Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Müzikalin şarkıları ya var olan eserlerden seçilir ya da film için yeni yazılır.
- Jukebox müzikali seyircinin hafızasını ödünç alır, ama hazır sözlerin uyum sorununu da getirir.
- Yeniden bağlamlama, bilinen bir şarkıya yeni bir durumda yeni bir anlam kazandırır.
- Şarkı dizilimi yayım tarihinden değil, hikâyenin ihtiyacından çıkar.
- Söz, beste ve kayıt ayrı hak taşıyabilir; söz uyarlaması da ayrıca onay ister.
- Senarist izni almaz, ama izin gerektiren her yeri işaretler.
- Özgün müzikalde yazar besteciye bir şarkı siparişi verir.
- Taslak söz hecenin yerini tutar; son metin karakterin ağzında sınanır.
- Libretto, şarkıların asıldığı bütün hikâye metnidir.
- Yazar ile besteci kimin neye son sözü söyleyeceğini çalışmadan önce konuşur.
- Şarkıyı kimin sesinin taşıyacağı da bir yazı kararıdır; bilinen bir şarkı sıradan bir sesle karaktere döner.
Açılış sahnesi
Burcu'nun dosyasında şarkıların yeri artık belli. Ama sözlerin çoğu hâlâ geçici. Bazı sayfalarda dize yerine yalnız köşeli parantez var: [RUKİYE'NİN ŞARKISI — GİDİŞ]. Bazılarında Burcu'nun kendi yazdığı iki satır duruyor, altı kurşun kalemle çizilmiş.
Emre masaya bir kâğıt bırakıyor. Üstünde eski plak şarkılarının adları sıralanmış. Hepsi Necmiye Hanım'ın gençliğinden kalma, hepsi bilinen ezgiler. Listenin en başında bir de eski bir terzi türküsü var.
"Bunları herkes biliyor," diyor Emre. "Seyirci ilk notada içeri girer. Necmiye Hanım'ın tezgâhında eski bir radyo olsun. Şarkılar oradan başlasın."
Selim listeyi okuyor ve gülümsüyor. Bir şarkının adına parmağını koyuyor. "Bu şarkı ayrılık şarkısı. Sen onu Rukiye'ye kapanma sahnesinde söyletmek istiyorsun. Sözün yarısı tutuyor, yarısı tutmuyor."
Burcu listeye uzun süre bakıyor. "Rukiye on yedi yaşında. Bu şarkılar onun değil."
"Necmiye Hanım'ın ama," diyor Emre. "Rukiye de onları bozar. Gençler eski şarkıyı hep bozar."
Burcu gülmüyor. Ona göre Rukiye'nin şarkısı daha yazılmamış bir şarkı. Dükkândan çıkmak isteyen bir kızın sesi, başkasının plağından gelemez.
Nermin Hanım kâğıdı alıp çeviriyor. Arkasına iki kelime yazıyor: kimin şarkısı? Sonra dosyanın kenarındaki köşeli parantezlerden birini gösteriyor.
Var olan bir şarkıyı seçen yazar, seyircinin hafızasını ödünç alır; yeni şarkı yazan yazar, o hafızayı sıfırdan kurmak zorundadır.
Bu derste ne olacak
TERZİHANE'nin şarkılarının nereden geleceğini tartacağız. Emre'nin plak listesiyle başlayacağız: bilinen şarkılarla kurulan bir müzikal ne kazanır, ne kaybeder? Sözlerin hikâyeye uyup uymadığına, şarkıların sırasına ve hak sorusuna geleceğiz. Sonra özgün beste yoluna geçeceğiz. Burcu bir besteciyle çalışmaya başlayacak. Bestecinin elinden ne geçer, yazarın elinden ne geçer? Bir ezgi ile bir dize aynı masada nasıl birbirine uyar? Dükkânın konuşma iskeleti de bir metin olarak masaya gelecek. Dersin sonunda TERZİHANE'nin şarkılarının kaynağı belli olacak. Dükkânın kaderi ise yine açık kalacak. Filmler altmışların Beatles şarkılarıyla dolu Amerikasından, bir rehabilitasyon odasından, bir New York ailesinden, bir deniz ürünleri lokantasından ve bir sahil kasabasından gelecek.
Sıfır noktası
Bir müzikalin şarkıları iki yerden gelebilir. Ya o film için yeni yazılır ya da zaten var olan şarkılardan seçilir. Bu seçim yazarın bütün işini değiştirir.
Var olan şarkılarla kurulan müzikale çoğu zaman jukebox müzikali denir. Ad, içine para atınca istediğin plağı çalan eski müzik kutusundan gelir. Seyirci bu şarkıları tanır. Nakaratı ezbere bilir, belki o şarkıyla bir anısı vardır. Film başladığında seyircinin hafızası da salona girer.
Bu bir avantaj gibi görünür. Ama bedeli vardır. Bilinen bir şarkı kendi hikâyesiyle gelir. Sözleri başka bir aşk, başka bir ayrılık için yazılmıştır. Yazar bu sözleri kendi karakterinin ağzına koyunca bir uyum sorunu doğar. Şarkı, karakterin durumunu tam olarak söylemeyebilir. Bazen de çok fazla şey söyler.
Bir örnek düşün. Bir düğün sahnesinde herkesin bildiği bir oyun havası çalıyor. Seyirci ayağını yere vurmaya başlar. Ama o oyun havası başka bir köyün, başka bir gelinin şarkısıdır. Sahnedeki gelin ağlıyorsa, şarkının neşesi ile gelinin yüzü çatışır. Bu çatışma bilerek kurulmuşsa güçlüdür. Kazayla olmuşsa seyirci hangisine inanacağını bilemez.
Yeni yazılan şarkıların durumu farklı. Şarkı o sahne için, ezgisiyle sözüyle sıfırdan yazılır. Söz, karakterin durumuna oturur. Ama seyirci o ezgiyi ilk kez duyar. Şarkının akılda kalması, filmin kendi işidir. Bunun için ezgi çoğu zaman film boyunca birkaç kez döner. Seyirci onu ikinci, üçüncü kez duyduğunda artık tanır.
Senarist bu iki yolda farklı işler yapar. Jukebox müzikalinde hazır bir şarkı listesinin içinden bir hikâye geçirir. Özgün müzikalde ise önce hikâyeyi ve şarkının yerini yazar. Sonra besteciyle birlikte o yeri doldurur.
Bir de hak meselesi var. Var olan bir şarkının sahipleri vardır. Sözü yazan, besteyi yapan ve kaydı yapan farklı kişiler olabilir. Filmde kullanmak için izin gerekir. Bu izin her zaman alınamaz.
Bu yüzden yol seçimi yalnız sanatsal bir karar değildir. Bütçeyi, takvimi ve filmin hangi ülkelerde gösterilebileceğini de etkiler. Senarist bu kararı tek başına vermez. Ama yapımcı ve yönetmen kararı onun sayfasına bakarak verir.
Emre'nin listesi bu soruların hepsini birden masaya getiriyor. Burcu'nun köşeli parantezleri de öbür yolu gösteriyor. İkisi arasındaki seçim estetik bir tercih. İki yolun da kendi bedeli var. Ama her yolun bir faturası var ve yazar onu baştan görmeli.
Mekanizma
Hazır şarkıların dünyası
Emre'nin önerisi tam olarak bu. Necmiye Hanım'ın radyosundan gençliğinin şarkıları çalar. Karakterler o şarkılarla konuşur. Seyirci her nakaratta bir şeyi hatırlar.
Selim önerinin gücünü görüyor. Dükkân eski bir dükkân, şarkılar da eski. Necmiye Hanım'ın dünyası kendiliğinden kurulur. Ama Selim bir soru soruyor. Rukiye'nin şarkıları nereden gelecek? Rukiye bu plakları belki hiç dinlemedi. Karşıdaki mağazanın hoparlöründen çalan müzik de başka bir çağın sesi.
Emre'nin cevabı hazır. Eski şarkılar Necmiye Hanım'ın ağzında kalabilir. Rukiye ise onları bozarak, hızlandırarak söyleyebilir. İki kuşak aynı şarkıyı başka türlü taşır. Bu, jukebox müzikalinin en verimli hamlelerinden biri. Burcu hamleyi beğeniyor, ama ikna olmuyor. Bozulan şarkı da yine başkasının şarkısı.
Sözün hikâyeye oturması
Selim'in itiraz ettiği ayrılık şarkısı buraya döner. Şarkı bir sevgiliden ayrılmayı anlatıyor. Rukiye ise bir dükkândan ayrılmayı düşünüyor. Söz kelimesi kelimesine tutmuyor. Ama seyirci bu farkı duyabilir. Bir aşk şarkısının bir dükkâna söylenmesi hem gülümsetir hem burkar.
Uyum sorunu iki yönde çıkar. Şarkı karakterin durumundan az söyleyebilir. O zaman yazar sahneyi şarkıya uydurmaya başlar ve hikâye eğilir. Şarkı fazla da söyleyebilir. Nakaratta bir ölüm, bir ihanet varsa ve sahnede yoksa seyirci yanlış bir beklentiye girer.
Emre ayrılık şarkısının bir dizesini değiştirmek istiyor. "Sen" yerine "dükkân" dese sorun çözülür. Nermin Hanım burada durduruyor. Sözü değiştirmek, şarkıyı kullanmaktan ayrı bir izin ister. Hak sahibi şarkısının değişmesini istemeyebilir.
Telif
Hak sorusu senaristin masasına erken gelir. Bir şarkının sözünün ve bestesinin ayrı sahipleri olabilir. Kaydın da ayrı bir sahibi olabilir. Filmde kullanmak için bunların her birinden izin gerekebilir. Bestenin görüntüyle kullanılması için alınan izne eşleme izni denir. Var olan bir kaydı çalmak ise ayrıca kaydın sahibine sorulur.
Bu izinlerin ne kadar tutacağı, kimin vereceği, ne kadar süreceği ülkeden ülkeye değişir. Senarist bunu sayfada çözemez. Yapımcı bir hukukçuya ya da hak yönetimiyle uğraşan bir kuruma danışır. Senaristin işi, hangi sahnenin hangi şarkıya bağlı olduğunu açıkça bildirmektir.
Emre'nin listesinin başındaki terzi türküsü başka bir durum. Türkünün yazarı bilinmiyor, sözü halkın ağzında yaşıyor. Ama türkünün bir derlemesi, bir düzenlemesi ya da bir kaydı ayrıca hak taşıyabilir. Eskilik, soruyu kapatmaz.
Şarkıların sırası
Emre'nin listesi en sevdiği şarkıyla başlıyor. Ama en bilinen şarkıyı başa koymak, seyircinin en büyük duygusunu ilk sayfada harcamaktır. Selim listeyi sayfa sırasına göre yeniden diziyor. Hafif bir şarkı açılışa iniyor. Ayrılık şarkısı kapanma sahnesine kayıyor. En bilinen şarkı ise sona saklanıyor.
Sıra bir şey daha belirler. Seyirci hangi şarkıyı ne zaman tanıyacak? Bilinen bir nakarat erken gelirse seyirci şarkının sonunu da bilir. Yazar bu bilgiyi gerilim için kullanabilir.
Özgün beste
Burcu bütün bunları dinledikten sonra listeyi katlıyor. Rukiye'nin şarkıları yeni olmalı. Necmiye Hanım'ın radyosu kalabilir, ama yalnız sahnenin içinde çalan bir ses olarak. Şarkıları bir besteci yazacak.
Burcu'nun aklında bir isim var: Ümran. Şehrin tiyatrosunda oyunlara müzik yapan genç bir besteci. Burcu ona dosyayı değil, önce bir sayfa yolluyor.
Rukiye'nin gidiş şarkısı için Burcu şunları yazıyor. Söyleyen Rukiye, dinleyen Necmiye Hanım. Şarkıdan önce Rukiye çırak, şarkıdan sonra gitmeyi aklından geçiren biri. Tempo ayaklı makineden geliyor ve şarkı boyunca yavaşlıyor. Necmiye Hanım şarkı bitince başını kaldırmıyor.
Ümran iki gün sonra bir ezgi yolluyor. Ezginin üstünde kendi uydurduğu sözler var:
İplik geçer, iğne iner,
Bir gün daha biter bu dükkânda.
Burcu taslak sözü okuyunca bir şey görüyor. Ümran'ın ezgisinde her dizenin sonu yükseliyor. Rukiye'nin cümleleri ise sona doğru alçalıyor. Ya söz değişecek ya ezgi.
Yazar ile besteci
Burada iş birliğinin asıl sorusu çıkıyor. Kim önce yazar? Bazı ortaklıklarda söz önce gelir, besteci ona ezgi kurar. Bazılarında ezgi önce gelir, söz yazarı hecelere uyar. Çoğu zaman ikisi gidip gelir.
Burcu ve Ümran bir öğleden sonra dükkânın sahnesini birlikte okuyor. Ümran makinenin tıkırtısını bir masaya vurarak sayıyor. Burcu her dizeyi yüksek sesle okuyor. Sonunda Ümran dizenin sonunu alçaltıyor. Burcu da bir kelimeyi değiştiriyor:
İğne iner, ip kopar,
Ustamın eli yavaşlar.
Bu kapıdan ben de çıkarsam,
Makine kimin için çalar?
Son dize bir soru. Ümran'ın ezgisi de soruda yükselmeden kalıyor. Şarkı, cevabı Necmiye Hanım'a bırakıyor.
Libretto
Şarkılar bir yere asılmalı. O yer konuşma sahneleridir.
Burcu'nun yazdığı asıl metin bu. Dükkânın sabahı, kira konuşması, Şükrü Bey'in ziyareti, Tahsin'in tıkırdayan duvarı. Şarkılar bu iskeletin üstüne oturuyor. İskelet zayıfsa şarkılar boşlukta asılı kalır.
Nermin Hanım bir şey soruyor. Libretto şarkı olmadan okunabilir mi? Burcu dosyadan bütün şarkıları çıkarıp bir kez okuyor. Hikâye ayakta kalıyor, ama bazı sahneler birden kısalıyor. O kısalık, şarkının orada bir iş yaptığını gösteriyor.
Gidiş şarkısından önceki sayfa bunun en açık örneği. Librettoda yalnız üç replik ve bir hareket var:
NECMİYE HANIM: Bu ay kirayı zor çıkardık.
RUKİYE: Ya gelecek ay?
NECMİYE HANIM: Gelecek ayı gelecek ay konuşuruz.
(Necmiye Hanım pedala basıyor. Makine her zamankinden yavaş.)
Şarkı çıkarılınca sahne burada bitiyor ve Rukiye'nin cevabı hiç gelmiyor. Şarkı geri konunca cevap Rukiye'nin dört dizesi oluyor. Libretto soruyu, şarkı cevabı taşıyor.
Librettonun son sayfası ise hâlâ yarım. Burcu orada yalnız bir sahne başlığı bırakmış: dükkân, akşam. Necmiye Hanım kepengi indiriyor mu, yarıda mı bırakıyor? Burcu bunu yazmıyor. Ümran'a son şarkı için bir sipariş de yollamıyor. Önce sonu bulması gerekiyor, sipariş ondan sonra gelecek.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Listeyi hikâyeden sonra yap. Jukebox müzikalinde en sık kaza, şarkı listesinin hikâyeden önce yazılmasıdır. Liste önce gelirse her sahne bir şarkıya giden koridora döner. Önce şarkıların işini yaz. Sonra o işi gören şarkıyı ara.
Bilinen şarkıyı karakterin sesine indir. Seyirci bir şarkının ünlü yorumunu biliyorsa, karakterin sesi onunla yarışır. Allen'ın sıradan sesleri bu yarışı bitiriyor. Necmiye Hanım'ın yorgun sesi de plağın sesinden daha çok şey söyleyebilir.
Yeniden bağlamlamayı bir kez büyük, sonra küçük kullan. Bir aşk şarkısının bir yasa dönüşmesi güçlü bir an. Ama her şarkı ters anlamla gelirse seyirci oyunu çözer. Taymor'un filminde bazı şarkılar düz anlamıyla söyleniyor. Ters okumanın gücü bu düzlükten geliyor.
Hak listesini taslakla birlikte tut. Senarist izin almaz, ama izin gerektiren her yeri işaretler. Sahnenin bir şarkıya ne kadar bağlı olduğunu yaz. Şarkı değişirse sahne çöker mi, yoksa başka bir şarkı aynı işi görür mü? Yapımcı bu notla hukukçuya gider. Not yoksa çekimden sonra sürpriz çıkar.
Siparişte duyguyu değil durumu yaz. "Hüzünlü bir şarkı" bestecinin işine yaramaz. "Rukiye çırak olarak girer, gitmeyi düşünen biri olarak çıkar" yarar. Besteci durumdan bir ezgi çıkarır. Duygudan yalnız bir renk çıkarır.
Taslak sözü fazla sevme. Taslak söz hecenin yerini tutar. Bazen o kadar iyi oturur ki kimse değiştirmek istemez. Ama taslak söz çoğu zaman ezgiye uysun diye yazılmıştır, karaktere değil. Son okumada her taslak dizeyi karakterin ağzından bir kez sına.
Libretto ile şarkıyı aynı odada yaz. Konuşma sahnesinin son cümlesi ile şarkının ilk dizesi aynı kişinin masasında birleşir. Ayrı odalarda yazılırsa aralarında bir boşluk kalır. Burcu'nun Ümran'la aynı masada okuması bu yüzden işe yarıyor.
Sesin sahibini erken sor. Demy'nin oyuncuları çoğunlukla başkasının sesiyle şarkı söylüyor. Hedwig'te besteci kendi şarkısını çalan adamı seslendiriyor. Ses kararı yalnız yapımın değil, yazarın da sorusu. Rukiye'yi oynayan genç oyuncu şarkıyı kendi sesiyle söyleyecekse, ezgi o sese göre kurulur.
Karışık yol da bir yoldur. Bir müzikal özgün şarkılarla ilerleyip içinde bir iki eski şarkıya yer açabilir. Necmiye Hanım'ın radyosu bunu yapıyor. Ama karışık yolda her eski şarkının bir gerekçesi olmalı. Yoksa seyirci iki ayrı filmi aynı anda izliyor gibi olur.
Eski ile yeniyi aynı sahnede çarpıştır. Karışık yolun en verimli anı, eski bir şarkının yeni bir şarkıyla karşılaştığı yerdir. Necmiye Hanım'ın radyosu bir plak çalarken Rukiye üstüne kendi ezgisini mırıldanabilir. İki kuşak aynı odada iki ayrı şarkıyla konuşur. Ümran'ın işi, iki ezginin birbirini boğmadan aynı ritimde durabilmesini sağlamak. Burcu'nun işi, bu karşılaşmanın hikâyede bir şey değiştirmesini sağlamak.
Özgün şarkıya bir tanıdıklık yolu aç. Seyirci yeni bir ezgiyi ilk duyuşta sevmeyebilir. Ezgiyi önce küçük bir parça hâlinde ver: bir mırıltı, bir ıslık, makinenin temposunda birkaç nota. Büyük numara geldiğinde seyirci onu tanıdık bulur. Jukebox müzikalinin hazır hafızası, özgün müzikalde böyle sabırla kurulur.
Ortaklığın kurallarını yazıya dök. Yazar ile besteci arasında kimin neye son sözü söyleyeceği baştan konuşulmalı. Sözü kim değiştirebilir? Ezgi bir sahneyi uzatırsa sahneyi kim kısaltır? Bu sorular çalışma başladığında değil, başlamadan önce sorulur. Hak paylaşımı da bu konuşmanın parçası. Ayrıntısını yapımcı ve bir hukukçu belirler.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Jukebox müzikali yazmak daha kolaydır, şarkılar hazır."
Şarkılar hazır, ama hikâye yok. Yazar hazır sözlerin içinden bir hikâye geçirmek zorunda. Sözler uymadığında hikâye eğilir.
Yaygın yanlış"Bilinen bir şarkı her sahneye duygu katar."
Bilinen şarkı kendi anılarını da getirir. Seyirci o şarkıyla başka bir şey hatırlıyorsa sahne ikiye bölünür. Yeniden bağlamlama bu bölünmeyi bilerek kullanır.
Yaygın yanlış"Şarkının adını yazmazsam hak sorunu olmaz."
Sahne bir ezgiye bağlıysa sorun ad yazılmasa da vardır. Yapım şarkıyı bulduğunda izni de arayacak.
Yaygın yanlış"Eski bir türkü herkesindir."
Türkünün sözü serbest olabilir. Ama belirli bir derlemesi, düzenlemesi ya da kaydı ayrıca hak taşıyabilir. Bunun sınırını senarist değil, bir hukukçu söyler.
Yaygın yanlış"Sözleri biraz değiştirirsem şarkı benim olur."
Söz uyarlaması da hak sahibinin onayını ister. Değişiklik şarkının sahipliğini değiştirmez.
Yaygın yanlış"Özgün müzikalde şarkıları besteci yazar, senaristin işi biter."
Senarist şarkının yerini, işini ve önceki ve sonraki durumunu yazar. Besteciye giden sipariş onun elinden çıkar. Çoğu zaman sözlerde de onun cümleleri yaşar.
Yaygın yanlış"Libretto yalnız şarkı sözleridir."
Libretto müzikalin bütün hikâye metnidir. Konuşmalar ve sahne düzeni de onun içindedir. Şarkılar o iskelete asılır.
Yaygın yanlış"Taslak söz son söze çok benziyorsa sorun yok."
Taslak söz ezgi için yazılmıştır. Karakterin ağzına oturup oturmadığı ayrıca sınanmalı. Ümran'ın ilk dizeleri güzeldi, ama Rukiye'nin cümleleri sona doğru alçalıyordu.
Yaygın yanlış"Şarkılar yayım sırasıyla gelmeli, yoksa seyirci şaşırır."
Seyirci bir biyografide bile şarkıların tarihini izlemez. Duygunun sırasını izler. Fletcher'ın filmi geç yazılmış bir şarkıyı bir çocukluk evine koyuyor ve seyirci bunu bir hata olarak değil, bir itiraf olarak duyuyor.
Yaygın yanlış"Özgün şarkı seyirciye yabancı kalır."
Yeni bir ezgi de tanıdık hâle gelebilir. Film onu birkaç kez, her seferinde biraz daha büyüterek verirse seyirci son numarada ezgiyi kendisi tamamlar.
Yaygın yanlış"Hak meselesi yapımcının işi, senaristi ilgilendirmez."
İzni yapımcı alır. Ama hangi sahnenin hangi şarkıya ne kadar bağlı olduğunu en iyi senarist bilir. O bilgi sayfada yoksa izin alınamadığında sahne de kurtarılamaz.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Müzikalin şarkıları ya var olan eserlerden seçilir ya da film için yeni yazılır.
- Jukebox müzikali seyircinin hafızasını ödünç alır, ama hazır sözlerin uyum sorununu da getirir.
- Yeniden bağlamlama, bilinen bir şarkıya yeni bir durumda yeni bir anlam kazandırır.
- Şarkı dizilimi yayım tarihinden değil, hikâyenin ihtiyacından çıkar.
- Söz, beste ve kayıt ayrı hak taşıyabilir; söz uyarlaması da ayrıca onay ister.
- Senarist izni almaz, ama izin gerektiren her yeri işaretler.
- Özgün müzikalde yazar besteciye bir şarkı siparişi verir.
- Taslak söz hecenin yerini tutar; son metin karakterin ağzında sınanır.
- Libretto, şarkıların asıldığı bütün hikâye metnidir.
- Yazar ile besteci kimin neye son sözü söyleyeceğini çalışmadan önce konuşur.
- Şarkıyı kimin sesinin taşıyacağı da bir yazı kararıdır; bilinen bir şarkı sıradan bir sesle karaktere döner.
Sonraki derse köprü
TERZİHANE'nin dosyası rafa kalkıyor; dükkânın kepengi hâlâ yarı açık. Selim'in getirdiği MİNDER bir ilçe kulübünde geçiyor. On yedi yaşındaki güreşçi Hande büyük bir turnuvaya hazırlanıyor, Recai Hoca az konuşuyor. Spor hikâyesi seyirciye en başta ne vaat eder? Hande'nin hedefi bir madalya mı, yoksa başka bir şey mi? Rakip sahneye nasıl girer ve son karşılaşma neden bekletilir? Minderde kazanmak, hikâyenin sonunda ne anlama gelecek? Ve bir sporcunun hikâyesi, madalya kürsüsüne çıkmadan da tamamlanabilir mi?