İçeriğe geç

Ders 94.5

Koruma, dönüştürme ve çıkarma

Senaryo Akademisi — Bölüm VIII, Modül 94

3.708 kelime5 film örneği≈ 17 dk okuma≈ 25 dk seslendirmesıfırdan ileri

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  • Uyarlamada her parça için bir karar verilir: korunur, dönüştürülür ya da bırakılır.
  • Koruma listesi kısa tutulur ve her maddesinin bir gerekçesi vardır.
  • Korunan unsur da biçim değiştirebilir; köyün kuralı filmin kuralına dönüştü.
  • Anlatıcı devri, anlatıcının işlerini başka araçlara dağıtır.
  • Mecra karşılığı, sözle var olan düşünceyi görülen ya da duyulan bir şeye çevirir.
  • Zaman işareti seyirciye yılı yazısız söyler.
  • İşlev yinelemesi taşıyan yan öykü, filmde ana sesi bölebilir.
  • Sayfa oyunu ya bırakılır ya da yeni bir araçla yeniden kurulur.
  • Tekrarlanan olay perdede birkaç kez ve her seferinde bir farkla görünür.
  • Kenardaki bir kişiyi çıkarmadan önce hangi korunan maddeye bağlı olduğu izlenir.
  • Çıkarılan her parçanın kaybı da yazılır.
  • Raşit'in akıbetinin cevapsız kalması da korunanlar arasında.

Açılış sahnesi

Burcu masaya üç deste kart bırakıyor. Kaynak dosyasındaki siyah satırları tek tek karta geçirmiş. Her kartta YAĞHANE'den bir parça yazılı: bir mektup, bir hasat sonu, bir kişi, bir cümle. Destelerin üstünde küçük etiketler var: «Kalır», «Değişir», «Gider».

«Kalır» destesi bir tuğla kalınlığında. «Değişir» destesinde birkaç kart duruyor. «Gider» destesi boş.

Emre kartları tek tek çeviriyor. Nüzhet'in tebeşiri, Mükerrem'in mutfağı, Zekai'nin değirmen taşı. Öğretmen İhsan'ın bölümleri kendi başına bir deste tutuyor. «Bunların hepsi mi kalıyor?» diye soruyor.

«Hepsi romanın kendisi,» diyor Burcu. «Hangisini atsam bir şey eksik kalıyor.»

Selim kartların kalınlığına bakıyor. Romanı okurken birkaç akşam ayırdığını hatırlıyor. Her akşam başka bir yıl, başka bir hasat. Yapımcı ise tek bir sinema filmi istiyor. «Bu desteyle film bitmez,» diyor. «Ya da bitmez gibi biter.»

Nermin Hanım bir kart çekiyor. Üstünde tebeşir yazıyor. Kartı masanın ortasına koyuyor. «Bu gitse, romanı okumuş biri filmi tanır mı?»

«Tanımaz,» diyor Burcu.

Nermin Hanım İhsan'ın destesini kaldırıyor. «Peki bu giderse?»

Burcu cevap vermiyor. Kartları elinden almıyor da. İhsan'ın destesi Nermin Hanım'ın elinde, havada kalıyor. Masada kimse bir sonraki kartı çevirmiyor.

Kaynaktaki her parça ya korunur, ya perdenin diline çevrilir, ya da bırakılır; karar, o parçanın filmde ne iş göreceğine bakılarak verilir.

Bu derste ne olacak

YAĞHANE'nin kartlarını tek tek tartacağız. Önce Burcu'nun hiçbir sürümde bırakmayacağı parçaları seçeceğiz ve her birine bir gerekçe ekleyeceğiz. Sonra Nüzhet'in mektuplarına döneceğiz: o sesin taşıdığı işleri perdede ne taşıyacak? Romanın iç içe geçen yıllarını seyircinin kaybolmadan izleyeceği bir düzene sokacağız. Tebeşirin perdede kaç kez görüneceğini ve her seferinde neyin değişeceğini tartacağız. En zor kararı İhsan için vereceğiz. Hangi kartın neden gittiğini, gidince kimin neyi arayacağını da yazacağız. Filmler bir balina gemisinden, bir Londra gününden, İngiliz kırsalındaki bir hanından, rüzgârlı bir taş rıhtımdan ve bir hapishane hücresinden gelecek.

Sıfır noktası

Bir romanı filme çeviren yazar, kaynağın her parçası karşısında bir karar verir. Parça ya olduğu gibi kalır, ya biçim değiştirir, ya da dışarıda kalır. Bu kararların hiçbiri kendiliğinden verilmez. Verilmeyen karar da bir karardır: her şeyi tutmaya çalışan senaryo, romanın kalabalığını taşıyamaz ve kendi ağırlığı altında çöker.

Kararlar romanın bütünü için bir kerede verilmez. Parça parça verilir. Bir mektubun tek bir cümlesi kalabilir, geri kalanı gidebilir. Bir kişi kalır, yan öyküsü gider. Bir imge kalır, onu anlatan paragraf gider.

Bu kelimeler çoğu zaman yanlış duyulur. Korumak birebir aktarmak sanılır. Çıkarmak ihanet sanılır. Dönüştürmek de yazarın kendi zevkini kaynağa dayatması sanılır. Oysa hepsi tek bir sorudan doğuyor: bu parça filmde ne iş görecek? Korunan bir unsur bile perdeye geçerken biçim değiştirir. Romanda tebeşir bir cümledir. Filmde bir el, bir taş, bir ses ve bir yağmurdur.

Burcu'nun «Kalır» destesi bir koruma listesi değil. İçinde sevdiği her şey var, ama hiçbirinin yanında bir neden yok. Nermin Hanım ondan tek bir iş istiyor. Her kartın arkasına bir cümle yazacak: bu giderse ne kaybolur? Cümle yazılamayan kart desteden çıkacak. Silinmeyecek, yalnız «Değişir» ya da «Gider» destesine taşınacak.

Listenin bir ölçüsü var. Ezbere söylenebilmeli. Yapımcıyla bir telefon konuşmasında, bir yemek masasında, bir revizyonun ortasında Burcu onu kâğıda bakmadan sayabilmeli. Kâğıda bakmadan hatırlanamayan bir liste, revizyon geldiğinde kimseyi korumaz.

Bir ölçüt daha konuyor. Kararın dayanağı Burcu'nun bir parçayı ne kadar sevdiği değil. Dayanak, o parçanın filmde göreceği iş. Sevilen parça da kalabilir. Ama sevildiği için değil, bir iş gördüğü için kalır.

Bu kararların çoğu kesin değil. Burcu her birini bir deneme olarak yazıyor. Bir revizyonda kart bir desteden ötekine geçebilir. Önemli olan, kartın neden orada durduğunun her an söylenebilmesi. Gerekçesi yazılı bir karar tartışılabilir. Gerekçesiz bir karar ise yalnız savunulur.

Mekanizma

Kalacak olan

Burcu kartların arkasını doldurmaya başlıyor. Arkası dolmayan kartlar birer birer desteden ayrılıyor. Kalanlar inceliyor ama ağırlaşıyor.

En üstteki kart romanın kimliğini taşıyor. Bir kadın, bir ömür boyunca bir kayboluşu tartıyor; köy ise o kayboluşun adını bile anmıyor. Bu cümle giderse ortada başka bir film kalır. Belki bir köy dramı, belki bir aile sırrı. Ama YAĞHANE kalmaz.

Altındaki kart Nüzhet ile Raşit arasındaki bağ. Raşit perdede yalnız genç yıllarda görünecek. Yine de filmin bütün ağırlığı bu iki kardeşin arasında duruyor. Burcu'nun gerekçesi kısa: Raşit gitmeden önce seyirci onu sevmezse, sonraki yıllar boşa yazılır.

Romanın tematik çatışması da bir kart: hatırlamakta direnen bir kadına karşı unutmayı seçmiş bir köy. Tebeşir kendi kartında. Her hasat sonunda Nüzhet ağabeyinin adını tebeşirle taşa geçiriyor; ilk yağmur siliyor. Köyün yazılı olmayan kuralı ayrı bir kart: gidenin adı anılmaz. Nüzhet'in özü de desteye giriyor. O her yıl yeniden yazan kadın. Ne bağırıyor ne vazgeçiyor. En alttaki kart romanın sonu. Taşın altından bir çakı çıkıyor ve Raşit'e ne olduğu yine bilinmiyor.

Selim kural kartını elinde tutuyor. «Kuralı nasıl koruyacağız? Romanda kural bir cümle. Nüzhet torununa onu anlatıyor.»

Burcu bir süre düşünüyor. Sonra cevabı bir yasak olarak yazıyor. Filmde hiçbir karakter Raşit'in adını yüksek sesle söylemeyecek. Mükerrem «ağabeyin» diyecek, kahvedeki adamlar «giden» diyecek, köy çoğu zaman yalnız «o» diyecek. Seyirci adı yalnız yazılı hâlde görecek: önce taşta, tebeşirle; en sonda bir mektup kâğıdında.

Emre kartı çeviriyor. Köyün kuralı artık filmin de kuralı oldu. Korunan madde bir anlatım sırasında söylenen bir bilgi olmaktan çıkıp seyircinin kendi yaşadığı bir şeye dönüştü. Koruma bazen tam olarak budur: bir unsuru taşımak için ona yeni bir biçim bulmak.

Mektubun sesi

YAĞHANE'nin her satırı Nüzhet'in ağzından çıkıyor. Yaşlı bir kadın, kentteki torununa mektup yazıyor. Romanın bütün bilgisi, bütün yorumu, bütün zaman sıçramaları bu sesten geçiyor.

Emre'nin ilk önerisi bu sesi korumak. Filmin üstünde baştan sona Nüzhet'in mektupları okunsun. Selim karşı çıkıyor. «O zaman bir okuma dinleriz. Resimler de sesin altında süs olur.»

Nermin Hanım soruyu değiştiriyor. Mektuplar romanda ne iş görüyor? Burcu tahtaya yazıyor. Mektuplar o gecede neler olduğunu anlatıyor. Köyün ne dediğini aktarıyor. Nüzhet'in içinden geçenleri söylüyor. Yılları birbirine bağlıyor. Bir de birine, torununa sesleniyor.

Her iş için ayrı bir taşıyıcı aranıyor. Köyün ne dediği sahnelere geçiyor: kahvede, yağhanede, düğünde. İçinden geçenlerin bir kısmı Mükerrem'e gidiyor. Sözlükteki itiraf kanalı burada açılıyor. Mükerrem romanda da Nüzhet'in tek sırdaşı. Onunla geçen sahnelerde Nüzhet söylenmeyeni alçak sesle söyleyebilir. Ama adı yine söylemez.

Romanın uzun sayfaları Nüzhet'in tek bir sorusu etrafında dönüyor: ağabeyim gerçekten kaçtı mı? Bu düşünce perdede olduğu gibi söylenemez. Burcu karşılığını aramaya başladığında, romanın onu çoktan verdiğini görüyor. Tebeşir zaten o düşüncenin eylemi. Köy unuttu derken bir kadın yılda bir kez adı yazıyor.

Burcu bir küçük karşılık daha ekliyor. Köyden biri «kaçtı» kelimesini söylediğinde Nüzhet elindeki işi bırakmıyor. Yalnızca daha hızlı çalışıyor. Seyirci o hızı görüyor, cümleyi duymuyor.

Mektuplar yine de büsbütün kaybolmuyor. Burcu'nun taslağında yaşlı Nüzhet pencerenin önünde mektup yazarken görünüyor. Ama ne yazdığını duymuyoruz. Ses yalnızca bir kez, son mektupta geliyor. O mektupta bile ad duyulmuyor. Kalem kâğıda adı yazarken Nüzhet'in sesi bir an susuyor, sonra cümlesine devam ediyor.

Yılların sırası

Kitapta her yeni bölüm, yıl değişmiş olarak, yine bir hasadın bitişinden başlıyor. Okur hangi yılda olduğunu Nüzhet'in cümlelerinden anlıyor. «O yıl», «ağabeyim gittikten sonraki kış», «sen doğmadan önce». Perde bu cümleleri kullanamaz.

Burcu zaman düzenini iki hatta ayırıyor. Biri bugün: yaşlı Nüzhet'in son sonbaharı, yağhanenin satılışı ve yıkıma doğru giden haftalar. Bu hat yalnız ileri akıyor. Öbürü genç yıllar: hasat sonları, Raşit'in son gecesi, Mükerrem'in mutfağı.

Burcu her hatta ayrı işaretler kuruyor. Genç yıllarda değirmen taşı dönüyor. Konuşanlar onun uğultusunu bastırmak için sesini yükseltiyor. Bugünde taş duruyor. Yağhane sessiz, tozun içinde ayak sesleri duyuluyor. Tebeşiri tutan el de bir işaret: biri genç ve hızlı, öbürü yaşlı ve titrek.

Tekrarlanan olay ayrı bir sorun çıkarıyor. Nüzhet tebeşiri her yıl yazıyor. Romanda bu, onlarca yılın ritmi. Filmde her yılı göstermek mümkün değil; gösterilse bile seyirci üçüncüsünden sonra izlemeyi bırakır. Sözlükteki tekrar bütçesi burada iş görüyor. Burcu tebeşiri perdeye birkaç kez çıkarıyor: ilk yıl, ortada bir yıl, son yıl. Her dönüşte bir şey değişiyor. İlk yıl Mükerrem yanında. Ortadaki yıl Nüzhet yalnız. Son yılda taş satılmış, kapıda bir kilit var.

Uzun açıklamalar da dönüşüyor. Romanda zeytinin nasıl ezildiği, yağın nasıl süzüldüğü sayfalarca anlatılıyor. Burcu bu sayfaları bir emek sesine çeviriyor. Zekai'nin taşı yağlaması, çuval taşıyan sırtlar, akan yağın sesi. Bilgi gidiyor, iş kalıyor.

Gidebilecek olan

Sıra İhsan'a geliyor. Romanın uzun bir yan öyküsü, köy öğretmeninin Nüzhet'e duyduğu karşılıksız aşk. Emre bu bölümleri romanın en güzel sayfaları sayıyor. Burcu da öyle düşünüyor.

Nermin Hanım İhsan'ın kartlarını Nüzhet'in kartlarının hemen altına diziyor. İhsan Nüzhet'ten bir cevap bekliyor ve cevap gelmiyor. Nüzhet ağabeyinden bir dönüş bekliyor ve dönüş gelmiyor. Romanın bu iki hattı aynı duyguyu iki ayrı kişide işliyor. Romanda bu yankı bir zenginlik. Okur iki bekleyişi birlikte taşıyacak zamanı buluyor. Filmin ise o zamanı yok. Yankı ana sesi bölüyor.

Zekai ise başka bir tablo çiziyor. Romanda onun sayfaları az. Ama taşın başındaki tek yüz o. Taşın bakımını o yapıyor, sonunda çakı da o taşın altından çıkıyor. Zekai'yi çıkarırsan taş sahipsiz kalır. Kalabalık bir köy kadrosunun çoğu ise hiçbir karta bağlı değil. Onlar ana hikâyeyi etkilemeyen kişiler ve perdede bir kalabalık olarak kalabilirler.

Emre son bir itiraz getiriyor. İhsan giderse köyün kuralı hafifler mi? Burcu öğretmenin kartlarını kural kartının yanına koyuyor. İhsan'ın bölümlerinde kural hiç sınanmıyor. Kuralı taşıyanlar başkaları: köyün tek kelimelik hükmü, taştaki adı görüp dokunmayan Zekai, her yıl yağan ilk yağmur. Kural kartının ağırlığı yerinde kalıyor.

Burcu bir karar veriyor ve kararını deneme olarak yazıyor. İhsan'ın yan öyküsü «Gider» destesine geçiyor. Kartın arkasına kaybı da yazıyor: romanı okuyanlar o aşkı arayacak. Nüzhet'in kendi hayatından vazgeçtiği bir yol da onunla birlikte gölgede kalıyor.

YAĞHANE'nin sayfa oyunu bir kelimede saklı: «sen». Her mektup torunla konuşuyor ve okur torunun yerine oturuyor. Nüzhet'in itirafları okura yapılmış gibi geliyor. Takılmaları da öyle. Mektuplarda Nüzhet torunuyla şakalaşıyor, köyde dönen lafları da hafif bir alayla aktarıyor. Perde bu yeri seyirciye veremez. Seyirci kimsenin torunu değil. Burcu oyunu bırakıyor, ama tonu kurtarmaya çalışıyor. Nüzhet'in kuru şakaları Mükerrem'le geçen sahnelere taşınıyor. Kaybın geri kalanı bir karta yazılıyor.

«Gider» destesi artık boş değil. «Kalır» destesi ise inceldi ve her kartının arkası dolu.

Filmlerden okuma

Usta katmanı

Listeyi gerekçesiyle yaz. Koruma listesinin her maddesinin yanına tek bir cümle koy: bu giderse ne kaybolur? Cümle yazamıyorsan madde listeye ait değil.

Biçimi de listeye yaz. «Tebeşir» yazmak yetmeyebilir. «Tebeşiri Nüzhet yazar, ilk yağmur siler» yazmak gerekir. Huston'ın balinası, bir imgenin sahibi değişince anlamının da değiştiğini gösteriyor.

Kuralı perdeye kural olarak taşı. Kaynakta anlatılan bir dünya kuralı, filmde seyircinin kendisinin uyduğu bir kurala dönüşebilir. YAĞHANE'de kimse adı söylemiyor. Seyirci adı yalnız taşta okuyor.

Karşılığı önce kaynakta ara. İç düşünce için yeni bir sahne icat etmeden önce kaynağın kendi imgelerine bak. Yazar çoğu zaman o düşünceye bir eylem zaten vermiştir. Tebeşir Nüzhet'in sorusunun eylemiydi.

Anlatıcının işlerini tek tek ayır. Bilgi, yorum, zaman bağı, hitap. Her işin perdede başka bir taşıyıcısı olabilir. Sesi silmeden önce hangi işin sahipsiz kalacağını gör.

Geri dönüş kesinlik getirir. Bir anıyı sahneye çevirdiğinde kamera ona tanıklık eder. Kaynak belirsiz bir anıyı açık bırakıyorsa, sahne de neyi göstermeyeceğini baştan bilmeli.

Zaman işaretini çoğalt. Tek bir işaret yetmez. Yüz, ses, ışık, nesnenin durumu birlikte çalışmalı. Dönen ve duran taş, genç ve yaşlı el, gürültülü ve sessiz yağhane aynı şeyi söylüyor.

Tekrarın her dönüşünü değiştir. Kaynakta yüz kez yaşanan bir olay perdede birkaç kez görünür. Her görünüşte bir şey farklı olmalı ki seyirci tekrarın kendisini bir hikâye gibi okusun.

Çıkarırken kaybı yaz. «Gider» destesindeki her kartın arkasına, bu parça gidince kimin neyi arayacağını not et. Romanın okurları İhsan'ı arayacak. Bunu bilerek vermek, bilmeden vermekten farklı bir karar.

Sevdiğin parçayı ayrı bir dosyada sakla. Çıkan sahneler yok olmaz. Bir sonraki taslakta, bir yönetmenle konuşurken ya da bir revizyonda geri dönebilirler. Bırakmak kolaylaşır.

Kenardaki kişiyi çıkarmadan önce bağlarını izle. Zekai'nin sayfaları az, ama son kart onun taşına bağlı. Bir kişinin ne kadar yer kapladığı değil, hangi karta dokunduğu sayılır.

Sayfa oyununa eş bulmak zorunda değilsin. Bazen oyun bırakılır ve film başka bir güçle ilerler. Eş arayacaksan, bulduğun şey kendi başına bir hikâye taşıyabilmeli.

Korunan kural her sahneye vergi koyar. Adın hiç söylenmemesi kararı, YAĞHANE'nin bütün diyaloglarını yeniden okumayı gerektiriyor. Bir kural korunacaksa, her sahne o kurala göre sınanır. Tek bir kaçak replik bütün yasağı bozar.

Çıkan parçanın malzemesine bak. Bir yan öykü giderken içinde korunan bir maddeye yarayan bir imge, bir eşya, bir replik kalmış olabilir. Onu kurtarıp başka bir yere taşımadan desteyi kapatma.

Listeyi yapımcıyla paylaş. Koruma listesi yalnız yazarın iç notu değil. Yapımcı bir sahnenin kısalmasını istediğinde konuşma o listeden yürür. Gerekçesi yazılı bir madde, bir toplantıda daha kolay savunulur.

Karşılığın kaynağın tonunda kalsın. Bulduğun eylem kaynağın sesine yabancıysa seyirci onu bir eklenti gibi duyar. Nüzhet'in hızlanan elleri onun sessiz inadından çıkıyor; bağıran bir Nüzhet romana ait değil.

Açık sonu listenin içine yaz. Kaynak bir soruyu cevapsız bırakıyorsa, bu da korunacak bir unsurdur. Raşit'in akıbeti destenin en altında duran kart.

Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler

Yaygın yanlış"Korumak, birebir aktarmak demektir."
Doğrusu

Korunan unsur da perdeye geçerken biçim değiştirir. Köyün adı anmama kuralı, YAĞHANE'de bir anlatım cümlesinden seyircinin yaşadığı bir yasağa dönüştü.

Yaygın yanlış"Sevdiğim her şeyi koruma listesine yazarım."
Doğrusu

Sevgi bir ölçüt değil, yalnızca bir başlangıç. Burcu'nun ilk «Kalır» destesi kalındı, çünkü hiçbir kartın arkasında bir gerekçe yoktu.

Yaygın yanlış"İç düşünce perdeye ancak dış sesle taşınır."
Doğrusu

Dış ses yollardan yalnızca biri. Mrs Dalloway anıları genç oyuncularla çekilmiş sahnelere çeviriyor.

Yaygın yanlış"Anlatıcıyı çıkarırsan onun yaptığı her şey de gider."
Doğrusu

Anlatıcının işleri başka araçlara dağıtılabilir. Tom Jones'ta romanın ironisi bir yemek sahnesine taşındı.

Yaygın yanlış"Bir unsurun önemi, kaynakta kapladığı yerle ölçülür."
Doğrusu

İhsan'ın bölümleri uzun, Zekai'nin sayfaları az. Ama son karta bağlı olan Zekai.

Yaygın yanlış"Çıkarılan yan öykü kaynağa ihanettir."
Doğrusu

Ana hikâyenin taşıdığı işi ikinci kez taşıyan yan öykü, filmde ana sesi bölebilir. Kiss of the Spider Woman Molina'nın anlattığı filmlerin çoğunu dışarıda bıraktı.

Yaygın yanlış"Kaynaktaki her anlatı oyunu mutlaka perdeye taşınmalı."
Doğrusu

Bazı oyunlar yalnız sayfada çalışır. YAĞHANE'nin «sen»i perdeye geçmiyor ve Burcu bunu bir kayıp olarak yazıyor. Kiss of the Spider Woman'ın dipnotları da perdeye hiç uğramadı.

Yaygın yanlış"Koruma listesi bir kez yazılır, sonra dokunulmaz."
Doğrusu

Liste her taslakta yeniden okunur. Bir madde başka bir maddenin içinde erimiş olabilir. Ama bir madde listeden düşecekse, bu da gerekçesiyle yazılır.

Yaygın yanlış"Tekrarlanan olayı perdede de her seferinde göstermek gerekir."
Doğrusu

Seyirci aynı anı üçüncüsünden sonra izlemeyi bırakır. Tebeşir perdeye birkaç kez çıkıyor; her dönüşünde başka bir şey değişmiş oluyor.

Yaygın yanlış"Dönüştürmek, yazarın kendi zevkini kaynağa dayatmasıdır."
Doğrusu

Dönüşümün ölçüsü yazarın zevki değil, kaynaktaki işin perdede yaşayıp yaşamadığı. Burcu mektupların işlerini dağıtırken her birini romanın kendi malzemesinden kurdu.

Yaygın yanlış"Kaynaktaki uzun betimler perdede tek bir güzel planla karşılanır."
Doğrusu

Betimin işi bazen bir görüntü değil, bir emek ritmidir. YAĞHANE'nin hasat sayfaları Zekai'nin taşı yağlamasına ve akan yağın sesine çevrildi.

Yaygın yanlış"İmgeyi korumak, onu herhangi bir karaktere vermekle aynıdır."
Doğrusu

İmgenin sahibi de anlamının parçası olabilir. Moby Dick'te bir görüntü el değiştirince sonun anlamı da değişti.

Uygulama — kendin dene

Kilit özet

  • Uyarlamada her parça için bir karar verilir: korunur, dönüştürülür ya da bırakılır.
  • Koruma listesi kısa tutulur ve her maddesinin bir gerekçesi vardır.
  • Korunan unsur da biçim değiştirebilir; köyün kuralı filmin kuralına dönüştü.
  • Anlatıcı devri, anlatıcının işlerini başka araçlara dağıtır.
  • Mecra karşılığı, sözle var olan düşünceyi görülen ya da duyulan bir şeye çevirir.
  • Zaman işareti seyirciye yılı yazısız söyler.
  • İşlev yinelemesi taşıyan yan öykü, filmde ana sesi bölebilir.
  • Sayfa oyunu ya bırakılır ya da yeni bir araçla yeniden kurulur.
  • Tekrarlanan olay perdede birkaç kez ve her seferinde bir farkla görünür.
  • Kenardaki bir kişiyi çıkarmadan önce hangi korunan maddeye bağlı olduğu izlenir.
  • Çıkarılan her parçanın kaybı da yazılır.
  • Raşit'in akıbetinin cevapsız kalması da korunanlar arasında.

Sonraki derse köprü

İhsan'ın yan öyküsü «Gider» destesinde, ama İhsan'ın kendisi hâlâ masada. Köyün öğretmeni kalabalığın içinde bir yüz olarak mı kalacak, yoksa bıraktığı birkaç iş başka bir köylünün omzuna mı binecek? Öbür yönde de bir soru bekliyor. Mektupların hiç görünmeyen alıcısı, torun, bir adres olarak mı kalacak, yoksa perdede kendi sahnesini mi alacak? Biri romanı daraltmanın, öbürü büyütmenin sorusu. YAĞHANE'nin dosyasında sıradaki iş bu. Ölçü yine kartların arkasında yazılı: hangi kart neyi taşıyor?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Aşağısı derse dahil değildir ve seslendirilmez. Metnin animasyona dönüştürülmesi için hazırlanmış üretim notlarıdır.

Animasyon ve seslendirme notları

Bu bölüm seslendirilmez. Sonraki animasyon aşaması içindir.

Görsel anlar

  • Açılış — masada üç deste kart; «Gider» destesi boş.
  • Koruma listesi — bir kartın arkasına yazılan tek satırlık gerekçe.
  • Anlatıcı devri — bir mektup kâğıdından çıkan satırlar ayrı nesnelere dağılır: bir kahve masası, bir el, bir taş.
  • Mecra karşılığı — tebeşirle yazılan bir ad; bir cümle yerine bir hareket.
  • Zaman işareti — dönen bir değirmen taşı ile tozlu, duran aynı taş.
  • İşlev yinelemesi — iki bekleyen figür, aynı pencerenin iki yanında.
  • Sayfa oyunu — bir mektuptaki «sen» kelimesi kâğıttan kalkar, perdeye ulaşmadan söner.
  • Kapanış — inceltilmiş «Kalır» destesi; en üstte tebeşir kartı.

Ritim

Ders kartların masaya bırakılma sesiyle açılıyor. Mekanizmada değirmen taşının uğultusu genç yıllarda yükseliyor, bugünde susuyor. Kapanışta pencereye vuran ilk yağmur duyuluyor.