Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Korkuda etik, korkunun kimin sırtından kurulduğunu soran bir okumadır.
- Korunan çekim, çocuk oyuncunun dehşeti hiç yaşamadan sahnesini oynamasını sayfada baştan sağlar.
- Fail bakışı izleyiciyi saldıranın yerine oturtur; anahtar deliği bunun en eski biçimi.
- Cinsel şiddet bir bilmecenin cevabı olarak kullanılmaz; anlatılacaksa hayatta kalanın gözünden ve sonrasıyla yazılır.
- Dekor travma, acıyı yalnız ürkütme anlarında kullanır.
- Fark canavarı, bir bedensel farkı tehdidin işareti yapar.
- Deli kadın kalıbı, iki sonda da ruh sağlığını korkuya yem eder.
- Uğursuz yerli, bir bölgenin insanlarını tekinsiz bir duvara çevirir.
- Şiddetin dozu filmin verdiği sözle ölçülür; her kan anı bir soru açmalı.
- İçerik uyarısı olayı değil, temayı adlandırır.
- Ölen biri korkunun kaynağı olsa da bir maske değil, bir insandır.
Açılış sahnesi
Nermin Hanım dosyayı masaya koyuyor. Kapağında yeni bir not var: dördüncü taslak. Yanına eski taslaklarını da getirmiş; bazı sayfaları atölye hiç görmedi. Yeni taslağa tek bir gece sahnesi eklemiş. Okumayı Selim üstleniyor.
Üst kat koridoru, gece. Kayra kilitli kapının önünde, yalınayak. Kapı bir el genişliği aralanıyor. Aralıktan bir el uzanıp çocuğun bileğini kavrıyor. Kayra çekiliyor, el bırakmıyor. Kamera çocuğun yüzüne yaklaşıyor ve orada kalıyor. Kayra ağlıyor, annesine sesleniyor, sesi kısılıyor. Dilara aşağıda, mutfakta, hiçbir şey duymuyor.
Selim sayfayı çeviriyor. Ağlama yarım sayfa sürüyor.
"Korkunç," diyor Emre. "İyi anlamda."
Burcu kalemini bırakıyor. "Bu yarım sayfayı dokuz yaşında bir çocuk oynayacak."
Emre itiraz ediyor. "Çocuk oyuncular bunu oyun gibi oynar. Ağlama sahnesi her filmde var."
"Her filmde bir el çocuğun bileğini kavramıyor," diyor Burcu. "Bu el kimin eli olacak? Bir yetişkinin mi? Çocuk o eli kaç kez hissedecek?"
Nermin Hanım ona bakıyor. Bir süre cevap vermiyor.
"Sette o çocuğun yanında kim olacak?" diye soruyor Burcu. "Bu ağlamayı ondan nasıl alacaklar?"
Selim sayfayı masaya bırakıyor. "Kameranın bu sahnede kime ne kadar baktığını saysam, cevabı bulurum. Hep çocukta."
Nermin Hanım gözlüğünü çıkarıyor. "Taslağı dört kez yazdım. Bu soruyu bir kez bile sormadım."
Bir korku senaryosunda çocuğun yaşadığı dehşet sayfaya yazıldığında, setteki bir çocuğa da yazılmış olur; yazarın ilk sorusu o çocuğun ne yaşayacağıdır.
Bu derste ne olacak
Korku filminin etik sorularını yasak listesi gibi değil, yazarın masasındaki sorular gibi ele alacağız. Çocuk karakterin ve çocuk oyuncunun nasıl korunacağını konuşacağız. Cinsel şiddetin, yasın ve travmanın korkuya nasıl malzeme yapıldığını soracağız. Engelli bir bedenin ya da bir ruh hastalığının nasıl canavara çevrildiğini göreceğiz. Bir bölgenin insanlarının nasıl uğursuz gösterildiğini, şiddetin dozunu, içerik uyarısının işini tartacağız. Nermin Hanım'ın taş ev taslağı baştan sona bir denetimden geçecek. Tartışmayı beş film besleyecek. Hiçbiri temiz bir cevap vermiyor. Her biri sorulardan birini bilerek izleyicinin önüne koyuyor. Son sözü taslağın sahibi söyleyecek. Atölye yalnız her sahnenin kime neye mal olduğunu görünür yapacak.
Sıfır noktası
Korku, izleyiciyi bilerek rahatsız eden bir tür. Bunu yapmak için insanın en derin kaygılarına el uzatır. Ölüme, bedenin bozulmasına, sevilenin değişmesine, yalnızlığa. Bu kaygılar gerçek hayatta da var. İzleyici salona onları kendisiyle getiriyor.
Etik soru filmin korkutucu olup olmadığı değil. Bir korku filminin korkutması işinin ta kendisi. Asıl soru korkunun nereden beslendiği. Hangi beden canavarın bedeni oluyor? Kimin acısı izleyiciyi sıçratmak için kullanılıyor? Hangi topluluk tekinsiz bir arka plan oluyor? Kimin gözünden bakıyoruz?
Korkunun bir özelliği bu soruları ağırlaştırıyor. Tür, izleyiciye neyin tehlikeli olduğunu öğretir. Karanlık bir koridor, kilitli bir kapı, ıssız bir köy. Bunlar zararsız imgeler. Ama tür bazen aynı işi insanlara da yapıyor. Aksayan bir yürüyüş, yalnız yaşayan yaşlı bir kadın, yabancı bir dil, bir hastane geçmişi. Film bunları tehdidin işareti yaparsa, izleyici o işaretleri salondan dışarı taşır. Gerçek hayatta aksayan biri yanından geçtiğinde, o işaret yeniden çalışır.
Bir de set var. Korku sayfada kalmıyor. Bir oyuncu kapının önünde duracak, bir çocuk ağlayacak, bir figüran canavarın maskesini takacak. Yazarın her satırı bir gün birinin bedeninden geçecek. Sayfadaki seçim, sette bir iş planına dönüşüyor.
Korku ile etik arasındaki ilişki bir sansür ilişkisi değil. Tür karanlığa girmek zorunda ve girdiği karanlık gerçek olmalı. Ama karanlığın sahibi kim? Bu sorunun cevabı sayfada yazılı. Kamera kime yaklaşıyor, sözü kim alıyor, kimin adı hiç anılmıyor: bunların hepsi sayılabilir. Yazar bu ölçümü yapmazsa, izleyici onu yazar adına yapar.
Nermin Hanım'ın taslağı bu soruların hemen hepsine değiyor. Dokuz yaşında bir çocuk kilitli bir kapıyla konuşuyor. Kocasını yeni kaybetmiş bir kadın uykusuz geceler geçiriyor. Ölen bir yaşlı kadının hırkaları dolapta duruyor. Yamacın dibindeki köylüler eve uğramıyor. Korkunun doğaüstü mü, yas mı olduğu açık. Atölyenin bugünkü işi taslağı bu açıklığı bozmadan okumak. Hiçbir soru korkuyu çözmeye çalışmıyor. Ama bu korkunun kimin sırtından kurulduğu kapalı kalamaz.
Mekanizma
Çocuk karakter, çocuk oyuncu
Korku türü çocuğu sever. Çocuk savunmasız, olanı tam anlamıyor, yetişkinlerin göremediğini görüyor. Onu türün en güçlü aracı yapan da sorunun kaynağı da bu.
Burada iki çocuk var: sayfadaki karakter ve onu oynayacak gerçek çocuk. Karakterin başına gelen her şey bir biçimde oyuncudan geçecek.
Bileği kavrayan el taslaktan çıkıyor. Sahne annenin gözünden yeniden kuruluyor. Dilara mutfakta, sobanın başında. Üstten tek bir ses geliyor: çıplak ayağın tahtada sürünmesi. Merdivene koşuyor. Ortadaki basamak gıcırdıyor. Koridora vardığında kapı kilitli, Kayra yerde oturuyor, sakin. Başını kaldırıp annesine soruyor. "Babaannem üşüyormuş. Kapıyı açarsam ısınır mı?"
Korku artık çocuğun yüzünde değil, annenin yüzünde. Kayra hiç zarar görmüyor, ama izleyici onun yerine korkuyor. Kenara da bir not düşülüyor. Kayra'yı oynayacak çocuk kapının arkasındaki sesi hiç duymayacak. Repliğini aydınlık bir koridorda, karşısında bir yetişkinle söyleyecek. Kapının ardındaki ses kurguda gelecek.
Cinsel şiddet
Eski taslakların arasında bir sayfa daha var. Odanın sırrını açıklayan bir sahne. Köyden genç bir kız, yıllar önce, o odada. Sayfa kızın başına geleni anlatmıyor, ama bir geri dönüşle gösteriyor. Ve onu anahtar deliğinden gösteriyor.
Burcu anahtar deliğini daire içine alıyor. "Bu sahnede biz kimiz?"
İzleyici kızı kapının arkasından gözetliyor. Kızın bir adı, bir sesi, bir geleceği yok. Varlık nedeni bir hayaletin kökenini açıklamak. Odanın sırrı çözülünce kız yeniden kayboluyor. Cinsel şiddet burada bir bilmecenin cevabı olarak kullanılıyor.
Nermin Hanım sayfayı dosyadan çıkarıyor. "Bu kızın hikâyesini bir kapının arkasından açamam. Anlatacaksam başka bir film yazarım. Onun filmini."
Atölyenin vardığı ilke ölçülü ve zanaata ait. Cinsel şiddet bir korku filminde yer alabilir. Ama sırrın cevabı, sıçratmanın gerekçesi ya da canavarın kökeni olarak yer almaz. Yer alacaksa, hayatta kalanın gözünden ve sonrasıyla birlikte yazılır. Ayrıntısı gösterilmez, bedeli gösterilir.
Travma ve yas
Dilara kocasını yakın zamanda kaybetti. Bu yas taslağın omurgası. Ama eski taslaklarda başka bir iş de görüyordu.
Eski taslaklarda elektrik her kesildiğinde ekranda bir anlık görüntü çakıyor: cenaze, toprak, bir kürek. Sonra ses kesiliyor. Görüntü her seferinde izleyiciyi sıçratıyor. Ama Dilara'nın yası o anlardan başka hiçbir yerde yok. Kayra'yla babası hakkında hiç konuşmuyor. Kocasının bir eşyasına dokunmuyor.
Nermin Hanım çakan görüntülerin üstünü çiziyor. Yerine yasın kendi sahnelerini koyuyor ve bu sahneler hiçbir korku işi görmüyor. Kayra bir akşam babasının ne zaman geleceğini değil, nerede uyuduğunu soruyor. Dilara "Sonra konuşuruz" diyor. Kayra bir daha sormuyor. Ertesi sabah Dilara sorunun cevabını tek başına, ekmeği keserken söylüyor. Kimse duymuyor.
Engellilik
Selim yarım görünüş satırını okurken duruyor. Taslakta merdivenin dibinde bir gölge bir an görünüyor. Tarif tek satır: "Kambur, aksayan bir gölge."
Burcu soruyu Selim'den önce soruyor. "Gölgeyi korkutucu yapan ne? Aksaması mı?"
Gölgenin korkutuculuğu yalnız yürüyüşünden geliyor. Bu tek satır aksayan her insanı bir an için o merdivenin dibine koyuyor. Nermin Hanım tarifi değiştiriyor. Gölgenin artık bedeni değil, bir eşyası var: kayınvalidenin hırkası. Hırka merdivenin dibinde, bir omzun yüksekliğinde duruyor. Kimin omzu olduğu görünmüyor.
Aynı denetim başka bir yere de uzanıyor. Pakize Hanım bastonla yürüyor. Eski bir taslakta bastonun sesi bir korku ipucu gibi kullanılmıştı. Şimdi baston yalnız Pakize Hanım'ın bastonu. Bir de Kayra var. Babasının ölümünden beri az konuşuyor. Taslak ona hiçbir tanı vermiyor. Sessizliği bir hastalık değil, bir oğlun yası.
Ruh sağlığı
Korku türünün en eski kalıplarından biri, gördüğünü söyleyen kadına kimsenin inanmaması. Kalıp iki yönde de işleyebiliyor.
Taslakta Didem bu kalıbın bir ucunu tutuyor. Her şeyi yasa bağlıyor. Eski bir taslakta bir de doktor sahnesi vardı. Şehirdeki bir hekim Dilara'ya ilaç yazıyor. Dilara ilaçları bırakıyor ve ancak o zaman "gerçeği" görüyor. Sahne tedaviyi körlük, ilacı perde gibi okuyor.
Emre bu sahneyi savunuyor. "Korkunun gerçek olduğunu göstermek için bir yol lazım."
"Taslak bunu göstermek zorunda değil," diyor Burcu. "Doğaüstü mü yas mı, açık kalacaktı."
Sahne kısalıyor. İlaç kutusu mutfak rafında, açılmamış duruyor. Ne alınıyor ne atılıyor. Didem yanlış biri olarak değil, bir yanı doğru biri olarak kalıyor. Kayınvalide için de aynı ölçü geçiyor. Eski taslaklarda köydekiler onu "kafayı yemiş" bir kadın olarak anıyordu. O söz siliniyor. Kadının yalnızlığı açıklama bekleyen bir hastalık değil.
Gerçek topluluklar
Taslak Doğu Karadeniz'de, adı verilmeyen bir köyde geçiyor. Köyün adı yok, ama bölge ve insanları gerçek.
İkinci taslakta bir sabah eşikte boğazlanmış bir tavuk bulunuyor. Sayfa onu köylülerin bir adağı gibi okutuyor. Pencerelerde yüzler beliriyor ve çekiliyor. Burcu bu sayfayı önceden işaretlemişti. Nermin Hanım şimdi kaynağını soruyor: bu adak nereden geliyor? Kimse bir kaynak gösteremiyor. Uydurulmuş bir yerel töre, gerçek bir bölgenin insanlarına giydirilmiş.
Tavuk taslaktan çıkıyor. Pakize Hanım'a bir sahne veriliyor. Ekmeği bahçe kapısına bırakırken Dilara'yı görüyor ve Kayra'yı adıyla soruyor. Oğlanın ekmeğin kabuğunu sevip sevmediğini öğrenmek istiyor. Adını yıllarca arkadaşının ağzından duymuş. Neden içeri girmediği yine açık. Ama artık köyün bir yüzü ve bir merakı var.
Şiddetin yoğunluğu
Taş ev kanlı bir taslak değil. Yine de her yazımda biraz kan birikmişti. Bir kırık cam, kesilen bir avuç, eşikteki tavuk. Selim hepsini bir listeye yazıyor ve her satırın yanına bir soru koyuyor: bu ayrıntı neyi açıyor?
Listenin çoğunun yanı boş kalıyor. Avuç kesiği ise Dilara'nın dolap menteşesini sıkıştırdığı sahneden geliyor ve bir anlamı var: kadın evi kendi eliyle onarmaya çalışıyor. Ama kamera kesiğin içine yaklaşıyordu. Teşhir eşiği tam orada geçiliyordu. Nermin Hanım kesiği bırakıyor, yakın çekimi siliyor. Dilara elini bir bezle sarıp işine devam ediyor.
Şiddetin dozu bir filmin söz verdiğiyle ölçülür. Bu taslak izleyiciye bir yas evi vaat ediyor. Kan, o vaadin içinde yalnız bir kez ve kısa bir an yer alabilir.
İçerik uyarısı
Taslak bir festivale gidecek. Festival gösterimden önce izleyiciye kısa bir not istiyor.
Emre ilk taslağı yazıyor: "Bu filmde bir çocuğun kilitli bir odaya girdiği ve ölen bir kadının geri döndüğü sahneler vardır." Selim gülüyor. "Bütün filmi anlattın."
Burcu ikinci cümleyi yazıyor: "Yas, ölüm ve bir çocuğun tehlikede göründüğü sahneler içerir." Uyarı hiçbir sırrı açmıyor. Ama yakın zamanda birini kaybetmiş biri salona girmeden önce neyle karşılaşacağını biliyor. Nermin Hanım bu cümleyi dosyanın ilk sayfasına iliştiriyor.
Mağdur bakış açısı
Son soru en basiti. Bu evde kim zarar görüyor?
Dilara, evet. Kayra, evet. Ama eski taslaklarda bir zarar gören daha vardı ve hiç sayılmıyordu: ölen kadın. Taslakta bir gece kapı aralığında onun yüzü bir an görünüyor. Gözleri bembeyaz. Ağzı açık. Yalnız yaşamış, gelinini adıyla hiç çağırmamış, torununu her yaz boşuna beklemiş bir kadın, bir maskeye dönüşüyor.
Yüz dosyadan çıkıyor. Kadından geriye eşyaları kalıyor. Minderdeki çökük, çivideki hırka, Pakize Hanım'ın ağzında adı geçmeyen bir arkadaş. İzleyici ondan korkabilir. Ama artık neyi kaybettiğini de görebilir.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Çocuğun sahnesini iki kez oku. Önce karakterin gözünden, sonra oyuncunun gözünden. Oyuncunun yaşayacağı her şeyi bir yetişkin önceden bilmeli. Yazamadığın bir çekim planı, oynanamayacak bir sahnedir.
Korkuyu çocuktan yetişkine taşı. Çocuğun tehlikesi çoğu zaman yetişkinin yüzünde daha güçlü okunur. Kayra'nın sakin sorusu annesine ulaştığında korku izleyiciye geçti. Çocuğun yüzünde uzun kalmaya gerek kalmadı.
Cinsel şiddeti bir bilmecenin cevabı yapma. Sırrın cevabı, hayaletin kökeni ya da kahramanın motivasyonu olarak kullanılan şiddet, mağduru bir parçaya indirir. Anlatılacaksa kendi filmini ister.
Yasa bir korku işi görmeyen sahne ver. Karakterin acısı yalnız ürkütme anlarında görünüyorsa dekordur. Hiçbir şeyi sıçratmayan bir yas sahnesi, acıyı karakterin kendisine geri verir.
Canavarın tarifinde bedeni ara. Tehdidi tarif eden satırları alt alta yaz. Tarifte bir yürüyüş, bir yüz, bir eksik organ varsa, korkunun yükü bir insan grubuna gidiyor demektir.
Teşhisi korkudan ayır. Bir karakterin ruh hastalığı ya da tedavisi, korkunun gerçek olup olmadığının kanıtı yapılmamalı. İlaç kutusu rafta kalabilir. Ama ne kurtarıcı ne düşman olur.
Yerel bir töre uydurmadan önce kaynak sor. Gerçek bir bölgeye konan her adak, her uyarı, her tılsım o bölgenin insanlarına giydirilir. Kaynağı yoksa uydurmadır. Uydurma ise gerçek insanlar adına konuşur.
Köylüye bir merak ver. Yerli karakterin bir sorusu, bir merakı, bir kişiye duyduğu ilgi varsa, arka plan olmaktan çıkar. Pakize Hanım'ın tek sorusu bir duvarı yıktı.
Kan listesini tut. Taslaktaki her kan, kırık ve yara anını bir listeye yaz. Her satırın karşısına o anın sorduğu soruyu yaz. Boş kalan satırlar filmin söz verdiği şeyin dışına taşıyor.
Uyarıda sırrı açma. İçerik uyarısı olayı değil, temayı adlandırır. Bir cümleyle yetin. Uyarının amacı izleyiciyi korkudan değil, hazırlıksız bir yaradan korumak.
Ölenin de bir hayatı olduğunu unutma. Korkunun kaynağı ölmüş biriyse, o kişinin yalnızlığı, alışkanlıkları ve kaybı da sayfaya girer. Ölüyü bir maskeye çevirmek, araç mağdurun korkudaki karşılığıdır.
Engeli bir kahramanlık süsü de yapma. Engelli karakter yalnız cesaretiyle ya da üstün bir duyusuyla var oluyorsa, o da bir kalıp. Ona sıradan bir istek, sıradan bir hata ver.
Kurtarıcı kurumu da düşman kurumu da tartı. Doktor, öğretmen, polis korku filminde çoğu zaman inanmayan taraftır. İnanmamalarının bir gerekçesi yazılırsa, kurum aptal değil insan olur.
Son karenin sahibini seç. Korku filminin son karesi çoğu zaman tehdide gider. O kareyi kime verdiğin, filmin kimi hatırlatacağını belirler.
Hassasiyet okuması iste. Taslağı yakın zamanda yas tutmuş bir okura, engelli bir okura, bölgeden birine ve çocuklarla çalışan birine okut. İtirazları yasaklamaz, ölçer. Karar yine yazarındır.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Korku filmi zaten rahatsız etmek için var, etik sorusu ona uymaz."
Rahatsız etmek türün işi. Soru rahatsızlığın kimin sırtından kurulduğu.
Yaygın yanlış"Çocuk oyuncu oynuyor, gerçekten korkmuyor."
Oyuncu bir yetişkin değil. Sayfanın ona ne yaşatacağı önceden yazılmazsa, set o boşluğu doldurur.
Yaygın yanlış"Cinsel şiddeti ima etmek, göstermekten her zaman daha etiktir."
İma da bir çerçeve kurar. Anahtar deliğinden yapılan ima, açık bir sahneden daha çok fail bakışı taşıyabilir.
Yaygın yanlış"Yas korku filmine derinlik katar."
Katabilir. Ama yalnız ürkütme anlarında görünen yas derinlik değil, dekordur.
Yaygın yanlış"Canavarın görünüşü bir estetik tercihtir."
Tercih estetiktir, etkisi değil. Bir bedensel fark tehdit işareti olunca o fark salondan dışarı taşınır.
Yaygın yanlış"Deli kadının haklı çıkması kalıbı kırar."
Haklı çıkan kadın da tedaviyi bir yalan, hekimi bir aptal olarak bırakabilir. Kalıp iki sonda da yaşar.
Yaygın yanlış"Köyün adı verilmediyse kimse incinmez."
Bölge belliyse incinen o bölgenin insanlarıdır. Ad saklamak, uydurulmuş bir töreyi gerçek bir yöreye giydirmekten kurtarmaz.
Yaygın yanlış"İçerik uyarısı filmi bozar."
Kötü yazılmış uyarı bozar. Temayı adlandıran tek bir cümle hiçbir sırrı açmaz.
Yaygın yanlış"Gerçek görüntü kurmacaya ağırlık katar."
Ağırlık katabilir. Ama o görüntüdeki insanlar bir korku filminin parçası olmayı seçmedi. Gerçek acı bir girişe taşınırken bedeli de taşınır.
Yaygın yanlış"Hayaletin kökenine bir acı koymak onu derinleştirir."
Kökene konan acı çoğu zaman bir cevaptan ibaret kalır. Acının sahibi açıklama bittiğinde yeniden kaybolur.
Yaygın yanlış"Yerel folklor kullanmak filme sahicilik verir."
Gerçek folklor verebilir. Uydurulmuş bir töre ise sahicilik değil, bir bölgeye giydirilmiş bir yalandır.
Yaygın yanlış"Engelli karakteri iyi biri yapmak yeterlidir."
Yalnız iyiliğiyle var olan karakter de bir işleve iner. Ona bir istek ve bir kusur vermek, iyilik sıfatından daha çok iş görür.
Yaygın yanlış"Ölen kişi kötüyse onu maskeye çevirmek sorun değil."
Kötü olsa da bir insandır. Taslaktaki kayınvalide sert ve mesafeliydi; yalnızlığı yine de sayfada bir yer istiyordu.
Yaygın yanlış"Etik okuma korkuyu sulandırır."
Bileği kavrayan el çıktığında sahne hiçbir şey kaybetmedi. Korku çocuğun yüzünden annenin yüzüne geçti ve daha da büyüdü.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Korkuda etik, korkunun kimin sırtından kurulduğunu soran bir okumadır.
- Korunan çekim, çocuk oyuncunun dehşeti hiç yaşamadan sahnesini oynamasını sayfada baştan sağlar.
- Fail bakışı izleyiciyi saldıranın yerine oturtur; anahtar deliği bunun en eski biçimi.
- Cinsel şiddet bir bilmecenin cevabı olarak kullanılmaz; anlatılacaksa hayatta kalanın gözünden ve sonrasıyla yazılır.
- Dekor travma, acıyı yalnız ürkütme anlarında kullanır.
- Fark canavarı, bir bedensel farkı tehdidin işareti yapar.
- Deli kadın kalıbı, iki sonda da ruh sağlığını korkuya yem eder.
- Uğursuz yerli, bir bölgenin insanlarını tekinsiz bir duvara çevirir.
- Şiddetin dozu filmin verdiği sözle ölçülür; her kan anı bir soru açmalı.
- İçerik uyarısı olayı değil, temayı adlandırır.
- Ölen biri korkunun kaynağı olsa da bir maske değil, bir insandır.
Sonraki derse köprü
Nermin Hanım son sayfayı kapatıyor. Kapı açılmadı, anahtar bulunmadı. Dosyayı çantasına koyarken Burcu kendi taslağını masaya bırakıyor. Adı PAY. Uzun bir kuraklık, ve her evin günlük suyunu bir puanın belirlediği bir ilçe. Korku taş evde açıklanamayanı büyütüyordu ve kimse ona bir kural koyamıyordu. Burcu'nun taslağı ise tek bir varsayımla başlıyor: ya su böyle dağıtılsaydı? Bilimkurgu bu varsayımdan mı doğuyor, yoksa onun bir toplumda yol açtığı sonuçlardan mı?