Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Ad silme sınaması kimlerin karıştığını gösterir, nedenini göstermez.
- Ses ikizleri genellikle bir sahneyi paylaşır ve yazarın sesini taşır.
- Ses kartı sesi dokuz kanala ayırır; boş satır da bir seçim olabilir.
- İkizlerden birini sabit tutup öbürünü uzaklaştırmak yeterlidir.
- Soru imzası bir kişinin soru biçimidir; hiç soru sormamak da bir imzadır.
- Kaçınma imzası aynı konudan her kişiyi başka bir kapıdan çıkarır.
- Hitap ve şakaya kimin güldüğü statüyü ve mizahı ayırır.
- Ağız takası bir repliğin kişiye mi yazara mı ait olduğunu sınar.
- Yaşlanan seste yıllar bir şeyi götürür, bir alışkanlığı bırakır.
- Dışarıdan gelen kişinin iş dili birkaç kelimeyle sınırlı kalmalıdır.
- Burcu'nun denemesi: tavlacı uzadı, Selahattin boşaldı, Mükerrem «kız» dedi, iki Nüzhet aynı kuru şakada buluştu.
Açılış sahnesi
Burcu atölyeye dört sayfa getiriyor. Her repliğin üstündeki kişi adı beyaz bir bantla kapatılmış. Sayfaları Selim ile Emre'ye dağıtıyor. «Kim konuşuyor? Kenara yazın.»
İlk sayfa sekideki sabah. Selim bir satırda duruyor. Biri ölmüş bir işçiyi anıyor: iyi adamdı, az konuşurdu. Selim kenara «Selahattin» yazıyor. Burcu bandı kaldırıyor. Satır tavlacının.
Emre gençlik hattındaki mutfak sahnesinde takılıyor. İki kadın birbirine «kız» diyor, ikisi de bir şaka yapıp gülüyor. Emre yarı yarıya tahmin ediyor ve yanılıyor. Şakayı Mükerrem değil, genç Nüzhet yapmış.
Son sayfada Emre hiç duraksamıyor. Yaşlı Nüzhet'in kısa, kuru satırlarını tanıyor. Ama kenara bir not daha düşüyor: «Bu kadın, mutfaktaki kızla aynı kişi mi? Hiç benzemiyor.»
Selim kalemini bırakıyor. «Sekidekiler tek bir adam gibi konuşuyor. Mutfaktakiler de tek bir kız gibi. Asıl aynı olması gereken iki kadın ise birbirine yabancı.»
Burcu bantları tek tek sökerken yanlışları sayıyor. Sekide iki, mutfakta bir. Bir de son sayfadaki soru işareti.
Nermin Hanım sayfaları kendi önüne çekiyor. «Ad silinince kimi tanıyamadınız, ona bakın. Orada bir kişi eksik.»
Bir kişinin sesi, adı kapatıldığında da onu tanıtan seçimlerin toplamıdır; iki kişi birbirine karışıyorsa en az birinde bir seçim yapılmamıştır.
Bu derste ne olacak
Adları kapatılmış dört sayfayla Burcu'nun ses okumasını izleyeceğiz. Önce kimin kime karıştığını sayacağız. Her konuşan kişi için bir kart açıp dokuz soruyu yanıtlayacağız. Sekideki iki yaşlıyı kelime, cümle boyu, hitap ve benzetmeyle ayıracağız. Kimin nasıl soru sorduğuna ve açılmayan konudan kimin nasıl kaçtığına bakacağız. Mutfaktaki iki kadını şaka ve statüyle ayıracağız. Bir repliği başka bir ağza taşıyıp sınayacağız. En sonda iki oyuncunun oynadığı tek bir kadının sesini arayacağız. Filmler bir metro vagonundan, bir ateş iblisinin mağarasından, bir New York bankasından, bir Londra meyhanesinden ve bir yeraltı dövüş ringinden geliyor.
Sıfır noktası
Taslağın ilk hâlinde kişilerin ağzından çoğu kez yazar konuşur. Yazar sahneyi kurarken her repliği kendi kulağıyla tartar. Kendi ritmi, kendi kelimeleri, kendi şakaları sayfaya iner. Kişiler farklı şeyler söyler, ama aynı biçimde söyler.
Bu kusur ilk okumada görünmez. Okur repliklerin üstündeki adı görür ve sesi ada göre duyar. Ad orada durdukça her satır sahibine aitmiş gibi okunur. Ad silme sınaması bu yüzden yapılır: kişi adları kapatılır, kimin konuştuğu yalnız replikten bulunmaya çalışılır.
Sınama bir şey ölçer, ama nedenini söylemez. İki kişi karıştı; neden karıştı? Kelimeleri mi aynı, cümleleri mi aynı boyda, ikisi de aynı biçimde mi soru soruyor? Yeniden yazımda her soru sesin bir kanalını açar. Kelime dağarcığı, cümle uzunluğu, nezaket, mizah, statü, meslek, kaçınma, soru biçimi ve benzetmelerin geldiği alan. Bir kişiyi tanıtmaya bunların hepsi gerekmez. İki kişiyi ayırmak için genellikle birkaç tanesi yeter.
Kanalların bir kısmı kişinin işinden gelir. Bir usta işini anlatırken de dünyayı işinin aletleriyle tartar. Bir çocuk büyüklerinden duyduğu cümleleri olduğu gibi taşır. Bir yaşlı, yıllardır aynı insanlarla konuştuğu için az kelimeyle yetinir. Benzetmeler de bu hayatlardan doğar. Kimi dünyayı bir oyunun diliyle, kimi bir terazinin diliyle anlatır.
Ayırmanın bir sınırı var. Sesler süs gibi eklenirse kişiler karikatüre döner. Atasözüyle konuşan bir dayı, her cümlede küfreden bir delikanlı, sürekli kekeleyen bir memur. Ses, kişinin hayatından gelmelidir. İşi, yaşı, köydeki yeri ve sakladığı şey konuşmasına sızar.
İşin bir ters yüzü de var. Bazen iki oyuncu aynı kişiyi oynar. Gençliği ile yaşlılığı arasında yıllar vardır. Seyirci onları ayrı iki kadın olarak duymamalı, ama aynı da duymamalı. Yıllar sesten bir şey götürmüş, bir şey bırakmış olmalı.
Yağhane'de bu iş ayrıca zor. Filmde bir ad hiç söylenmiyor ve herkes onun çevresinden konuşuyor. Kişilerin en derin farkı, o yokluğa nasıl dokunduklarında yatıyor.
Mekanizma
Bantlı sayfalar
Atölyeden sonra Burcu yanlışları bir kâğıda döküyor. Tavlacı ile Selahattin birbirine karışmış. Mükerrem ile genç Nüzhet birbirine karışmış. Genç ile yaşlı Nüzhet ise hiç birleşmemiş.
Sekideki ikizlik taslağın geçmişinden geliyor. Tavlacı başta tek repliği olmayan bir figürdü. Sayımı devralınca Burcu ona Selahattin'in ritmini vermiş. İkisi de kısa konuşuyor, ikisi de geçmiş zamanla ve ikisi de Ceren'e «kızım» diyor. Mutfaktaki ikizlik ise yaştan doğuyor. Burcu iki genç kadını kendi kuşağının diliyle yazmış.
Dokuz satırlık kart
Burcu tavlacı ile Selahattin için birer kart açıyor. Satırlar şunlar: kelime, cümle boyu, hitap, şaka, statü, iş, kaçınma, soru, benzetme. İki kart neredeyse aynı doluyor. Kelime: köyün dili. Cümle: kısa. Hitap: «kızım». Ayrım yalnız sayımın kimde olduğunda.
Burcu kartları ayırmaya tavlacıdan başlıyor. Onun cümlelerini uzatıyor. Tavlacı bir ölüyü anarken bir anıdan ötekine geçiyor, araya bir zar atıyor, sonra dönüp anıyı bitiriyor. Benzetmelerini tahtadan alıyor. Bekir için «pullarını toplamadan kalktı» diyor. Cemal için «hep tek pulla gezerdi, kırıldı» diyor. Ceren'e «kızım» diyen artık yalnız o.
Selahattin'in kartında ise satırlar boşaltılıyor. Benzetme yok, şaka yok, hitap yok. Cümleleri tek kelimeye iniyor. Konuşurken başını kaldırmıyor. Köyün en yaşlısı birine bakmadan da konuşabilir; statü sesine böyle giriyor.
Soru nasıl sorulur?
Burcu taslaktaki bütün soru işaretlerini kişilere göre ayırıyor. Desen çabuk çıkıyor. Selahattin yalnız köken soruyor: kim kimin nesi. Tavlacı soruyor ve cevabı kendi veriyor: «Kim hatırlar şimdi Bekir'i? Ben hatırlarım.» Refik Usta işi soruyor, bir saat, bir yük, bir ad. Ceren herkese «kim» diye soruyor. Büyükannesine ise saati, telefonu soruyor; bu soruyu hiç sormuyor.
Nüzhet'in sütunu neredeyse boş. Yaşlı Nüzhet filmde bir tek soru soruyor: yıkım ustasının adını. Soruda bir ad var ve o ad yaşayan bir adamın.
Kaçmanın biçimi
Yağhane'de herkes aynı konudan kaçıyor. Ama her biri başka yöne gidiyor. Nüzhet havaya ve eşyaya kaçıyor: yağmura, telefona, ekmeğe. Selahattin soruya soruyla karşılık veriyor. Tavlacı zarı atıyor ve sırayı tahtaya bırakıyor. Hümeyra dedesinin cümlesine sığınıyor. Ceren soruyu başka bir ağza yöneltiyor. Mükerrem kaçmıyor, soruyor. Kaçtığı tek şey kendi yaptığı iş: jandarmayı getirdiğinden hiç söz etmiyor.
Burcu bu sütunu sınamada kullanıyor. Bantlı sayfada bir kaçış satırı kimin? Kaçışın yönü sahibini söylüyor.
Köye dışarıdan gelenler
Bugün hattında iki kişi köyün dilini bilmiyor. Burcu onların kartlarını köyünkilerle karşılaştırıyor. Refik Usta işinin kelimeleriyle konuşuyor: makine, yük, çamur, kaldırmak. Cümleleri kısa ve hep çoğul: kaldıralım, bitirelim, bekleyelim. Herkese bir unvanla sesleniyor, Nüzhet'e de «Hanım» diyor. Köyde adını rahatça söyleyen tek ses onun.
Ceren'in kelimeleri kentten geliyor. Yükleri «koli» diye anıyor, büyükannesi aynı eşyalara «sandık» diyor. Kolilere oda adları yazıyor, takvimi günlerle sayıyor. Hümeyra ise kısa ve kesin cümleler kuruyor. Telefonun nerede çektiğini, dedesinin ne dediğini söylüyor. Kendi cümlesiyle dedesininki arasında henüz bir ayrım yok.
Burcu bu üç kartta boş satır aramıyor, fazla satır arıyor. Dışarıdan gelenler kolayca karikatüre dönebilir. Refik Usta'nın her cümlesine bir makine kelimesi eklenirse adam bir iş tulumuna döner. Burcu her sahnede ona tek bir iş kelimesi bırakıyor.
Mutfaktaki iki kadın
Gençlik hattında ikizliği bozmak için Burcu başka kanallara bakıyor. İlki hitap. Mükerrem yağhane sahibinin karısı ve Nüzhet'ten büyük. Taslakta ikisi birbirine «kız» diyordu. Burcu bunu tek yöne çeviriyor. Mükerrem «kız» diyor, Nüzhet ona «abla» diyor. Ustaya da biri adıyla, öbürü «Zekai Usta» diye sesleniyor.
İkincisi şakanın biçimi. İki kadın da şaka yapıyor, ama biri kendi şakasına gülüyor. Mükerrem takılıyor ve önce kendisi gülüyor. Nüzhet kuru bir söz söylüyor ve yüzünü bozmuyor. Burcu Nüzhet'in satırının yanındaki «gülerek» kelimesini siliyor. Mükerrem'in benzetmeleri de yağhanenin hesabından geliyor: tartı, eksik, dara. Köy için «kendini tartmayan kantar» diyor.
Burcu mutfaktaki şakayı Mükerrem'e veriyor. Taslağın eski hâlinde satır orada da rahat duruyordu. Yeni hâlinde duramıyor. Gülmeyen bir şaka Mükerrem'in değil. Refik Usta'nın yağmur cümlesini Selahattin'e veriyor. Satır hemen yabancılaşıyor; Selahattin ne saate bakar ne gökyüzüne. Takas bozulduğu yerde ses yerine oturmuş.
İki oyuncu, bir kadın
Emre'nin notu açık duruyor. Genç Nüzhet ağabeyine «Vermiyorum» diyor ve gülüyor. Yaşlı Nüzhet hiçbir şeyi açıkça reddetmiyor. Yağmurla, telefonla, ekmekle savuşturuyor. Arada yıllar ve bir köyün susuşu var. Değişim yerinde.
Burcu sabit izi arıyor. Kartlar yan yana gelince iki şey çıkıyor. Nüzhet iki yaşında da soru sormuyor. İki yaşında da kendi şakasına gülmüyor. Genç kız yalnız ağabeyinin şakasına gülüyordu. Yaşlı kadın kimsenin şakasına gülmüyor. Burcu bu iki satırı kartın üstüne çerçeveye alıyor: dokunulmayacak.
Sonra son mektubu açıyor. Nüzhet'in sesi filmde orada bir kez duyuluyor ve mektubun içinde torununa küçük bir takılma var. Burcu takılmayı karta göre okuyor. Ses gülmeden takılıyor mu? Takılıyor. Mutfaktaki kız ile mektubu yazan kadın orada aynı ağızla konuşuyor.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Sınamayı başkasına yaptır. Kendi senaryonda adları kapatsan da sesleri ezbere tanırsın. Sayfayı kişileri bilmeyen birine ver. Ölçü onun yanlışlarıdır.
Yanlışları say, sonra eşle. Her karışmayı iki adlık bir eş olarak not et. Aynı çift iki kez çıkıyorsa orada bir ikizlik var.
İkizlerden yalnız birini değiştir. İki kişiyi birden oynatırsan ikisi de yeni bir ortalamaya kayar. Birini sabit tut, öbürünü ondan uzaklaştır. Burcu Selahattin'i boşalttı, tavlacıyı doldurdu.
Kartta boş satırı kusur sayma. Selahattin'in benzetme satırı boş ve bilerek öyle. Boşluk da bir sestir, yeter ki seçilmiş olsun.
Sesi kişinin hayatından çek. Tavlacının benzetmeleri tahtadan, Mükerrem'inkiler yağhanenin hesabından geliyor. Hayatsız bir benzetme bir süse döner.
Hitabı statü cetveli gibi kullan. Kim kime adıyla, kim unvanla, kim hiç seslenmiyor? Bir hitap bütün bir ilişkiyi taşır.
Soru işaretlerini ayrı tara. Bir kişinin soruş biçimi çoğu zaman cevaplarından fazlasını ele verir. Hiç soru sormayan bir kişi de bir imza taşır.
Kaçışların yönünü işaretle. Aynı konudan kaçan kişiler aynı yöne kaçarsa sahnede tek bir ses kalır. Her kaçışa başka bir kapı ver.
Şakayı kimin güldüğüyle ayır. İki kişi de şaka yapabilir. Biri kendi şakasına güler, öbürü yüzünü bozmaz. Aksiyon satırındaki «gülerek» kelimesi bir sesi taşıyabilir.
Takası her ikizde dene. Bir repliği öbür ağza taşı. Hiç yadırganmıyorsa ayrım bitmemiştir.
Ağız takasını korunan replikte de yap. Korunan bir söz bile başka bir ağızda doğal duruyorsa, gücü sahibinden değil yerinden geliyordur.
İki yaşta önce sabiti bul. Aynı kişiyi iki oyuncu oynuyorsa önce değişmeyeni seç. Değişim zaten kendiliğinden yazılır.
Sabiti göze sokma. Yaşlı kadının ağzına genç kızın repliğini tekrarlatmak bağı kurar, ama bir hileye döner. Sabit bir kelimede değil, bir alışkanlıkta yaşasın.
Adı söylenmeyen kişiye de bir ses ver. Tavlacının adı filmde geçmiyor. Seyirci onu yalnız konuşmasından tanıyacak.
Sesi az kullanılan kişide daha keskin yaz. Tek sahnesi olan bir kişinin bir iki satırı vardır. O satırlar kişiyi hemen tanıtmalı.
Aksiyon satırını da oku. Ses yalnız replikte değildir. Kimin güldüğü, kimin başını kaldırmadığı, kimin zar attığı sayfanın tarif satırlarında durur. Bantlı sınamada bunlar da açık kalmalı.
Çocuğun sesini ödünç cümleyle kur. Hümeyra'nın en güçlü satırı dedesinin sözü. Çocuk büyüklerinin cümlesini taşır ve kendisininkini daha bulmamıştır.
Dışarıdan geleni dille ayır. Refik Usta ve Ceren köyün kelimelerini bilmiyor. Onların sözü köyün susuşunun yanında ölçü olur.
Kartı sahneden doldur, fikirden değil. «Tavlacı neşeli bir adam» bir fikirdir. «Tavlacı her ölüyü bir oyun hamlesiyle anıyor» sayfada duyulur. Kartın her satırına bir replik örneği yaz.
Sınamayı sesli de yap. Bantlı sayfayı birine okut ve sen gözlerini kapat. Kulak, gözün kaçırdığı benzerlikleri yakalar; iki kişi aynı ritimde konuşuyorsa hemen duyulur.
Ortak kuralı ayrı ağızlara ver. Bir topluluğun susuşunu taşıyan kişiler aynı konuşursa kural tek bir adamın huyu gibi duyulur. Tavlacı zarla, Selahattin soruyla, Hümeyra dedesinin cümlesiyle aynı kapıyı kapatıyor. Kural ancak böyle bir köyün kuralı olur.
Bilerek kurulan ikizliği koru. Bazen bir karışma istenir. Hümeyra'nın tek kural cümlesi dedesinin ağzından çıkmış gibi duyulmalı. O satırda çocuk bir büyüğün sesini ödünç alıyor ve seyirci mirası oradan duyuyor.
Karikatür sınırını kulağınla tart. Bir ses imzası her satırda tekrar ediyorsa tik olur. Tavlacının tavla benzetmesi bir sahnede iki kez yeter.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Ses demek şive demek."
Şive bir kanaldır, ses onun toplamı değildir. Aynı köyün iki yaşlısı aynı şiveyle konuşur ve yine de ayrılır.
Yaygın yanlış"Her kişiye bir tekrar eden söz vermek sesi kurar."
Tekrar eden söz kişiyi bir tike indirir. Ses tek bir sözde değil, seçimlerin bileşiminde durur.
Yaygın yanlış"Kişiler ne kadar farklı konuşursa o kadar iyi."
Sesler süs gibi eklenince kişiler karikatüre döner. Fark kişinin hayatından gelmelidir.
Yaygın yanlış"Ad silme sınaması ilk taslakta bir kez yapılır."
Taslak değiştikçe kişiler yer değiştirir. Tavlacı sayımı devralınca Selahattin'in ritmini de devraldı.
Yaygın yanlış"Ses sorunu yalnız birbirine karışan kişilerde olur."
Ters sorun da var: aynı kişinin iki hâli birbirine yabancı düşebilir. Yağhane'de genç ve yaşlı Nüzhet iki ayrı kadın gibi duyuluyordu.
Yaygın yanlış"Aynı kişinin genç ve yaşlı hâli aynı konuşmalı."
Yıllar sesi değiştirir. Seyirci sabit bir izi duymak ister, bir kopyayı değil.
Yaygın yanlış"Susan kişinin sesi olmaz."
Susmanın da biçimleri var. Selahattin'in tek kelimesi ile tavlacının zar atması iki ayrı susuştur.
Yaygın yanlış"Statü yüksek sesle konuşmaktır."
Statü çoğu zaman bakmadan konuşmakta, hitap etmemekte, sözü kısa kesmektedir.
Yaygın yanlış"Ses oyuncunun işidir; yazar replikleri yazar, gerisini oyuncu bulur."
Oyuncu sesi büyütür, ama tohumunu sayfada bulur. Sayfada ayrılmayan iki kişiyi iki oyuncu da kolay ayıramaz.
Yaygın yanlış"Benzetme şiirli kişilere yakışır."
Herkes benzetir, ama kendi hayatından. Tavlacı tahtadan, Mükerrem tartıdan benzetiyor. Benzetmeyen Selahattin de bir seçim.
Yaygın yanlış"Kaçınma tek bir kişinin özelliğidir."
Bir hikâyede çoğu kişi aynı konudan kaçar. Fark kaçmakta değil, kaçışın yönündedir.
Yaygın yanlış"Dışarıdan gelen kişiyi mesleğinin kelimeleri tanıtır."
Birkaç kelime yeter. Her cümlesi iş diliyle dolan kişi bir meslek etiketine döner, insanlığını yitirir.
Yaygın yanlış"Kartı bir kez doldurmak yeter."
Kart, taslağın o günkü hâlini gösterir. Bir sahne kesilince ya da bir replik başka ağza geçince kart da eskir. Her turda kart yeniden doldurulur.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Ad silme sınaması kimlerin karıştığını gösterir, nedenini göstermez.
- Ses ikizleri genellikle bir sahneyi paylaşır ve yazarın sesini taşır.
- Ses kartı sesi dokuz kanala ayırır; boş satır da bir seçim olabilir.
- İkizlerden birini sabit tutup öbürünü uzaklaştırmak yeterlidir.
- Soru imzası bir kişinin soru biçimidir; hiç soru sormamak da bir imzadır.
- Kaçınma imzası aynı konudan her kişiyi başka bir kapıdan çıkarır.
- Hitap ve şakaya kimin güldüğü statüyü ve mizahı ayırır.
- Ağız takası bir repliğin kişiye mi yazara mı ait olduğunu sınar.
- Yaşlanan seste yıllar bir şeyi götürür, bir alışkanlığı bırakır.
- Dışarıdan gelen kişinin iş dili birkaç kelimeyle sınırlı kalmalıdır.
- Burcu'nun denemesi: tavlacı uzadı, Selahattin boşaldı, Mükerrem «kız» dedi, iki Nüzhet aynı kuru şakada buluştu.
Sonraki derse köprü
Sesler ayrılınca sekide yeni bir şey duyuluyor: gülme. Tavlacı ölüleri tavla benzetmeleriyle anıyor, Mükerrem tebeşirin başında kendi şakasına gülüyor. Film ise ilk gecesinde başka bir şey vaat etmişti: kilitli bir kapıya dayanmış bir kulak. Seki güldükçe filmin mizah düzeyi o vaadin içinde mi kalıyor, yoksa sekideki sahne tonun dışına mı taşıyor? Ağır bir olayı hafif bir sesle anlatan film, bu gülüşü nereye kadar taşıyabilir? Bu dengeyi sınamak sıradaki dersin konusu: ton revizyonu.