İçeriğe geç

Ders 62.5

Monolog ve doğrudan hitap

Senaryo Akademisi — Bölüm VI, Modül 62

3.618 kelime5 film örneği≈ 16 dk okuma≈ 24 dk seslendirmesıfırdan ileri

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  • Sahnede iç ses ve yakın plan yoktur; düşünce yüksek sesle söylenir.
  • İç konuşma bitmiş bir düşünceyi okumaz, o anda düşünür.
  • Yalnızlık konuşmaya ancak baskı birikince hak kazanır.
  • Muhatap seçimi konuşmanın biçimini ve oyuncunun hedefini belirler.
  • Seyirciye konuşan karakter seyirciye bir rol verir; o rol oyunun sorusunu taşıyabilir.
  • Dördüncü duvar bir seçimdir ve her oyun onu yeniden seçer.
  • Kenara söz erken kurulmuş bir anlaşma ister.
  • Savunma konuşmasının asıl dinleyicisi çoğu zaman suçlayan değildir.
  • Anlatı konuşması şimdiki zamanda bir şey istediğinde sahneye girer.
  • Monolog içindeki değişim bir karar olmak zorunda değildir; kararın sahibi de değişebilir.
  • Dışarıdan gelen bir kesinti açıklığı korur, ama değişimden sonra gelmelidir.
  • Dinleyen kişi konuşma boyunca görünür; onun eli de yazılır.
  • Küçük bir itiraf, büyük bir sırdan daha çok şey söyleyebilir.

Açılış sahnesi

Emre bu kez tek bir sayfa getiriyor. Muhtarlık'ın ilk dakikaları. Nezahat Hanım odada yalnız, kalem elinde. Kâzım Bey gelmeden önce bir konuşma yapıyor.

Nermin Hanım sayfayı yüksek sesle okuyor. Nezahat Hanım çınarın mahalleden yaşlı olduğunu söylüyor. Yol genişletilecekmiş, belediye ağacı bu yüzden kesecekmiş. Mahalleli imza toplamış, bir tek onun imzası eksikmiş. Saniye Hanım'ın bodrumu köklerden çatlamış. Konuşma bir cümleyle bitiyor: "İmzalarsam ağaç gider, imzalamazsam Saniye'nin evi."

Okuma bitince kimse bir şey demiyor. Tahtada hâlâ salonun fotoğrafı asılı: siyah duvarlar, elli koltuk, sahnenin önünde camsız pencere çerçevesi. Burcu fotoğrafa bakıp konuşmanın süresini kafasında ölçüyor. Kâzım Bey daha kapıdan girmeden oyun duracak, diye düşünüyor.

Selim önce soruyor. "Kime anlatıyor bunu?"

Emre cevap veriyor. Kendine. Ya da seyirciye. Seyirci bunları bilmeden oyunu nasıl izleyecek? Çınarı görmüyor, bodrumu görmüyor, belediyeyi hiç duymadı. Biri ona anlatmalı.

"Kendine anlatıyorsa tuhaf," diyor Selim. "Kendisi bunların hepsini biliyor. Bodrumu da gördü, dilekçeyi de."

Nermin Hanım kalemi alıp sayfanın kenarına küçük bir soru yazıyor: Bu konuşmanın başında ve sonunda Nezahat Hanım aynı kadın mı? Emre sayfaya bakıyor. Aynı kadın. Konuşma boyunca hiçbir şey değişmiyor. Yalnız seyirci bilgileniyor.

Monologda karakter bildiğini anlatmaz; konuşurken bir şeyi bulur. Konuşma bitince başka bir yerdedir.

Bu derste ne olacak

Bu derste Emre'nin bilgi veren konuşmasını sileceğiz. Sahnede yalnız kalan birinin neden yüksek sesle konuştuğunu soracağız. Kime konuştuğunu seçeceğiz: kendine mi, ağaca mı, salondaki elli kişiye mi? Seyircinin oyunda kim sayılacağına karar vereceğiz. Kâzım Bey'e kısa bir savunma, Saniye Hanım'a bir anlatı yazacağız. Nezahat Hanım'ın ikinci yalnızlığına, içinde bir dönüş olan ama kararla bitmeyen bir konuşma kuracağız. Bilgi ile düşünceyi, sırdaş ile jüriyi birbirinden ayıracağız. Örnekler bir Roma meydanından, kasası çalınan bir cimriden, tütün üstüne ders veren bir kocadan, sözünü geri almış bir bilim insanından ve bembeyaz bir tablodan geliyor.

Sıfır noktası

Filmde karakterin aklından geçeni duymak için bir yol var. İç ses, dudaklar kıpırdamadan ses bandında duyulur. Seyirci duyar, odadaki kimse duymaz. Ya da kamera yüze yaklaşır ve düşünceyi gözlerden okuruz.

Sahnede ikisi de zor. Ses bandına bir düşünce koymak mümkün, ama sahnede tuhaf durur. Elli kişilik salonda bir hoparlörden gelen ses, oyuncunun bedeninden kopuk duyulur. Yakın plan ise hiç yok. İlk sıradaki oyuncunun nefesini duyar, son sıra yüzü bir karış görür.

Bu yüzden tiyatro çok eski bir anlaşma yapar. Karakter düşündüğünü yüksek sesle söyler. Seyirci bunu kabul eder. Odada başka biri olsa bile, oyun izin veriyorsa, o kişi bu sözü duymaz.

Monolog bu anlaşmanın en bilinen biçimidir. Bir karakter karşısındakine söz bırakmadan uzun süre konuşur ve sahnenin yükünü tek başına taşır. Filmde bir monolog kurguyla bölünebilir. Konuşanın yüzünden dinleyenin yüzüne kesilir, sonra geri dönülür. Sahnede kesme yok. Seyirci konuşanı da dinleyeni de baştan sona aynı anda görür. Dinleyen kişi bir cümle bile söylemeden oyunun yarısını taşır.

Sahnede bir soru da filmdekinden daha keskin çıkar: bu konuşma kime?

Filmde kameraya dönen karakter seyirciyi muhatap yapar. Sahnede seyirci gerçekten oradadır. Nefesini, öksürüğünü, kıpırdanmasını oyuncu duyar. Oyuncu ona dönerse karşısında bir mercek bulmaz, bir insan bulur. İnsanlar bazen cevap verir.

Gerçekçi sahne bunun önüne bir duvar koymuştur. Dördüncü duvar, sahne ile salon arasında var sayılan görünmez duvardır. Karakterler seyirciyi görmez, onun orada olduğunu bilmez. Ama bu duvar tiyatronun en eski kuralı değil. Antik koro seyirciye döner, eski komedilerde soytarılar salona laf atar. Duvar bir seçimdir ve her oyun onu yeniden seçer.

Muhtarlık'ın bu seçimi bir önceki kararla zaten değişti. Pencere sahnenin önünde, seyirciye dönük. Nezahat Hanım çınara bakarken seyircinin başlarının üstünden bakıyor. Seyirci, ağacın durduğu yerde oturuyor. Şimdi Nezahat Hanım o pencereden konuşursa, sözü kime gidecek?

Mekanizma

Kimse yokken konuşmak

Nermin Hanım Emre'ye bir deneme veriyor. Silinen konuşmayı kendi sesinle, odada yalnızken söyle. Kendine söylediğin gibi.

Emre deniyor ve ikinci cümlede gülüyor. "Kimse kendine bodrumun çatladığını anlatmaz."

İç konuşmanın şartı burada saklı. Karakter bildiğini söylemez, düşünür. Düşünmek bir iştir: iki şeyi tartar, birini dener, bir yere varamaz, geri döner. Emre'nin silinen sayfası ise bitmiş bir düşünceyi okuyordu. Bir rapor gibiydi.

Oyunda muhtarın odada tek başına kaldığı iki an var; biri oyun başlarken, öbürü Saniye Hanım kapıdan çıktıktan sonra. Atölye ikisini ayrı ayrı tartıyor. Açılışta seyirci daha hiçbir şeyi bilmiyor. Ama Nezahat Hanım'ın da henüz zorlandığı bir şey yok. Kimse ona bir şey sormadı, kimse onu sıkıştırmadı. Bu yalnızlığın konuşmaya hakkı yok.

Emre açılışı sessiz bırakıyor. Kalemin kapağı çıkıyor, bir an bekliyor, yeniden takılıyor. Pencereye gidiyor. Kapı açılıyor. Seyirciye bilgi vermek, gelen ziyaretçilere düşüyor. Barış dilekçeyi görüyor, Saniye Hanım bodrumu anlatıyor. Bilgi sahnenin içinden, bir ihtiyaçla geliyor.

Konuşma ikinci yalnızlığa taşınıyor. Orada Nezahat Hanım bütün sabah susarak dinlemiş olacak. Barış'ın sorusunu, Saniye Hanım'ın çatlağını, Kâzım Bey'in yarım kalan cümlesini. Söz birikmiş olacak. Monoloğun hakkı da bu birikimden gelecek.

Kime söylüyor

İkinci yalnızlık için Emre üç ayrı başlangıç yazıyor. Birinde Nezahat Hanım kendi kendine konuşuyor. Birinde salona dönüp seyirciye. Üçüncüsünde pencereden çınara.

Kendi kendine konuşma oyuncu için en zoru. Bakacak bir yer, değiştirmek istediği biri yok. Seyirciye konuşma en açığı. Ama o zaman bir soru doğuyor: seyirci kim?

Selim seyirciye dönülmesini istiyor. "Yakın plan istiyordun," diyor Emre'ye. "İşte yakın plan. Elli kişiye bir anda."

Emre denemeyi yazıyor. Nezahat Hanım salona dönüyor ve seyirci birden mahalleli oluyor. Dilekçeye imza atmış, şimdi muhtarın imzasını bekleyen insanlar. Nermin Hanım bunun sonucunu soruyor. Nezahat Hanım onlara "Siz olsanız ne yapardınız?" derse ne olur?

Burcu provada gördüğünü hatırlatıyor. İlk sıradakiler neredeyse oyuncunun dizinin dibinde oturuyor. Biri cevap verebilir. "İmzala" diyebilir, "imzalama" diyebilir. Asıl sorun cevaptan da büyük. Nezahat Hanım kararı mahalleliye bırakmış olur. Oyunun bütün sorusu, bu kararın kimin olduğu.

Üçüncü başlangıç bu yüzden kalıyor. Nezahat Hanım pencereden ağaca konuşuyor. Ağaç oyuncuya bir hedef veriyor: bir şeyi anlatacağı, belki ikna edeceği biri. "Sen" diye başlayan bir cümle, kendine söylenen bir cümleden daha kolay oynanır. Çınar seyircinin oturduğu yerde durduğu için söz salonun üstüne düşüyor. Seyirci ağaca söylenen bir sözü duyuyor. Söz ona çarpıyor, ama ona bir şey sorulmuyor. Dördüncü duvar yerinde. Yalnız bir penceresi var.

Kenara söz

Emre bir yere daha el atmak istiyor. Barış dilekçeye bakarken Nezahat Hanım salona dönüp kısa bir laf edecek: "Annesi de imzalamış."

Nermin Hanım satırı okuyup bir kural soruyor. Bu oyunda karakterler seyirciyi görüyor mu? Görmüyorsa bu söz neden ona? Görüyorsa bütün sabah neden yalnız bu bir kez?

Kenara söz bir anlaşma ister ve anlaşma erken kurulur. Muhtarlık'ın anlaşması ise başka. Nezahat Hanım yalnız kaldığında ağaca konuşuyor, başkası varken susuyor. Emre satırı siliyor. Annesinin imzasını Barış kendisi söylüyor, dilekçede onun adını görünce. Seyirci bilgiyi bir sırdan değil, bir öğrencinin şaşkın ağzından alıyor.

Anlatı ve savunma

Saniye Hanım içeri girdiğinde Kâzım Bey hâlâ sobanın başında. Saniye Hanım oturmuyor, atkısını da çözmüyor. Bodrumunu anlatmaya geldi.

Emre'nin taslağında Saniye Hanım'ın anlatısı kısa. Bodrumdan bir gece ses gelmiş, kırılan bir tabak gibi. İnmiş, duvarın ortasında yeni bir çizgi görmüş. Muhtar geçen ay gelip çatlağa bakmıştı. O zamandan beri çatlak uzamış. Seyirci bodrumu hiç görmeyecek, ama o çizgiyi bu konuşmadan hatırlayacak.

Anlatının tehlikesi haber olmaktır. Saniye Hanım bilgi verip sussa, konuşma biter. Emre'nin çözümü bir istek. Saniye Hanım anlatırken bir şey istiyor: muhtarın bir kez daha inip o çizgiye bakmasını. Anlatı böylece odada bir şeyi değiştiriyor. Nezahat Hanım'ın önüne bir davet koyuyor.

Kâzım Bey bütün bunları sırtı pencereye dönük dinliyor. Barış çıkınca bir şey söylemeye hazırlanmış, söylememişti. Saniye Hanım ona dönüyor: "Siz muhtar olsaydınız bu kâğıt çoktan imzalanmıştı."

Saniye Hanım'ın sözü bir övgü gibi duruyor. Ama Kâzım Bey içinde başka bir şey duyuyor: kaybettin. Emre ona kısa bir savunma yazıyor. Uzun değil, ama sabahın ilk bütün konuşması:

KÂZIM BEY (sırtı pencereye dönük) — Ben o seçimi bu ağaç yüzünden kaybetmedim. Kimse bana ağacı sormadı. Kahvede de, kapı önlerinde de. Suyu sordular, minibüsü sordular. Şimdi herkes ağacı soruyor. Bana değil.
(Bardağını sobanın kenarına bırakır.)

Konuşma Saniye Hanım'a cevap gibi başlıyor. Ama son iki cümlede muhatap değişiyor. "Bana değil" Saniye Hanım'a söylenmiyor. Nezahat Hanım'a, masadaki kâğıda söyleniyor. Nezahat Hanım cevap vermiyor. Konuşmanın susan dinleyicisi o.

Savunmanın asıl dinleyicisi çoğu zaman suçlayan kişi olmaz. Kâzım Bey'i kimse açıkça suçlamadı, o yine de kendini savunuyor. Savunma bu yüzden onun hakkında bir şey söylüyor: yenilgi hâlâ yanında. Birkaç replik sonra paltosunu alıp çıkıyor.

İkinci yalnızlık

Saniye Hanım çıkıyor. Kâzım Bey ondan önce gitmiş, kapıda dönüp pencereye bir kez bakmıştı. Oda boş. Kapı kapanınca yalnız kargalar kalıyor.

Emre ikinci taslağı yazıyor:

(Nezahat Hanım masaya döner. Dilekçenin son sayfasını açar. Kalemin kapağını çıkarır.)
NEZAHAT HANIM — Çatlak doğru. Elimi koydum, gördüm. Uzamışsa uzamıştır.
(Kalemle pencere çerçevesine gider. Seyircinin başlarının üstünden bakar.)
NEZAHAT HANIM — Sen bir şey demiyorsun. İmza da atmıyorsun. Bir sayfa dolusu insan attı. Ben yalnız mühürlüyorum, diyecektim.
(Kalemin ucuna bakar.)
NEZAHAT HANIM — Bu sabah Kâzım çayını koyarken bir an düşündüm. Keşke o kazansaydı. Bu kâğıt onun masasında dursaydı.
(Gözleri dolar.)
NEZAHAT HANIM — Kazanmadı. Mühür benim. İmza da benim.
(Yere bakar. Dal gölgesi kısalmıştır.)
NEZAHAT HANIM — Gölgen kısalmış.
(Kapı çalınır.)

Nermin Hanım sayfada bir parantezin altını çiziyor, ama şimdilik bir şey demiyor. Konuşmanın kendisine bakıyor.

Konuşmanın içinde bir dönüş var. Başında Nezahat Hanım kararı mahalleye bırakıyor: imzayı onlar attı, o yalnız mühürlüyor. Ortada küçük bir itiraf geliyor: rakibinin kazanmasını istediği bir an. Bu itiraf kimseye söylenemez, ağaca söylenir. Sonunda düşünce dönüyor. Karar artık onun.

Ama hangi karar, söylenmiyor. Kalemin kapağı açık, imza atılmamış. Değişen, kararın içeriği değil, kararın sahibi. Kapı çalınıyor ve Ferhat'ın girişi konuşmayı tam orada kesiyor.

Filmlerden okuma

Usta katmanı

Monoloğa bir keşif koy, ama keşfi kararla karıştırma. Konuşmanın sonunda karakter bir şeyi bulmuş olmalı. Bu şey bir karar olabilir. Ama kararın sahibi, sorunun adı ya da kaçış yolunun kapanması da bir keşiftir. Açık uçlu bir oyun, monoloğunu kaybetmek zorunda değil.

Oyuncuya bir hedef ver. "Kendi kendine konuşur" diye yazılmış bir konuşma oyuncuyu boşluğa bırakır. Bir ağaç, bir fotoğraf, bir boş sandalye, oyuncuya değiştirmeye çalışacağı bir şey verir. Muhatap seçimi oyunculuğun yarısıdır.

Hitap anlaşmasını ilk yalnızlıkta kur. Seyirci karakterin yalnızken nasıl davrandığını ilk seferde öğrenir. Muhtarlık'ın ilk yalnızlığı sessiz ve pencereye dönük. İkincisinde aynı pencereden söz geldiğinde seyirci şaşırmaz, bekler.

Salona konuşacaksan cevabı da yaz. Kara kutuda seyirci yakındır ve bazen cevap verir. Soru soran bir doğrudan hitap, gelen cevaba hazır olmalı. Harpagon'un sorusu cevap beklemez, çünkü karakter cevap duymayacak kadar telaşlı. Gerçekten soran bir karakter, gerçek bir cevap riskini taşır.

Işığı hitabın parçası say. Salon karanlıksa oyuncu seyirciyi çoğu zaman göremez. Salon aydınlıksa göz göze gelir. Bu bir ışık kararı gibi görünür, ama ilişkinin kendisini değiştirir. Yazar hangisini istediğini bilmeli.

Savunmada asıl dinleyiciyi bul. Savunma konuşması çoğu zaman suçlayana değil, bir tanığa ya da konuşanın kendisine söylenir. Kâzım Bey'in "Bana değil" sözü bu yüzden Saniye Hanım'dan Nezahat Hanım'a döner.

Anlatıyı bir istekle bitir. Geçmişi anlatan konuşma şimdiki zamanda bir şey istemezse haber olarak kalır. Saniye Hanım'ın çatlağı, muhtarı bodruma çağıran bir davete dönüştüğünde sahneye girer.

İtirafı küçült. En güçlü itiraf çoğu zaman büyük bir sır değil, küçük bir utançtır. Rakibinin kazanmasını bir an istemek, bir sırrın açılmasından daha çok şey söyler. Küçük itiraf seyircide tanıdık bir şeye dokunur.

Monoloğu kesintiyle bitir. Dışarıdan gelen bir ses, bir kapı ya da bir giriş, konuşmanın sonuca varmasını engelleyebilir. Kesinti açıklığı korur. Ama kesinti bir kaçış olmasın: kesilmeden önce bir değişim olmuş olmalı.

Silme sınaması yap. Monoloğu oyundan çıkar ve ne kaybettiğine bak. Yalnız bilgi kaybediyorsan, o bilgiyi başka bir sahneye dağıt. Bir değişim kaybediyorsan, monolog yerinde.

Dinleyeni de yaz. Sahnede dinleyen kişi bütün konuşma boyunca görünür. Ne yaptığını bil: bardağı bırakıyor mu, kâğıda mı bakıyor, kapıya mı? Nezahat Hanım Kâzım Bey'i dinlerken dilekçeye dokunmuyor. O dokunmama da bir cevap.

Hitabın kime verildiğini tasarla. Bir oyunda yalnız bir karakter seyirciye konuşuyorsa seyirci onun gözüyle bakar. Herkes konuşuyorsa seyirci yargıç olur. Kimse konuşmuyorsa seyirci tanıktır. Üçü de bir tasarım; hangisini istediğini seç.

Monoloğun ortasına bir eylem koy. Söz bir yönde ilerlerken el başka bir şey yapabilir. Nezahat Hanım "Mühür benim" derken kalem hâlâ elinde. Söz ile el aynı anda karar verseydi oyun biterdi.

Yazarın sesini karakterin ağzından çıkar. Açıklayıcı monolog çoğu zaman yazarın seyirciye bıraktığı bir nottur. Sorulacak soru şu: bu cümleyi karakter bu odada, bu an neden söylüyor?

Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler

Yaygın yanlış"Monolog seyirciye bilgi vermenin en kolay yoludur."
Doğrusu

Kolay olduğu doğru, işe yaradığı değil. Bilgi veren monolog oyunu durdurur. Muhtarlık'ta bilgi ziyaretçilerin ağzından, bir ihtiyaçla geliyor.

Yaygın yanlış"Seyirciye konuşmak her zaman modern, deneysel bir hamledir."
Doğrusu

Seyirciye dönmek tiyatronun en eski alışkanlıklarından biri. Antik koro, Molière'in Harpagon'u, Shakespeare'in kötü karakterleri salona konuşur. Dördüncü duvar sonradan, gerçekçi sahneyle sağlamlaştı.

Yaygın yanlış"Monologda karakter yalnızdır."
Doğrusu

Monoloğun çoğu zaman bir dinleyicisi vardır. Antonius bir kalabalığa, Kâzım Bey Saniye Hanım ile muhtara konuşur. Dinleyicinin yüzü konuşmanın yönünü değiştirir.

Yaygın yanlış"Uzun konuşma salonu yorar."
Doğrusu

Seyirciyi yoran, başladığı yerde biten konuşmadır. Antonius uzun konuşur ve meydan her cümlede biraz daha kayar. Brutus kısa konuşur, ama düşüncesi baştan bitmiştir.

Yaygın yanlış"İç konuşmada karakter kendine yalan söylemez."
Doğrusu

Kendine yalan söylemek iç konuşmanın en zengin malzemesidir. Nezahat Hanım "Ben yalnız mühürlüyorum" diye başlıyor. Cümlenin sonunu kendisi düzeltiyor.

Yaygın yanlış"Monolog mutlaka bir kararla bitmeli."
Doğrusu

Monolog bir değişimle bitmeli. Değişim bir karar olabilir, ama olmak zorunda değil. Muhtarlık'ın ikinci yalnızlığı, sahiplenilen ama söylenmeyen bir kararla bitiyor.

Yaygın yanlış"Doğrudan hitap seyirciyi her zaman karaktere yaklaştırır."
Doğrusu

Bazen uzaklaştırır. Harpagon salona döndüğünde ona daha çok gülüyoruz, daha az acıyoruz. Seyirciye verilen rol, karakterle arasındaki mesafeyi de ayarlar.

Yaygın yanlış"Monolog oyuncunun gösteriş anıdır."
Doğrusu

Gösteriş için yazılmış monolog oyunu durdurur ve oyuncuyu yalnız bırakır. İyi monolog oyuncuya bir iş verir: birini ikna etmek, bir şeyden kaçmak, kendine bir şey itiraf etmek.

Yaygın yanlış"Sahnede yalnız kalan karakter mutlaka konuşmalıdır."
Doğrusu

Yalnızlık bir sessizlikle de oynanır. Muhtarlık'ın ilk yalnızlığı bir kalem kapağıyla geçiyor. Söz ikinci yalnızlığa saklandığı için orada daha çok duyuluyor.

Yaygın yanlış"Kenara söz eski bir oyun alışkanlığıdır, bugün işlemez."
Doğrusu

Kenara söz bir anlaşma kurulursa bugün de çalışır. Anlaşma kurulmadan bir kez kullanılırsa seyirciyi şaşırtır, oyunun kuralını bozar.

Uygulama — kendin dene

Kilit özet

  • Sahnede iç ses ve yakın plan yoktur; düşünce yüksek sesle söylenir.
  • İç konuşma bitmiş bir düşünceyi okumaz, o anda düşünür.
  • Yalnızlık konuşmaya ancak baskı birikince hak kazanır.
  • Muhatap seçimi konuşmanın biçimini ve oyuncunun hedefini belirler.
  • Seyirciye konuşan karakter seyirciye bir rol verir; o rol oyunun sorusunu taşıyabilir.
  • Dördüncü duvar bir seçimdir ve her oyun onu yeniden seçer.
  • Kenara söz erken kurulmuş bir anlaşma ister.
  • Savunma konuşmasının asıl dinleyicisi çoğu zaman suçlayan değildir.
  • Anlatı konuşması şimdiki zamanda bir şey istediğinde sahneye girer.
  • Monolog içindeki değişim bir karar olmak zorunda değildir; kararın sahibi de değişebilir.
  • Dışarıdan gelen bir kesinti açıklığı korur, ama değişimden sonra gelmelidir.
  • Dinleyen kişi konuşma boyunca görünür; onun eli de yazılır.
  • Küçük bir itiraf, büyük bir sırdan daha çok şey söyleyebilir.

Sonraki derse köprü

Nezahat Hanım'ın ikinci yalnızlığı artık yazılı. Replikler arasında parantezler var: kalemin kapağını çıkarır, pencereye gider, gözleri dolar. Bir tanesi de odayı değiştiriyor: dal gölgesi kısalmıştır. Kapı çalınınca Ferhat girecek. Bu giriş sayfaya nasıl yazılacak? Bir okuma provasında bu parantezleri yüksek sesle biri okuyacak. Hangisi oyunun işleyişi için zorunlu? Hangisi oyuncunun kendisinin bulacağı bir şeyi önceden söylüyor? Bir sonraki derste sahne yönergelerini konuşacağız. Kalemin kapağı ile dolan bir göz aynı parantezin içinde durabilir mi?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Aşağısı derse dahil değildir ve seslendirilmez. Metnin animasyona dönüştürülmesi için hazırlanmış üretim notlarıdır.

Animasyon ve seslendirme notları

Bu bölüm seslendirilmez. Sonraki animasyon aşaması içindir.

Görsel anlar

  • Açılış — Emre'nin bilgi dolu sayfası; Nermin Hanım'ın kenara yazdığı soru; sayfanın üstüne kırmızı bir çizgi.
  • İç konuşma — sessiz açılış: kalemin kapağı çıkar, bekler, yeniden takılır.
  • Muhatap seçimi — Nezahat Hanım'ın üç ayrı bakışı: yere, salona, pencereden yukarı.
  • Seyirci rolü — salondaki elli koltuk bir an mahalleli yüzlerine dönüşür, sonra yeniden karanlığa çekilir.
  • Savunma konuşması — Kâzım Bey sırtı pencereye dönük; "Bana değil" derken başı masaya döner.
  • Anlatı konuşması — Saniye Hanım konuşurken siyah zeminde ince bir çatlak çizgisi belirir.
  • İkinci yalnızlık — kısalan dal gölgesi; kapağı açık kalem; kapı vuruşu.

Ritim

Açılış sessiz kalsın: yalnız kargalar ve bir kalem kapağının sesi. Ders, ikinci yalnızlıktaki kapı vuruşuyla bitsin; vuruştan sonra hiçbir şey duyulmasın.