Ne yapacaksın
Bugün tek bir hikâyeyi masaya koyacaksın, ama dört ayrı kılıkta. Kendi hikâyenin en az üç mecrada denediğin hâllerini yan yana dizeceksin. Bir film, bir dizi, bir belgesel, bir oyun ya da bir sesli drama olabilir. Sonra her mecrayı aynı yedi ölçütle tartacaksın. Anlatıcı ne kadar kontrol ediyor? İzleyici ya da oyuncu ne kadar eylemli? Süre ne kadar? Hangi görsel ve işitsel araçlar elinde? Üretim nerede sınırlanıyor? Karakter ne kadar derinleşebiliyor? Olay örgüsü ne kadar yük taşıyor?
Elinde bir rapor kalacak. Satırları ölçütler, sütunları mecralar olan bir tablo. Her hücrede bir yargı ve onu destekleyen bir sahne ya da sayfa. Gerçek kişilerle çalışan bir sürümün varsa tabloya ayrı bir etik satırı gireceksin. Tablonun altında her mecra için tek cümle duracak: bu hikâyede yalnız bu mecranın yapabildiği şey. En altta da her sürümde sağ kalan sahne yazacak. Rapor bir mecra seçmeyecek. Seçimin neye dayanacağını gösterecek. Hangi mecranın neyi kazandırdığını ve neyi aldığını, bir okurun tek bakışta görebileceği biçimde.
Neden bu alıştırma
Bir hikâyeyi birkaç mecraya taşıyan yazar, çoğu zaman en son çalıştığı mecraya âşık olur. Dün oyun belgesini yazdıysa bugün her şey oyun gibi görünür. Ya da tersine, ilk yazdığı biçime sadık kalır ve öbürlerini birer yan ürün sayar. İki durumda da karar gerekçesiz verilir.
Karşılaştırma raporu bu eğilimi kâğıda döker. Aynı ölçütü her mecraya ayrı ayrı sorduğunda farklar kendiliğinden görünür. Bir mecra anlatıcıya bütün kontrolü verir, öbürü kontrolü oyuncuyla paylaşır. Biri bir oturumda biter, öbürü haftalara yayılır. Biri karakteri derinleştirir, öbürü olay örgüsünü çoğaltır. Hiçbiri her ölçütte önde değildir.
Raporun asıl işi, bir mecranın neyi kaybettirdiğini açıkça yazmaktır. Mecra değiştirmek her zaman bir şey kazandırır, bir şey de alır. Kaybı adlandırmayan rapor bir tanıtım metnine döner. Bir de şu var: aynı hikâyenin farklı mecralardaki hâlleri, hikâyenin çekirdeğini gösterir. Her mecrada sağ kalan sahne, hikâyenin vazgeçilmez parçasıdır.
Ölçütlerin sabit olması da önemli. Her mecrayı kendi sevdiğin yanından tartarsan hepsi iyi görünür. Film görüntüsüyle, dizi süresiyle, oyun seçimiyle övülür. Aynı yedi soruyu her sütuna sorduğunda övgü yerini ölçüye bırakır. Bir mecranın zayıf olduğu satır da görünür hâle gelir.
Bu rapor bir sonraki büyük kararın zeminidir. Ana mecrayı seçerken elinde yalnız beğeni değil, gerekçe olur. Projeye para ya da emek koyacak biri "neden bu mecra?" diye sorduğunda tabloyu açarsın. Cevap orada, hücre hücre durur.
Hazırlık
En çok mecradan geçmiş hikâyeni seç. En az üç mecrada yazılmış bir sürümü olsun. Tam senaryo şart değil. Bir dizi dosyası, bir belgesel ön senaryosu, bir oyun anlatı belgesi yeter.
Her sürümün en önemli belgesini çıkar ve masaya koy. Yanına geniş bir kâğıt aç. Satırlara yedi ölçütü yaz. Sütunlara mecraları yaz. Sürümlerden biri gerçek kişilerle çalışıyorsa tabloya bir satır daha ekle ve başına "etik sınır" yaz.
Kalemlerini iki renge ayır. Biriyle mecranın yapabildiğini, öbürüyle yapamadığını yazacaksın. Bir de sayfanın altına iki boş satır bırak. Birine her mecranın tek cümlesi gelecek. Öbürüne her sürümde sağ kalan sahne.
Masada bir okur olsun. Hikâyeni en az iki sürümünden tanıyan biri iyi olur. Rapor bitince ona tabloyu okutacaksın. Hücrelerden birine itiraz ederse kanıtını göstermen gerekecek. Kanıt gösteremediğin hücre o gün silinir.
Adımlar
Çözümlü örnek
Atölyenin en çok mecradan geçmiş hikâyesi Nöbet'in dünyası. Nermin Hanım tahtaya dört başlık yazıyor. Uzun metraj olarak Nöbet. Dizi denemesi olarak Gece Masası. Belgesel denemesi olarak Sandalyedekiler. Oyun belgesi olarak Nöbet — Oyun. Nermin Hanım baştan bir şey söylüyor: "Film değişmiyor. Bu rapor yalnız tartıyor."
Emre ilk adımda bir şey fark ediyor. Dört sürümde bakış dört ayrı yerden geçiyor. Film Kadir'in, dizi Figen'in, belgesel refakatçinin sandalyesinden. Oyunda bakış oyuncuyla paylaşılıyor. Selim bunu tablonun en üstüne koyduruyor. Raporun geri kalanı bu satırdan dallanıyor.
Emre'nin ilk tablosunda belgesel sütunu bir kurmaca sütunu gibi doldurulmuş. Karakter derinliği hücresinde "refakatçinin geçmişi açılır" yazıyor. Nermin Hanım hücreyi daire içine alıyor. Belgeselde derinliği yazar kurmaz, gözlemler. Selim kendi cümlesini hatırlatıyor: "Hangi cümle söylendiyse onunla kurarız." Hücre değişiyor. Bir de Burcu'nun itirazı var. Oyun sütununun süre hücresine Emre bir saat yazmış. Burcu soruyor: "Kim karar verdi?" Oyunda zaman, Kadir sandalyeye oturunca akıyor. Süreyi oyuncu belirliyor. Hücre ona göre düzeltiliyor.
Olay örgüsü satırında Emre önce diziyi öne koyuyor. Konuk hikâyeleri her hafta yeni bir aile getiriyor, sezon omurgası da altta sürüyor. Selim karakter satırını yanına çekiyor. Dizide Kadir yalnız pilotta konuk. Filmin sırrı pilotta yok. Dizi daha çok olay taşıyor, ama Kadir'i bir geceye indiriyor. Film tersini yapıyor. Tek bir ailenin gecelerine yüz üç sayfa veriyor. Emre bu farkı tablonun altına not ediyor: en çok olay taşıyan, en derin karakteri vermiyor.
Üretim satırı başka bir şey gösteriyor. Her sınır bir kural doğurmuş. Oyunda babanın evi yok. Dünya dahiliye katına daralınca hazırlık haftası oyundan düşmüş. Dallar çoğalmasın diye her yol kantinde buluşuyor. Belgeselde kapı kapanırsa ne olacağı baştan yazılı: koridorun dışındaki refakat. Dizide sabit set, her bölümü aynı masaya bağlıyor.
Belgesel sütununda Emre'nin kendi yeri de tartışılıyor. Sesi duyulacak, yüzü görünmeyecek. Nermin Hanım'ın eski sorusu hâlâ tahtanın köşesinde: "Kamerada sen olacak mısın?" Emre o soruyu tabloya taşımak istiyor. Nermin Hanım başını iki yana sallıyor. Rapor açık soruyu kapatmaz, yalnız nerede durduğunu gösterir. Hücreye yalnız bugünkü karar giriyor.
Son hâli şöyle:
Emre etik satırını önce boş bırakmak istiyor. Üç sütun kurmaca, diyor. Nermin Hanım o satırı tutuyor. Kurmaca sütunda da bir sınır var. Oyunun kuralı oyuncunun seçimini bir ölümün cezasına çevirmiyor. Belgesel sütunu ise öbürlerinden ayrı okunuyor. Orada kişiler gerçek. Uykusuz bir gecede alınan rıza gün ışığında yeniden soruluyor. Yas gecesinde kamera kapanıyor. Onam sayfası kurgu bitene kadar geri alınabiliyor. Bu hücre başka hiçbir ölçütle takas edilemiyor.
Tablonun altına dört cümle giriyor. Yalnız film, bir okunmayan notu seyircinin hayal gücüne bırakabiliyor. Yalnız dizi, ekranında «Annem» yazan bir telefonu haftalarca açılmadan bekletebiliyor. Yalnız belgesel, sandalyedekilerin neden kaldığını kendi ağızlarından duyurabiliyor. Yalnız oyun, susmayı bir eylem olarak oyuncuya verebiliyor.
Selim son cümleyi okuyunca bir şey ekliyor. Dört sürümde de bir sandalye var. Hiçbir mecra onu atmamış. Emre bunu raporun son satırına yazıyor: çekirdek sahne. Gece hemşiresinin masası da dördünde var, ama yalnız dizide merkezde duruyor. Rapor bir seçim yapmıyor. Hangi mecranın neyi kaybettireceğini gösteriyor.
Kendini değerlendir
Tablondaki her hücrenin yanında bir sahne, bir sayfa ya da bir belge satırı var mı? Kanıtsız hücre bir izlenimdir, bir bulgu değil.
Her sütunda en az bir "yapamaz" hücresi var mı? Hiç kaybı olmayan bir mecra yazdıysan, o sütunu sevdiğin için doldurmuşsun.
Bakışın kimden geçtiğini her sütunun başına yazdın mı? Bakış değiştiyse karakter derinliği satırı da ona göre değişmeli.
Süre hücreleri kendi biriminde mi? Oyunun süresini dakikayla, belgeselin süresini sayfayla yazdıysan ölçütü yanlış birime çevirmişsin.
Gerçek kişilerle çalışan bir sürümün varsa etik satırı ayrı mı duruyor? Rıza ve geri çekilme hakkı başka bir ölçütün içinde kaybolmuş olabilir.
Tek cümlelerinden biri başka bir mecraya da uyuyor mu? Uyuyorsa ayrımı bulamamışsın.
Çekirdek sahneyi buldun mu? Her mecrada sağ kalan sahne yoksa sürümler aynı hikâyeyi anlatmıyor olabilir.
Karakter derinliği ile olay örgüsü satırlarını yan yana okudun mu? İkisinde de aynı mecra öndeyse bir kez daha bak. Bir mecranın her şeyi aynı anda verdiği nadirdir.
Masadaki okur kaç hücreye itiraz etti? Kanıt gösterdiğin hücreler kaldı mı, sildiğin hücreleri bir kenara not ettin mi?
Rapor bir mecrayı seçti mi? Seçtiyse karar tabloyu yazmadan önce verilmiş. Tabloyu o mecrayı bir kenara koyarak yeniden oku. Açık bir soruyu raporda kapattıysan onu da geri aç.
Yaygın tuzaklar
Yaygın yanlışMecrayı türle karıştırmak.
Dizi bir tür değildir, bir anlatı biçimidir. Gerilim de, dram da her mecraya taşınabilir.
Yaygın yanlışHer ölçütte bir kazanan aramak.
Rapor bir yarış tablosu değildir. Bir mecranın bir satırda geri kalması onu zayıf yapmaz.
Yaygın yanlışEylemliliği yalnız oyuna vermek.
Film seyircisi de yorumlar, dizi izleyicisi de bekler. Eylemlilik, seçimden ibaret değildir.
Yaygın yanlışÜretim sınırını bir eksik saymak.
Sınır çoğu zaman bir kural doğurur. Oyunun dünyası daraldıkça belge sıkılaşır.
Yaygın yanlışBelgesel sütununu kurmaca gibi doldurmak.
Gerçek bir kişinin derinliği yazılmaz. Yalnız gözlenen kadarı rapora girer.
Yaygın yanlışEtik satırını kurmaca sütunlarda boş bırakmak.
Kurmacanın da sınırı vardır. Bir oyunun cezası, bir dizinin konuğu, bir filmin "gerçek olaydan" ibaresi ayrı ayrı tartılır.
Yaygın yanlışKanıtsız hücre yazmak.
"Daha derin" ya da "daha etkili" bir yargıdır. Yanında bir sahne yoksa rapora girmez.
Yaygın yanlışKanonu raporda değiştirmek.
Karşılaştırma bir sürümü düzeltmek için yazılmaz. Bir açığı kapatmak istersen onu ayrı bir notta işaretle.
Yaygın yanlışÇekirdek sahneyi atlamak.
Dört sürümde sağ kalan sahneyi bulmayan rapor, hikâyenin neyle ayakta durduğunu söylemez.
Yaygın yanlışSüreyi tek birime çevirmek.
Sayfa, bölüm, gece ve oyuncunun zamanı aynı cetvelle ölçülmez. Hepsini dakikaya çevirmek, mecraların asıl farkını siler.
Yaygın yanlışBakış değişimini görmezden gelmek.
Bir sürümde ana karakter değiştiyse o sütunu eski karakterle doldurmak, raporu kendi ilk sürümüne bağlar.
Yaygın yanlışAçık soruyu rapora cevap olarak yazmak.
Bir sürümde bilinçli olarak açık bırakılmış bir soru, tabloda kapatılırsa o sürümün kendisi değişir.
Yaygın yanlışRaporu seçimle bitirmek.
Tablonun son satırına "en iyisi bu" yazmak, kararı gerekçeden önce verir.
Varyasyonlar
Sonraki adım
Raporun bir mecra seçmedi, ama seçimin zeminini kurdu. Sıradaki birimde o seçimi yapacaksın. Bir ana mecra, onun gerekçesi ve profesyonel bir geliştirme paketi. Ardından bir ikinci ve bir üçüncü mecraya uyarlama, bir format kontrol listesi ve üretimin gerçekten yapılabilir olup olmadığı. Nöbet'in tablosunda sandalye her sütunda duruyordu; hiçbir mecrada düşmüyordu. Peki bir hikâyenin en değerli parçası mecralardan birinde düşüyorsa, ana mecra o değil midir? Seçimin gerekçesi tablonun hangi hücresinden gelecek? Ve üretimi gerçekten mümkün olan sürüm, en sevdiğin sürümle aynı mı?