerek tutmalı. Her ipucu bir kefede gerçek bir tehlikeyi, öbür kefede Pervin'in korkusunu tartmalı. Terazi hiçbir sahnede tam inmemeli.
Kapıyı dışarıdan zorlamak: gazetecilik ve mahkeme
Gazetecilik ve mahkeme hikâyelerinin kahramanı odanın dışındadır. Ama elinde kapıyı açmaya yarayan bir kurum vardır. Biri sayfayla, öbürü dilekçeyle çalışır.
Burcu gazetecilik versiyonunu Aysel'in masasına kuruyor. Aysel'in çalıştığı haftalık gazetenin sahibi Feride Hanım. Aysel'e bir kaynaktan söylenti geliyor. Feride Hanım ikinci bir kaynak olmadan tek satır basmayacağını söylüyor. Aysel belediyeyi arıyor, cevap gelmiyor. Bekir konuşmaya hazır, ama Bekir taraf. Bu versiyonda her sahne zincire bir halka ekler ya da bir halkayı koparır. Doruk bir oylama değil, bir baskı gecesidir. Gazete basılacak mı, basılmayacak mı?
Mahkeme versiyonunda hikâyenin yeri değişir. Oylama artık doruk değildir, açılışa yaklaşır. Hangi taraf kaybederse salonun kapısından çıkıp başka bir salona yürür. Emre bu versiyona derneğin avukatı Galip Bey'i ekliyor. Galip Bey'in sorusu bir gazetecinin sorusundan farklı. Ne olduğunu bilmek ona yetmiyor. Bunu bir hâkimin önünde geçerli kılması gerekiyor. Bilinen ile ispatlanabilen arasındaki bu çizgi, mahkeme anlatısının bütün gerilimini taşır. Pervin'in gördüğü tutarsızlık bu versiyonda bir tanıklığa dönüşür. Pervin kürsüye çıkacak mı?
Odayı yıkmak: devrim
Emre bir an daha da ileri gidiyor. Mahalle arsayı işgal etse, meydana yürüse ne olur?
Nermin Hanım bunun bir protesto sahnesi olduğunu söylüyor, bir devrim anlatısı değil. Devrim anlatısı bir kararı değil, kararı veren düzenin kendisini hedefler. Kahraman odaya uzak değildir. Odanın varlığına karşıdır. MECLİS'in herkesi ise düzenin araçlarıyla dövüşüyor. Oy, dilekçe, haber, imza. Bekir belediyeyi yıkmak istemiyor, mahallesini korumak istiyor. Ölçeği büyütmek bu hikâyeyi güçlendirmez. Onu başka bir filme çevirir.
Mercek olarak: hiciv ve distopya
Hiciv ve distopya bir konum değildir. Her konuma taşınabilen birer mercektir. Hiciv odanın kurallarını abartıyla gösterir. Distopya o kuralları sonuna kadar uzatıp bir dünya kurar.
Selim'in kâğıt kenarına yazdığı hiciv denemesi şöyle. Meclis toplantısı başlıyor. Arsa gündemin en sonunda. Üyeler saatlerce fabrikanın eski bacasının hangi renge boyanacağını tartışıyor. Arsaya sıra geldiğinde salonun ışıkları zamanlı düğmeyle sönüyor. Burcu gülüyor. Sonra bir sınır çiziyor. Hiciv salonun alışkanlıklarına gülebilir. Bekir'in korkusuna gülerse karikatür olur. Nail Bey'i gülünç bir adama çevirirse taraf olur. Hicvin hedefi kişiler değil, onları konuşturan düzen olmalı.
Selim distopya merceğini de deniyor. Bir ilçe düşünüyor. Orada kapanan her fabrikanın arsası ertesi sabah kendiliğinden ihaleye çıkıyor. Kimse oylamıyor, kimse itiraz etmiyor. Mahalle bir sabah evlerinin plan üzerinde başka bir renge boyandığını görüyor. Fikir çarpıcı. Ama Nermin Hanım neyin kaybolduğunu gösteriyor. Pervin'in dosyası, Aysel'in kaynağı, Bekir'in dilekçesi gidiyor. İnsanların kararı etkileyebildiği bütün kapılar kapanıyor. MECLİS'in asıl sorusu bu kapıların işe yarayıp yaramadığı. Distopya bu soruyu cevaplanmış sayıyor.
Formdaki satır
Nermin Hanım tahtadaki kapının etrafına küçük işaretler koyuyor. İçeride Nail Bey ve Ertan. Kapıda Pervin. Dışarıda Aysel, Feride Hanım, Galip Bey ve Bekir. Kenarda iki mercek.
Konum değiştikçe taslağın ağırlık merkezi kayıyor. Politik dramada yönetmenin bedeli sayfanın ortasına yerleşiyor. Bürokraside bir kâğıdın yolu. Gerilimde bir korku. Gazetecilikte bir baskı gecesi. Mahkemede bir tanıklık. Her konum başka bir kahraman da seçiyor. Selim formu katlıyor. Satır hâlâ boş.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Kahramanı seçmeden alt türü seçme. Aynı oylama Nail Bey'den bakınca politik drama, Pervin'den bakınca bürokrasi, Aysel'den bakınca gazetecilik olur. Önce kimin gözünden bakılacağı belirlenir. Formdaki kelime bu seçimin bir sonucudur.
Konum, izleyicinin bilgisini de ayarlar. Gazetecilikte izleyici muhabirle birlikte öğrenir; bilgi açığı merak doğurur. Politik dramada izleyici odadakinin bildiğini bilir. O zaman dışarıdakilerin bilmediği her şey dramatik ironiye döner. Aysel bir söylentinin peşindeyken izleyici Nail Bey'in masasını görmüşse, her sorusu başka bir ağırlık taşır.
Bir konumu seç, ötekinden tek bir sahne ödünç al. Bürokrasi dramına tek bir gazetecilik halkası eklemek dosyayı dış dünyaya bağlar. Ama ikinci konum büyüdükçe izleyicinin merakı ikiye bölünür. Ödünç sahne ana konuma hizmet etmeli, onunla yarışmamalı.
Komplo eşiğini geç koy. Eşik ne kadar erken geçilirse izleyici o kadar erken bir cevap bekler. Eşik geç gelirse dosya sahneleri kendi gerilimini taşır. İzleyici bir hatanın bir niyete dönüştüğü anı kahramanla birlikte yaşar.
Cevapsız bir gerilimde terazinin iki kefesini de doldur. Yolsuzluk kesinleşmeyecekse her ipucunun masum bir açıklaması da olmalı. Masum açıklama zayıf kalırsa film sessizce bir hüküm vermiş olur.
Seçim hikâyesinde zafer bir soru bırakmalı. Oy hesabı kazanmayı kolaylaştırır, ama kazanmanın anlamını aşındırır. Seçim hikâyesinin en güçlü sonu çoğu zaman kazananın ne yapacağını bilmediği andır.
İki katlı pazarlıkta arka masayı göster. İzleyici yalnız ön masayı görürse müzakereci inatçı görünür. Arkasındaki baskıyı görürse inadın sebebini anlar. Bekir'in genel kurulu tek bir sahneyle bile görünse, belediyeye karşı tavrı başka okunur.
Doğrulama zincirinin kopan halkasını sahneye çevir. Bir kaynağın vazgeçmesi, bir belgenin kaybolması, bir yöneticinin tereddüdü. Gazetecilik hikâyesinin en gergin sahneleri bu kopuşlardır. Yayın gecesi ancak bunlar yaşandıktan sonra ağırlık kazanır.
Mahkeme salonunu son çare olarak kullan. Salon kuralları sıkı bir mekândır. Duygusal ağırlık çoğu zaman salonun dışında kurulur: bir koğuşta, bir mutfakta, bir koridorda. Salon yalnız orada biriken şeyin görüldüğü yerdir.
Hicvin hedefini bir cümleyle yaz. Hedef bir kişiyse sahne alaycı bir karikatüre döner. Hedef bir alışkanlık ya da kuralsa her taraftan izleyici aynı anda güler.
Distopyanın kuralını bugünden ödünç al. Uç kural okurun tanıdığı bir şeyden çıkmalı. Tanınmayan bir kural yalnız bir fantezi dünyası kurar. Tanınan kural uzadıkça rahatsız eder.
Karşı tarafı kendi sözleriyle konuştur. Gerçek ya da kurmaca, politik bir figürü yazarken onun en güçlü gerekçesini onun ağzından yaz. Tutanak, konuşma, ilan metni bu işe yarar. Yazar ağzına zayıf bir gerekçe koyarsa izleyici hemen sezer.
Bürokraside her sahnenin sorusunu kâğıda bağla. Dosya nerede, kimin elinde, hangi imzayı bekliyor? Bu soru her sahnede değişirse izleyici kâğıdın yolunu bir kovalamaca gibi izler. Soru sabit kalırsa masa sahneleri birbirine karışır.
Kurmaca dünyayı gerçek bir haritaya bağlama. Parti adı, gerçek bir şehir, bir kanun maddesi izleyiciyi hikâyeden çıkarıp gündeme götürür. Adsız bir ilçe, izleyicinin kendi bildiği yerleri o ilçeye taşımasına izin verir. Politik anlatı böylece bir tartışma değil, bir deneyim olarak kalır.
Ölçeği konuya göre seç. Bir imar oylaması devrim filmini taşımaz. Bir devrim de bir dosyanın içine sığmaz. Hikâyenin ölçeği büyütüldüğünde soru küçülür.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Politik film, iyilerle kötülerin hikâyesidir."
Politik anlatının en güçlü örneklerinde iki taraf da bir şeyi korur. Nail Bey belediyenin borcunu, Bekir mahallesini korur. Kötü adam yazmak kolay bir çözüm sunar. Ama izleyiciye bir tartışma değil, bir hüküm vermiş olur.
Yaygın yanlış"Politik gerilim, gizli bir örgütün peşine düşmektir."
Gerilimin kaynağı çoğu zaman bir örgüt değil, sıradan bir dosyadaki küçük bir tutarsızlıktır. Komplo eşiği, kahramanın bu tutarsızlığa bir niyet yüklediği andır. Örgüt hiç görünmeyebilir.
Yaygın yanlış"Gazetecilik filmi bir ifşayla biter."
Pek çok gazetecilik filmi haberin bedeliyle biter. Bir gazete el değiştirir, bir program saat kaybeder, bir muhabir işinden olur. İfşa çoğu zaman ortadadır, sonda değil.
Yaygın yanlış"Mahkeme filminin hepsi salonda geçer."
Salon çoğu zaman yalnız bir çerçevedir. Asıl dramatik iş salona giden yolda yapılır.
Yaygın yanlış"Hiciv hafif bir türdür."
Hiciv bir düzeni çıplak gösterir. Bu yüzden hedefi yanlış seçilince hemen taraf tutar. İyi hiciv, en çok güldürdüğü yerde de adil kalır.
Yaygın yanlış"Seçim hikâyesi kampanya sahneleri demektir."
Kampanya bir yüzdür. Seçim hikâyesini asıl taşıyan, her kararın oy hesabıyla tartıldığı kapalı odalardır.
Yaygın yanlış"Distopya politik meseleyi daha çarpıcı kılar."
Distopya bugünün kurallarını uzatır ama bugünün insanlarını uzaklaştırabilir. Pervin'in tek bir imzasıyla değişebilecek bir dünyayı distopyaya çevirmek, o imzanın anlamını siler.
Yaygın yanlış"Politik film, bir mesaj vermek için yazılır."
Mesajı önceden bilinen bir film izleyiciye yalnız onay verir. Güçlü politik anlatı bir soruyu açar ve izleyiciyi onunla baş başa bırakır. Mesaj ancak hikâyenin içinden, bir bedel olarak çıkabilir.
Yaygın yanlış"Diplomasi büyük devletlerin hikâyesidir."
Diplomasinin yapısı her ölçekte işler. Bir belediye başkanı ile bir müteahhit arasındaki masa da iki katlı bir pazarlıktır. Bir dernek başkanının genel kurulu da bir arka masadır.
Yaygın yanlış"Bürokrasi dramı sıkıcıdır."
Bir kâğıdın bir masadan öbürüne geçişi, doğru kurulursa bir kovalamaca kadar gerer. Sıkıcılık konudan değil, sahnenin sorusu belirsiz kaldığından gelir.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Politik alt tür, kahramanın kararın verildiği odaya uzaklığıyla ve elindeki araçla belirlenir.
- Politik drama, seçim ve diplomasi odanın içinden bakar.
- Seçim hikâyesini oy hesabı, diplomasiyi iki katlı pazarlık taşır.
- Bürokrasi kapıda, bir kâğıdın yolunda yaşar.
- Politik gerilim, komplo eşiği geçildiğinde başlar.
- Gazetecilik doğrulama zinciriyle, mahkeme bilmek ile ispatlamak arasındaki çizgiyle çalışır.
- Devrim bir karara değil, kararı veren düzene karşıdır.
- Hiciv ve distopya her konuma taşınabilen merceklerdir.
- Her konum izleyiciye ayrı bir söz verir ve hikâyenin saatini değiştirir.
- Hiciv kişiyi değil düzeni hedef alır; distopya bugünün bir kuralını sonuna kadar uzatır.
- Tür satırı en son doldurulur; önce kahraman ve onun odaya uzaklığı seçilir.
- MECLİS'in hangi konumda yazılacağı ve oylamanın sonucu açık.
Sonraki derse köprü
Selim formdaki boş satırın yanına iki ad yazıyor: Nail Bey ve Bekir. Hangi alt tür seçilirse seçilsin, bu iki adam salonda karşı karşıya oturacak. İkisinin de bir gerekçesi var, ikisinin de bir bedeli. Emre'nin sorusu basit: Nail Bey'in inandığı şey ne, Bekir'inki ne? Burcu başka bir şeyden korkuyor. Bu adamlardan biri konuşmaya başladığında ağzından bir broşür çıkarsa ne olur? Karşı görüşü karikatüre çevirmeden iki değeri aynı sahnede yaşatmak bir sonraki işleri.