Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Kehanet bir sonu önceden söyler; söz kesinse izleyici merakını yitirebilir.
- Kehanet kaynağı, sözün kimden çıktığını ve kime yaradığını sorar.
- Yorum çatalı, aynı sözün birden çok tutarlı okumasını açar ve karakterleri farklı yönlere yürütür.
- Kendini gerçekleştiren kehanet, inananların davranışıyla gerçekleşir.
- Yanlış seçilmiş, kalabalığın neye bakıp neyi görmediğini gösterir.
- Seçilmişlik bedeli sözle birlikte kurulur; büyünün içinden gelirse keyfi durmaz.
- Eylemlilik, olayların karakterin kararından doğmasıdır.
- Kehanet isyanı sözü silmez, onunla konuşur.
- Seçilmiş kişinin kendi isteği ile sözün isteği arasındaki boşluk, onu seçmeye zorlar.
- Söz bir kişiyi seçerken başkalarını dışarıda bırakır; dışarıda kalanlar sözün toplumsal yüzünü gösterir.
- Söze inananlara bir ihtiyaç vermek, kalabalığı figüranlıktan çıkarır.
- Hazır zafer gerilimi ve zaferin değerini öldürür; söz iki ihtimali taşımalıdır.
Açılış sahnesi
Selim dosyanın arka cebinden buruşuk üç sayfa çıkarıyor. Kenarları sararmış. Üstünde kırmızı kalemle tek kelime var: KESİLDİ.
"Bunları neden sakladın?" diye soruyor Burcu.
"Atamadım," diyor Selim. "İlk taslağın en sevdiğim yeri."
Sayfalarda yine pazar var, ama başka bir pazar. Sırma küçük bir çocuk. Bir tezgâhın dibinde oturmuş, tuzla oynuyor. Yaşlı bir tuz toplayıcı kadın eğilip elini onun başına koyuyor. Fısıldıyor: "Göl geri gelecek. Bir onarıcının eliyle." Kalabalık susuyor. Bir sonraki sahnede Sırma büyümüş. Bütün anıları okuyabiliyor. Kara cübbeli tüccar peşine adam yolluyor. Sırma her seferinde kurtuluyor. Son sayfada tuz kabuğu çatlıyor ve altından su yükseliyor. Kalabalık onun adını haykırıyor.
Burcu son sayfayı ışığa tutuyor. Kırmızı kalemin altında Selim'in eski bir kenar notu okunuyor: «Sırma = umut.»
Emre sayfaları çeviriyor. "Burada bir şey eksik. Sırma hiç korkmuyor."
"Neden korksun?" diyor Burcu. "Gölü geri getireceği yazılmış. Sonunu biliyor."
Selim sayfaları geri almak için elini uzatıyor. Nermin Hanım vermiyor.
"Bugün bu sayfaları geri çağıracağız," diyor. "Kızı değil, sözü. Sözü üçüncü taslağın pazarına bırakalım. Kim duyuyor, kim inanıyor, kim ondan para kazanıyor, görelim."
Selim omuz silkiyor. "Deneme olarak."
"Deneme olarak."
Kehanet karakterin geleceğini söylediği anda, izleyicinin o gelecek için duyduğu merakı da elinden alabilir.
Bu derste ne olacak
Selim'in kestiği sözü üçüncü taslağın pazarına bırakıp ne yaptığını izleyeceğiz. Önce sözün kimden çıktığını ve kimin işine yaradığını soracağız. Aynı cümlenin pazarda nasıl farklı okunduğunu göreceğiz. İnanılan bir sözün kendini nasıl doğrulayabildiğini deneyeceğiz. Sözün belki başka birini işaret ettiğini düşüneceğiz. Seçilmenin Sırma'ya neye mal olduğunu hesaplayacağız. Sonunda asıl soruya geleceğiz: söz konuşurken Sırma'ya ne kalıyor? Bir sözün aynı kişiyi hem yüceltip hem boşaltabildiğini her adımda göreceğiz. Filmler bir dilencinin sattığı kitaptan, kilise avlusundaki bir kılıçtan, saplanmayan bir oktan, şapkalı adamların yönettiği bir kentten ve tuvalet temizleyen bir kraliçeden gelecek.
Sıfır noktası
Kehanet, geleceği önceden söyleyen sözdür. Fantastikte sık görülür. Bir bilicinin ağzından, eski bir kitaptan, bir rüyadan ya da bir duvar yazısından gelebilir. Seçilmiş kişi ise kehanetin işaret ettiği karakterdir. Dünya bir felaketin eşiğindedir ve onu yalnız bu kişi önleyebilir.
Bu kalıp izleyiciye kolayca oturur. Sıradan bir insanın aslında özel olduğu fikrini taşır. Bir çiftlik çocuğu, bir yetim, bir çırak. Kimse onu fark etmez, ama dünya onu beklemektedir. İzleyici de kendi hayatında fark edilmek ister. Seçilmiş kişi bu isteğe bir yüz verir.
Ama kalıbın içinde bir tehlike yatar. Kehanet bir sonu önceden söyler. Kötü yenilecek, kral tahta çıkacak, göl geri gelecek. Söz kesinse izleyici sonu bilir. Geriye yalnız "nasıl" sorusu kalır. O soru da zayıflar, çünkü karakterin başaracağı bellidir. Her tehlike bir gösteriye döner. Karakter düşer, ama izleyici kalkacağını bilir.
İkinci tehlike karakterin kendisindedir. Seçilmiş kişinin başarısı kararlarından değil, doğuşundan gelir. Kılıcı çeker, çünkü kılıç onu bekliyordur. Kapıyı açar, çünkü kapı onun için yapılmıştır. Böyle bir karakter hikâyeyi yürütmez, hikâye onu taşır. Senaryo yazımında buna pasif başkarakter denir.
Kalıp yazar için de çekicidir. Kehanet tek cümlede bir hedef koyar, bir yol çizer, bir kötü yaratır. Hikâyenin motoru hemen çalışır. Ama tek cümlede kurulan motor tek cümlede de tükenebilir. Söz bir kez söylendikten sonra hikâye yalnız onu yerine getirmekle uğraşır. Karakterin isteği sözün isteğiyle aynıysa aralarında hiçbir sürtünme kalmaz. Sürtünmesiz bir hikâyede de izleyici yalnız bekler.
Bu yüzden akılda kalan seçilmiş kişi hikâyeleri kalıbı ya sınar ya bozar. Kehanetin kimden geldiğini sorarlar. Sözün iki anlama gelebildiğini gösterirler. Yanlış kişiyi seçerler. Seçilmeye bir fiyat biçerler. En önemlisi, karakter bir yerde sözün istemediği bir şey yapar.
Selim'in ilk taslağı kalıbı olduğu gibi kullanmıştı. Sırma bütün anıları okuyabiliyordu, çünkü söz onu seçmişti. Tüccar onu durduramıyordu, çünkü söz onu koruyordu. Okur sayfaları çevirirken hiçbir şey kaybetmiyordu. Selim taslağı bu yüzden kesti. Ama sözün kendisi aklında kaldı. Atölye bugün sözü kızdan ayırıyor. Söz bir kişiye değil, bir pazara düşerse ne olur?
Mekanizma
Sözün kaynağı
Kehanet yoktan çıkmaz. Birinin ağzından, bir nesnenin üstünden, bir düşten gelir. Kaynak görünür olunca izleyici iki şey sorar. Bu söz doğru mu? Ve bu söz kimin işine yarıyor?
Tahtaya olası kaynaklar yazılıyor. İlk taslaktaki yaşlı tuz toplayıcı. Loncanın eski bir mührünün kenarına kazınmış bir yazı. İlk söyleyenini kimsenin bilmediği bir pazar sözü.
Burcu mühürde duruyor. "Lonca bu sözden para kazanır. Mühür satar. Mühürlü onarıcı, sözün onarıcısı olur."
Selim pazar sözünü seçiyor. Sahibi olmayan bir söz herkesin işine yarayabilir. Lonca onu tezgâh fiyatına ekler. Arka sokaktaki mühürsüz onarıcı onu kendi adına okur. Kira günü kuyruktakiler onu birbirine fısıldar. Kaynak belirsizleşince söz bir mala dönüşüyor. Bu kentte her şey gibi.
Aynı cümle, farklı tezgâh
Kehanetin dili çoğu zaman kapalıdır. Açık söylense tartışma kalmazdı. Kapalılık sözü uzun ömürlü kılar, çünkü her okur ona kendi ihtiyacını koyar.
"Göl geri gelecek" cümlesi daha ilk günden çatallanıyor. Mahir Usta onu harfiyen okuyor. Kentin kurucu mitine inanıyor: göl, kıyıdakiler hatırlama yükünü bırakınca çekildi. Öyleyse kent yeniden hatırlarsa su döner. Sırma mite inanmıyor. Ona göre göl bir benzetme. Satılan anıların toplamı, kentin yitirdiği geçmiş.
"Bir onarıcının eliyle" de çatallanıyor. Lonca bunu mühürlü bir onarıcı diye okuyor. Arka sokak, herhangi bir onarıcı diye. Emre üçüncü bir yol buluyor. "Belki bir kişiden değil, bir zanaattan söz ediyor. Bir el değil, bütün eller."
Çatalın değeri karakterleri farklı yönlere yürütmesinde. Usta gölün kuru yatağına bakıyor. Çırak pazarın hesap defterine. Aynı söz iki ayrı hikâye başlatıyor.
Söz kendini doğrularsa
Selim'in deneme sayfasında bir sabah pazarda yeni bir fısıltı dolaşıyor. Söz Sırma'yı işaret ediyormuş. Neden? Kimse bilmiyor. Belki çocukluğundan bir gün eksik diye. Ertesi sabah tezgâhının önünde kuyruk var.
Kentliler bulanık anılarını artık yalnız Sırma'ya getiriyor. Sırma her gün sayısız şişe onarıyor. Elleri hızlanıyor, gözü inceliyor. Birkaç ay sonra pazarın en usta onarıcısı o. Söz gerçekleşiyor mu? Bir bakıma evet. Ama onu gerçekleştiren büyü değil, kuyruk.
Emre heyecanlanıyor. "İzleyici sözün doğru olup olmadığını hiç öğrenmiyor."
Selim başını sallıyor. Bu türden bir kehanet için yeni bir dünya kuralı gerekmiyor. İnsanların inanması yetiyor.
Yanlış kişi
Burcu deneme sayfasının kenarına bir soru yazıyor: "Ya söz Sırma'yı hiç kastetmediyse?"
Burcu'nun adayı Mahir Usta. Usta ömrünü şişelere vermiş. Her onarımda hafızasından bir kırıntı bırakmış. "Onarıcının eli" belki onun titreyen elini işaret ediyor. Belki söz çoktan gerçekleşiyor. Ustanın belleği gün gün eriyor. Karşılığında kentin bulanık anılarını berraklaştırıyor. Kimse bunu fark etmiyor, çünkü herkes genç bir kızın tezgâhına bakıyor.
Selim bu okumayı sevmiyor. Ama silmiyor da. Yanlış seçilmiş burada bir ters köşe gibi çalışmıyor. Kalabalığın kimi görmezden geldiğini gösteriyor.
Seçilmenin faturası
Seçilmiş kişi bir şey kazanır: dikkat, güç, bir amaç. Hikâye bunun karşılığını sormazsa seçilmişlik yalnız bir ödül olur.
HATIRA PAZARI'nın büyüsü bu bedeli zaten içinde taşıyor. Her onarım onarıcının hafızasından bir kırıntı alır. Kuyruk uzadıkça Sırma daha çok onarıyor. Daha çok onardıkça daha çok unutuyor. Seçilmek, ustasının yoluna daha hızlı girmek demek. Söz onu ne kadar yüceltirse o kadar boşaltıyor.
Selim kâğıda bir satır ekliyor. Bir sabah Sırma ustasının adını bir an hatırlayamıyor. Sonra hatırlıyor. Ama o an sayfada kalıyor.
Söz konuşurken Sırma ne yapıyor?
Atölye şimdi asıl soruya geliyor. Deneme sayfasında Sırma'nın bir kararı var mı?
Nermin Hanım sayfanın dönüm noktalarını tek tek okuyor. Her birinin yanına aynı şeyi soruyor: bunu kim yaptı? Kuyruğu söz getirdi. Ustalığı kuyruk getirdi. Unutmayı büyü getirdi. Sırma'nın yaptığı tek şey onarmak. Bu bir meslek, bir karar sayılmaz.
Karakter eylemliliği tam burada ölçülür. Eylemlilik, karakterin olayların nedeni olabilmesidir. Seçilmiş kişi hikâyesinde kolayca kaybolur, çünkü neden hep sözdür.
Emre bir sahne öneriyor. Kira günü Sırma tezgâhını kapatıyor. Kuyruğa dönüp "Ben değilim," diyor.
Burcu itiraz ediyor. "Bu ret de söze bağlı. Söz olmasa kapatacak bir kuyruk da olmazdı."
Selim ikisini de yazıyor. Belki isyan, sözü başka bir yöne çevirmektir. Sırma kuyruğu arka sokaktaki mühürsüz onarıcılara yollayabilir. Söz bir onarıcının elinden söz ediyor. Hangi onarıcı olduğunu söylemiyor.
Garantili son
Son tehlike en sinsisi.
Selim'in ilk taslağında söz bir garantiydi. Göl geri gelecekti. Sırma'nın her düşüşü bu bilgiyle okunuyordu. Deneme sayfasında atölye garantiyi söküyor. Söz yalnız bir pazar fısıltısı. Doğruluğunun tek kanıtı bir kuyruk. Göl dönmeyebilir. Dönerse bir fiyatı olabilir. Belki bir onarıcı gölü geri getirir ve kendi adını unutur.
Nermin Hanım deneme sayfasını dosyanın arka cebine, kesilmiş sayfaların yanına koyuyor. Söz üçüncü taslağa girecek mi? Selim henüz karar vermedi.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Sözü yazmadan önce kimin söylediğine karar ver. Kaynak belirsiz kalabilir, ama yazar için belirsiz kalmamalı. Sözün kimden çıktığını bilen yazar, onun kime yaradığını da bilir. Selim fısıltının kaynağını sayfaya yazmıyor. Ama loncanın sözü nasıl sattığını biliyor.
Çatalın iki ucunu da ilk cümleye koy. Sonda ortaya çıkan okuma, izleyicinin ilk duyduğu sözde durmalı. Sonradan eklenen bir anlam hile gibi görünür. "Göl geri gelecek" ilk günden hem su hem hafıza diye okunabiliyor.
Kehaneti bir karakterin sesine ver. Anlatıcının ağzından gelen söz kesin durur. Bir karakterin ağzından gelen söz taraflıdır. Taraflı söz yorum çatalına kapı açar. Fısıltının pazarda kimden kime geçtiğini görmek, yolda nasıl değiştiğini de gösterir.
Kendini gerçekleştiren kehaneti büyüsüz dene. Sözü sil ve hikâyeye bak. İnsanların davranışı aynı sonucu üretiyorsa kehanet bir toplumsal güç olarak çalışıyor. Bu, büyüden daha korkutucu olabilir.
Yanlış kişiyi bir bakış hatası olarak kur. Yanlış seçilmiş, kalabalığın neye baktığını ele verir. Kimin görülmediği, kimin görüldüğünden daha çok şey söyler. Mahir Usta'nın titreyen eli, bir genç kızın parlak tezgâhının gölgesinde kalıyor.
Seçilmiş kişiye sıradan bir istek ver. Sözün istediği ile karakterin istediği arasında bir boşluk bırak. Sırma gölü değil, kendi kayıp gününü istiyor. İki istek çarpıştıkça karakter seçmek zorunda kalır. Seçim de eylemliliğin ilk adımıdır.
Bedeli sistemin içinden al. Dışarıdan eklenen bedel keyfi durur. HATIRA PAZARI'nda bedel zaten büyünün içinde: onarım hafıza yer. Seçilmişlik yalnız bu bedeli hızlandırıyor.
Dönüm noktalarına tek bir soru sor: bunu kim yaptı? Cevap hep "söz" ya da "başkası" çıkıyorsa karakter bir yolcudur. Hiç değilse bir dönüm noktası karakterin kendi kararından doğmalı.
Reddi bir cümleden çok bir eyleme çevir. "Ben değilim" demek kolay. Tezgâhı kapatmak, kuyruğu başka bir sokağa yollamak, bir şişeyi onarmayı geri çevirmek bir sahne kurar.
Garantiyi kır, sözü öldürme. Söz tamamen yalan çıkarsa izleyici aldatılmış hisseder. Tamamen doğruysa gerilim kalmaz. Gücü, iki ihtimali sonuna kadar taşımasında.
Söze inananı bir ihtiyaçla kur. Kuyruğa giren kadın neden inanıyor? Belki kira günü yaklaşıyor. İnanç bir ihtiyaçtan doğarsa kalabalık bir figüran olmaktan çıkar.
Sözün dışarıda bıraktıklarını da yaz. Söz bir kişiyi seçince başkalarını kenara iter. Arka sokaktaki mühürsüz onarıcı Sırma'nın kuyruğuna nasıl bakıyor? Kıskançlıkla mı, umutla mı, alayla mı? Dışarıda kalanlar sözün toplumdaki yüzünü gösterir.
Seçilmişliği kalabalığın gözünden göster. Seçilmiş kişinin kendisi hakkında söylediği az şey anlatır. Pazarın ona nasıl baktığı, sesini nasıl alçalttığı, ondan ne beklediği çok şey anlatır.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Seçilmiş kişi kalıbı eskidi, kullanılmaz."
Kalıp eskimedi, kolaylaştı. Sorun kalıbın kendisi değil, onu sorgusuz kullanmak. Kaynağı, yorumu ve bedeli sorulan bir söz hâlâ güçlü bir motordur.
Yaygın yanlış"Kehanet açık olmalı ki izleyici anlasın."
Açık bir söz tartışma bırakmaz. İzleyicinin anlaması gereken sözün kendisi değil, karakterlerin ona nasıl davrandığıdır.
Yaygın yanlış"Sonda kehanetin farklı anlama geldiği ortaya çıksın, yeter."
Bu ancak yeni anlam ilk cümlede de duruyorsa işe yarar. Yoksa izleyici yazarın sözü sonradan değiştirdiğini düşünür.
Yaygın yanlış"Kehanet doğru çıkmazsa izleyici aldatılmış hisseder."
Aldatılmışlık duygusu sözün yanlış çıkmasından değil, hiçbir şeye yol açmamasından doğar. Yanlış çıkan bir söz de bir kuyruk, bir ustalık, bir yıkım bırakabilir.
Yaygın yanlış"Seçilmiş kişinin özel bir gücü olmalı."
Güç seçilmişliği göstermenin bir yolu, tek yolu değil. Bazen seçilmiş kişiyi özel kılan şey yalnız ona bakan kalabalıktır.
Yaygın yanlış"Kehanete karşı çıkmak, onu hikâyeden silmek demektir."
İsyan sözü silmez, onunla konuşur. Karakter sözün tersini yaptıkça söz hikâyede daha çok yer kaplar.
Yaygın yanlış"Seçilmişliğin bedeli finalde ödenir."
Sona saklanan bedel bir ceza gibi görünür. Her adımda biraz ödenen bedel ise karakteri sahne sahne değiştirir.
Yaygın yanlış"Seçilmiş kişi kahraman olarak doğar."
Doğuş bir kapı açar. Kahramanlık o kapıdan geçerken kazanılır. Wart kılıcı çekince kral oluyor, ama kral gibi davranmayı henüz bilmiyor.
Yaygın yanlış"Kendini gerçekleştiren kehanet bir hile sonudur."
İyi kurulursa en dürüst sonlardan biridir. İzleyici sözün gerçekleşmesine giden her adımı görmüştür. Son, bir toplumun portresine dönüşür.
Yaygın yanlış"Yanlış seçilmiş hikâyesi hep komedidir."
Yanlış kişiye inanan bir kalabalık güldürebilir. Aynı yanılgı bir adamın canına da mal olabilir. Ton, bedelin ağırlığına bağlıdır.
Yaygın yanlış"Kehanetin kaynağını açıklamak gizemi bozar."
Kaynağı bilmek sözün doğru olup olmadığını söylemez. Yalnız sözün kimin işine yaradığını gösterir. Gizem sözün doğruluğunda kalır, kaynağında değil.
Yaygın yanlış"Eylemlilik, karakterin çok hareket etmesidir."
Koşmak, dövüşmek, kaçmak eylemlilik sayılmaz. Eylemlilik, olayların karakterin kararından doğmasıdır.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Kehanet bir sonu önceden söyler; söz kesinse izleyici merakını yitirebilir.
- Kehanet kaynağı, sözün kimden çıktığını ve kime yaradığını sorar.
- Yorum çatalı, aynı sözün birden çok tutarlı okumasını açar ve karakterleri farklı yönlere yürütür.
- Kendini gerçekleştiren kehanet, inananların davranışıyla gerçekleşir.
- Yanlış seçilmiş, kalabalığın neye bakıp neyi görmediğini gösterir.
- Seçilmişlik bedeli sözle birlikte kurulur; büyünün içinden gelirse keyfi durmaz.
- Eylemlilik, olayların karakterin kararından doğmasıdır.
- Kehanet isyanı sözü silmez, onunla konuşur.
- Seçilmiş kişinin kendi isteği ile sözün isteği arasındaki boşluk, onu seçmeye zorlar.
- Söz bir kişiyi seçerken başkalarını dışarıda bırakır; dışarıda kalanlar sözün toplumsal yüzünü gösterir.
- Söze inananlara bir ihtiyaç vermek, kalabalığı figüranlıktan çıkarır.
- Hazır zafer gerilimi ve zaferin değerini öldürür; söz iki ihtimali taşımalıdır.
Sonraki derse köprü
Selim dosyayı kapatırken Emre'nin eski bir notu kenardan kayıyor: tuz renginde kuşlar. Kuru gölün dibinde, kimsenin geri istemediği anıları toplayan kuşlar. Emre onları hep uzaktan, bir sürü hâlinde çizmiş. Atölye nasıl göründüklerini biliyor. Ne yediklerini, birbirleriyle nasıl anlaştıklarını, kentlilerin onlardan neden korktuğunu bilmiyor. Pazardakiler bu kuşları yalnız tüylerinin rengiyle mi anlatıyor? Yoksa kuşların da bir ihtiyacı, bir düzeni, belki bir dili var mı? Bir varlık yalnız dış görünüşüyle tanıtıldığında izleyici ondan ne öğrenir?