Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Bir karakter bir mekânda nasıl durduğuyla tanınır.
- Misafir konumu, kalıcı olmayışı bedenle gösterir.
- Görünmez çalışan mekânı en iyi bilen kişidir.
- Mekân iddiası, bir ilişki kavgasını eşya düzenine çevirir.
- Sığınak mekân, karakterin neyden kaçtığını gösterir.
- Kapı mesafesi kalma isteğini ölçer.
- İzinsiz dokunuş bir sınırı aşar ve ilişkiyi değiştirir.
- Kim oturuyor, kim merkeze yakın, kim çıkamıyor: bunlar statü sorularıdır.
- Konumun değişmesi, karakterin değişmesidir.
- Kat planı, diyalogdan önce yazılan bir sahne kararıdır.
- Konum değişimi ilan edilmez, gösterilir.
- Bir karakterin yeri, odadaki ötekilerin yeriyle birlikte okunur.
- Mekânı en iyi bilen çoğu zaman orada çalışandır.
- Eşik ne içerisi ne dışarısıdır.
- Bir karakter aynı mekânla birden çok ilişki kurabilir.
- Etiketten etikete geçiş, karakterin yolculuğudur.
Açılış sahnesi
Atölyede masanın üstünde bir kat planı duruyor. Emre babanın evini kareli kâğıda çizmiş. Alt katta mutfak, salon ve pencere önündeki yatak var. Üst katta iki çocuk odası.
Nermin Hanım bir avuç düğme getiriyor. Siyahı baba, kahverengisi Kadir, laciverti Murat, beyazı kuzen. Hazırlık haftasının bir akşamını kur, diyor. Herkes nerede duruyor?
Emre siyah düğmeyi yatağa koyuyor. Kahverengiyi ilaç kutusunun yanına, mutfak tezgâhına. Laciverti bir an elinde tutuyor. Sonra kapının hemen içine bırakıyor.
Neden orada, diye soruyor Nermin Hanım.
Çünkü ceketini çıkarmıyor, diyor Emre. Her an gidecekmiş gibi.
Peki kuzen?
Emre beyaz düğmeyi kâğıdın dışına, eşiğin ötesine koyuyor. Daha içeri girmedi, diyor.
Nermin Hanım düğmelere uzun uzun bakıyor. Şimdi kimsenin konuşmasına gerek yok, diyor. Bu kâğıt bana bu aileyi anlattı. Kimin nerede durduğunu bilen seyirci, kimin kim olduğunu da bilir.
Bir karakter bir mekânda nasıl durduğuyla tanınır: sahibi gibi mi, misafiri gibi mi, orada çalışan biri gibi mi, yoksa saklanan biri gibi mi?
Bu derste ne olacak
Bu derste bir odadaki herkesin o odayla kurduğu bağa bakacağız. Bir oda, orada duran dört kişiye dört ayrı hikâye anlatır. Önce bir karakterin bir mekânla kurabileceği ilişki türlerine bakacağız. Sahip, misafir, çalışan, dışlanan, mekânı tanımayan, hak iddia eden ve saklanan karakter. Sonra mekânsal statüye geçeceğiz: kim oturuyor, kim kapıya yakın, kim izinsiz bir şeye dokunuyor, kim çıkamıyor. Bunları Nöbet'in evinde ve hastanesinde izleyeceğiz. Beş film bu ilişkileri bir sahne düzenine çeviriyor. Her filmde konumların nasıl el değiştirdiğini izleyeceğiz. Dersin sonunda kendi sahnelerinde her karakterin mekândaki yerini bir karar olarak yazabileceksin.
Sıfır noktası
Daha önce mekân sahipliğini görmüştük: bir yerde kuralı kimin koyduğu. Kişisel alanı ve yabancı mekân davranışını da tanımıştık. Bunlar bir karakterin tek başına bir yerle ilişkisiydi. Bu ders aynı soruyu kalabalık bir odaya taşıyor. Bir mekânda birden çok kişi varsa, her birinin oradaki konumu farklıdır.
Bir oturma odası düşün. Ev sahibi kadın koltuğa yayılmış oturuyor. Komşusu koltuğun ucunda, çantası kucağında. Temizliğe gelen kadın ayakta, elinde bir bez. Ev sahibinin oğlu kapıda, ayakkabılarını çıkarmamış. Kimse bir şey söylemedi. Ama seyirci dört ayrı ilişkiyi şimdiden okudu.
Yeni yazar bu bilgiyi diyalogla verir. "Bu evde ben söz sahibiyim" diyen bir ev sahibi yazar. Usta yazar ise ev sahibine kumandayı verir ve başkasının elinden almasını yazar. Mekândaki konum, söylenenden daha inandırıcıdır. Çünkü insanlar yalan söyleyebilir, ama bedenleri bir yerde durmak zorundadır.
Bir de bu konumların değiştiği anlar var. Misafir bir gün ceketini çıkarır. Çalışan bir gün ev sahibinin koltuğuna oturur. Dışlanan bir gün eşikten içeri adım atar. Bu anlar sahnenin dönüm noktalarıdır. Seyirci onları tek bir hareketle okur.
Bu konumları yazmak için büyük bir sahne açıklamasına gerek yok. Bir cümle yeter: "Murat kapının yanında durur, ceketi üstünde." Bu cümle bir karakteri, bir ilişkiyi ve bir gerilimi aynı anda kurar. Oyuncu da, yönetmen de, kurgucu da bu cümleden ne yapacağını anlar. Sahne açıklamasındaki en kısa cümleler çoğu zaman en çok iş görenlerdir.
Nöbet'te bu dersin bütün malzemesi hazır. Aynı ev, dört kişiye dört ayrı yer. Aynı hastane odası, iki kardeşe iki ayrı yer. Ders boyunca bu yerleri tek tek adlandıracağız. Her adın yanına da o yerin filmin hangi anında değiştiğini koyacağız.
Mekanizma
Mekânla kurulan ilişki türleri
Sahip olan karakteri tanıyoruz. Kuralı o koyar ve bir şey yapmadan önce sormaz. Nöbet'te evin sahibi baba. Yatağa bağlı olsa bile ev hâlâ onun. Kadir mutfakta bir dolabı açarken bile ona bakıyor.
Murat babanın evinde misafir konumunda. Ceketini çıkarmıyor. Araba anahtarı hep elinde ya da masanın kenarında. Bir bardak su isterken bile soruyor. Aslında bu ev onun çocukluk evi. Ama yıllardır uzakta yaşamış. Evin içinde bir yabancı gibi davranıyor ve bunu kimse ona söylemiyor.
Kadir evde bir görünmez çalışan. Kaloriferi onarıyor, ilaç kutusunu diziyor, perdeleri asıyor. Evin hangi musluğunun damladığını, hangi kapının gıcırdadığını o biliyor. Ama komşular geldiğinde konuşulan kişi Murat. Hastanede de durum aynı. Figen orada çalışıyor ve koridorun her köşesini biliyor. Kadir'e gece sandalyesini gösteren o.
Mekândan dışlanan karakter, eşiğin öte yanında durur. Nöbet'te kuzen bu yerde. Babanın kardeşinin oğlu, son günlerde kapıda beliriyor. İçeri davet edilmeden önce eşikte bekliyor. Seyirci onun bu evle bir geçmişi olduğunu duruşundan seziyor.
Mekânı tanımayan karakteri yabancı mekân davranışından biliyoruz. Kadir'in ilk hastane gecesi böyle bir gece. Düğmeleri bilmiyor, kantinin yerini bilmiyor, sandalyeyi nereye koyacağını bilmiyor. Tanımamak onu sorular sormaya zorluyor. Sorular da onu Figen'e bağlıyor.
Hak iddiası ve saklanma
Hazırlık haftasında Murat bir mekân iddiasında bulunuyor. Babanın üst kata, eski odasına çıkmasını istiyor. Kadir ise yatağı alt kata, pencerenin önüne taşımış. İki kardeş aslında bir odanın yerini tartışmıyor. Evin kime ait olduğunu, babaya kimin baktığını tartışıyorlar. Mekân iddiası, ilişkinin kavgasını bir eşya düzenine çeviriyor.
Murat'ın sığınak mekânı arabası. Notu bulduğu gece arabaya biniyor ve motoru çalıştırmadan oturuyor. Kadir'in sığınağı hastanenin arka kapısı. Serkan yanına geldiğinde Kadir oraya, soğuğa çıkıyor. Sığınak mekân, karakterin neyden kaçtığını gösterir. Seyirci onun nereye saklandığına bakarak neyi taşıyamadığını anlar.
Mekânsal statü
Sözlükteki statü alanı bize kimin nerede durduğunu okumayı öğretmişti. Burada o okumayı birkaç somut soruya ayırıyoruz.
Kim oturuyor, kim ayakta? Akşam devrinde Kadir oturuyor, Murat ayakta. Dördüncü gece iki bardak çay geliyor. Çay içen kişi en az bir bardak boyunca kalır. Bu sessiz devir, iki kardeşin ilk ortak duruşu.
Kim merkeze yakın? Odanın merkezi babanın yatağı. Kadir dördüncü gece sandalyesini yatağa yaklaştırıyor. Bu küçük hareket, Birinci Perde'nin bitişini taşıyor.
Murat'ın kapı mesafesi hep kısa. Hastane odasında kapının hemen yanında duruyor. Babanın evinde de eşiğin dibinde. Son gece telefon çaldığında iki adımda dışarıda. Kapı mesafesi, bir karakterin kalma isteğini ölçmenin en sessiz yolu. Murat sonunda "birkaç gün daha" dediğinde, seyirci onun kapıdan uzaklaşan ilk adımını görmüş oluyor.
Kim başkasının alanına giriyor? Kim bir nesneyi izinsiz kullanıyor?
Kadir'in çekmeceyi açması bir izinsiz dokunuş. Babası uyuyor. Çekmece babanın, içindeki fotoğraf ve defter de onun. Kadir bir sınırı aşıyor ve bunu biliyor. Önce uyuyan babaya bir bakış atıyor. Sonra her şeyi bulduğu gibi yerine koyuyor. Bu dikkat, onun aştığı sınırın farkında olduğunu söylüyor.
Kim mekândan çıkamıyor? Baba yatağa bağlı. Kadir gecelere bağlı. Biri bedeniyle, öteki kendi seçimiyle aynı yere kapanmış. Çıkamayan karakter, mekânın en ağır yükünü taşıyandır.
Filmlerden okuma
Beş filmi yan yana koyunca bir şey dikkat çekiyor. Hiçbirinde karakterin mekândaki yeri sabit kalmıyor. Uşak sahibine dönüşüyor. Misafirler ev sahiplerinin oyununa çekiliyor. Ev sahipleri kendi evlerinde sınanıyor. Tanımayan yolcu mekânı en iyi bilen oluyor. Sığınak, saklananları birbirine karşı çeviriyor. Mekândaki konumun değişmesi, karakterin değişmesinin kendisi.
Bir ayrıntı daha var. Bu filmlerin hiçbirinde konum değişimi ilan edilmiyor. Uşak'ta kimse "artık evin sahibi sensin" demiyor. Terminal'de kimse adama "artık burayı tanıyorsun" demiyor. Değişim, bir sandalyenin, bir merdivenin, bir kapının kullanımında beliriyor. Seyirci farkı kendisi yakalıyor ve bu yakalayış ona bir keşif zevki veriyor. Konumu ilan eden senaryo, seyirciden bu zevki alır.
Bir de konumların birbirine bağlı olduğunu görüyoruz. Uşak'ta biri yükselirken öteki alçalıyor. Virginia Woolf'tan Kim Korkar?'da ev sahiplerinin rahatlığı, misafirlerin rahatsızlığıyla ölçülüyor. Bir karakterin yerini yazarken, odadaki ötekilerin yerini de yazmış oluyorsun. Mekânsal statü her zaman bir ilişkidir.
Son olarak türlerin karıştığını görüyoruz. Terminal'in adamı hem mekânı tanımayan hem de oradan çıkamayan biri. Sonra orada çalışan biri oluyor. Uşak'ın uşağı hem çalışan hem de hak iddia eden. Anne Frank'in Hatıra Defteri'nde saklananlar birbirlerine karşı küçük birer ev sahibi gibi davranıyor. Gerçek insanlar bir mekânla tek bir ilişki kurmaz. İyi yazılmış karakterler de kurmaz. Bu yüzden etiketler bir başlangıç noktası, bir kafes değil. Bir karakterin hangi etiketlerden hangisine geçtiğini izlemek, onun yolculuğunu izlemektir.
Nöbet'e dönünce aynı hareketi görüyoruz. Kadir ilk gece hastaneyi tanımayan bir yabancı. Son gece koridoru en iyi bilen kişi o. Murat başta evde bir misafir. Sonunda "birkaç gün daha" diyor. Kuzen eşikte başlıyor, son sahnede babanın odasında, onun uzun bakışının karşısında. Bu üç yolculuk, filmin duygusal yayını sözsüz çiziyor.
Usta katmanı
Her sahnenin başında bir kat planı çiz. Önemli bir sahne öncesinde karakterlerini kâğıt üstünde yerleştir. Kim nerede duruyor, kim nereye hareket ediyor?
Konumu diyalogdan önce kur. Bir karakterin bir yerle ilişkisini önce bedeniyle göster. Diyalog o bilgiyi tekrarlıyorsa, diyaloğu kes.
Misafiri küçük işaretlerle göster. Çıkarılmayan bir ceket, kapıda bırakılan ayakkabılar, izin istenen bir bardak su. Bunlar uzun bir açıklamadan daha çok şey söyler.
Çalışanın gözünü kullan. Mekânı en iyi bilen çoğu zaman orada çalışan kişidir. Seyirciye bir mekânı tanıtmak istiyorsan, onu çalışanın gözünden göster.
Mekân iddiasını eşyaya bağla. İki karakter bir şeyin sahipliğini tartışıyorsa, bunu bir yatağın, bir koltuğun, bir anahtarın yerine çevir. Kavga somutlaşır.
Sığınağı az göster. Bir karakterin sığınak mekânını filmde iki ya da üç kez kullan. Her seferinde neyden kaçtığını biraz daha açık et.
Kapı mesafesini izle. Bir karakterin bir sahnede kapıya ne kadar yakın durduğunu takip et. Uzaklaştığı an, bağlandığı an.
İzinsiz dokunuşu bedelli yaz. Bir karakter başkasının eşyasına dokunuyorsa, bunun bir bedeli olmalı. Bir bakış, bir korku, bir yüzleşme. Bedelsiz dokunuş seyircinin aklında kalmaz.
Oturma kararını önemse. Kimin oturduğu, kimin ayakta kaldığı bir statü kararıdır. Bunu oyuncuya ya da yönetmene bırakma. Sahne açıklamasına yaz.
Konum değişimini dönüm noktasına yerleştir. Bir karakterin bir mekândaki yeri değiştiğinde, bunu hikâyenin büyük anlarından birine bağla. Böylece hareket, anlam kazanır.
Eşiği bir bölge olarak düşün. Kapı eşiği ne içerisi ne dışarısıdır. Orada duran karakter, iki dünya arasında asılı kalmıştır.
Aynı mekânda iki konumu çatıştır. İki karakter aynı odanın sahibi olduğunu düşünüyorsa, sahne kendiliğinden ısınır. Kimin haklı olduğunu söyleme, ikisinin de davranışını yaz.
Konumu ilan etme. "Artık burası benim evim" cümlesini yazma. Karakterin koltuğa oturmasını, dolabı sormadan açmasını yaz.
Çalışanın bilgisini bir sahnede kullan. Mekânı tanıyan karakter, bir krizde herkesten önce ne yapılacağını bilir. Bu bilgiyi bir dönüm noktasında ona kullandır.
Saklanma yerini değiştir. Karakterin sığınağı film boyunca aynı kalmak zorunda değil. Sığınak değiştiğinde, karakterin neyden kaçtığı da değişmiş olabilir.
Misafirin bakışını kullan. Bir mekânı ilk kez gören karakter, orada yaşayanların artık fark etmediği şeyleri görür. Seyirciyi o bakışla içeri sok. Ev sahibinin alışkanlıkları, misafirin şaşkınlığında görünür olur.
Çıkamayan karakterin yükünü göster. Bir mekâna kapanmış karakterin yorgunluğunu, sıkıntısını, alışkanlıklarını göster. Seyirci onunla birlikte sıkışmalı.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Karakterin yerini oyuncu bulur."
Kısmen bulur. Ama bir karakterin bir mekânla ilişkisi bir hikâye kararıdır. Senarist onu sahne açıklamasında belirlemezse, sahnenin anlamı şansa kalır.
Yaygın yanlış"Sahip olan karakter her zaman güçlüdür."
Değildir. Sahip olmak kural koymak demektir, ama güçlü olmak demek değildir. Nöbet'te baba evin sahibi, ama yatağa bağlı.
Yaygın yanlış"Misafir konumu yalnızca yabancılar içindir."
Değildir. Bir aile üyesi kendi çocukluk evinde bile misafir gibi davranabilir. Bu çoğu zaman ilişkideki bir kopukluğu gösterir.
Yaygın yanlış"Çalışan karakter yalnızca arka plandır."
Değildir. Mekânı en iyi bilen kişi çoğu zaman odur. Hikâyeyi onun gözünden anlatmak, mekânın gizli düzenini açar.
Yaygın yanlış"Saklanma sahnesi zayıflıktır."
Değildir. Bir karakterin nereye saklandığı, neyi taşıyamadığını gösterir. Bu bir zayıflık değil, bir bilgidir.
Yaygın yanlış"Statü yalnızca diyalogla kurulur."
Kurulmaz. Bir koltuk, bir kapı aralığı, bir sıra beklemek, bir statüyü sözden daha inandırıcı kurar.
Yaygın yanlış"Mekândaki konumlar sahnede sabittir."
Değildir. En güçlü sahneler, bir karakterin konumunun değiştiği sahnelerdir.
Yaygın yanlış"İzinsiz dokunuş her zaman kötü niyetlidir."
Değildir. Kadir'in çekmeceyi açması bir merak ve bir kaygıdan doğuyor. Önemli olan sınırın aşıldığını hem karakterin hem seyircinin bilmesi.
Yaygın yanlış"Konum değişimi bir cümleyle duyurulmalı."
Duyurulmamalı. Seyirci bir karakterin artık kapıdan uzak durduğunu görürse, bunu kendisi anlar. Duyurulan değişim, keşif zevkini öldürür.
Yaygın yanlış"Bir karakterin konumu ötekilerden bağımsızdır."
Değildir. Biri yükseldiğinde öteki alçalır. Bir karakterin yerini yazmak, odadaki herkesin yerini yazmaktır.
Yaygın yanlış"Bir karakter bir mekânla tek bir ilişki kurar."
Kurmaz. Bir karakter aynı anda hem çalışan hem hak iddia eden olabilir. Etiketler bir kafes değil, bir başlangıçtır.
Yaygın yanlış"Sığınak mekân geniş bir yer olmalı."
Olmak zorunda değil. Bir araba, bir merdiven boşluğu, bir banyo bile yeter. Önemli olan başkalarının oraya pek girmemesi.
Yaygın yanlış"Kat planı yönetmenin işidir."
Ayrıntısı öyledir. Ama hangi karakterin nerede durduğuna dair temel karar senaryoda verilir.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Bir karakter bir mekânda nasıl durduğuyla tanınır.
- Misafir konumu, kalıcı olmayışı bedenle gösterir.
- Görünmez çalışan mekânı en iyi bilen kişidir.
- Mekân iddiası, bir ilişki kavgasını eşya düzenine çevirir.
- Sığınak mekân, karakterin neyden kaçtığını gösterir.
- Kapı mesafesi kalma isteğini ölçer.
- İzinsiz dokunuş bir sınırı aşar ve ilişkiyi değiştirir.
- Kim oturuyor, kim merkeze yakın, kim çıkamıyor: bunlar statü sorularıdır.
- Konumun değişmesi, karakterin değişmesidir.
- Kat planı, diyalogdan önce yazılan bir sahne kararıdır.
- Konum değişimi ilan edilmez, gösterilir.
- Bir karakterin yeri, odadaki ötekilerin yeriyle birlikte okunur.
- Mekânı en iyi bilen çoğu zaman orada çalışandır.
- Eşik ne içerisi ne dışarısıdır.
- Bir karakter aynı mekânla birden çok ilişki kurabilir.
- Etiketten etikete geçiş, karakterin yolculuğudur.
Sonraki derse köprü
Emre düğmeleri toplarken hastaneyi düşünüyor. Kadir'in en mahrem anları bir koridorda, yabancıların arasında geçiyor. Babanın evinde ise herkes birbirine resmî davranıyor. Bir yer herkese açık, öteki kapalı. Ama hikâyede rolleri tersine dönmüş gibi. Kantinde masalar birbirine yakın, yine de Murat "Amcamız" diyebiliyor. Evin salonunda ise kimse o adı ağzına almıyor. Sonraki ders kamusal ve özel alanı inceliyor: özel bir konuşma herkesin önünde yapıldığında ve güvenli bir alan ihlal edildiğinde neler oluyor.