Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Nesne sembol olarak doğmaz, sahneden sahneye sembole dönüşür.
- Nesneler hatıra, kayıp, güç, statü, bağ, suç, kimlik ve değişim taşıyabilir.
- Masum giriş nesneyi fark ettirmeden kurar.
- Anlam birikiminde her görünüş öncekinin üstüne ekler.
- Yük nesneye değil, onunla yapılan eyleme bağlanır.
- El değiştiren nesne yeni sahibinin geçmişiyle okunur.
- Kırılan ya da kaybolan nesne bir boşluk bırakır ve seyirci onu doldurur.
- Son kullanım topladığı yükü harcar.
- Son kullanımdan sonraki görünüş yeni bir şey söylemiyorsa fazladır.
- Sembolün anlamını hiçbir karakter söylemez.
- Yükün değişmesi bir olaya bağlanır.
- İlk ve son el değiştirme ters yönde olursa iki sahne birbirini çağırır.
- Sembolü kimin gördüğü, nesnenin nereye konacağını belirler.
- Nesnenin fiziksel durumundaki değişim anlam değişimini sözsüz taşır.
Açılış sahnesi
Emre'nin elinde tek sayfalık yeni bir sahne var. Taburcu sabahından birkaç gün sonra, babanın evi, gündüz. Kapının yanındaki askıda Murat'ın ceketi asılı. Sahnede başka bir şey yok. Kimse girmiyor, kimse konuşmuyor.
Selim sayfayı okuyup masaya bırakıyor. Bunu kurguda nereye koyacağım, diye soruyor.
Finalden hemen önce, diyor Emre. Seyirci Murat'a ne olduğunu bilmeden çıkmasın.
Nermin Hanım sayfayı alıp ışığa tutar gibi okuyor. Seyirci ceketi son gece sandalyenin arkasında gördü, diyor. O plan ona ne söyledi?
Murat'ın bir şey bıraktığını.
Gittiğini mi, kalacağını mı?
Emre cevabı tartıyor. İkisini de, diyor sonunda.
Askı hangisini söylüyor?
Kaldığını.
O zaman son geceyi yeniden yazıyorsun, diyor Nermin Hanım. Ama önce şunu bul. O ceket son geceye nasıl geldi? İlk akşam neydi, yolda neler topladı?
Emre sayfaları baştan çeviriyor. Ceketi bir sembol olarak yazdığını hiç hatırlamıyor. İlk taslakta ceket yalnızca Murat'ın sırtındaydı. Anlam, sahneler birikirken kendiliğinden gelmişti. Şimdi o yolu geri yürümesi gerekiyor.
Bir nesne sayfaya sembol diye yazılmaz. Gündelik bir işle girer, sahneden sahneye anlam toplar ve son görünüşünde topladığını harcar.
Bu derste ne olacak
Bu derste bir eşyanın sembole nasıl dönüştüğünü adım adım izleyeceğiz. Önce nesnelerin neler taşıyabildiğine bakacağız: hatıra, kayıp, güç, statü, bağ, suç, kimlik, değişim. Sonra dönüşümün yolunu açacağız. Nesne sahneye nasıl girer, yükünü nasıl toplar, el değiştirince ne olur? Kırılan ya da kaybolan nesnenin ardında ne kalır? Son görünüşü neden önemlidir? Murat'ın ceketinin yolunu ilk akşamdan son geceye kadar yürüyeceğiz. Termos, baklava kutusu, cam kırığı ve araba anahtarı da yolda bize katılacak. Bir imparatorun tahtına, Japon bir valinin hediyesine, bir askerin sabununa da bakacağız. Bengal'de bir köy göleti ve kuzeyde bir direk de yolumuza çıkacak. Emre'nin askı sahnesine en sonda döneceğiz.
Sıfır noktası
Önceki ders nesneleri türlerine ayırdı. Bazısı sadece işlevini yerine getirir; sahneye inandırıcılık katar. Kimi bir anlamı göstermek için konmuştur ve seyirci onu hemen fark eder. Bazısı sembole döner: eşya olarak kalır, üstüne ikinci bir anlam yüklenir. Bu ders o ayrımın arkasındaki soruyu soruyor. Bir nesne sembol olmaya nasıl varır?
Sembol olan nesne hikâyede bir iş görür, ama zamanla kendinden fazlasını da taşımaya başlar. Bir ceket hâlâ bir cekettir. Üşüyen biri onu giyebilir. Ama seyirci ona baktığında bir insanın mesafesini, bir gidişi, bir bekleyişi de görür. Sembol bu ikinci anlamdır.
Yeni yazarlar bu ikinci anlamı genellikle baştan koymaya çalışır. Nesneyi ilk sahnede büyük gösterir. Kamera üstüne yaklaşır, bir karakter onu eline alıp uzun uzun bakar. Seyirci hemen anlar: bu önemli. Ve tam o an nesne bir işarete döner. Seyirci ona anlam vermez. Anlamı ona yazar verir.
Bu hatanın bir de ters yüzü var. Bazı yazarlar sembolü hiç planlamaz ve şansa bırakır. Nesne sayfalara dağılır, kimi sahnede görünür, kimi sahnede unutulur. Seyirci bir bağ kurmaya başlar, sonra bağın ucu kopar. Ya da nesne finalde birden önem kazanır, ama seyirci onu hiç tanımamıştır. İkisinde de seyirci boşta kalır. Birinde anlam ona dayatılır, ötekinde ondan esirgenir.
Oysa güçlü nesne sembolleri sessiz başlar. Seyirci onları önce gündelik hâlleriyle tanır. Sonra nesne başka sahnelerde yeniden görünür. Her seferinde biraz farklı bir yerde, biraz farklı bir elde durur. Seyirci bu görünüşleri birbirine bağlar. Sonunda nesneye baktığında bütün o sahneleri birden hatırlar. Anlam bu hatırlamadan doğar. Yazar ona yalnızca hatırlanacak sahneleri vermiştir. Bağı seyirci kendisi kurduğu için de anlamı kendi bulmuş gibi hisseder.
Bu yüzden nesne sembolü bir an değil, bir yoldur. Yazar o yolu planlar, ama seyirciye göstermez. Planın parçaları belli. Bir giriş, bir birikim, çoğu zaman bir el değiştirme ve bir son görünüş. Bazen de bir kırılma ya da kaybolma. Ders bu parçaları sırayla açıyor. Her parçada aynı soruyu soracağız: seyirci bu nesneye bakarken neyi hatırlıyor?
Mekanizma
Nesnenin taşıdıkları
Bir nesnenin taşıyabileceği anlamlar sınırsız değil. Senaryolarda en sık birkaç yük döner. Nöbet'te hepsinin bir karşılığı var.
Hatıra: dolabın dibinde bulunan eski tıraş makinesi. Kayıp: lavabonun yanındaki tek fincan. Güç: Murat'ın araba anahtarı, istediği an gidebilen bir adamın elinde. Statü: Murat'ın ilk akşamki kravatı ve ceketi, şehirdeki işinin kıyafeti. Bağ: Murat'ın sormadan iki şeker attığı çay bardağı. Suç: babanın evinde masanın altında kalmış cam kırığı. Kimlik: ilaç kâğıdındaki el yazısı. Murat onu görünce kardeşinin yazısının değişmediğini söylüyor. Değişim: filmin başındaki tek fincan ile sonundaki üç bardak.
Bu liste nesneleri ayırmak için değil, yükü adlandırmak için var. Aynı nesne zamanla bir yükten ötekine geçebilir. Ceket önce statü taşıyor. Sonra başka bir şey taşımaya başlıyor.
Sessiz başlangıç
Murat ilk akşam hastaneye kravatla geliyor. Baba kravata bakıp bir bayram şakası yapıyor, Murat düğümü gevşetiyor. Seyirci gülümsüyor. Bütün dikkat kravatta. Ceket de o akşam orada, Murat'ın sırtında. Kimse ondan söz etmiyor. Kravat sahneyi alıyor, ceket gölgede sessizce kuruluyor. Seyirci onu bir kıyafet olarak kaydediyor, o kadar. Bu kayıt önemli. Seyirci ceketi daha sonra bir anlamla gördüğünde, onu ilk akşamdan tanıyor olacak. Anlam yabancı bir nesneye değil, tanıdık bir nesneye yerleşecek. Yazarın burada yaptığı tek şey ceketi doğru yere koymak. Sahne tarifinde ona bir sıfat bile vermiyor.
Yükün toplanması
İlk katman aynı gece, devir sırasında geliyor. Kadir ilacın saatini yazdığı kâğıdı uzatıyor. Murat kâğıdı okumadan katlayıp ceketin iç cebine koyuyor. Ceket şimdi kardeşin sözünü taşıyor, açılmamış hâlde. Sonra doktorun notu da Murat'a geçiyor. Seyirci notu onunla birlikte, arabanın loşluğunda okuyor. Kâğıt sonra aynı cebe giriyor. Ceket artık iki kâğıdın evi: birini sahibi okumadı, ötekini okudu ve kimseye söylemedi.
Hazırlık haftasında ceket babanın evine giriyor. Murat evin içinde de ceketli dolaşıyor, hep kapı tarafında kalıyor. Bir evde ceketini çıkarmayan adam o evde misafirdir. Seyirci bunu kimseden duymadan görüyor. Böylece ceketin üstünde üç katman birikmiş oluyor. Şehirden gelen bir adamın kıyafeti, söylenmemiş iki sözün cebi ve gitmeye hazır bir bedenin kabuğu. Hiçbiri ötekini silmedi. Seyirci son gece ceketi gördüğünde üçünü birden görecek.
Elden ele
Nöbet'teki ilk el değiştirme bir kâğıt. Kadir ilaç saatini ağabeyine veriyor ve kâğıt ceketin içinde kayboluyor. Son gece yön tersine dönüyor. Murat telefonu kulağında odadan ayrılıyor. Ceket sandalyenin arkasında asılı kalıyor. Ceketin içinden bir kâğıt kayıp döşemeye iniyor. Kadir eğilip onu alıyor. Ne okuduğunu görmüyoruz. Ama aynı cepten önce Kadir'in kâğıdı girmişti, şimdi bir kâğıt Kadir'e çıkıyor. Baklava kutusu da el değiştiriyor. İlk gece Figen onu geri itiyor. Son sabah Kadir kutuyu hemşirelerin odasına bırakıp gidiyor. Kutu aynı, eller aynı. Değişen, kutunun ne demek olduğu.
Kırılan, kaybolan
Kadir babanın evine ilk girdiğinde mutfak masasının dibinde cam parçaları görüyor. Kırılan şeyin ne olduğunu film söylemiyor. Bir bardak, belki bir tabak. Asıl nesne yok, yalnız parçası var. Düşüş de gösterilmiyor. Kırık, o anın tek tanığı. O saatlerde Kadir işteydi ve telefonuna bakamıyordu. Seyirci kırığa baktığında Kadir'in orada olmadığını görüyor. Bütün bir suçluluk duygusu birkaç cam parçasına sığıyor. Boşluğun bir başka biçimi de tıraş makinesinde var. Banyoda makine yok, yeri boş. Kadir onu sonra dolabın dibinde buluyor. O boş yer bir soru bırakıyor: baba kendini en son ne zaman tıraş etti?
Son görünüş
Ceketin son kullanımı son gece. Sahibi asansörde, ceket sandalyede. Bu kez ceketin bir işi var. İçinde taşıdığını Kadir'e bırakıyor. Ceket bir de şunu söylüyor: Murat gitti ama bir parçasını geride bıraktı. Kantinde anahtar gitme gücüydü, son gece ceket kalmanın izi oluyor. Seyirci boş sandalyeye bakıyor ve bir soru soruyor: bu adam gerçekten gitti mi?
Emre'nin askı sahnesi tam bu. Ceket yükünü son gece harcadı. Askıda yeniden görünürse seyirciye bir cevap verir: Murat kaldı. Selim bu cevabın filmin sorusunu kapattığını söylüyor. Son gecenin bütün gücü belirsizliğinden geliyordu. Emre ise ceketin yer değiştirdiğini, bunun da yeni bir şey olduğunu savunuyor. Nermin Hanım kararı Emre'ye bırakıyor. Tek bir şey istiyor: askının seyirciye bir soru mu, bir cevap mı verdiğini Emre kendisi yazsın.
Filmlerden okuma
Yolların uzunluğu birbirine hiç benzemiyor. Cırcırböceği kutusu filmin yalnız başında ve sonunda görünüyor. Heykelcik ise yıllar boyunca taşınıyor. Sabun iki kapı arasında anlam değiştiriyor. Kolye bir göletin dibinde bir boşluğa dönüşüyor. Mendil bütün film boyunca yalnız sözle var, görüntüsü tek. Emre ceketin yolunu bunlarla karşılaştırıyor. Ceket her birinden biraz almış: sessiz bir giriş, bir birikim, bir el değiştirme ve bir son kullanım. Selim bir şeye daha dikkat çekiyor. Bu filmlerin hiçbirinde bir karakter nesnenin anlamını söylemiyor. Pu Yi kutunun ne olduğunu açıklamıyor, Apu kolyeyi kimseye göstermiyor. Kadın mendillerin yanına bir not iliştirmiyor. Anlamı her seferinde seyirci kuruyor. Askı sahnesi de bu sınavdan geçmek zorunda.
Usta katmanı
Sembolü gürültülü bir nesnenin yanında kur. Seyircinin dikkati sınırlı. İlk sahnede başka bir nesne o dikkati çekerse sembol fark edilmeden yerleşir. Murat'ın kravatı gülmeyi alıyor, ceket sessizce kuruluyor. Kravat o akşamın şakası olarak kalıyor. Ceket filmin sonuna kadar yürüyor.
Yükü nesneye değil eyleme bağla. Bir nesne kendi başına anlam toplamaz. Biri onu bir yere koyar, bir yerden çıkarır, birine uzatır. Ceket, Murat kâğıdı cebine sokunca bir cebe dönüşüyor. Eylemi yazmadan nesneyi tarif edersen yalnız dekor yazmış olursun.
El değiştirmede yönü tersine çevir. İlk geçiş bir yöne olur. Son geçiş tersine olursa seyirci iki sahneyi kendiliğinden bağlar. Nöbet'te kâğıt önce kardeşten ağabeye gidiyor. Son gece aynı cepten bir kâğıt kardeşe dönüyor. Kimse bu eşleşmeyi söylemiyor.
Sembole bir karşıt nesne ver. Tek başına duran nesne zor okunur. Yanında bir karşıtı varsa seyirci ikisini birbirine göre ölçer. Kadir hastaneye ilk gece yağmurda ıslanmış iş tulumuyla geliyor. Murat ceketiyle. Biri işten koşup gelmiş bir adamın kıyafeti, öteki yoldan gelmiş bir adamın. Ceketin mesafesi tulumun yanında görünür oluyor. Karşıt nesnenin kendisi sembol olmak zorunda değil. Sembolü okunur kılması yeter.
İçeriği kapalı tut. Okunmayan bir kâğıt okunandan ağır olabilir. Murat ilaç kâğıdını okumuyor. Kadir'in nota baktığını görmüyoruz. Seyirci kâğıtta ne yazdığını biliyor ya da tahmin ediyor. Karakterin okumaması bir seçim olarak kalıyor ve nesnenin yükünü artırıyor.
Nesneyi tek tut. Sembol olacak nesnenin film boyunca aynı nesne olduğu görülmeli. Sahne tarifinde onu ilk girişinde tek bir ayrıntıyla belirle. Yapım ekibi o ayrıntıyı korur. İki ayrı ceket gibi duran bir ceket hiçbir şey biriktiremez.
Fiziksel durumu değiştir, anlamı söyleme. Termos ilk gece dolu, sonraki gecelerde biraz daha boş. Seyirci yorgunluğu termostan okuyor. Nesnenin dolması, boşalması, kırılması, yer değiştirmesi bir anlam değişimini sözsüz taşır.
Kırık nesneyi onarma. Bir yazar finalde kırık bir şeyi tamir ettirmek ister. Bu genellikle ucuz bir barıştır. Cam kırığı süpürülebilir, ama yerine aynı bardak gelmez. Nöbet'in finalindeki üç bardak kırılan şeyin yerini almıyor, yanına yeni bir şey koyuyor.
Sembolün sahibini belirle. Bir nesne herkes için aynı şeyi taşımaz. Ceketi en çok Kadir okuyor ve seyirci onun gözünden bakıyor. Murat için ceket yalnızca bir ceket. Sembolü kimin gördüğünü bilirsen, nesneyi hangi bakışın ucuna koyacağını da bilirsin.
Yük değiştirmeyi bir olaya bağla. Nesne bir yükten ötekine kendiliğinden geçmez. Arada bir şey olur. Baklava kutusu reddedilen bir rüşvetten bırakılan bir teşekküre dönüyor. Aradaki olay bir haftalık nöbet ve Figen'in o gecelerde gördükleri. Olayı yazmadan yükü değiştirirsen seyirci geçişi bir yazar kararı olarak görür.
Nesnenin yolunu kâğıda dök. Kurgucular bunu alışkanlıkla yapar, yazarın da işine yarar. Nesnenin hangi sahnelerde göründüğünü bir kâğıda dökmek, birikimin nerede durduğunu gösterir. Bazen bir nesnenin yarı yolda unutulduğunu fark edersin. Bazen de iki nesnenin aynı yükü taşıdığını görürsün.
Son kullanımdan sonra sus. Nesne yükünü harcadıysa onu bir daha getirmek için güçlü bir neden gerekir. Yeni görünüş yeni bir şey söylemeli. Söylemiyorsa yalnızca öncekini açıklıyordur.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Sembol ilk sahnede belli olmalı ki seyirci kaçırmasın."
Tam tersi. İlk sahnede vurgulanan nesne bir işarete döner. Seyirci anlamı kendisi kurmaz, yazardan alır.
Yaygın yanlış"Bir nesne ne kadar çok görünürse o kadar güçlü sembol olur."
Olmaz. Her görünüş bir şey eklemeli. Aynı anlamı tekrar eden görünüş birikim değil, ısrardır.
Yaygın yanlış"Sembol nesnesi özel ya da nadir bir şey olmalı."
Gerekmez. Ceket, kâğıt, bardak, sabun sıradan şeylerdir. Sıradan nesne seyircinin kendi hayatında da vardır ve bu yüzden daha kolay yük taşır.
Yaygın yanlış"El değiştiren nesne aynı anlamı yeni sahibine taşır."
Tam olarak taşımaz. Yeni el yükü kendi geçmişiyle okur. Asker Baladı'ndaki sabun bir kocanın elinden bir babanın eline geçince başka bir şey olur.
Yaygın yanlış"Kırılan nesne sahnede gösterilmeli."
Her zaman değil. Kırılma bir anlık bir olaydır. Ardında kalan ise sahneler boyunca konuşur. Nöbet'te düşüş görünmüyor, cam kırığı görünüyor.
Yaygın yanlış"Sembolün anlamını bir karakter söylemeli, yoksa seyirci anlamaz."
Söylenen sembol ölür. Bir karakter ceketin ne anlama geldiğini söylerse seyirci bakmayı bırakır.
Yaygın yanlış"Her filmin yalnız bir nesne sembolü olabilir."
Birkaç tane olabilir. Ama her birinin kendi yolu olmalı. İkisi aynı yükü taşıyorsa biri fazladır.
Yaygın yanlış"Sembol bir kez kurulunca hep aynı anlamı taşır."
Taşımaz. Anlam birikimi sürdükçe sembol de değişir. Ceket filmin başında statü, sonunda bir bırakış taşıyor.
Yaygın yanlış"Kayıp nesne mutlaka geri bulunmalı."
Bulunmayabilir. Kaybolan nesnenin bıraktığı boşluk, bulunan nesneden daha uzun akılda kalabilir.
Yaygın yanlış"Nesne sembolü yalnız sanat filmlerine ait."
Değil. Bir aile dramı, bir gerilim, bir komedi de bir eşyayı elden ele dolaştırabilir. Tür değişir, yol aynı kalır.
Yaygın yanlış"Nesneye yaklaşan kamera onu sembol yapar."
Yapmaz. Yaklaşma bir nesneyi önemli gösterir, ama anlam vermez. Anlam önceki sahnelerden gelir. Birikim yoksa yakın plan yalnızca bir işaret levhasıdır.
Yaygın yanlış"Son görünüşte nesne bir şey yapmalı."
Bazen dokunulmadan kalması yeter. Kantindeki araba anahtarına kimse elini sürmüyor. Hareketsizliği bir karardır.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Nesne sembol olarak doğmaz, sahneden sahneye sembole dönüşür.
- Nesneler hatıra, kayıp, güç, statü, bağ, suç, kimlik ve değişim taşıyabilir.
- Masum giriş nesneyi fark ettirmeden kurar.
- Anlam birikiminde her görünüş öncekinin üstüne ekler.
- Yük nesneye değil, onunla yapılan eyleme bağlanır.
- El değiştiren nesne yeni sahibinin geçmişiyle okunur.
- Kırılan ya da kaybolan nesne bir boşluk bırakır ve seyirci onu doldurur.
- Son kullanım topladığı yükü harcar.
- Son kullanımdan sonraki görünüş yeni bir şey söylemiyorsa fazladır.
- Sembolün anlamını hiçbir karakter söylemez.
- Yükün değişmesi bir olaya bağlanır.
- İlk ve son el değiştirme ters yönde olursa iki sahne birbirini çağırır.
- Sembolü kimin gördüğü, nesnenin nereye konacağını belirler.
- Nesnenin fiziksel durumundaki değişim anlam değişimini sözsüz taşır.
Sonraki derse köprü
Ceket elde taşınıyordu, sandalyede kaldı. Ama sandalye bir odanın, oda bir hastanenin içinde. Nesne elden ele geçer. Bir yerin ise içinde durulur. Babanın evinde Murat üst katta, Kadir alt katta. Aradaki merdiven sayfada yalnızca bir merdiven. Onu iki kardeş arasında bir sınıra çeviren nedir? Aynı ev ikisine aynı şeye mi benziyor? Sonraki ders, Mekân metaforu, bir yerin adı konmadan başka bir yer gibi okunmasını ve bu anlamın film içinde tersine dönmesini inceliyor.