Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Kara komedinin konusu gülünç değildir; gülme o konunun karşısındaki insan davranışına yönelir.
- Ağır konu sabit kalır; ne kendisine ne yaşayanına gülünür.
- Boğazda kalan gülüş kara komedinin ahlaki rahatsızlığını taşır ve bilinçle kurulur.
- Soğukkanlı bakış, karakterin korkunç olaya sıradan bir iş gibi bakmasıdır.
- Gülüş ortağı değişince aynı şaka acıya ya da acının çevresine çarpar.
- Ton sınırı konuya göre değil, malzemenin değdiği gerçeğe göre çizilir.
- Silinmeyen bedel şiddetin ve kaybın sonucunu şakadan sonra da hikâyede tutar.
- Prosedür körlüğü, güç eleştirisinin kurumun kendi diliyle yapılmasını sağlar.
- Acının sahibi şakayı yaptığında izleyici ona değil, onunla güler.
- Bedelin önce mi sonra mı gösterildiği, rahatsızlığın ne zaman başlayacağını belirler.
- Bir şakayı yargılamanın kısa yolu tek sorudur: bu gülme kimi yalnız bırakıyor?
Açılış sahnesi
Selim'in çelengi hâlâ Burcu'nun dosyasında duruyor. Kâğıttan kesilmiş küçük bir çizim: yanlış kurdele, kurdelede memurun adı. Atölyede herkes ona gülmüştü. Kimse ölmüyordu. Necmi Bey çelengi köşeye koydurmuş, nikâhlar onun önünde kıyılmıştı.
Bugün Burcu yeni bir sayfa getirmiş. Başlığı "Onuncu nikâh". Sesli okuyor.
Damadın dedesi hastanede, yoğun bakımda. Ön sırada boş bir sandalye var, üstünde dedenin kasketi. Damadın kuzeni dedeye nikâhı telefondan canlı göstermek istiyor. Necmi Bey izin vermiyor: salonda telefon yok. Kuzen koridora çıkıyor. Nasihat okunuyor. Tam "Evet" sorusundan önce kuzen kapıda beliriyor ve damadın kulağına eğiliyor.
Burcu burada duruyor. "Sonrasını yazdım," diyor. "Ama okumaya korkuyorum."
Emre gülmeye hazır bekliyor. Bir an önce kahkahayla karşılanan çelengi hatırlıyor. Şimdi aynı salonda gerçek bir ölüm var. Gülse mi, beklese mi, bilemiyor.
Selim çizimi masadan alıyor. "Bunu çıkar," diyor. "Artık komik değil."
"Neden?" diye soruyor Burcu. "Dün komikti."
Nermin Hanım çizimi geri alıp sayfanın yanına koyuyor. Bir şey söylemeden tahtaya iki kelime yazıyor: kiminle, kime.
Sahte çelenge herkes güldü; gerçek bir ölüm salona girince aynı çelenk kimseyi güldürmedi.
Bu derste ne olacak
Kara komedi gülmeyi en ağır konuların yanına oturtur: ölüm, şiddet, hastalık, kurumların insanı ezişi. Önce bu konunun neden gülünç olmadığını, gülmenin nereden geldiğini ayıracağız. Ardından izleyicinin güldüğü an duyduğu rahatsızlığa, karakterin olaya bakışına ve tonun çizilen sınırına geçeceğiz. Şiddetin sonucunu hikâyede tutmak, gülmeyi güçlüye çevirmek ve izleyiciyi kimin yanına oturttuğunu bilmek de konunun parçası. Burcu'nun onuncu nikâhını bu sorularla baştan kuracağız. Beş film bir köy yamacını, Sheffield'da bir evi, bir Belçika kasabasını, bir istihbarat bürosunu ve bir Fransız mahkemesini açacak. Hepsinde ölüm gerçek, gülme de gerçek; fark gülmenin nereye gittiğinde.
Sıfır noktası
Bir cenazede gülen birini hepimiz görmüşüzdür. Belki biz de gülmüşüzdür. Ölen kişinin sevdiği bir şarkı yanlış yerde çalar. Bir akraba tabutu taşırken ayakkabısını kaybeder. Bir an herkes güler, sonra susar. Bu gülme ölümü küçültmez. Çoğu zaman tersine, o anı taşınabilir kılar.
Kara komedi bu gündelik deneyimden beslenir. Konusu gülünç değildir. Ölüm, savaş, cinayet, hastalık, yıkım. Gülünç olan, insanların bu konunun karşısındaki davranışıdır. Bir memur ölüm haberini bir form gibi işler. Bir katil cinayeti muhasebe gibi tutar. İki beceriksiz adam bir felaketi planlarken çay demler.
Bu tür, izleyiciden zor bir şey ister. Gülmek ve gülerken utanmak. Bir komedi izleyiciye çoğu zaman rahatlık sözü verir. Kara komedi bu sözü yarıda bırakır. Güldüğün an bir soru doğar: neye güldüm?
Yazar için asıl mesele de buradadır. Gülme acıya mı dokunuyor, acıyı yaşayana mı? Ölen kişiye mi gülüyoruz, yoksa ölümün etrafında dolanıp duran bir düzene mi? İzleyici yas tutanın yanında mı duruyor, karşısında mı?
Bu soruların cevabı yazarın niyetinde değil, sayfada okunur. İyi niyetle yazılmış bir şaka da yas tutanın üstüne düşebilir. Kötü niyet aramaya gerek yok. Gülmenin hangi yüze gittiğine bakmak yeter. Kara komedi yazarı bu yüzden her şakayı iki kez okur. Bir kez güldürüyor mu diye, bir kez kimi yalnız bırakıyor diye.
Bu sorulara cevabı tür adı vermez. Sahne verir. Aynı ölüm haberi iki ayrı sahnede iki ayrı yere çarpabilir. Birinde gülme bir kurumun körlüğüne gider ve izleyici öfkeyle karışık güler. Ötekinde gülme yas tutan bir annenin şaşkınlığına gider ve izleyici kendinden utanır.
Burcu'nun onuncu nikâhı tam bu çatalda duruyor. Salon aynı salon. Mühür, dolma kalem, defter, müzik düğmesi yerinde. Necmi Bey'in kuralları da yerinde: iki şahit, sessiz salon, kapalı telefonlar. Değişen tek şey, salona gerçek bir kaybın girmesi. Bundan sonra her şaka aynı soruya cevap vermek zorunda: bu gülme kime çarpıyor?
Mekanizma
Gülünmeyen konu
Nermin Hanım tahtadaki iki kelimenin altına bir çizgi çekiyor. Çizginin altına tek satır yazıyor: dede.
Onuncu nikâhın ağır konusu dedenin ölümü. Burcu'nun ilk kararı bu: dedeye hiç gülünmeyecek. Ne hastalığına, ne yaşına, ne kasketine. Gülme salonun içinde, dedenin ölümü karşısında insanların ve kuralların yaptıklarında arayacak.
Emre buna itiraz ediyor. "O zaman neresi komik?"
"Necmi Bey," diyor Burcu. "Haberi duyunca ne yaptığını yazdım."
Gülüp duraksamak
Burcu sayfanın devamını okuyor. Damat kuzeninin fısıltısını dinliyor, yüzü değişiyor. Salon susuyor. Necmi Bey defterin üstünden başını kaldırıyor ve ilk sorusunu soruyor: "Şahitlerden biri mi?"
Emre kahkahayı patlatıyor. Sonra eli ağzında kalıyor.
Emre'nin yüzü tam bu terimi gösteriyor. Gülüş memurun inadına yöneldi. Adam ölümü bir imza eksikliği gibi duydu. Bu komik. Ama aynı cümlenin arkasında yeni dedesiz kalmış bir damat duruyor. Emre güldüğüne pişman değil, yalnız rahat da değil. Kara komedi bu rahatsızlığı bir kaza olarak değil, bir hedef olarak kurar.
Kimin gözünden?
Selim bir şey soruyor. "Bu sahne kimin gözünden yazılmış?"
Burcu sayfaya bakıyor. Sahne Necmi Bey'in masasından görülüyor. Defter, mühür, sıra. Ölüm haberi bu masaya bir aksilik olarak ulaşıyor.
Necmi Bey'in soğukkanlı bakışı bir kötülük değil. Otuz yılı aşkın bir alışkanlık. Yönetmeliği açıp bir madde arıyor. Nikâh sırasında ölüm haberi gelirse ne yapılır? Böyle bir madde yok. Necmi Bey sayfaları bir kez daha çeviriyor. Gülme burada adamın bakışıyla odadaki yas arasındaki boşluktan geliyor.
Ama bakış tek kişiye ait olunca izleyici de o kişiye kilitlenir. Burcu ikinci bir göz deniyor. Aynı anı Seda'nın yerinden yazıyor. Seda damadın annesine bakıyor. Kadın boş sandalyedeki kasketi kucağına almış. Bu açıdan sahne gülmüyor. Burcu iki gözü sırayla kullanmaya karar veriyor.
Kiminle gülüyoruz?
Nermin Hanım tahtadaki iki kelimeye dönüyor: kiminle, kime.
Necmi Bey'in "Şahitlerden biri mi?" sorusunda izleyicinin gülüş ortağı aile. İzleyici onlarla birlikte memura bakıyor. Gülme memura gidiyor, acıya değil. Selim'in çelengini düşünün. Kuzen köşedeki taziye çelengini görür ve salonun haberi önceden bildiğini sanırsa? İzleyici artık Necmi Bey'le birlikte kuzenin şaşkınlığına bakıyor. Ortak değişti. Gülme yas tutana çarpıyor.
Burcu çelengi sayfadan çıkarıyor. Selim itiraz etmiyor, yalnız çizimi cebine koyuyor.
Tonun ucu
Çelenk konuşması atölyeyi bir sınıra getiriyor. Aynı malzeme bir sayfada komik, ötekinde acımasız. Dizi Yazarlığı bu kavrama bir ad verir: ton sınırı. Bir anlatının tonunun gidebileceği en karanlık ve en hafif uçlar.
Kara komedide sınır tek bir yerde durmaz. Bir dosyanın içinde bile kayar. Kimse ölmezken çelenk bir şakaydı. Gerçek bir ölümün yanında aynı nesne bir alaya dönüştü. Sınırı malzeme değil, malzemenin hangi gerçeğe değdiği çizer.
Şiddet kalırsa
Emre başka bir yol öneriyor. Dede ölür, ama aile nikâhı yarıda bırakmaz. Sonunda müzik düğmesine basılır, davul zurna çalar, herkes oynar. Salon bir bayram yerine döner.
Nermin Hanım yalnız şunu soruyor: "Bu dansta kim ağlıyor?"
Emre düşünüyor. Kimse. Ölüm bir sıçrama tahtası olmuş, dans onu silmiş.
SON NİKÂH'ta silah yok, kan yok. Ama bir kayıp var. Kara komedide kayıp da şiddetle aynı kurala bağlıdır. Burcu'nun sayfasında silinmeyen bedel bir nesnede duruyor: kasket. Aile nikâhtan sonra hastaneye koşuyor. Kasket sandalyede kalıyor. Sıradaki çift salona girdiğinde o sandalyeye kimse oturmuyor.
Gücün kendisi
Selim sayfanın en sert yerini işaret ediyor. Kuzen dedeye nikâhı telefondan göstermek istemişti. Kural buna izin vermedi. Dede torununun nikâhını göremeden öldü.
Burcu bunu bir adım daha ileri taşıyor. Necmi Bey bir saygı duruşu önerir. Salon susar. O sessizlikte Necmi Bey'in cebindeki telefon çalar. Özlük birimi emeklilik plaketinin saatini soruyor. Telefon yasağını koyan adamın telefonu, saygı duruşunun tam ortasında çalıyor.
Bu gülme yukarı vuruyor; hedefi kurumun gücü. Hedef damat değil, anne değil. Hedef insanı formdan sonra gören bir düzen. Necmi Bey o düzenin hem memuru hem kurbanı. Onun da son gününü bir plaket saatine indiren aynı düzen.
Acıyı küçümsemeden
Burcu sayfanın son paragrafına geliyor. Saygı duruşundan sonra kimse ne yapacağını bilmiyor. Sessizliği damadın annesi bozuyor. Kucağındaki kasketi düzeltip Necmi Bey'e bakıyor.
"Babam olsa nasihatin bu kadar uzun olduğuna kızardı," diyor. Sonra kendisi gülüyor.
Bu şakayı acıyı yaşayan yaptığı için salon onunla gülebiliyor. Dışarıdan biri, örneğin Necmi Bey, aynı cümleyi kursa gülme yas tutana çarpardı. Anne kurunca gülme dedeyi hatırlamaya dönüşüyor.
Burcu sayfayı burada bırakmış. Anne gülüyor. Necmi Bey'in eli müzik düğmesinin yanında duruyor. Basacak mı? Sırayı bozacak mı? Burcu bilmiyor. Nermin Hanım da sormuyor.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Ağır konuya gülme, çevresine gül. Ölümün kendisinde gülünç bir taraf yoktur. Gülünç olan, insanların ölüm karşısındaki küçük, beceriksiz, alışkanlıkla dolu davranışlarıdır. Ağır konuyu sabit tut, gülmeyi çevresinde dolaştır.
Rahatsızlığı bir zamanlama aracı olarak kullan. Boğazda kalan gülüş bir hata değildir. Doğru yerde konursa izleyiciyi sahneye geri çağırır. Yanlış yerde konursa onu sahneden atar. Duraksamanın arkasına bir sessizlik ya da bir yüz koy, gülme orada kesilsin.
Soğukkanlı bakışı oyuncuya değil sayfaya yaz. Bakış karakterin sözünde değil, önceliklerinde görünür. Necmi Bey'in ilk sorusu şahitlerle ilgiliyse izleyici adamı tek replikle tanır. Aksiyon satırında karakterin önce neye baktığını yaz.
Gözü bir kez değiştir, iki kez değil. Kara komedi bir sahneyi iki ayrı gözle gösterebilir. Biri gülen göz, öteki yas tutan göz. Bu geçişi bir sahnede bir kez yap. Gözler sürekli el değiştirirse izleyici kimin yanında oturduğunu bilemez.
Gülüş ortağını her şakada sına. Aynı sahnede bir şaka izleyiciyi aileyle buluşturur, bir sonraki onu memurla buluşturabilir. Her şakaya ayrı sor: izleyici şu an kimin yanında? Yas tutanın karşısına geçirildiyse şakayı çıkar ya da ortağı değiştir.
Ton sınırını konudan değil bağlamdan çiz. Aynı nesne bir sayfada şaka, ötekinde alay olur. Çelenk kimse ölmezken masumdu. Bir taslağın sınırı yazıldığı gün değil, her yeni olayla birlikte yeniden çizilir.
Şiddetin sonucunu bir nesneye bağla. Bedel söylenmekle kalmaz, görünmelidir. Bir kasket, bir boş sandalye, bir leke. Nesne sahne bittikten sonra da çerçevede kalırsa izleyici sonucu unutamaz.
Yukarı vurmayı kurumun kendi diliyle kur. Güç eleştirisi bir nutukla değil, bir formla yapılır. Plaket saati, rapor özeti, yönetmelik maddesi. Kurumun cümlesini olduğu gibi ver, acının yanına koy, gerisini izleyici yapar.
Acının sahibine şakayı ver. Yas tutanın kendi şakası, dışarıdan yapılan şakadan çok daha geniş bir alan açar. Ama bu şaka bir rahatlama değil, bir hatırlamadır. Annenin cümlesi dedeyi salona geri getiriyor; şaka onun eksikliğini büyütüyor.
Kara komediyi bir kahkahayla bitirme zorunluluğu yok. Bazı kara komediler sessizlikle kapanır. Kahkaha sonunda gelmezse film başarısız olmuş sayılmaz. Bir gülüş, bir duraksama ve bir boşluk; hangisiyle kapanacağına sahnenin bedeli karar verir.
Bedelin geldiği sırayı seç. Aynı şaka, bedel önce gösterilirse başka okunur. Four Lions önce güldürür, ölümü sonra getirir; izleyici güldüğü şeyin geri dönüp onu bulduğunu yaşar. Burcu'nun sayfası tersini yapıyor: ölüm haberi önce gelir, gülme sonra. Bu sırada izleyici her gülüşü yasın içinden duyar. Hangi sırayı seçtiğin, rahatsızlığın ne zaman başlayacağını belirler.
Kuralı katı karakteri sevdirerek sına. Kara komedinin en verimli karakteri, kuralına yüreğiyle bağlı olandır. In Bruges'ün patronu ya da Necmi Bey kötü adam değildir. Kuralları bir zamanlar birini korumak için konmuştur. İzleyici bunu bilirse karaktere güler ama onu terk etmez. Bilmezse karakter bir karikatüre döner ve gülme ucuzlar.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Kara komedi, ölüme gülmektir."
Kara komedi ölümün karşısındaki insan davranışına güler. Ölüm sabit kalır, gülünmeyen bir zemin olarak.
Yaygın yanlış"İzleyici rahatsız oluyorsa sahne başarısızdır."
Kara komedide rahatsızlık bir hedeftir. Ölçüt rahatsızlığın varlığı değil, yönüdür. İzleyici kendinden mi utanıyor, yoksa yas tutana mı gülüyor?
Yaygın yanlış"Ne kadar karanlık, o kadar iyi kara komedi."
Karanlığın ölçüsü bir başarı ölçüsü değildir. The Trouble with Harry neredeyse hiç karanlık değildir, ama bir cesedin üstüne bütün bir köyü güldürür.
Yaygın yanlış"Şiddet komik sahnede bedelsiz kalabilir, nasılsa komedi."
Bedel silinirse film kara komedi olmaktan çıkar, salt bir şaka dizisine döner. Four Lions'ta ölenler ölü kalır; gülme bu yüzden ağırlaşır.
Yaygın yanlış"Kötü karakterin bakışını vermek onu aklamaktır."
Bir bakışı vermek onu onaylamak değildir. Monsieur Verdoux izleyiciyi katilin gözüne oturtur, ama sonunda o gözü düzenin aynasına çevirir.
Yaygın yanlış"Güce gülmek, güçlü bir karakteri küçük düşürmektir."
Güç çoğu zaman bir kişi değil, bir işleyiştir. Burn After Reading'in büro sahnesinde kötü biri yok. Gülme insanların ölümünü bir satıra indiren düzene gidiyor.
Yaygın yanlış"Yas tutanın şakası da dışarıdan yapılan şaka gibidir."
Aynı cümle iki ağızda iki ayrı şeydir. Anne kurduğunda hatırlamadır. Necmi Bey kursa alaydır.
Yaygın yanlış"Kara komedi soğuk bir türdür, karakterlere şefkat duymaz."
Soğuk olan karakterin bakışıdır, filmin bakışı değil. Necmi Bey ölüme soğukkanlı bakar; sayfa ise anneyi, kasketi, boş sandalyeyi gösterir. Şefkat çoğu zaman filmin neyi çerçevede tuttuğunda saklıdır.
Yaygın yanlış"Kara komedide gülünen kişi kim olursa olsun fark etmez, konu karanlık zaten."
Konu karanlık olabilir, hedef yine seçilir. Gülme bir kimliğe ya da bir bedene giderse karanlık konu bunu temize çıkarmaz. Onuncu nikâhta dedenin yaşı ve hastalığı hiçbir şakanın malzemesi değildir.
Yaygın yanlış"Ton sınırı bir kez çizilir, sonra sabit kalır."
Sınır her yeni olayla kayar. Bir taslakta komik olan, bir sonraki sahnedeki gerçek bir kayıpla acımasıza döner.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Kara komedinin konusu gülünç değildir; gülme o konunun karşısındaki insan davranışına yönelir.
- Ağır konu sabit kalır; ne kendisine ne yaşayanına gülünür.
- Boğazda kalan gülüş kara komedinin ahlaki rahatsızlığını taşır ve bilinçle kurulur.
- Soğukkanlı bakış, karakterin korkunç olaya sıradan bir iş gibi bakmasıdır.
- Gülüş ortağı değişince aynı şaka acıya ya da acının çevresine çarpar.
- Ton sınırı konuya göre değil, malzemenin değdiği gerçeğe göre çizilir.
- Silinmeyen bedel şiddetin ve kaybın sonucunu şakadan sonra da hikâyede tutar.
- Prosedür körlüğü, güç eleştirisinin kurumun kendi diliyle yapılmasını sağlar.
- Acının sahibi şakayı yaptığında izleyici ona değil, onunla güler.
- Bedelin önce mi sonra mı gösterildiği, rahatsızlığın ne zaman başlayacağını belirler.
- Bir şakayı yargılamanın kısa yolu tek sorudur: bu gülme kimi yalnız bırakıyor?
Sonraki derse köprü
Onuncu nikâhta gülme iki kez yukarı vurdu: telefon yasağına ve plaket saatini soran birime. Ya bu iki an bir yan hat değil de filmin asıl hedefi olsaydı? Belediyenin bütün yönetmeliği abartılarak sahneye taşınsa, düzenin mantığı kendi ağzından açığa çıkar mı? Belediyenin tanıtım filmini taklit eden deneme de masada duruyor. Belediye tanıtım filmlerini hiç izlememiş biri o taklide güler mi? Bir de tanıtım filminin cilalı diliyle Necmi Bey'in gerçek günü arasındaki ironi var. Sırada hiciv ve parodi var: toplumsal bir hedef, abartı ve taklit edilen bir biçim.