Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Keşfederek yazma hikâyeyi önceden kurmadan, sahneleri yazarak bulmaktır.
- Karakter sahnede tanınabilir; bulunan replik başka sahnelerde de tutunca karakterindir.
- Serbest sahne filmde kalmasa da bilgisini başka sahnelere bırakabilir.
- Finali bilmeyen yazar bir uzak işarete yönelebilir; işaret varılacak yeri değil yönü gösterir.
- Sezgisel bağlar sonradan fark edilir; açıklanmadan korunurlar.
- Keşif yazar sesini ortaya çıkarabilir, ama sesin dozu yeniden yazımda ayarlanır.
- Dağınık yapı yöntemin en yaygın bedelidir; ters döküm onu görünür kılar.
- Keşif ağır bir yeniden yazım ister; takvim bunu baştan hesaba katmalıdır.
- Uyarlamada kaynak olayları verir; keşfedilen şey onların anlamı ve ağırlığıdır.
- Hiçbir yöntem doğru ilan edilemez; seçim yazarın mizacına, projenin ölçeğine ve takvimine bağlıdır.
Açılış sahnesi
Selim masaya kalın bir tomar bırakıyor. Sayfaların arasında kart yok, renkli şerit yok. Bazı sahnelerin üstü karalanmış, bazılarının kenarına okla yeni bir satır sıkıştırılmış. Kapakta yalnız iki kelime var: DELİ DUMRUL.
Burcu tomarı eline alıp tartar gibi tutuyor. «Bu bir kısa film mi?»
«Henüz değil,» diyor Selim. «Henüz ne olduğunu bilmiyorum.»
Emre sayfaları karıştırıyor. Köprü başında para toplanan sahneyi buluyor. Birkaç sayfa sonra yine aynı köprüyü, yine aynı tası buluyor. Sonra bir kez daha. Azrail'in sessiz gecesine gelmek için uzun bir yol yürümesi gerekiyor.
«Kartların nerede?» diye soruyor Burcu.
«Yok. Her sabah oturdum, aklımdaki sahneyi yazdım. Ertesi sabah bir öncekinden devam ettim.»
Nermin Hanım ortadan bir sayfa çekiyor. Gece, kuru dere yatağı. Dumrul'un karısı köprünün üstünden değil, altından, taşların arasından karşıya geçiyor. Dumrul nedenini soruyor. Kadın tek cümle söylüyor: «Köprü senin. Dere kimsenin.»
«Bu cümle anlatıda var mı?» diye soruyor Nermin Hanım.
«Yok. Ben de yazarken duydum.» Selim omuz silkiyor. «Filmin nasıl bittiğini de bilmiyorum. Hikâyenin sonunu biliyorum ama.»
Keşfederek yazan yazar hikâyeyi sayfada bulur; bulduğu şeyi sonradan düzene sokma işi de yine onun masasında bekler.
Bu derste ne olacak
Selim'in tomarını sahne sahne açacağız. Önce yöntemin kendisini tanımlayacağız: plan yapmadan, sahneyi yazarak ilerlemek. Dumrul'un karısını Selim'in nasıl tanıdığını izleyeceğiz. Yeri bilinmeyen sahnelerin neye yaradığını soracağız. Finali bilmeyen bir yazarın neye doğru yürüdüğüne bakacağız. Selim'in sayfalarında kendiliğinden kurulan bağları ve onun sesini arayacağız. Sonra bedeli konuşacağız: dağılan yapıyı ve ağır bir yeniden yazımı. Selim'in tomarını bir kurgucunun gözüyle nasıl elden geçirdiğini göreceğiz. Hiçbir yöntemi kazanan ilan etmeyeceğiz. Filmler Londra'da bir sürüş dersinden, New York'ta bir partiden, mavi boyalı bir yüzden, Los Angeles'ta bir tarot destesinden ve bir sahil kasabasından gelecek.
Sıfır noktası
Bazı yazarlar ilk sahneyi yazmadan önce bütün filmi bilir. Kartları dizer, dönüm noktalarını yerleştirir, sonra yazmaya oturur. Bazıları ise yalnız bir imgeyle, bir kişiyle ya da bir durumla başlar. Ne olacağını yazdıkça öğrenir.
Bu ikinci yol sık sık küçümsenir. Plansızlık bir eksiklik gibi anlatılır. Ders kitapları çoğunlukla planla başlar, çünkü planı öğretmek kolaydır. Keşfi öğretmek zordur, çünkü her yazarda başka biçimde işler. Oysa birçok yazar hikâyesini ancak böyle bulur. Kişiler kâğıtta konuşmaya başlayınca yazarın aklına gelmeyen şeyler söyler. Bir sahne başka bir sahneyi doğurur. Yazar kendi sesini, kimseyi taklit etmeden yazdığı sayfalarda duyar.
Yolun bir bedeli de var. Plansız yazılan sayfalar çoğu zaman uzar, dağılır, aynı işi birkaç kez yapar. Yazar sonunda elinde bir film değil, bir malzeme yığını bulabilir. O yığından film çıkarmak ayrı bir emek ister. Çoğu zaman da yazmaktan uzun sürer.
Gerçekte iki yol nadiren saf hâliyle görülür. Plan yapan yazar da yazarken bir şey keşfeder ve planını değiştirir. Keşfeden yazar da bir noktada durup sayfalarını düzene sokar. Fark, hikâyenin ilk nerede bulunduğunda. Biri onu kartların üstünde bulur, öbürü sahnelerin içinde.
İki yolu birbirine rakip gibi görmek yanıltıcı. Hangisinin daha iyi olduğu sorusunun genel bir cevabı yok. Yazarın mizacına, projenin türüne, takvimin darlığına göre değişir. Bu derste keşfin güçlü ve zayıf yanlarını aynı masada tartacağız.
Selim'in durumunda bir incelik de var. Deli Dumrul'un anlatısı ona bir iskelet veriyor. Köprü, Azrail'e meydan okuma, can pazarlığı, karısının fedakârlığı. Selim olayları biliyor. Bilmediği şey filmin kendisi. Kim merkezde duracak, hangi an uzayacak, son karede ne görünecek? Bir uyarlamada da keşif yapılabilir. Yalnız keşfedilen şey olay değil, olayın anlamıdır.
Bir de şunu ayırmak gerek. Keşfederek yazmak, düşünmeden yazmak demek değildir. Selim her sabah masaya oturduğunda kafasında bir soru taşıyor. Dumrul bu sabah neyden korkuyor? Karısı köprüden geçen yolcuları nasıl görüyor? Yalnız cevabı önceden yazmıyor. Cevabı sahnenin içinde, karakterler konuşurken arıyor. Bulamadığı günler de oluyor. O sayfalar da tomarda duruyor, karalanmış olarak.
Mekanizma
Yöntemin kendisi
Selim'in günleri birbirine benziyor. Sabah kahvesiyle masaya oturuyor. Önündeki tek şey bir önceki gün yazdığı son sayfa. Oradan devam ediyor ya da aklına gelen başka bir sahneye atlıyor. Kart yazmıyor, döküm çıkarmıyor. Sayfalar biriktikçe hikâye kendini gösteriyor.
Burcu yöntemin nereye varacağını soruyor. Selim kendi işinden bir benzetme yapıyor. Kurgu odasında çoğu zaman önce malzeme gelir, film sonra bulunur. Şimdi malzemeyi kendisi üretiyor.
Yöntemin güçlü yanı bu açıklıkta. Selim yarın hangi sahneyi yazacağını bilmediği için bugünkü sahneye bir sonuca götürme baskısı yüklemiyor. Sahne kendi içinde yaşayabiliyor. Zayıf yanı da aynı yerde. Sahnelerin bir yere gitme zorunluluğu olmayınca, bazıları hiçbir yere gitmiyor.
Karakteri sahnede tanımak
Selim başta Dumrul'un karısını bir işlev olarak görüyordu. Anlatının sonunda canını veren sadık eş. Ona bir sahne bile ayırmamıştı. Sonra bir gece, köprünün altında yürüyen bir kadın yazdı. Neden yazdığını bilmiyordu.
Kadın dere yatağından geçti ve o cümleyi söyledi. Selim karşısında başka biri buldu: köprünün kurduğu düzene baştan katılmamış bir kadın. Fedakârlık sahnesi bu cümleden sonra başka okunuyor. Bu kadın kocasına boyun eğerek değil, kendi kararıyla can verecek.
Nermin Hanım bir uyarı ekliyor. Böyle parlak bir cümle bazen karakterin değil yazarın sesidir. Kadın bu cümleyi bir kez daha, başka bir sahnede taşıyabiliyor mu? Taşıyorsa karakterindir.
Yeri bilinmeyen sahne
Köprünün altındaki gece böyle bir sahneydi. Tomarda başkaları da var. Dumrul'un babası bir ağıla bakıyor. Bir yolcu parasını ödeyemiyor, Dumrul ona katırını bıraktırıyor. Annesi ekmek yoğururken susuyor. Hiçbiri anlatıda yok. Selim onları yazarken nereye koyacağını düşünmedi. Yalnız kişilere biraz daha yakından bakmak istedi. Bunların çoğu filmde kalmayacak. Ama Selim babanın ağılda tek başına durduğu sahneden bir şey öğrendi. Bu adam oğluna canını vermeyecek, çünkü hayatını hâlâ seviyor.
Finali bilmeden ilerlemek
Selim anlatının nasıl bittiğini biliyor. O sonun perdede nasıl görüneceği ise karanlık. Elinde tek bir imge var: gün doğarken kuru dere yatağında bir kadının çıplak ayakları. O kareye hangi sahnelerden geçilerek varılacağı belli değil. Her sahneyi yazarken kendine soruyor: bu sayfa beni o sabaha yaklaştırıyor mu?
Anlatının sonu Selim'i rahatsız ediyor. Dumrul'un canı bağışlanıyor, bedeli başkaları ödüyor. Bugünün seyircisi bu takası nasıl karşılar, Selim kestiremiyor. Soruyu bir plana bağlamadan yazmaya devam ediyor. Sonun anlamını kadının sahnelerinde arıyor. Bu bir risk. Tomar bittiğinde imge hâlâ yalnız bir imge olarak kalabilir.
Kendiliğinden kurulan bağ
Köprü sahnelerinde paralar bakır bir tasa düşüyor. Her sahne o sesle açılıyor. Azrail'in geldiği gece ise oda susuyor. Selim bu sessizliği yaratık seslerini çıkarınca yazmıştı, tasla bir ilgisi yoktu. Tomarı baştan okuyunca gördü. Dumrul'un hayatında para sesi hiç eksik olmadı. Ölüm ise yanında hiçbir ses getirmiyor. Satın alınamayan tek şey sessizce içeri giriyor.
Selim bu bağı kurmaya karar vermedi. Bir plan yapsaydı belki bulamazdı, çünkü sessizliği başka bir nedenle seçmişti. Ama bağ yalnız fark edildiğinde işe yarar. Fark edilmeyen bir bağ, yeniden yazımda bir tas sahnesiyle birlikte kolayca silinebilir.
Yazar sesi
Emre bir şey fark ediyor. Selim'in aksiyon satırları kısalmış. «Tas. Para. El. Dumrul bakmıyor.» Selim kurgucu olarak düşünüyor ve bu sayfaya geçmiş. Berna da aynı şeyi söyledi: bu satırlardan kare kare çizebiliyor. Plan yapsaydı belki daha düzgün, daha sıradan cümleler kuracaktı. Bu ses keşfin armağanı. Ama her satır böyleyse okuyucu yorulabilir; o da ayrıca sorulacak.
Bedel
Emre'nin saydığı köprü sahneleri aynı işi yapıyor. Hepsi Dumrul'un acımasız olduğunu söylüyor. Azrail ise tomarın son çeyreğine kadar görünmüyor. Kısa film için sayfalar çok fazla. Karısının hattı büyüdükçe Dumrul'un kendisi silikleşmiş.
Selim'in çözümü kurgucunun çözümü. Sayfalara çekilmiş görüntü gibi bakıyor. Berna'nın eskizlerinin arkasına her sahneyi bir satırla yazıyor. Yanına tek kelime: tanıtıyor, tekrar, dönüm, bilmiyorum. Köprü sahnelerinin çoğu aynı kelimeyi alıyor: tekrar. İçlerinden biri kalacak, işini ötekilerden devralacak. Bazı serbest sahneler de sevilse bile gidecek. Yeniden yazım büyük olacak. Keşfin faturası burada ödeniyor.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Kaynağın omurgasını gör. Bir uyarlamada tam bir keşif yoktur. Anlatı olayları zaten veriyor. Selim'in keşfettiği şey olay değil, olayların ağırlığı. Bunu bilmek, plansız yazanı gereksiz bir korkudan kurtarır.
Serbest sahneyi ayrı tut. Yeri bilinmeyen sahneleri ana tomarın içine gömme. Ayrı bir dosyada dursunlar. Hangisinin filme girdiği, hangisinin yalnız bir şey öğrettiği o zaman görünür.
Bulunan cümleyi sına. Seni şaşırtan bir replik karakterin olabilir, senin de olabilir. Aynı kişiyi başka bir sahneye koy. Orada da konuşuyorsa bulduğun karakterdir.
Uzak işareti yaz. Finali bilmiyorsan bile yöneldiğin bir imgeyi bir kâğıda yaz. Her sahneden sonra ona bak. İşaret değişebilir, ama yazılı olunca değiştiğini fark edersin.
Sezgisel bağı adlandırma, koru. Kendiliğinden kurulan bir bağı fark edince onu açıklayan bir sahne yazma isteği doğar. Açıklama bağı öldürür. Fark ettiğin şeyi yeniden yazımda yalnız korunacaklar listesine ekle.
Ters dökümü sevmediğin gün yap. Sayfalarına aşıkken her sahne gerekli görünür. Biraz ara ver, sonra döküme otur. Kurgucu gibi bak: bu sahne ne yapıyor?
Kısa filmde keşif pahalıdır. Uzun bir filmde dağınıklık bir perdeye yayılır. Kısa filmde tek bir fazla sahne bütün dengeyi bozar. Sayfa biriktikçe hedef süreyi aklında tut.
Keşfi takvime yaz. Yöntem, yeniden yazıma geniş bir zaman ister. Teslim günü yakınsa bunu baştan hesaba kat. Takvimi olmayan keşif, yarıda kalan bir tomara dönüşebilir.
Sesini koru, ama okuyucuyu da düşün. Keşifte bulunan ses değerlidir. Ama aynı kısalık her satırda tekrar ederse ritim tekdüzeleşir. Yeniden yazımda sesi silme, dozunu ayarla.
Karalanmış sayfayı atma. Bulamadığın günlerin sayfaları da bir şey söyler. Bir sahne üç kez tıkanıyorsa, sorun çoğu zaman o sahnede değil, ondan önceki bir kararda durur. Selim'in tıkanan sabahları Dumrul'un babasıyla ilgiliydi.
Bulduğunu hemen yapıya taşıma. Bir keşif ilk gün çok büyük görünür. Kadının cümlesi bütün filmi değiştirecek gibi duruyor. Birkaç sahne daha yaz, keşif ayakta kalıyorsa yapıya o zaman taşı.
Çizerle, oyuncuyla, mekânla yaz. Keşif yalnız masada olmaz. Berna'nın bir eskizi, bozkırda bir sabah, bir oyuncunun okuması yeni bir sahne doğurabilir. Leigh ile Hong yöntemlerini tam da bu dış kaynaklara açıyor. Masada tek başına keşfeden yazar, bu kapıları da açık tutabilir.
Okura doğru soruyu sor. Keşif sayfaları senin bile henüz anlamadığın bir metindir. Okur onlara bitmiş bir senaryo gibi bakarsa yalnız dağınıklığı görür. Ondan yapı hakkında hüküm isteme. Hangi sayfanın canlı, hangisinin ölü olduğunu sor. Burcu'nun «bu bir kısa film mi» sorusu haklı, ama bu aşama için erken.
Sayfalara tarih at. Keşfeden yazar bir sabah bir şey bulur ve önceki sayfalar o sabahtan sonra eskir. Tarihli sayfalarda keşfin hangi gün geldiği görünür. Kadının cümlesinden önce yazılan sahneler hangileri, Selim bir bakışta ayırabilir. Yeniden yazımda ilk elden geçecek olanlar onlardır.
Yöntemi mizaca bağla, ahlaka değil. Plan yapan yazar daha disiplinli, keşfeden daha yaratıcı değildir. İkisi iki ayrı çalışma alışkanlığıdır. Hangisinin sana iş gördüğünü kendi sayfaların söyler.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Gerçek yazar plan yapmaz, ilhamla yazar."
Keşif bir yöntemdir, bir üstünlük değildir. Selim'in sayfaları da ilham kadar sonradan yapılacak bir ayıklamaya muhtaç.
Yaygın yanlış"Plansız yazmak düşünmeden yazmaktır."
Keşfeden yazar her gün bir soruyla masaya oturur. Cevabı önceden yazmaz, ama soruyu bilir.
Yaygın yanlış"Keşif taslağı olduğu gibi çekilebilir."
Shadows bile ilk sürümünden sonra yeni sahnelerle yeniden çekildi. Keşfin bulduğunu çoğu zaman bir yeniden yazım taşır.
Yaygın yanlış"Uyarlamada keşfedecek bir şey yoktur, olaylar belli."
Olaylar belli olabilir. Ama kimin merkezde duracağı, hangi anın uzayacağı ve son karede ne görüneceği yazıyla bulunur.
Yaygın yanlış"Yazarken bulduğum her şey değerlidir."
Bazı serbest sahneler yalnız bir şey öğretmek için yazılır. Ağıldaki sahne filmde kalmayabilir, öğrettiği şey kalır.
Yaygın yanlış"Dağınıklık her zaman bir kusurdur."
Knight of Cups onu bilerek kullanıyor. Dağınıklık bir karakterin hâlini taşıyorsa seçimdir. Yalnız birikmişse kusurdur.
Yaygın yanlış"Finali bilmeyen yazar kaybolur."
Uzak bir işaret yön verebilir. Selim'in elinde yalnız bir imge var ama her sahneyi ona göre tartıyor.
Yaygın yanlış"Keşfederek yazanın ters döküme ihtiyacı yoktur."
En çok ona ihtiyacı vardır. Taslağın gerçek yapısını ancak döküm gösterir.
Yaygın yanlış"Doğaçlamayla çekilen filmlerin senaryosu yoktur."
Çoğunda yazı çekimden sonra ya da çekimin içinde yapılır. Leigh sahnelerini provalardan sonra sabitler. Hong günün sahnelerini sabah yazar.
Yaygın yanlış"Keşif, tıkanmayı önler."
Plansız yazar da tıkanır. Fark, tıkandığında elinde bakacağı bir kart olmamasıdır. Selim'in karalanmış sayfaları bunun kaydı.
Yaygın yanlış"Keşfeden yazar sonunu hiç bilmez."
Bazen bilir, ama sonun ne anlama geldiğini bilmez. Selim anlatının nasıl bittiğini biliyor. Filminin o sondan ne söyleyeceğini ise yazarak arıyor.
Yaygın yanlış"Yazar sesi ancak plansız yazarken ortaya çıkar."
Ses her iki yolda da bulunabilir. Keşif onu bazen daha erken gösterir, çünkü yazar kendini düzeltmeye vakit bulmadan yazar.
Yaygın yanlış"Kendiliğinden gelen her bağ bilinçli bir tasarımdan iyidir."
Sezgisel bağ değerli olabilir. Ama fark edilmezse yeniden yazımda kaybolur. Onu koruyan, sonradan yapılan bilinçli okumadır.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Keşfederek yazma hikâyeyi önceden kurmadan, sahneleri yazarak bulmaktır.
- Karakter sahnede tanınabilir; bulunan replik başka sahnelerde de tutunca karakterindir.
- Serbest sahne filmde kalmasa da bilgisini başka sahnelere bırakabilir.
- Finali bilmeyen yazar bir uzak işarete yönelebilir; işaret varılacak yeri değil yönü gösterir.
- Sezgisel bağlar sonradan fark edilir; açıklanmadan korunurlar.
- Keşif yazar sesini ortaya çıkarabilir, ama sesin dozu yeniden yazımda ayarlanır.
- Dağınık yapı yöntemin en yaygın bedelidir; ters döküm onu görünür kılar.
- Keşif ağır bir yeniden yazım ister; takvim bunu baştan hesaba katmalıdır.
- Uyarlamada kaynak olayları verir; keşfedilen şey onların anlamı ve ağırlığıdır.
- Hiçbir yöntem doğru ilan edilemez; seçim yazarın mizacına, projenin ölçeğine ve takvimine bağlıdır.
Sonraki derse köprü
Selim'in elinde artık bir ters döküm var. Bazı satırlar sağlam görünüyor: Azrail'in geldiği sessiz gece, kadının kendi canını önerdiği an. Aradakilerin çoğu belirsiz, bir kısmı da tekrar. Selim bu birkaç büyük anı yerine çakıp aralarını yine keşfe bırakabilir mi? Köprünün altındaki kadından öğrendiği şey, o çakılı anlardan birini yerinden oynatırsa ne olacak? Sıradaki ders bu iki yolun nasıl birleşebileceğini soruyor: hibrit yöntem.