Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Batı dramatik geleneği bir gelenektir; yaygınlığı üstünlükten değil dağıtımdan gelir.
- Üç varsayımı tartışılabilir: birey merkezdedir, çatışma zorunludur, zaman doğrusaldır.
- Kishōtenketsu çatışmasız ilerler; motor karşıtlık değil, üçüncü bölümdeki sıçramadır.
- Büyülü gerçekçilikte olağanüstü açıklanmaz ve şaşırtmaz; karakterler şaşırıyorsa yazdığın şey fantastiktir.
- Meddah ve gölge oyunu, kurmacanın kurmaca olduğunu beş yüz yıldır saklamıyor — üstkurmaca yeni bir buluş değil.
- Egzotikleştirmenin testi bakış açısıdır: bu insanların kendi meseleleri var mı, yoksa dışarıdan gelenin dekoru mu?
- Çeviride kayıp kaçınılmazdır; iyi uyarlama birebir değil denk taşır.
- Biçimler dolaşır ve ödünç alınabilir; içerik, özellikle kutsal ya da topluluğa ait olan, aynı şey değildir.
- Elinin altındaki gelenek en az kullanılan gelenektir — ve bu, yeni yazar için bir boşluk demektir.
Açılış sahnesi
Bir uzunluğu ölçeceksin. İki birimin var.
Biri arşın. Kolun dirsekten parmak ucuna kadar olan kısmı. Yani ölçü aleti insanın kendisi; dünyayı bedeninle ölçüyorsun.
Diğeri metre. Yeryüzünün büyüklüğünden hesaplanmış bir birim. Ölçü aleti gezegen; dünyayı dünyayla ölçüyorsun.
İkisi de aynı mesafeyi ölçer ve ikisi de doğrudur. Ama biri "insan neyse odur" der, diğeri "insanın dışında bir ölçü vardır" der. Aynı işi yapan iki alet, iki ayrı dünya görüşü taşır.
Birim değişince sayı değişir. Ama asıl değişen, neyi merkeze aldığındır.
Anlatı gelenekleri de böyledir.
Bu bölümde şimdiye kadar öğrendiğin çoğu şey — üç perde, çatışma, aktif kahraman, dönüm noktası — belirli bir geleneğin ölçü birimleridir. İşe yararlar ve dünyanın büyük kısmında kullanılırlar. Ama tek birim değildirler.
Bu derste başka birimlere bakacağız. Amacım seni onlardan birine geçirmek değil; elindeki birimin bir birim olduğunu göstermek. Çünkü kendi ölçüsünü evrensel sanan kişi, başka bir ölçüyle yapılmış işi ölçemez — yalnız yanlış ölçer.
Benzetmenin kırıldığı iki yeri de söyleyeyim. Ölçü birimleri birbirine tam olarak çevrilebilir; anlatı gelenekleri çevrilemez ve çeviride her zaman bir şey düşer. İkincisi: bir uzunluğun tek bir doğru ölçüsü vardır, bir hikâyenin tek bir doğru biçimi yoktur.
Bu derste ne olacak
Önce batı dramatik geleneğinin bir gelenek olduğunu göreceğiz — nereden geldiğini ve neyi varsaydığını. Sonra sırayla başka geleneklere bakacağız. İlk dördü: Anadolu ve Orta Doğu anlatıları, meddah ve gölge oyunu, Hint gelenekleri, Doğu Asya ve kishōtenketsu. Sonra Afrika sözlü anlatıları, yerli halk anlatıları, Latin Amerika ve büyülü gerçekçilik. Ardından iki yapısal biçimi ayrı ayrı açacağız: çerçeve hikâye ve döngüsel, topluluk merkezli anlatı. Son bölüm uyarılara ayrılacak — evrensellik iddiası, egzotikleştirme, çeviride kayıp ve danışmanlık. Boyunca tek bir ilke dönecek: tanımadığın yapı, olmayan yapı değildir. On iki filmden örneklerle gideceğiz. Ders bittiğinde kendi metninin hangi geleneğin ölçüsüyle kurulduğunu adlandırabiliyor olacaksın.
Sıfır noktası
Batı dramatik geleneği, iki bin yıldan uzun bir birikimden geliyor ve bugün dünyanın en yaygın anlatı ölçüsü. Yaygınlığının sebebi üstünlük değil, dağıtım — sinema endüstrisinin kurulduğu yerlerin geleneği olması.
Bu geleneğin üç varsayımı var ve üçü de tartışılabilir.
Birincisi: birey merkezdedir. Hikâye bir kişinin etrafında döner ve o kişinin istekleri anlatıyı yürütür. Pek çok gelenekte merkez birey değil topluluktur; kimin ne istediği değil, dengenin nasıl korunduğu anlatılır.
İkincisi: çatışma zorunludur. Anlatının ilerlemesi karşıtlıktan doğar. Oysa bazı geleneklerde ilerleme karşıtlıktan değil, bakışın yer değiştirmesinden doğar.
Üçüncüsü: zaman doğrusaldır ve sona doğru akar. Başlangıç, orta, son. Bazı geleneklerde zaman döngüseldir ve "son" diye bir yer yoktur; anlatı bir noktada kesilir, bitmez.
Şunu net söyleyeyim, çünkü bu ders sık sık yanlış anlaşılıyor: batı dramatik geleneğini öğrenmek ve kullanmak tamamen meşrudur. Bu akademinin büyük kısmı da onu öğretiyor. Amaç onu bırakmak değil; onun bir seçenek olduğunu bilmek.
Bir de pratik bir kazanç var. Kendi geleneğini bir seçenek olarak gören yazar, o geleneğin hangi hikâyeyi taşıyamadığını da görür. Anlatmak istediğin şey bireysel bir mücadele değilse — bir topluluğun dengesiyse, bir yerin hafızasıysa, tekrar eden bir hâlse — elindeki ölçü sana sürekli "burada hikâye yok" diyecektir. Oysa hikâye var; ölçü yanlış.
Bu derste göreceğin her gelenek, bir başka hikâye türünü taşımak için gelişmiş. Yani bunlar egzotik alternatifler değil; çözülmüş problemler. Birileri senin bugün karşılaştığın anlatı sorununu yüzyıllar önce çözmüş olabilir.
Mekanizma
Anadolu ve Orta Doğu anlatıları
Bu gelenekte anlatı çoğu zaman iç içe geçmiş biçimde ilerler. Bir hikâye anlatılırken içinden başka bir hikâye çıkar, o biterken üçüncüsü başlar. Merkezde tek bir kahraman ve tek bir amaç yoktur; bir anlatıcı ve bir dinleyici topluluğu vardır.
Halk hikâyelerinde bir başka özellik daha görünür: anlatıcı araya girer. Yorum yapar, dinleyiciye seslenir, hikâyeyi durdurup bir şey açıklar. Batı geleneğinin görünmez anlatıcısının tam tersi.
Bu son cümleyi geçen dersle birleştir: batı geleneği üstkurmacayı yirminci yüzyılda "keşfetti"; meddah beş yüz yıldır yapıyordu.
Hint anlatı gelenekleri
Hint anlatısında ölçek farklıdır. Destanlar yüzlerce karakter taşır ve ana hikâye, sayısız yan anlatının içinden geçer. Bir olayın anlamı çoğu zaman başka bir yaşamdaki karşılığıyla verilir; nedensellik tek bir ömre sığmaz.
Bir başka özellik: duygunun kendisi bir yapı unsurudur. Anlatı, belirli duygu hâllerini uyandırmak için düzenlenir ve bir eserin başarısı, uyandırdığı duygunun saflığıyla ölçülür — olay örgüsünün sıkılığıyla değil.
Bunun bugünkü sinemadaki uzantısı, tek bir filmde tür değiştiren anlatılardır: komedi, dram, müzikal ve aksiyon aynı işin içinde durur. Batı ölçüsüyle bakan biri buna "tonal tutarsızlık" der; kendi ölçüsüyle bakan biri "duygu yelpazesi" der.
Doğu Asya ve kishōtenketsu
Dikkat et — bu yapıda çatışma yoktur. İlerleme karşıtlıktan değil, üçüncü bölümdeki sıçramadan doğar. İzleyici o sıçramayı gördüğünde geriye bakar ve önceki iki bölümü yeniden anlar.
Bu, batı ölçüsüyle bakıldığında en zor anlaşılan yapıdır, çünkü "burada bir sorun yok, öyleyse hikâye de yok" denir. Oysa hikâye var; motoru başka.
Afrika sözlü anlatıları ve yerli halk anlatıları
Afrika sözlü geleneğinde anlatı bir performanstır ve dinleyici pasif değildir; nakarata katılır, soru sorar, onaylar. Anlatı her seferinde biraz değişir — çünkü metin sabit değildir, anlatım sabittir.
Yerli halk anlatılarında ise merkez sıklıkla insan değildir. Bir dağ, bir nehir ya da bir hayvan anlatının öznesi olabilir; insan onların hikâyesinde yer alan bir unsurdur. Batı geleneğinin "aktif başkarakter" ölçütü burada anlamsızlaşır.
Latin Amerika ve büyülü gerçekçilik
İki yapısal biçim
Döngüsel ve topluluk merkezli anlatı ise iki ayrı şeyin sık sık birlikte bulunmasıdır. Döngüsel anlatıda zaman ilerlemez, döner; mevsimler, kuşaklar, aynı olayın tekrarı. Topluluk merkezli anlatıda ise başkarakter bir kişi değil bir yerdir — bir köy, bir mahalle, bir aile. İkisi birlikte, batı ölçüsünden en uzak yapıyı kurar.
Yedi uyarı
Şimdi kültürlerarası çalışmanın kuralları.
Evrensellik iddiası — yukarıda tanımladık. Kendi ölçünü herkesin ölçüsü sanma.
Kültürel bağlam — bir biçimi alırken bağlamını da öğren. Kishōtenketsu bir yapı değil, bir düşünme biçiminin ürünüdür.
Yerel semboller — bir sembol kendi kültüründe taşıdığı anlamı başka yerde taşımaz. Renk, hayvan, sayı, yön: hepsi kültüre bağlı.
Kültürel sahiplenme — bir topluluğun anlatısını, ritüelini ya da sembolünü bağlamından koparıp, genellikle onun sesi olmadan kullanmak. Kural aynı: danış, kaynağını göster, tek sesli anlatma.
Araştırma ve danışmanlık — ve tek gerçek çözüm bu. Okumak bir başlangıçtır; o kültürden birinin metni okuması başka bir şeydir.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Birincisi, ve bu dersin asıl kazancı: başka gelenekleri bilmek, kendi geleneğini görünür kılar. Bir birimi ancak başka bir birim yanındayken bir birim olarak görürsün. Kishōtenketsu'yu öğrenen yazar, üç perdeyi de ilk kez bir tercih olarak görür.
İkincisi: biçimleri ödünç almak meşrudur, içeriği almak başka bir şeydir. Çerçeve hikâye yapısını kullanmak için o geleneğe ait olman gerekmez; yapı dolaşır. Ama bir topluluğun kutsal anlatısını malzeme yapmak farklıdır; orada kültürel temellük kuralı devreye girer — danış, kaynağını göster, tek sesli anlatma.
Üçüncüsü, deneyimli yazarların bildiği: kishōtenketsu kısa biçimde çok güçlüdür. Reklam, kısa film, dizi bölümü — hepsi bu yapıya uygundur, çünkü sıçrama kısa mesafede daha çarpıcıdır. Uzun metrajda ise tek başına taşımakta zorlanır ve çoğu zaman dramatik bir omurgayla birleştirilir.
Dördüncüsü: egzotikleştirmenin en güvenilir testi bakış açısıdır. Anlatı, o kültürün içinden mi bakıyor, yoksa ona mı bakıyor? Sorulacak somut soru şu — bu filmdeki insanların kendi meseleleri var mı, yoksa yalnız dışarıdan gelenin deneyimine dekor mu oluyorlar?
Beşincisi: çeviride kayıp, kayıpla kalmak zorunda değil. Düşen bir kelime oyununun yerine başka bir yerde bir kelime oyunu konabilir. İyi uyarlama birebir taşımaz; denk taşır. Ölçüt şu: kaynaktaki etki, hedefte de üretiliyor mu?
Altıncısı, ve kendi coğrafyan hakkında: elinin altındaki gelenek en az kullanılan gelenektir. Meddah, gölge oyunu, halk hikâyesi, destan — bunlar hazır ve işlenmemiş bir yapı havuzudur. Türk sinemasında bu havuzun kullanımı hâlâ sınırlı ve bu, yeni yazar için bir boşluk demek. Üstelik burada danışmanlık sorunu da yok: kendi geleneğini araştırmak için kimseden izin gerekmiyor, yalnız emek gerekiyor.
Yedincisi: danışmanlık bir formalite değil, bir kaynak. Yazdığın kültürden birinin metni okuması, aylarca yapacağın araştırmadan daha isabetli sonuç verir. Ve o kişiye ücret ödenir; danışmanlık bir iyilik değil, bir iştir. Doğru soru da "yanlış bir şey var mı" değil, "burada bir yerli neyi fark eder de ben edemem" olmalı.
Sekizincisi, ve bu bölümün ilerisine bakan: gelenek seçimi tür beklentisiyle çarpışabilir. Bir gerilim filmi izlemeye gelen kişi kishōtenketsu'yla karşılaşırsa aldatılmış hisseder — beklentisi türden geliyor, yapı ise başka bir gelenekten. Çarpışma kaçınılmaz değil; ama hesaba katılmalı ve genellikle ilk on dakikada işaret verilir.
Dokuzuncusu, bir ölçek notu: bir metinde bir gelenek taşıyıcı olur. İki geleneği eşit ağırlıkta kurmaya çalışan metin, ikisinde de yarım kalır. Ödünç almak serbesttir; omurga tek olmalıdır.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlışBirincisi: batı dramatik geleneğini "yapı", diğerlerini "yapısızlık" sanmak.
Hepsinin yapısı var. Kishōtenketsu'da dört bölüm, sözlü anlatıda tekrar ritmi, çerçeve hikâyede iç içe geçme kuralı var. Tanımadığın yapı, olmayan yapı değildir.
Yaygın yanlışİkincisi: başka bir geleneği tek bir esere bakarak öğrendiğini sanmak.
Bir filmden bir gelenek çıkarılamaz; o film o geleneğin bir örneğidir ve muhtemelen kendi içinde de tartışmalıdır.
Yaygın yanlışÜçüncüsü: büyülü gerçekçiliği fantastikle karıştırmak.
Fantastikte olağanüstünün kuralları kurulur ve izleyiciye öğretilir. Büyülü gerçekçilikte kural yoktur, açıklama yoktur ve en önemlisi şaşırma yoktur. Karakterler şaşırıyorsa fantastik yazıyorsun.
Yaygın yanlışDördüncüsü: yerel bir sembolü kendi anlamıyla taşıdığını varsaymak.
Bir renk, bir hayvan, bir el hareketi başka bir kültürde tam tersini söyleyebilir. Sembol kullanacaksan o sembolün kaynağındaki anlamını sor.
Yaygın yanlışBeşincisi: kültürel çeşitliliği karakter listesine indirgemek.
Farklı kültürlerden karakterler koymak, farklı anlatı geleneklerini kullanmak değildir. Biri kadro meselesi, diğeri yapı meselesi.
Yaygın yanlışAltıncısı: meddah geleneğini yalnız "anlatıcı sesi" olarak kullanmak.
Meddahın gücü anlatıcının varlığı değil, dinleyiciyle kurduğu canlı ilişkidir — araya girmesi, tepkiye göre değişmesi. Dış ses eklemek bu ilişkiyi kurmaz.
Yaygın yanlışYedincisi: kishōtenketsu'yu "çatışmasız yapı" diye alıp üçüncü bölümü atlamak.
O yapının bütün yükü üçüncü bölümdedir; sıçrama yoksa geriye yalnız bir durum tasviri kalır ve o da hiçbir gelenekte hikâye sayılmaz.
Yaygın yanlışSekizincisi: bir geleneği kullanırken o geleneğin izleyicisini de varsaymak.
Kishōtenketsu Japon izleyicide bir alışkanlığa yaslanır; aynı yapıyı o alışkanlığın olmadığı bir izleyiciye sunarken bir işaret vermek gerekir. Yapı ödünç alınabilir, izleyicinin birikimi alınamaz.
Yaygın yanlışDokuzuncusu, ve en incesi: bu dersi bir zorunluluk listesi gibi okumak.
Amaç her metne bir başka gelenek katmak değil. Amaç, kendi seçtiğin biçimin bir seçim olduğunu bilmek — ve bir gün ihtiyacın olduğunda başka bir birimin var olduğunu hatırlamak.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Batı dramatik geleneği bir gelenektir; yaygınlığı üstünlükten değil dağıtımdan gelir.
- Üç varsayımı tartışılabilir: birey merkezdedir, çatışma zorunludur, zaman doğrusaldır.
- Kishōtenketsu çatışmasız ilerler; motor karşıtlık değil, üçüncü bölümdeki sıçramadır.
- Büyülü gerçekçilikte olağanüstü açıklanmaz ve şaşırtmaz; karakterler şaşırıyorsa yazdığın şey fantastiktir.
- Meddah ve gölge oyunu, kurmacanın kurmaca olduğunu beş yüz yıldır saklamıyor — üstkurmaca yeni bir buluş değil.
- Egzotikleştirmenin testi bakış açısıdır: bu insanların kendi meseleleri var mı, yoksa dışarıdan gelenin dekoru mu?
- Çeviride kayıp kaçınılmazdır; iyi uyarlama birebir değil denk taşır.
- Biçimler dolaşır ve ödünç alınabilir; içerik, özellikle kutsal ya da topluluğa ait olan, aynı şey değildir.
- Elinin altındaki gelenek en az kullanılan gelenektir — ve bu, yeni yazar için bir boşluk demektir.
Sonraki derse köprü
Modül beş burada bitiyor. Hikâyenin ne olduğunu, ne zaman hikâyeye dönüştüğünü, hangi parçalardan kurulduğunu ve kaç ayrı gelenekle anlatılabileceğini gördük.
Şimdi çok daha somut bir soruya geliyoruz: bu hikâye nereden gelecek? Sıradaki modül fikir bulmaya ayrılmış. Ve ilk derste en yanıltıcı inanışla başlayacağız: fikirler gelmez, aranır. İlham beklemenin neden çalışmadığını üçüncü modülde konuşmuştuk; şimdi yerine ne konacağını göreceğiz — kişisel kaynaklardan gözleme, haberden tarihe kadar sistemli bir arama düzeni.