Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Kişilik nasıl çaldığıdır; işlev, partisyonda bir satırı olup olmadığıdır.
- İkisi bağımsızdır: aynı işi bir sabırlı da bir öfkeli de yapabilir.
- Bir sıfat, bir sahnede bir seçim değiştirmiyorsa metinde yoktur.
- Sıfat sayısı iş sayısını geçiyorsa boş özellik birikiyor demektir.
- En verimli kurulum, kişiliğin işleve ters düşmesidir — o zaman işlev bir mücadele olur.
- İşlevi olmayan karakter silinmez, ona iş verilir.
- İşlev yükü sıfırsa karakter gereksiz, dört ve üstündeyse alettir.
- Kadro küçültmenin aracı silmek değil işlev devridir.
- Aletleşmenin ölçüsü tektir: ona bir şey olduğunda izleyici bir şey hissediyor mu?
- Aletleşmenin çaresi biyografi değil, bağımsız bir istektir.
- Sahne dışı hayat geçmiş değildir; üç ucuz hamleden biriyle kurulur ve biri yeter.
- Bir özelliğin sahnesi olması yetmez; o sahne çıkarıldığında bir şey değişmelidir.
Açılış sahnesi
Bir orkestra partisyonuna bak. Sol kenarda çalgıların adları yazıyor: keman, obua, korno, davul.
Partisyon kimin çalacağını söylemiyor. Yalnız hangi çalgının ne zaman ve ne çalacağını söylüyor.
Aynı obua partisini iki ayrı obuacı çalıyor ve iki ayrı şey duyuluyor. Biri sert, biri yumuşak; biri erken giriyor, biri son ana kadar bekliyor. Partisyon aynı, sonuç başka.
Ama tersi de var ve daha sert.
Partisyonda obua partisi yoksa, dünyanın en iyi obuacısı sahneye çıkamıyor. Ne kadar iyi çaldığının hiçbir önemi kalmıyor — orkestrada ona ayrılmış bir satır yok.
Bir kişinin ne kadar ilginç olduğu, ona ayrılmış bir satır olmadığında hiçbir şey ifade etmiyor.
İşte kişilik ile işlev arasındaki fark bu. Kişilik nasıl çaldığı, işlev partisyonda bir satırı olup olmadığı.
Benzetmenin kırıldığı iki yeri baştan söyleyeyim.
Birincisi: orkestrada partisyon önce yazılıyor, çalgıcı sonra bulunuyor. Hikâyede çoğu zaman tersi oluyor — yazarın elinde önce ilginç bir kişi var ve ona bir parti aranıyor. İkisi de mümkün ve ikisi de doğru. Yanlış olan tek şey, parti bulunmadan kişiyi sahnede tutmaya çalışmak.
İkincisi: bir çalgıcı yalnız kendi partisini çalıyor. Hikâyede bir karakter birden fazla işlev taşıyabiliyor ve taşıması genellikle iyi — kadro küçülüyor, her karakter yoğunlaşıyor. Ama bir sınır var: o sınır aşıldığında karakter bir insan olmaktan çıkıp bir alete dönüşüyor. Sınırın nerede olduğunu bu derste bulacağız.
Bu derste ne olacak
Önce iki listeyi yan yana koyacağız: dokuz kişilik unsuru ve sekiz dramatik işlev. Sonra ikisinin bağımsız olduğunu göstereceğiz — aynı işi bir sabırlı da bir öfkeli de yapabiliyor. Ardından iki yönlü bozulmayı çalışacağız: işlevi olmayan ilginç kişi ve kişiliği olmayan işlev taşıyıcısı. En sonda dört denge sorusuyla kadronu tarayacağız ve bir karakterin ne zaman alete dönüştüğünü gösteren belirtiyi kuracağız. Ders bittiğinde elinde bir kişilik listesi değil, iki sütunlu bir kadro tablosu olacak — ve bir sütunu boş kalan her satır, iki bozulmadan birinin adresi. On iki filmden örneklerle gideceğiz ve her örnekte tek soruyu soracağız: bu karakterin partisyonda bir satırı var mı?
Sıfır noktası
Bir kadroyu okurken en sık duyulan iki eleştiri var ve ikisi de aynı ayrımın iki ucundan geliyor.
Birincisi: "karakterler yassı." Yani herkes bir işi yapıyor ve o işten fazlası yok. Kim olduklarını hatırlamıyorsun.
İkincisi: "hoş ama gereksiz." Yani karakter canlı, konuşması iyi, huyları belli — ve metinden çıkarıldığında hiçbir şey değişmiyor.
İki eleştiri birbirinin zıddı ve ikisinin de kaynağı aynı: kişilik ile işlevin bağımsız olduğunun fark edilmemesi. İşlev, bir karakterin anlatıda yaptığı iştir. Şimdi karşısına kişiliği koyuyoruz ve ikisi arasındaki boşluğu ölçüyoruz.
Ve ikisini karıştırmanın bedeli düzeltme turunda ödeniyor. Yassı kadroyu düzeltmeye çalışan yazar özellik ekliyor — oysa eksik olan şey özellik değil, o özelliklerin bir seçime dönüştüğü bir an. Gereksiz karakteri savunan yazar ise ona daha iyi replikler yazıyor; oysa eksik olan şey replik değil, bir iş.
Ve bir uyarı: boş özellik bir kusur değil bir fazlalık. Yazarın kafasında duran ve sayfaya geçmeyen bilgi zararlı değil — yalnız o bilgiyi karakterin sayfadaki hâli sanmak zararlı.
Bu ikisi kurulduğunda karakter notu bir kişilik listesi olmaktan çıkıyor. Sorulacak soru "bu karakter nasıl biri" değil: "bu özellik hangi sahnede bir seçim değiştiriyor?"
Mekanizma
İki liste
Dokuz kişilik unsuru. İçedönüklük ve dışadönüklük, sabır, öfke, mizah, merak, disiplin, dürtüsellik, iyimserlik, karamsarlık.
Bunlar bir kişilik testi değil bir başlangıç seti. Önemli olan hangisinin seçildiği değil, her birinin bir eylem karşılığının yazılıp yazılmadığı. Meraklı bir karakter, meraklı olduğu için başkasının açmayacağı bir kapıyı açıyor; disiplinli bir karakter, herkesin bıraktığı yerde bir liste tutuyor.
Sekiz dramatik işlev. Hikâyeyi başlatmak, amaç peşinde koşmak, engel oluşturmak, bilgi taşımak, karakteri sınamak, temayı temsil etmek, bir ilişkiyi dönüştürmek, sonucu tetiklemek.
İkisi bağımsız ve bunun kanıtı basit: aynı işlevi tamamen farklı kişilikler taşıyabiliyor. Bilgi taşıyan karakter konuşkan da olabiliyor suskun da; suskun olan bilgiyi ağzından kaçırarak taşıyor ve sahne daha iyi oluyor.
Buradan bir tasarım kuralı çıkıyor.
İki yönlü bozulma
Birinci yön: işlevi olmayan ilginç kişi. Karakter canlı, huyları belli, konuşması iyi. Ve sekiz işlevden hiçbirini taşımıyor. Metinden çıkarıldığında hiçbir şey değişmiyor.
Bu karakter genellikle yazarın en sevdiği karakter oluyor ve tam da bu yüzden çıkarılamıyor. Doğru hamle onu silmek değil — ona bir iş vermek. Sekiz işlevden birini eline tutuşturduğun an sahnede kalmayı hak ediyor.
İkinci yön: kişiliği olmayan işlev taşıyıcısı.
Sahne dışında yaşamak
Üçü de ucuz ve üçü birden gerekmiyor. Bir tanesi yeter — ve o bir tanesi, karakteri anlatının kendisi için üretilmiş bir şey olmaktan çıkarıyor.
Dikkat: sahne dışı hayat bir geçmiş değil. Geçmiş nereden geldiğini söylüyor; sahne dışı hayat, şu anda başka yerlerde de bir hayatı olduğunu söylüyor. İkincisi çok daha ucuz ve çok daha etkili.
Dört denge sorusu
Kadroyu tararken dört soru sorulacak. Her karakter için ayrı ayrı.
Bir: bu karakter yalnızca olay örgüsüne mi hizmet ediyor? Cevap evetse aletleşme başlamış demektir. Düzeltmesi bir bağımsız istek.
İki: kişilik özellikleri eyleme dönüşüyor mu? Notundaki her sıfatın karşısında bir sahne olmalı. Olmayan sıfat boş özellik.
Üç: karakter hikâyenin dışında da yaşıyor hissi veriyor mu? Üç ucuz hamleden biri uygulanmışsa evet.
Dört: ilginç özelliklerin dramatik karşılığı var mı? Bu, ikincinin tersi. Orada özelliğin bir sahnesi olup olmadığı soruluyordu; burada o sahnenin hikâyeyi ilerletip ilerletmediği. Bir özellik bir sahne üretiyor ama o sahne çıkarıldığında hiçbir şey değişmiyorsa, özellik hâlâ süs.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Birincisi: kadro listesine iki sütun aç. Solda kişilik, sağda işlev. Bir sütunu boş olan her satır, iki bozulmadan birinin adresi.
İkincisi: her sıfatın karşısına bir sahne yaz. "Sabırlı" bir sıfat; sabrın karşılığı, herkesin bıraktığı işi tek başına sürdürmek. Karşılığı yazılamayan sıfat metinde yok.
Üçüncüsü: sıfat sayısını iş sayısıyla karşılaştır. Bir karakteri anlatırken kullandığın sıfat sayısı yaptığı iş sayısından fazlaysa, boş özellik biriktiriyorsun.
Dördüncüsü: işlev ile kişiliği bilerek ters düşür. Uyuşan kurulumda işlev kolayca yerine geliyor ve sahne bir aktarma oluyor. Uyuşmayanda işlevin yerine gelmesi bir mücadele hâline geliyor — ve mücadele izlenebilir.
Beşincisi: sevdiğin ama gereksiz karakteri silme, ona iş ver. Sekiz işlevden biri yeterli. Silmek kolay ve çoğu zaman gereksiz — o karakteri sevdiysen bir sebebi var ve o sebep genellikle metnin işine yarıyor.
Altıncısı: işlev yükünü say. Sıfır ise karakter gereksiz, dört ve üstünde ise alet. Verimli aralık bir ile üç.
Yedincisi: kadro küçültürken silme, devret. Bir karakteri çıkarmak yerine işini başkasına ver. Devralanın kişiliği o işe uymuyorsa metin kazançlı çıkıyor.
Sekizincisi: aletleşmeyi tek ölçüyle sına. Bu karaktere bir şey olduğunda izleyici bir şey hissediyor mu? Hissetmiyorsa eksik olan biyografi değil, bağımsız bir istek.
Dokuzuncusu: sahne dışı hayatı üç ucuz hamleden biriyle kur. Görünmeyen bir yükümlülük, olay örgüsüyle ilgisiz bir alışkanlık ya da bir sahneye başka bir yerden gelmiş gibi girmek. Biri yeter.
Onuncusu: sahne dışı hayatı geçmişle karıştırma. Geçmiş nereden geldiğini söylüyor; sahne dışı hayat şu anda başka yerlerde de bir hayatı olduğunu. İkincisi hem ucuz hem etkili.
On birincisi: türün işlev talebini hesaba kat. Komedide ve stilize anlatıda izleyici karakterin ne işe yaradığını hemen bilmek istiyor; gerçekçi anlatıda işlev geç gelebiliyor ve gecikme bir kaynak oluyor.
On ikincisi: iki bozulmayı doğru araçla düzelt. Yassı kadroya özellik eklemek işe yaramıyor; eksik olan, özelliğin bir seçime dönüştüğü an. Gereksiz karaktere daha iyi replik yazmak da işe yaramıyor; eksik olan bir iş.
On üçüncüsü: kadro tablosunu her taslak turunda yeniden doldur. İşlev yükleri tur içinde kayıyor — bir karakter sessizce iki iş devralıyor ve kimse fark etmiyor.
On dördüncüsü, ve en çok atlanan: dördüncü denge sorusunu atlama. Bir özellik bir sahne üretiyor olabilir ve o sahne hikâyeyi hiç ilerletmiyor olabilir. Özelliğin bir sahnesi olması yetmiyor; o sahnenin çıkarıldığında bir şeyin değişmesi gerekiyor.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlışBirincisi ve en yaygını: kişilik listesi yazıp karakter kurulduğunu sanmak.
On özellik, hiçbiri bir sahnede bir seçim değiştirmiyorsa metinde yok. Liste yazarın kafasında, karakter sayfada olmalı.
Yaygın yanlışİkincisi: işlevi olmayan karakteri konuşmasıyla savunmak.
"Ama çok iyi replikleri var" cümlesi bir işlev değil. Metinden çıkarıldığında hiçbir şey değişmiyorsa o karakterin partisyonda satırı yok.
Yaygın yanlışÜçüncüsü: işlev ile kişiliği uyumlu kurmak.
Sert bir engelleyici, konuşkan bir bilgi taşıyıcısı, cesur bir başlatıcı. Hepsi çalışıyor ve hepsi tahmin edilebilir; işlev kolayca yerine geldiği için sahne bir aktarma oluyor.
Yaygın yanlışDördüncüsü: bir karaktere dörtten fazla işlev yüklemek.
Ekonomik görünüyor ve karakteri alete çeviriyor. İzleyici o kişinin ne zaman bir insan gibi davrandığını bulamıyor.
Yaygın yanlışBeşincisi: kadro küçültmeyi silmek sanmak.
İşlev devri neredeyse her zaman daha iyi bir çözüm — hem kadro küçülüyor hem devralan karakter zorlanıyor.
Yaygın yanlışAltıncısı: aletleşmeyi biyografiyle çözmeye çalışmak.
Bir alet karaktere sayfalarca geçmiş eklemek onu insan yapmıyor. Yapan şey tek bir bağımsız istek — olay örgüsüne hizmet etmeyen bir istek.
Yaygın yanlışYedincisi: sahne dışı hayatı bir sahne harcayarak kurmak.
Karakterin evine gidip ailesini göstermek pahalı ve gereksiz. Bir telefonun yarım bırakılması aynı işi bir replikte yapıyor.
Yaygın yanlışSekizincisi: her karakterin sahne dışı hayatı olması gerektiğini sanmak.
Figüranın yok ve olmamalı. Bu his yalnız kadroda kalıcı olan karakterler için kuruluyor.
Yaygın yanlışDokuzuncusu: türün talebini görmezden gelmek.
Bir komedide işlevi geç gelen karakter izleyiciyi bekletiyor; gerçekçi bir dramda çok erken gelen işlev, karakteri şemaya çeviriyor.
Yaygın yanlışOnuncusu: yassı kadroyu özellik ekleyerek düzeltmeye çalışmak.
Her karaktere üç yeni huy vermek metni değiştirmiyor; o huylar bir seçime dönüşmediği sürece kadro aynı kalıyor.
Yaygın yanlışOn birincisi, ve en incesi: ilginç özelliği dramatik karşılığıyla karıştırmak.
Bir karakterin tuhaf bir alışkanlığı olması onu derinleştirmiyor. Derinleştiren şey, o alışkanlığın bir sahnede bir kararı değiştirmesi.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Kişilik nasıl çaldığıdır; işlev, partisyonda bir satırı olup olmadığıdır.
- İkisi bağımsızdır: aynı işi bir sabırlı da bir öfkeli de yapabilir.
- Bir sıfat, bir sahnede bir seçim değiştirmiyorsa metinde yoktur.
- Sıfat sayısı iş sayısını geçiyorsa boş özellik birikiyor demektir.
- En verimli kurulum, kişiliğin işleve ters düşmesidir — o zaman işlev bir mücadele olur.
- İşlevi olmayan karakter silinmez, ona iş verilir.
- İşlev yükü sıfırsa karakter gereksiz, dört ve üstündeyse alettir.
- Kadro küçültmenin aracı silmek değil işlev devridir.
- Aletleşmenin ölçüsü tektir: ona bir şey olduğunda izleyici bir şey hissediyor mu?
- Aletleşmenin çaresi biyografi değil, bağımsız bir istektir.
- Sahne dışı hayat geçmiş değildir; üç ucuz hamleden biriyle kurulur ve biri yeter.
- Bir özelliğin sahnesi olması yetmez; o sahne çıkarıldığında bir şey değişmelidir.
Sonraki derse köprü
Kişilik ile işi ayırdın. Şimdi kişiliğin kendisinin tek katman olmadığını göreceğiz.
Her insanın üç ayrı hâli var: toplum içinde olduğu kişi, yakınlarının gördüğü kişi ve kimsenin görmediği kişi. Üçü de gerçek ve üçü aynı değil. Bir karakteri derinleştirmenin en somut yolu bu üç katmanı ayrı ayrı kurmak — ve daha önemlisi, aralarındaki mesafeyi belirlemek.
Çünkü asıl bilgi katmanlarda değil, aralarındaki farkta. Kamusal hâli ile özel hâli birbirine çok yakın olan biriyle, ikisi arasında uçurum bulunan biri bambaşka iki karakter.
Sıradaki derste üç katmanı kuracak ve onları açığa çıkaran yedi baskıyı çalışacağız.