Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Klasik anlatı camı temizler, modern anlatı camı gösterir, postmodern anlatı camın üstüne yazar; değişen manzara değil, aradaki şeyin görünürlüğü.
- Üçü bir ilerleme çizgisi değildir; postmodern klasikten gelişmiş değil, başka bir iş yapıyor.
- Klasik yapı geniş izleyiciye taşımanın, modern yapı iç deneyimi taşımanın, postmodern yapı anlatı hakkında konuşmanın aracıdır.
- Modern anlatının en zor işi içsel çatışmayı sahneye çevirmektir; bunun için karakteri iki isteğin arasına sıkıştıran bir durum gerekir.
- Metinlerarasılık bir borç üretir; en dayanıklı gönderme, tanınmadığında da çalışan göndermedir.
- Üstkurmacanın bedeli özdeşleşmedir — bir takas, ve bilerek yapılmalıdır.
- Deneysel yoğunluk bir bütçedir: bir metinde bir büyük biçim kararı, birkaç küçük karar.
- Belirsizliğin maliyeti mecraya göre değişir; uzun biçimde dozlanır, her bölüm bir şey cevaplar bir şey açar.
- Yaklaşımı seçmezsen de bir yaklaşım kurulur — genellikle yarım kalmış bir klasik yapı.
Açılış sahnesi
Bir pencereden manzaraya bakıyorsun.
Cam tertemiz. Camı hiç görmüyorsun; yalnız dışarıyı görüyorsun. Ağaç, yol, geçen adam. Aklından "burada bir cam var" diye geçmiyor bile.
Şimdi ikinci bir pencere. Camda çizikler var, bir köşesi buğulu. Manzarayı yine görüyorsun ama artık camın varlığını da biliyorsun. Ve o bilgi manzaranın bir parçası oluyor — dışarısını bir camın ardından gördüğünü unutamıyorsun.
Üçüncü pencerede ise camın üstüne bir şey yazılmış. Manzarayla birlikte yazıyı da okuyorsun. Yazı da manzara hakkında.
Klasik anlatı camı temizler. Modern anlatı camı gösterir. Postmodern anlatı camın üstüne yazar.
Üçü de aynı manzaraya bakıyor. Değişen şey manzara değil, aradaki şeyin ne kadar görünür olduğu.
Bu üç yaklaşım sinemanın tarihinde sırayla ortaya çıktı ama bugün üçü birden kullanılıyor. Yenisi eskisini geçersiz kılmadı; envantere eklendi. Bu derste üçünü ayıracak ve en sonda asıl soruya geleceğiz: sen hangisini seçiyorsun ve neye göre?
Benzetmenin kırıldığı iki yeri baştan söyleyeyim. Gerçek camda kir istenmeyen bir şeydir; anlatıda ise camın görünürlüğü bir kusur değil, bilinçli bir karardır. İkincisi: pencereler tarih sırasına dizilir ama sinemada sıra yoktur — bugün yazılan bir metin üçünden herhangi birini, hatta üçünü birden kullanabilir.
Bu derste ne olacak
Önce üç yaklaşımı tanımlayacağız ve her birinin altı özelliğini açacağız. Klasikte nedensellik, aktif karakter ve kapalı son var; modernde yabancılaşma, belirsizlik ve güvenilmez algı; postmodernde üstkurmaca, metinlerarasılık ve ironi. Sonra aralarındaki geçişlerin neden olduğunu göreceğiz — bunlar moda değil, dünya görüşü değişimleri. En sonda seçim ölçütlerine geleceğiz: hikâyenin ihtiyacı, hedef izleyici, tür, mecra ve yazarın amacı. Boyunca tek bir ilke dönecek: üçü bir ilerleme çizgisi değil, üç ayrı araç. On iki filmden örneklerle gideceğiz. Ders bittiğinde kendi metninin hangi camla yazıldığını bilerek seçebiliyor olacaksın.
Sıfır noktası
Bu üç yaklaşım rastgele doğmadı. Her biri bir dönemin dünyaya bakışını taşıyor.
Klasik anlatı, dünyanın kuralları olduğuna ve o kuralların öğrenilebileceğine inanan bir çağın anlatısıdır. Bir insan çabalarsa bir şey değişir; bu inanç, kapalı sonun temelidir.
Modern anlatı, bu inancın sarsıldığı yerde doğdu. Savaşlar, kentleşme, bireyin kalabalık içinde kaybolması. Karakter artık ne istediğini bilmiyor, bildiğini sandığı şey de onu bir yere götürmüyor.
Postmodern anlatı ise bir adım daha attı: anlatının kendisinin de bir kurgu olduğunu, hiçbir anlatının tarafsız olmadığını söyledi. Bu yüzden anlatıcı görünür hâle geldi.
Şimdi bir uyarı, çünkü bu sıralama sürekli yanlış okunuyor:
Bu üçü bir ilerleme çizgisi değildir. Postmodern anlatı klasikten daha gelişmiş değildir; başka bir iş yapar.
Bugün yazılan filmlerin büyük çoğunluğu hâlâ klasiktir ve bu bir gerilik göstergesi değildir. Klasik yapı, bir hikâyeyi geniş bir izleyiciye taşımanın en verimli aracıdır. Modern yapı, iç deneyimi taşımanın; postmodern yapı ise anlatının kendisi hakkında bir şey söylemenin.
Bir şey daha var ve bu ders boyunca aklında tutman gerekiyor: bu üç yaklaşım saf hâlde nadiren bulunur. Çoğu metin bir omurga seçer ve diğerlerinden ödünç alır. Klasik bir yapının içinde tek bir modern kapanış, ya da modern bir dokunun içinde tek bir postmodern hamle — en sık görülen kullanım budur.
Bu yüzden soru "hangisindenim?" değil. Soru şu: hangisi taşıyıcı, hangisi ödünç?
Mekanizma
Klasik anlatının altı özelliği
Nedensellik — her olay bir öncekinin sonucudur. Sahneler arasına "bu yüzden" konabilir.
Aktif başkarakter — karakter olaylara maruz kalmaz, olayları üretir. Kararlar ondan çıkar.
Açık amaç — izleyici karakterin ne istediğini erken öğrenir ve bu bilgi film boyunca değişmez ya da bilinçli olarak değişir.
Artan çatışma — geçen derste konuştuğumuz artan baskı; her karşılaşma bir öncekinden pahalıdır.
Kapalı son — sorular cevaplanır. Kapalı son, mutlu son demek değildir; cevaplanmış son demektir.
Zaman ve mekân sürekliliği — izleyici her an nerede ve ne zaman olduğunu bilir. Atlamalar olur ama işaretlenir.
Bu altısı bir arada çalıştığında ortaya çıkan şey görünmezdir: izleyici yapıyı fark etmez, yalnız hikâyeyi yaşar. Klasik yapının ustalığı da buradadır — en iyi kurulduğunda hiç kurulmamış gibi görünür.
Modern anlatının altı özelliği
Belirsizlik — cevaplar verilmez. Ne olduğu, kimin haklı olduğu, hatta gerçekten olup olmadığı açık bırakılır.
Açık uçlu son, parçalanmış zaman — anlatı kronolojiyi bozar; sıra, olayların sırası değil zihnin sırasıdır. Güvenilmez algı ise bir adım daha ileri gider: gördüğümüz şeyin gerçekten olup olmadığı bile tartışmalıdır.
Postmodern anlatının yedi özelliği
Türlerle oyun ve parodi — tür kalıpları bilinerek çağrılır ve bozulur. Anlatıcının görünür hâle gelmesi — camın üstündeki yazı. Gerçeklik katmanları — hikâye içinde hikâye, rüya içinde rüya; hangisinin gerçek olduğu bazen hiç çözülmez.
Anlatı yaklaşımı seçmek
Şimdi asıl soru. Altı ölçüt işine yarar.
Hikâyenin ihtiyacı. En önemlisi bu. Anlatmak istediğin şey bir mücadeleyse klasik; bir hâlse modern; anlatmanın kendisi hakkındaysa postmodern. Metnin ihtiyacına aykırı bir yaklaşım seçmek, metni sürekli kendine karşı çalıştırır.
Hedef izleyici. Bu bir aşağılama değil, bir ölçüdür. Metinlerarasılık, göndermeleri tanıyan bir izleyici gerektirir. Belirsizlik, cevapsızlığa tahammülü olan bir izleyici gerektirir.
Tür. Bazı türler klasik yapıya sıkı sıkıya bağlıdır ve kırıldığında izleyici kendini aldatılmış hisseder. Bazıları ise kırılmayı bekler.
Mecra. Sinemada iki saat boyunca belirsizlik taşınabilir; bir dizide sekiz bölüm boyunca taşınamaz, çünkü izleyici arada terk eder.
Yazarın amacı. Bir şey anlatmak mı istiyorsun, yoksa anlatma biçimi hakkında bir şey söylemek mi? İkisi de meşru; ama ikisini aynı anda yapan metinler genellikle birincisini kaybeder.
Deneysel yoğunluk. Ve son ölçüt bir uyarı: her metin belirli bir miktar deney taşıyabilir. Aynı anda hem zamanı parçalayıp hem anlatıcıyı görünür kılıp hem türle oynarsan izleyici hiçbirini fark edemez. Bir metinde bir tane büyük biçim kararı, birkaç küçük karar.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Birincisi, ve en yaygın yanılgıyı düzelten: postmodern anlatı klasikten daha gelişmiş değildir. Üçü de bugün canlıdır ve üçü de kötü yazılabilir. Yeni yazarların bir kısmı klasik yapıyı "basit" bulup atlar ve sonra hiçbir yapı kuramaz; oysa klasik yapıyı kurabilen kişi, onu bozabilen kişidir.
İkincisi: modern anlatının en zor kısmı içsel çatışmayı görünür kılmaktır. Dış çatışmada karşında biri vardır ve sahne kendini kurar. İçsel çatışmada kimse yoktur — karakteri iki isteğin arasına sıkıştıran bir durum kurman gerekir, yoksa iç dünya sayfada kalır ve perdeye çıkmaz.
Üçüncüsü, deneyimli yazarların bildiği: metinlerarasılık bir borç üretir. Göndermeni tanımayan izleyici dışarıda kalır ve dışarıda kalan izleyici affetmez. Bu yüzden en dayanıklı göndermeler, tanınmadığında da çalışan göndermelerdir; tanındığında bir kat açılır, tanınmadığında sahneyi bozmaz.
Dördüncüsü: üstkurmaca kullanmanın bedeli özdeşleşmedir. Anlatının kurmaca olduğunu hatırlatan her hamle, izleyiciyi karakterin içinden bir adım çıkarır. Bu bir kusur değil, bir takas — ama takas olduğunu bilerek yapmalısın. Duygusal bir final isteyip ondan önce anlatıcıyı görünür kılan metin, iki isteğini de kaybeder.
Beşincisi, ve seçim hakkında en pratik olanı: deneysel yoğunluğu bir bütçe gibi düşün. Bir metinde bir büyük biçim kararı taşınabilir. Zamanı parçalıyorsan anlatıcıyı görünür kılma; anlatıcıyı görünür kılıyorsan zamanı düz tut. Aynı anda üçünü yapan metinlerde izleyici hiçbirini fark edemez, yalnız yorulur.
Altıncısı: belirsizlik mecraya göre farklı maliyetlidir. Bir filmde iki saat belirsizlik taşınabilir; bir dizide sekiz bölüm taşınamaz, çünkü izleyici arada çıkar ve bir daha dönmez. Uzun biçimde belirsizlik dozlanır — her bölüm bir şey cevaplar, bir şey açar.
Yedincisi, ve kimsenin söylemediği: yaklaşım seçimi tonla birlikte gelir. Klasik yapı ciddi tonla da alaycı tonla da kurulabilir; ama postmodern yaklaşımı tamamen samimi bir tonla sürdürmek neredeyse imkânsızdır, çünkü mesafe zaten ironiyi doğurur. Yaklaşımı seçerken tonun da bir kısmını seçmiş olursun.
Sekizincisi, ve seçim yaparken en çok işine yarayacak olanı: bir yaklaşımı seçmek, hangi sorunun cevaplanmayacağını da seçmektir. Klasik yapıda "ne oldu?" cevaplanır ama "neden böyle bir dünya?" sorulmaz. Modern yapıda "nasıl bir hâl?" açılır ama "sonunda ne oldu?" cevapsız kalır. Hangi soruyu boş bırakabileceğine karar veremiyorsan yaklaşımı da seçemezsin.
Dokuzuncusu, bir ölçek notu: kısa metinde postmodern araçlar hızlı yorar. Beş dakikalık bir işte anlatıcının görünür olması bir şaka gibi durabilir; uzun metinde bir tez hâline gelir. Aracın etkisi süreyle birlikte değişir.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlışBirincisi: klasik yapıyı "kalıp", modern ve postmodern yapıyı "özgür" sanmak.
Üçünün de kendi kuralları var. Postmodern anlatı, klasik anlatıdan daha az kurallı değildir; kuralları farklıdır ve çiğnendiğinde metin daha hızlı dağılır.
Yaygın yanlışİkincisi: belirsizliği yazmamakla karıştırmak.
Modern anlatıda cevap verilmez ama soru net kurulur. Sorusu da belirsiz olan metin modern değildir, yalnız eksiktir.
Yaygın yanlışÜçüncüsü: üstkurmacayı bir şaka olarak kullanıp devamını getirmemek.
Karakter bir kez kameraya bakarsa bu bir kural olur; bir daha hiç bakmazsa izleyici o tek anın neden olduğunu sorar ve cevap bulamaz.
Yaygın yanlışDördüncüsü: metinlerarasılığı gönderme yığmakla karıştırmak.
Gönderme sayısı anlam üretmez; göndermenin kendi sahnesinde bir iş yapması üretir. İş yapmayan gönderme, bilgiçlikten başka bir şey taşımaz.
Yaygın yanlışBeşincisi: güvenilmez anlatıcıyı finalde açıklanan bir numara sanmak.
Bu kullanım vardır ama en zayıfıdır, çünkü ikinci izlemede tamamen tükenir. Güçlü olan, izleyicinin baştan sezdiği ve film boyunca kendi ölçtüğü güvenilmezliktir.
Yaygın yanlışAltıncısı: yabancılaşmayı karakteri sessiz yazarak kurmaya çalışmak.
Az konuşan karakter yabancılaşmış olmaz; yabancılaşma, karakterin dünyayla kurduğu ilişkinin biçimidir ve o ilişkiyi göstermek için ortam gerekir.
Yaygın yanlışYedincisi: parçalanmış zamanı süs olarak kullanmak.
Kronolojiyi bozmanın bir gerekçesi olmalı — genellikle şu: bilgi sırası değişince anlam değişiyorsa bozmak meşrudur. Anlam değişmiyorsa yalnız zorlaştırmış olursun ve okuyucu bunu yorulduğunda fark eder, etkilendiğinde değil.
Yaygın yanlışSekizincisi: üç yaklaşımı dönem etiketiyle karıştırmak.
Bugün klasik yapıyla yazmak "eski moda" değildir; bin dokuz yüz altmışlarda klasik yazanlar da vardı, bugün postmodern yazanlar da var. Bunlar takvim değil, araç kutusudur.
Yaygın yanlışDokuzuncusu, ve en incesi: yaklaşımı seçmediğini sanmak.
Seçmezsen de bir yaklaşım kurulur — genellikle yarım kalmış bir klasik yapı. Seçim yine yapılır, sadece senin yerine ve senin lehine değil.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Klasik anlatı camı temizler, modern anlatı camı gösterir, postmodern anlatı camın üstüne yazar; değişen manzara değil, aradaki şeyin görünürlüğü.
- Üçü bir ilerleme çizgisi değildir; postmodern klasikten gelişmiş değil, başka bir iş yapıyor.
- Klasik yapı geniş izleyiciye taşımanın, modern yapı iç deneyimi taşımanın, postmodern yapı anlatı hakkında konuşmanın aracıdır.
- Modern anlatının en zor işi içsel çatışmayı sahneye çevirmektir; bunun için karakteri iki isteğin arasına sıkıştıran bir durum gerekir.
- Metinlerarasılık bir borç üretir; en dayanıklı gönderme, tanınmadığında da çalışan göndermedir.
- Üstkurmacanın bedeli özdeşleşmedir — bir takas, ve bilerek yapılmalıdır.
- Deneysel yoğunluk bir bütçedir: bir metinde bir büyük biçim kararı, birkaç küçük karar.
- Belirsizliğin maliyeti mecraya göre değişir; uzun biçimde dozlanır, her bölüm bir şey cevaplar bir şey açar.
- Yaklaşımı seçmezsen de bir yaklaşım kurulur — genellikle yarım kalmış bir klasik yapı.
Sonraki derse köprü
Bu üç yaklaşım son yüzyılın tartışması. Ama anlatının kendisi çok daha eski ve bazı örüntüler binlerce yıldır tekrar ediyor: yolculuk, eve dönüş, yasak, kurban. Sıradaki derste mit, masal ve arketiplere bakacağız — hem neden bu kadar dayanıklı olduklarına, hem de bir yazarın onları kullanırken düştüğü tuzağa. Çünkü arketip bir zenginlik kaynağıdır ve aynı anda karakteri bir işleve indirgeyen en hızlı yoldur.