Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Kısa öyküde malzeme azdır; film bir olayın çevresine kurulur.
- Çapa olayın filmdeki yeri, filmin sorusunu belirler.
- Çapanın içi kısaltılmaz; okurun ayırdığı süre seyirciye de verilir.
- Sonrası bir tepki taşır; tepki sonucu söylerse sızıntı olur.
- Yeni kişi çapa olaya bir iş taşımalı.
- Kök engel öykünün kendi baskısından büyür ve sonraki kararı önceden tartar.
- Geriye yazılan ilişki, kaynaktaki isteğin anlamını değiştirir.
- Dünya halkalarla açılır; kapatılan halka da bir karardır.
- Yankı alt öyküsü aynı ikilemi küçük ölçekte sorar, kendi sonucunu ana karara devretmez.
- Ark karar verene bağlanır, kararın sonucuna değil; küçük bir arıza onu görünür kılabilir.
- Öykünün taşıyıcı cümlesi olduğu gibi korunur.
- Her yeni sahne iki sayıyla da okunabilmeli.
Açılış sahnesi
Selim masaya beş fotokopi sayfası bırakıyor. Zımbası yamuk, kenarlarında kurşun kalem notları var. Yanına telefonunu koyuyor. Ekranda bir yapımcının tek satırlık mesajı duruyor: «Bundan uzun film çıkar.»
«Soru işareti yok,» diyor Burcu.
«Yok,» diyor Selim. «Soruyu ben soruyorum.»
Öykünün adı KANTAR. Bir gece, bozkırda bir yol kenarı. Kantarcı Şenol tartıya çıkan kamyonun ağırlığını okuyor ve yükün, kâğıtta yazandan ağır olduğunu görüyor. Şoför Tuncer ondan farkı yazmamasını istiyor. Karşılığında hiçbir şey vermiyor, yalnız nedenini anlatıyor. Öykü yarım saat sürüyor ve Şenol'un fişe bir sayı yazmasıyla bitiyor. Okur o sayıyı hiç öğrenmiyor.
Emre son sayfayı iki kez çeviriyor. Arkası boş. «Uzun film için çok ince,» diyor.
Selim kâğıdın arkasına bir liste yazmış. Tuncer'in karısı. Yolda bozulan bir kamyon. Şenol'un gençliği. En altta da tek bir satır: «Ertesi sabah, müdürün odası.»
Nermin Hanım o satırın altını çiziyor. «Müdür ona ne diyecek?»
Selim cevap vermeye başlıyor, sonra susuyor. Müdür ya teşekkür edecek ya da hesap soracak. İkisi de Şenol'un yazdığı sayıyı söylüyor. Selim kalemi alıp satırın yanına küçük bir soru işareti koyuyor, sonra onu da karalıyor.
Kısa bir öyküyü uzatırken eklenen her sahne, öykünün açık bıraktığı soruyu açık bırakmak zorundadır.
Bu derste ne olacak
KANTAR'ın yarım saatini bir uzun metraja taşımayı deneyeceğiz. Önce öykünün gecesini filmin neresine koyacağımıza karar vereceğiz. Sonra o geceden önceki haftayı kuracağız. Kantara yeni insanlar ekleyeceğiz, ama her birine o geceye dokunan bir iş vereceğiz. Engelleri öykünün kendi malzemesinden büyüteceğiz. Şenol ile Tuncer'e bir geçmiş verip vermemeyi tartacağız. Kulübenin çevresine bir dünya, telefondaki İdil'e küçük bir hikâye açacağız. Şenol'a, sonucu ele vermeyen bir değişim arayacağız. Her yeni sahneyi aynı sınavdan geçireceğiz: fişteki sayıyı ele veriyor mu? Filmler bir Afrika kampından, ıssız bir adadan, Mars'tan, Brooklyn'de bir tütüncüden ve bir dergi arşivinden gelecek.
Sıfır noktası
Bir romandan film yaparken yazar çoğu zaman fazlalıkla boğuşur. Kişiler, yıllar, mekânlar perdeye sığmaz. Kısa öyküde sorun tersinedir. Malzeme azdır ve az olması öykünün gücüdür. KANTAR'ın birkaç sayfası tek bir geceyi anlatır, öncesine ve sonrasına hiç bakmaz. Tuncer'in nereden geldiğini, Şenol'un kaç yıldır o kulübede oturduğunu bilmiyoruz. Bu boşluklar bir eksik sayılmaz. Öykünün biçimi onlardan yapılmış.
Sözlükteki genişletme, kaynağın ince bıraktığı yerlere yeni sahneler, kişiler ve çatışmalar katmak demek. Romanda bu ince yerler kenarlarda durur: atlanan bir hafta, cevapsız bir mektup. Öyküde ise neredeyse her yer incedir. Yazar burada boşluk doldurmaz. Bir olayın çevresine bütün bir film kurar.
KANTAR'ın çapası tartı gecesi. Selim önce onun nereye konacağına karar vermek zorunda. Gece filmin başına konursa, film o geceden sonrasını anlatır. Sonuna konursa, film o geceye giden yolu anlatır. Ortaya konursa iki yönde de yük taşır. Her seçim başka bir film doğurur. Ama hepsinde gecenin içi değişmeden kalır: aynı tartı, aynı kâğıt, aynı istek, aynı telefon.
Burada bir çekim de var. Öykü ne kadar kısaysa, yazar onu açıklamaya o kadar heveslenir. Okurun öğrenmediği her şey bir soru gibi görünür. Tuncer neden bu yükü taşıyor? Şenol neyi yazdı? Genişletmenin ilk işi, bu soruları birbirinden ayırmak. Birincisine film bir dünya verebilir. İkincisi öykünün kalbi ve film ona dokunamaz.
Ayrımı yapmanın kolay bir yolu var. Öyküyü bitirmiş bir okura dön ve ona sor: Hangi cevabı öğrenseydin öykü bozulurdu? KANTAR'ın okuru Tuncer'in köyünü öğrense bir şey kaybetmez. Şenol'un yazdığı sayıyı öğrenirse, öykünün bütün yarım saati bir sonuca dönüşür. Öykü bir karar anını anlatıyordu, bir kararı değil. Selim'in filmi de bu ayrımı taşımak zorunda.
Kısa öykünün okuru sayfaları birkaç dakikada bitirir, ama gecenin içinde uzun süre kalır. Film o süreyi büyütecek. Büyüttüğü her şey de aynı gecenin ağırlığını artırmak için orada olacak.
Mekanizma
Geceden önceki hafta
Selim geceyi filmin sonuna koyuyor. Film, Şenol'un aynı kulübede geçirdiği bir haftayı izleyecek. Her gece başka kamyonlar tartıya çıkacak, her gece başka bir ayrıntı yerine oturacak. Seyirci kulübenin düzenini öğrenecek: devir saati, çay ocağına yürüyüş, sabaha karşı boşalan yol. Yedinci gece Tuncer gelecek. Öykünün yarım saati, filmin son yarım saati olacak.
Bu seçimin bir bedeli var. Seyirci o geceye okurdan hazırlıklı geliyor. Şenol'u tanıyor, kulübenin kurallarını biliyor. Öyküde bir yabancının isteği olan şey, filmde bir haftanın sonunda gelen bir sınav oluyor. Selim bunu kabul ediyor. Ama gecenin kendisini hiç kısaltmıyor. Öyküde yarım saat süren tartı, perdede de yarım saat sürüyor.
Sonrası için Selim'in listesinde tek satır vardı: müdürün odası.
Müdür sayıdan söz etmese bile yüzü söyler. Ertesi gece Tuncer'in kamyonu yeniden geçse, kasasındaki yük de söyler. Şenol'u sabah evinde, deliksiz uyurken gösteren bir plan bile bir şey söyler. Sonrasına konan her kare bir tepkidir ve tepki, neye verildiğini ele verir. Selim sabah sahnesini siliyor. Film, öykünün bittiği yerde, kalemin ucu fişe dokunduğu anda bitiyor.
Kantardaki ikinci adam
Selim'in ilk listesinde on bir yeni kişi vardı. Nermin Hanım her birine aynı soruyu soruyor: Bu kişi tartı gecesine ne getiriyor?
Liste bu soruyla hızla eriyor. Tuncer'in patronu bir sesle yetiniyor: telefonda, hiç görünmeden. Şenol'un gençliğinden bir arkadaş, hiçbir geceye dokunmadığı için gidiyor. Gündüz kantarcısı Lütfü ise kalıyor. Her akşam vardiya devrinde anahtarı ve defteri Şenol'a uzatıyor. Emekliliğine az kalmış, şakacı bir adam. Bir akşam defteri verirken «Gece kimse gelip tartıya bakmaz,» diyor. Bu bir tavsiye mi, bir uyarı mı, belli değil. Söz bütün hafta Şenol'un kulağında kalıyor. Tuncer'in karısı ise listeden çıkıyor. O kadın ancak Tuncer'in şehrinde yaşayabilir ve film o şehre hiç gitmeyecek.
Öykünün kendi engeli
Selim'in taslağında engeller dışarıdan geliyordu: bir fırtına, yolda bozulan bir kamyon, kulübede kesilen elektrik. Hiçbiri fişteki sayıya dokunmuyor.
Burcu bir sahne öneriyor. Haftanın üçüncü gecesi Mithat adında genç bir şoför tartıya çıkıyor. Onun yükü de kâğıttan biraz ağır. Şenol farkı fişe yazıyor. Mithat itiraz etmiyor, yalnız bir süre fişe bakıyor. Fazlayı gece yarısı yol kenarına boşaltıyor. Şenol kulübenin camından onun el fenerini izliyor. Fener uzun süre yanıyor, sonra kamyon hafifleyip yola çıkıyor. Bu sahne Tuncer'in sorununu daha küçük bir ölçekte, dört gün önceden kuruyor. Yedinci gece Tuncer geldiğinde, Şenol'un arkasında artık bir emsal var.
Plakayı bilen adam
Öyküde iki adam yabancı. Birbirlerinin adını bile sormuyorlar. Selim'in ikinci fikri onları eski tanıdık yapmak.
Burcu itiraz ediyor. Eski dost olurlarsa Tuncer'in ricası bir alacak gibi duyulur. Öyküde ise bir yabancının, karşılığında hiçbir şey vermeden yaptığı rica. Emre bir orta yol buluyor. Tuncer bu kantardan daha önce birkaç kez geçmiş. Şenol plakasını hatırlıyor, adını bilmiyor. Hafta içinde bir gece Tuncer boş kasayla geçiyor ve elini kaldırıyor. Şenol karşılık vermiyor. Bir tanışıklık kuruluyor, ama bir borç kurmaya yetmiyor.
Kulübenin çevresi
İlk halka kulübe ve tartı: kırmızı ışıklı ekran, karbonlu fiş destesi, gece yanan tek lamba. İkinci halka yolun karşısındaki benzinliğin çay ocağı ve Şenol'un kasabadaki evi. Selim üçüncü halkayı da çiziyor: Tuncer'in şehri ve yükün çıktığı yer. Sonra üstünü karalıyor. Film ikinci halkanın dışına çıkmayacak. Halkalar bir kuralı da beraberinde getiriyor: kamera kulübeden çıkarsa ya Şenol'la çıkıyor ya da İdil'in mutfağına gidiyor. Tuncer'in dünyası, öyküdeki gibi tek bir cümlede kalıyor.
İdil'in karnesi
Öyküde İdil yalnız telefondaki bir ses. Sınavına çalışıyor ve babasına bir yuvarlama sorusu soruyor: beş yukarı mı yuvarlanır, aşağı mı? Şenol cevap verirken gözü ekrandaki ağırlıkta.
Burcu İdil'e bir hafta veriyor. Deneme sınavında öğretmen onun yanlış bir cevabını doğru saymış. Söylerse puanı düşecek. Hafta ortasında babasına soruyor: «Sen olsan söyler miydin?» Şenol «Söylerdim,» diyor. İki gün sonra İdil «Ben hallettim,» deyip konuyu kapatıyor. Ne yaptığını kimse öğrenmiyor. Söylediği gösterilseydi, babasının kararını önceden fısıldardı. Söylemediği gösterilseydi, tersini fısıldardı. Tartı gecesinde telefon yine çalıyor ve İdil yine yalnız yuvarlamayı soruyor. Ama Şenol'un «Söylerdim» cevabı artık o kulübede onunla birlikte.
Kalemi tutan el
Öyküde Şenol değişmiyor, yalnız karar veriyor. Uzun bir filmde seyirci bir değişim bekler. Selim'in sorunu, değişimi sayıya bağlamadan kurmak.
Emre bir inanç buluyor. Haftanın başında Şenol sayıları kendisinin yazmadığına inanıyor. Kantar tartar, yazıcı basar, o yalnız imzalar. Dördüncü gece yazıcı bozuluyor ve Lütfü tamircinin pazartesi geleceğini söylüyor. O geceden sonra fişleri Şenol elle dolduruyor. Son gece kalemin kapağını açan adam, sayının sahibi olduğunu biliyor. Selim önce bunu fazla sessiz buluyor. Sonra yazıcının bozulduğu geceyi yeniden okuyor ve haftanın ortasında bir alışkanlığın değiştiğini görüyor. Sözlükteki ark kanıtı burada tek bir davranış: Şenol yazıyor. Neyi yazdığı arkın parçası değil.
İki sayı sınavı
Atölye her yeni sahneyi aynı sınavdan geçiriyor. Sahne iki sayıyla da okunabiliyor mu? Mithat'ın gecesi geçiyor: Şenol bir kez kurala uydu, ikinci kez uyabilir de uymayabilir de. Lütfü'nün sözü geçiyor. Tuncer'in kaldırdığı el geçiyor. Selim'in iki sahnesi geçemiyor. Birinde Tuncer tartıdan sonra evini arayıp gülümsüyor. Öbüründe Şenol bir fişi yırtıyor. İkisi de siliniyor.
Nermin Hanım sınavı bir kez de bütün hafta için yapıyor. Sahneler tek tek geçse de toplamları bir yöne eğilebilir. Mithat'ın gecesi Şenol'u kurala yakın gösteriyor. Lütfü'nün sözü ve Tuncer'in kaldırdığı el öbür yana ağırlık koyuyor. İdil'in «Ben hallettim»i ikisinin ortasında duruyor. Seyirci tartıya geldiğinde iki sayıyı da aynı ağırlıkta taşımalı.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Önce çapanın yerini seç. Öykünün olayı filmin başında, ortasında ya da sonunda durabilir. Her yer başka bir film doğurur. KANTAR'ın gecesi sona gidince film bir hazırlığa, başa gelince bir sonuca döner.
Çapanın içini kısaltma. Öykünün kendisi filmin aceleye gelen bölümü olmamalı. Okurun o olaya ayırdığı zamanı seyirciye de ver. Tartı gecesi öyküde yarım saat sürüyor; perdede de sürmeli.
Sonrayı bir tepki sınamasından geçir. Kaynağın bittiği yerden sonra gelen her sahne bir tepki taşır. Tepki sonucu söylüyorsa sahne sızdırıyor. Müdürün yüzü de, ertesi gece geçen kamyon da konuşmadan konuşur.
Her yeni kişiye çapadan bir iş ver. Yeni karakterin görevi, çapa olaya bir şey taşımak. Lütfü'nün devirdeki tek cümlesi, tartı gecesinde Şenol'un kulağında yeniden çınlar.
Yan karakteri ait olduğu halkada tut. Tuncer'in karısı ancak Tuncer'in şehrinde yaşar. Film o halkaya girmiyorsa kadın da girmez.
Engeli öykünün kendi sorunundan büyüt. Fırtına her filme girer. Kâğıttan ağır gelen küçük bir yük yalnız KANTAR'a aittir. Kök engel, sonraki büyük kararı önceden tartar.
Emsal kur, hüküm kurma. Mithat'ın gecesi Şenol'un bir kez nasıl davrandığını gösterir. İkinci kez nasıl davranacağını söylemez. Emsal ağırlık ekler, cevap eklemez.
Ortak geçmişin dozunu ölç. İki yabancıya verilen eski bir dostluk, ricayı bir alacağa çevirir. Hatırlanan bir plaka ise yalnız bir yüz tanıdıklığı kurar.
Çizdiğin halkayı da yaz. Dünyanın nereye kadar açılacağına yazmadan önce karar ver. Çizilen halka da bir karardır. Tuncer'in şehri filmde yok, ama Tuncer'in tek cümlesinde var.
Yankıyı kendi sonucuyla bırakma. Alt öykü kendi ikilemini çözerse ana kararı önceden fısıldar. İdil'in «Ben hallettim»i bir şey yaptığını söyler, neyi yaptığını söylemez.
Arkı karara değil karar verene bağla. Uzun film bir değişim ister. Değişimi sonuçla ölçersen sonuç açığa çıkar. Şenol'un arkı, sayının sahibi olduğunu kabul etmesinde biter.
Küçük bir arızayla arkı görünür kıl. Bozulan bir yazıcı, makinenin arkasına saklanan adamı ortaya çıkarır. Ark böylece bir sözle değil, bir alışkanlığın değişmesiyle kurulur.
Sahneleri tek tek değil, toplamda da tart. Her sahne iki sonuca açık olabilir, ama hafta bir yöne eğilebilir. Eklediğin sahnelerin her birini sonucu hangi yana ittiğiyle işaretle. Bir yan ağır basıyorsa karşısına bir ağırlık koy.
Öykünün tek cümlesini koru. Kısa öyküde bazı cümleler bütün bir sahneyi taşır. Tuncer'in nedeni öyküde tek bir cümle: bu yükle dönmezse ona bir daha yük vermeyecekler. Film o cümleyi açıklamalarla büyütürse, öykünün kuru sesi kaybolur. Selim cümleyi olduğu gibi Tuncer'in ağzına veriyor ve arkasına hiçbir şey eklemiyor.
Haftayı bir takvime dök. Eklenen geceleri kâğıtta alt alta yaz ve her birinin yanına tartı gecesine bıraktığı şeyi not et. Bir gecenin karşısı boş kalıyorsa o gece filmde yalnız süre dolduruyordur.
Okurun ve seyircinin farkını hesaba kat. Öyküyü okumuş biri son on dakikayı tanır ve bekler. Okumamış biri bir haftanın birikimiyle gelir. İki seyirci de aynı fişe bakarken aynı soruyu sormalı.
Silinen sahneleri bir dosyada tut. Sızdıran sahneler çoğu zaman iyi sahnelerdir ve yapımcı aynılarını isteyebilir. Neden çıktıklarını yazılı tutmak, o konuşmayı kısaltır.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Kısa öyküyü uzatmak, boşluklarını doldurmaktır."
Öyküde neredeyse her yer boşluk ve hepsini doldurmak öyküyü romana çevirir. Yazar bir olayın çevresine film kurar. KANTAR'da yeni olan her şey tartı gecesine doğru akıyor.
Yaygın yanlış"Öykünün sonrası, öykünün cevabıdır."
Sonraki her sahne bir tepki taşır ve tepki sonucu söyler. The Snows of Kilimanjaro'da sabah gelen uçak, öncesindeki bütün anıların anlamını değiştirdi.
Yaygın yanlış"Ne kadar çok yan karakter, o kadar zengin dünya."
Yan karakterin değeri çapa olaya taşıdığı işle ölçülür. Selim'in on bir kişisinden yalnız işi olanlar kaldı.
Yaygın yanlış"Yeni engel, gerilimi artıran herhangi bir aksiliktir."
Dışarıdan gelen engel sayıya dokunmaz. Mithat'ın küçük fazlası ise Tuncer'in büyük fazlasını önceden tartıyor.
Yaygın yanlış"Karakterlere ortak geçmiş vermek her zaman derinlik katar."
Geçmiş, kaynaktaki isteğin anlamını değiştirir. Eski dostun ricası bir alacak gibi duyulur, yabancınınki bir yardım çağrısı gibi.
Yaygın yanlış"Dünya kurmak, her yeri göstermektir."
Dünya, açılan halkalar kadar kapatılan halkalarla da tanımlanır. Total Recall Mars'a gitti; KANTAR yolun karşısındaki çay ocağında duruyor.
Yaygın yanlış"Alt öykü ana öyküden bağımsız yürümeli."
İyi bir yankı aynı ikilemi küçük ölçekte sorar. Smoke'un yan hayatları bu yüzden aynı yalanın çevresinde dönüyor.
Yaygın yanlış"Uzun filmde ark, karakterin sonunda doğru olanı yapmasıdır."
Ark bir davranışla kanıtlanır, ama o davranış sonucu söylemek zorunda değil. Şenol yazıyor; ne yazdığı açık kalıyor.
Yaygın yanlış"Kaynak bir şeyi açık bırakmışsa film onu kapatmalı."
Açık bırakılan soru öykünün kalbi olabilir. Total Recall son karesine kadar iki okumayı ayakta tuttu. KANTAR'ın filmi de son karede kalemin ucunda duruyor.
Yaygın yanlış"Öykünün gecesi filmde kısaltılabilir, nasılsa seyirci onu bir haftadır bekliyor."
Hazırlık ne kadar uzunsa, çapa olayın kendisine o kadar zaman gerekir. Tartı gecesi aceleye gelirse bütün hafta boşa birikir.
Yaygın yanlış"Sızıntıyı yalnız diyalog yapar."
Bir yüz, bir plan, bir kamyonun kasası da konuşur. Selim'in sabah sahnesinde müdür sayıyı hiç anmıyordu; yine de sahne sızdırıyordu.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Kısa öyküde malzeme azdır; film bir olayın çevresine kurulur.
- Çapa olayın filmdeki yeri, filmin sorusunu belirler.
- Çapanın içi kısaltılmaz; okurun ayırdığı süre seyirciye de verilir.
- Sonrası bir tepki taşır; tepki sonucu söylerse sızıntı olur.
- Yeni kişi çapa olaya bir iş taşımalı.
- Kök engel öykünün kendi baskısından büyür ve sonraki kararı önceden tartar.
- Geriye yazılan ilişki, kaynaktaki isteğin anlamını değiştirir.
- Dünya halkalarla açılır; kapatılan halka da bir karardır.
- Yankı alt öyküsü aynı ikilemi küçük ölçekte sorar, kendi sonucunu ana karara devretmez.
- Ark karar verene bağlanır, kararın sonucuna değil; küçük bir arıza onu görünür kılabilir.
- Öykünün taşıyıcı cümlesi olduğu gibi korunur.
- Her yeni sahne iki sayıyla da okunabilmeli.
Sonraki derse köprü
Selim KANTAR'ın dosyasını kapatıyor. Emre CİLTÇİ'yi yeniden masaya koyuyor. İki metin aynı masada durunca fark kulağa geliyor. KANTAR'ın cümleleri bir fiş kadar kısa ve kuru. Vecdi'nin tek bir cümlesi ise yarım sayfa sürüyor ve cilt terimleriyle örülüyor. Bir öyküyü büyütmek yetmiyor; bazen bir sesi perdeye taşımak gerekiyor. Uzun bir cümlenin nefesi kurgunun ritmine geçebilir mi? Forma forma dikilen bir hayat perdede bir görsel sisteme mi dönüşür, yoksa yalnız bir söz olarak mı kalır?