Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Masada kalan bir uyarlama denemesi ile kamuya açılan bir film aynı risk düzeyinde değildir.
- İzinsiz uyarlama, hak sahibinin yazılı izni olmadan dolaşıma giren uyarlamadır.
- Adları değiştirmek kaynağı gizlemez; yapı ve ifade tanınır kalır.
- Küçük benzerlikler birikince belirli bir kaynağı açıkça çağırır.
- Karakterin konuşma biçimi ve kaynağın ayırt edici dünya unsurları da kaynağa aittir.
- Hayran kurgusuna göz yumulması, izin verildiği anlamına gelmez.
- Para kazanmama niyeti tek başına izin yerine geçmez.
- Somut durumun cevabı yasaya ve ülkeye bağlıdır; elde yazılı belge olmadan bir hukukçu da karar veremez.
- Yan karakteri merkeze almak da kaynağın dünyasında kalmaktır.
- Festival masanın dışıdır; küçük olması filmi masaya geri götürmez.
- Yaşayan yazara erken ve açık bir mektup yazmak, izinsiz yolun dürüst bir alternatifidir.
- Cevapsız kalan bir mektup izin değildir.
Açılış sahnesi
Emre masaya iki kâğıt bırakıyor. Biri «Teslim»in senaryosu. Öbürü bir kısa film festivalinin başvuru formu.
Ferit adında bir arkadaşı filmi bahar başında çekmeye razı olmuş. Kamerası, ışığı, iki gönüllü oyuncusu hazır. Emre'nin tek eksiği form.
Formun ortasında kalın harfli bir satır var: «Film bir eserden uyarlandıysa hak sahibinin yazılı iznini ekleyiniz.»
Emre bu satırın karşısına bir çözüm yazmış. Senaryonun ilk sayfasında Vecdi artık Haluk Usta. Gülşah'ın adı Feray. İzmir gitmiş, yerine Bursa gelmiş. Vişne çürüğü deri lacivert olmuş, sözlük bir atlasa dönmüş. Jeneriğin sonundaki kaynak satırının üstü çizili.
«Romanı okuyan az,» diyor Emre. «Okuyan da bu adları görünce başka bir hikâye sanar.»
Selim sayfaları çeviriyor. Kaybolan deri yerinde. Sırta basılan gizli işaret yerinde. Akşama yetişmesi gereken sipariş, suçlanan çırak, sonda sorulan o tek soru yerinde.
«Adlar değişmiş,» diyor Selim. «Hikâye aynı.»
Burcu bir şey söylemiyor. Lisede bir forumda yazdığı hikâyeler aklına geliyor. Orada da adlar başkaydı, dünya aynıydı.
Nermin Hanım formu alıp o satırı okuyor. «Romancı bu filmi izlese kendi kitabını tanır mı?»
Emre cevap vermiyor. Biliyor.
Bir uyarlamayı izinsiz kılan, adının ne olduğu değil, kaynaktan neyi taşıdığıdır.
Bu derste ne olacak
Emre'nin formdaki çözümünü parça parça sınayacağız. Önce masada kalan bir çalışma ile perdeye çıkan bir film arasındaki farka bakacağız. Adları değiştirmenin neyi gizleyip neyi gizleyemediğini göreceğiz. Küçük değişikliklerin toplamını, karakter benzerliğini ve kaynağın ayırt edici dünyasını tartacağız. Hayran kurgusunun nerede durduğunu soracağız. Festival, portfolyo ve para arasındaki ayrımı çizeceğiz. Hangi sorunun yazarın, hangisinin hukukçunun olduğunu ayıracağız. Sonunda Emre'nin elinde bir hukukçuya gidecek sorular ve yaşayan romancıya yazılacak bir mektup kalacak. Yanımızda bir vampir, beş ünlü dedektif, iki saray soytarısı, bir iş adamı ile bir edebiyat öğrencisi ve bir hastane odası olacak.
Sıfır noktası
Bir romanı sevmek, onu uyarlamak için yeterli bir sebep gibi görünür. Emre CİLTÇİ'yi yıllardır seviyor. Uzun metraj tasarısını, kısa film denemesini o sevgiyle yazdı. Ama romanın sahibi Emre değil.
Romanın yazarı yaşıyor. Emre onunla hiç konuşmadı. Yayınevine bir soru da sormadı. Elinde yalnızca kitabın kendisi var, kenarları kıvrılmış bir nüsha.
Uyarlama dünyasında bu durum sık görülür. Genç yazarlar sevdikleri bir eseri önce kendileri için yazar. Atölyede çalışır, arkadaşlarına okutur. Sonra bir gün bir fırsat çıkar. Bir festival, bir yarışma, bir yapımcının ilgisi. Masadaki çalışma birden kamuya açılmak üzeredir.
Risk tam o kapıda görünür hâle gelir. Bir eserden izinsiz türetilen bir film, en iyi niyetle yapılmış olsa da sorun doğurabilir. Hak sahibi itiraz edebilir. Festival filmi geri çekebilir. Ekibin aylarca emeği bir rafa kalkabilir. Bir yazarın adı da ilk filmiyle birlikte tartışmalı bir kayda geçebilir.
Emre'nin aklındaki çözüm çok yaygın bir sezgiye dayanıyor. Adları ve bazı ayrıntıları değiştirirsen eser senin olur. Bu sezgi neredeyse her atölyede bir kez dile gelir. Bu derste neden yeterli olmadığını göreceğiz.
Sezginin çekiciliği anlaşılır. Yazar kaynağı değiştirdikçe ona daha çok emek koyar. Emek arttıkça eser ona daha çok kendisininmiş gibi gelir. Emre «Teslim»in her sahnesini kendi eliyle kurdu. Romanda olmayan bir günü yazdı, romanda olmayan bir soruyu sordu. Bu emek gerçek. Ama emeğin gerçek olması, kaynağın sahibini değiştirmez.
Risk kelimesi de doğru okunmalı. Risk bir hüküm değil. Bir şeyin olma ihtimali ve olursa bedelidir. Belki romancı filmi hiç duymaz. Belki duyar ve sevinir. Belki de duyar ve kırılır. Yazar hangisinin olacağını bilemez. Bildiği tek şey, sorunun cevabını kendisinin vermediğidir.
Asıl soru «fark edilir miyim?» değil. Asıl soru «bu hikâye kimin?» sorusudur. Emre'nin formdaki çözümü ilk soruya cevap arıyor. Bu ders ikinci soruya dönüyor.
Baştan bir sınır çizelim: burada okuduklarınız bir avukatın görüşünün yerini tutmaz. Neyin izin gerektirdiği, neyin serbest olduğu ülkeden ülkeye değişir. Elinizdeki somut durumu kâğıtlarıyla birlikte bir hukukçu tartar. Yazarın işi riski görmek, soruyu doğru kurmak ve kararı tek başına vermemektir.
Mekanizma
Masada kalan çalışma
Nermin Hanım önce Emre'nin yaptığı işi adlandırıyor. Uzun metraj tasarısı da kısa film denemesi de atölyenin masasında doğdu. Kimse onları satmadı, göstermedi, yayımlamadı.
CİLTÇİ üzerine yazılan sahneler şimdiye kadar böyle bir çalışmaydı. Emre romanın anlatıcısını nasıl çevireceğini, Celâl'in davasını nasıl sıkıştıracağını o masada denedi. Bu deneme bir zanaat çalışması. Ama bunun hukuki durumu da ülkeden ülkeye değişir. Ders kesin bir hüküm vermez. Yalnız şunu gözler: risk çoğunlukla çalışma masadan kalkıp bir yere gönderildiğinde büyür.
Festival formu o kalkışın ilk adımı. Form gönderildiği an senaryo bir seçici kurulun önüne gider. Seçilirse bir salonda, bir katalogda, belki bir haberde görünür. Masa bir oda kadar küçüktü. Festival ise kapıları açık bir yer.
İzin yokken
«Teslim» şu an bu tanımın kıyısında duruyor. Senaryo romanın bir gününü alıyor. Romanın kişilerini, mekânını, kuşkusunu taşıyor. Romanın yazarı ise ne senaryodan ne festivalden haberdar.
Emre itiraz ediyor. «Ama romanın o günü romanda yok. O günü ben yazdım.»
Bu doğru. Kaybolan derinin günü romanda bir boşluk. Emre onu kendi kurdu. Ama boşluğu dolduran her şey romandan geliyor. Ustanın kuşkusu, çırağın sessizliği, sırttaki işaret. Yeni bir sahne, kaynağın kişileri ve dünyasıyla kurulduğunda hâlâ o kaynağa yaslanır.
Adı değiştirmek
Selim tahtayı dikey bir çizgiyle ikiye bölüyor. Solda değişenler: adlar, şehir, derinin rengi, sözlüğün yerine atlas. Sağda kalanlar: ciltçi usta ve genç çırağı, kayıp malzeme, ustanın kuşkusu, sırttaki gizli işaret, teslim saati, sondaki soru.
Sol sütun kısa. Sağ sütun uzadıkça uzuyor.
Burcu bir şey fark ediyor. Sol sütundaki her şey bir yüzey. Sağdakiler hikâyenin kendisi. Ad perdesi okurun ilk bakışını değiştiriyor. Romanı bilen biri ise ikinci sahnede kitabını tanıyor.
Küçük değişikliklerin toplamı
Ciltçi bir usta kimsenin eseri değil. Bir çırağı suçlayan yaşlı adam da değil. Bunlar fikir düzeyinde kalır. Ama Haluk Usta da Vecdi gibi kitabın sırtına gizli bir işaret basıyor. Feray da Gülşah gibi suçlamaya susarak karşılık veriyor. Akşamüstü, kayıp deri, unutulan işaret, aynı soru. Her biri tek başına zararsız görünebilir. Hepsi aynı sahnede durunca ortaya romanın kendi kurgusu çıkıyor.
Karakter benzerliği de buraya giriyor. Bir karakter yalnız adından ibaret değildir. Konuşma biçimi, takıntısı, yarası onun imzasıdır. Haluk Usta'nın cümleleri hâlâ Vecdi'nin cilt eğretilemeleriyle kurulu.
Kaynağın ayırt edici dünya unsurları da öyle. Kemik mühre, tutkal kokusu, «Tutkal beklemez» sözü. Bunlar romanın belirgin dokusu. Emre onları sevdiği için bıraktı. Ama romanı en çok onlar ele veriyor.
Selim tahtadaki sağ sütunun altına bir çizgi çekiyor. Sonra Emre'ye bir deneme öneriyor. Sağ sütundan hangisi çıkarsa hikâye artık CİLTÇİ olmaz? Emre uzun süre düşünüyor. Sırttaki işareti çıkarırsa filmin sonu düşüyor. Ustanın kuşkusunu çıkarırsa filmin kendisi düşüyor. Emre sonunda dürüst bir cevap veriyor. Bu filmin bütün değeri, kaynağa ne kadar yakın durduğundan geliyor.
Hayranın yazdığı
Burcu bir itirafla geliyor. Lisedeyken sevdiği fantastik kitapların kişileriyle bir forumda hikâyeler yazmış. Hiç para kazanmamış. Kimse de itiraz etmemiş.
Bazı yazarlar hayran kurgusuna göz yumar, bazıları açıkça karşı çıkar. Göz yummak izin vermek değildir. Burcu'nun forumdaki hikâyeleri kimseye satılmadı. Bir festivale ya da bir sinemaya da gitmedi. Bir hayran hikâyesi para kazanmaya başladığında, hak sahibinin bakışı da çoğunlukla değişir.
Para kazanmamak
«Ben bundan para kazanmayacağım,» diyor Emre. «Festival bir vitrin.»
Selim festival formunu tekrar okuyor. Başvuru ücreti var. Büyük ödül nakit. Seçilen filmler bir dijital platforma önerilebiliyor. Ferit de filmi kendi portfolyosuna koymak istiyor; iş bulmak için.
Ferit'in isteği küçük görünüyor ama bir kapı daha açıyor. Görüntü yönetmeninin tanıtım derlemesi işverenlere gönderilir. Film parça parça da olsa iş bulmak için kullanılır. Emre'nin vitrin dediği şey, ekibin her üyesi için başka bir vitrin oluyor.
Para kazanmamak niyeti kâğıtta bir şey değiştirmeyebilir. Ticari olmayan bir kullanım da izin gerektirebilir. Bir festivalin ticari sayılıp sayılmadığı ülkeye ve koşullara göre değişir. Emre bu ayrımı bir hukukçuya soracak. Ama izin varsa, iznin kendisi bu sınırı çizebilir.
Hukukçuya gidecek sorular
Nermin Hanım Emre'den soruları yazmasını istiyor. Emre bir liste çıkarıyor. Romanın film hakları kimde? Yayınevi bu konuda kimseye izin verebilir mi? Festivale göndermek bir kamuya gösterim sayılır mı? Adları değiştirmek bir şey değiştirir mi? Ferit filmi portfolyosunda kullanabilir mi?
Liste Nezihe Hanım'a gidecek. Nermin Hanım listeye romanı, senaryoyu ve festival formunu da eklemesini söylüyor. Hukukçu soruyu kâğıtların kendisine bakarak cevaplar, bir özete bakarak değil.
Emre son soruyu kendi kendine soruyor: ya cevap «izin gerekir» olursa? Selim bir başka soru ekliyor. Ya cevap «izin gerekmez» olursa, romancıya yine de sormayacak mısın?
Bir mektup
Emre bir taslak yazıyor. Bu bir deneme; henüz gönderilmedi. Mektup yayınevi aracılığıyla romancıya gidecek. Emre önce kim olduğunu yazıyor. Sonra romanı neden sevdiğini, tek bir cümleyle. Ardından ne istediğini açıkça. On beş dakikalık bir kısa film, bir festival başvurusu, satış amacı yok. Senaryoyu da ekliyor. Adları geri koymuş: Vecdi, Gülşah, İzmir.
Burcu son paragrafı okuyunca gülümsüyor. Emre romancıya bir hayır cevabını da kabul edeceğini yazmış.
Selim bir ihtimal daha soruyor. Ya hiç cevap gelmezse? Nermin Hanım kısa konuşuyor. Sessizlik bir izin değil. Cevap gelmezse film masada kalır.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Kaynağı tanıyanın gözüyle izle. Senaryoyu romanı en iyi bilen birinin okuyacağını varsay. O okur ilk hangi sahnede kitabını tanıyor? Tanıdığı yer, uyarlamanın başladığı yerdir.
Değişiklikleri değil, kalanları say. İki sütun aç ve sağdakini doldur. Değişiklik listesi seni rahatlatır. Kalanlar listesi sana gerçeği söyler.
İmza unsurlarını ayır. Her kaynağın kendine özgü birkaç unsuru vardır. CİLTÇİ'de sırttaki işaret, kemik mühre, «Tutkal beklemez». Bunlar kaldığı sürece ad değişikliği bir şey gizlemez.
Yan karakteri merkeze almak bir çıkış yolu değildir. Bakış açısı değişse de dünya aynı kalır. Celâl'in filmi de CİLTÇİ'nin dükkânında geçer.
Kaynak satırını silme. Jenerikteki satır bir dürüstlük beyanıdır. Onu silmek bir şey gizlemez, yalnız gizleme niyeti gibi okunabilir.
Festivali masanın dışı say. Salon küçük olabilir, bilet bedava olabilir. Film yine de masadan kalkmış olur. Seçici kurulda romanı okumuş biri de oturabilir.
Ekibi de hesaba kat. Ferit, oyuncular, kurgucu. Hepsi o filme emek veriyor. İzinsiz bir uyarlama onların portfolyosunu da riske atar.
Yazara erken yaz. Senaryo bitmeden yazılan mektup bir tanışmadır. Film çekildikten sonra yazılan mektup bir özür gibi okunabilir.
İsteğini dar tut. Kısa film, festival, satış yok. Dar bir istek, hak sahibinin evet demesini kolaylaştırabilir.
Hayır cevabına hazır ol. Yazarın reddetmesi bir son değil. Kaynaktan yalnız fikri al ve kendi hikâyeni kur. Ustasından şüphelenilen bir çırak fikri tek bir romana ait değil. Yeni hikâyenin kaynaktan ne kadar uzaklaştığını ise romanı bilen bir okur ve gerekirse bir hukukçu sınar.
Sessizliği izin sayma. Cevap gelmezse bekle. Bir süre geçti diye izin verilmiş olmaz.
Hukukçuya senaryoyu da götür. Sorular kadar metnin kendisi de gerekir. Neyin kaynaktan geldiğini hukukçu sayfaya bakarak görür.
Karşı tarafın gözünden oku. Romancı yıllarını o kitaba verdi. Habersiz bir uyarlamayı festival kataloğunda görmek ona nasıl gelir? Mektubunu bu okurla yaz.
İzni yazıya geçir. Yazar telefonda «olur» derse, aynı sözü bir kâğıtta da iste. Sevinçli bir konuşma bir belge değildir.
Ekibe durumu söyle. Ferit ve oyuncular izin beklendiğini bilmeli. Bir kişinin bildiği risk, bütün ekibin habersiz taşıdığı bir yüke dönüşmesin.
Kendi katkını ayrı yaz. Kaynakta olmayan her şeyi ayrı bir sayfada topla. Emre'nin kurduğu gün, «Bastım mı, kızım?» sorusu, sipariş fişi. Bu sayfa hem mektupta hem hukukçunun masasında işe yarar.
Mektubu kısa tut. Yazar uzun bir tanıtım okumak zorunda kalmamalı. Kim olduğun, ne istediğin, neyi istemediğin. Bir sayfa yeter.
Aracıyı doğru seç. Yaşayan yazara ulaşmanın yolu çoğu zaman yayınevidir. Bir ajansı varsa oradan geçilir. Sosyal medyadan atılan bir mesaj bir başvuru yerine geçmez.
Reddin içindeki bilgiyi oku. Yazar hayır derken bir gerekçe verebilir. Belki başka bir yapımcıya söz vermiştir. Belki kitabının kısa biçime inmesini istemez. Gerekçe, kendi hikâyeni kurarken neyden uzak durman gerektiğini söyler.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Adları değiştirirsem uyarlama benim olur."
Ad bir yüzeydir. Nosferatu'nun kontu başka bir adla perdeye çıktı ve herkes onu tanıdı.
Yaygın yanlış"Birkaç olayı değiştirirsem kaynak kaybolur."
Küçük değişiklikler yapıyı değiştirmez. Benzerlikler birikince kaynak yine görünür.
Yaygın yanlış"Kaynağın anlatmadığı bir günü yazarsam o sahne tamamen benimdir."
Sahne senin olabilir. Kişileri, dünyası ve kuşkusu ise kaynağa aittir.
Yaygın yanlış"Para kazanmıyorsam izne gerek yok."
Ticari olmayan bir kullanım da izin gerektirebilir. Hangi kullanımın ne istediği ülkeye göre değişir.
Yaygın yanlış"Hayran kurgusu herkesin serbestçe yazdığı bir şeydir."
Bazı yazarlar göz yumar, bazıları karşı çıkar. Göz yummak, izin vermek demek değildir.
Yaygın yanlış"Festival küçük, kimse fark etmez."
Festival kataloğu, fragman ve bir ödül haberi filmi beklenmedik yerlere taşıyabilir.
Yaygın yanlış"Yan karakteri merkeze alırsam yeni bir eser yazmış olurum."
Kaynağın dünyası ve kişileri hâlâ oradadır. Hamlet kimsenin mülkü olmasa da Stoppard'ın kişileri onun sarayında yaşıyor.
Yaygın yanlış"Yazara sormak, ret riskini artırır."
Sormamak reddi ortadan kaldırmaz, yalnız sonraya erteler. Sonradan gelen bir ret, çekilmiş bir filmi bulur.
Yaygın yanlış"Kaynak satırını silersem kimse bağı kuramaz."
Romanı okuyan biri satıra bakmadan kitabını tanır. Silinen satır yalnız dürüstlüğü siler.
Yaygın yanlış"Parodi ile uyarlama aynı şeydir."
Murder by Death bir türle oynuyor. Tek bir eseri olduğu gibi anlatmak ise başka bir iştir. İkisinin hukuki durumu da ülkeye göre ayrı değerlendirilir.
Yaygın yanlış"Kaynak eski bir kitapsa kimse sahip çıkmaz."
Yazar yaşıyorsa ya da hakları mirasçılarındaysa eser hâlâ birinindir. Yaş değil, hak durumu belirleyicidir.
Yaygın yanlış"Yazardan izin istemek uyarlamayı onun denetimine bırakmaktır."
İzin koşulları konuşularak belirlenir. Koşulu bilmek, onu sonradan duymaktan iyidir.
Yaygın yanlış"Kaynağın anlatmadığı bir günü yazmak, onu kaynaktan bağımsız kılar."
Yeni bir gün eski kişilerle kurulur. Kayıp derinin günü Emre'nin, ama o günde dolaşan usta ve çırak romanın.
Yaygın yanlış"Hukukçu onay verdiyse romancıya sormaya gerek kalmaz."
Hukuki cevap bir sınır çizer. Yaşayan bir yazara sormak ise ayrıca bir saygı meselesidir.
Yaygın yanlış"Kısa filme verilen izin uzun metrajı da kapsar."
İzin neyi yazıyorsa onu kapsar. Darabont'un kısa filmi için alınan izin başka işler için ayrıca konuşuldu.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Masada kalan bir uyarlama denemesi ile kamuya açılan bir film aynı risk düzeyinde değildir.
- İzinsiz uyarlama, hak sahibinin yazılı izni olmadan dolaşıma giren uyarlamadır.
- Adları değiştirmek kaynağı gizlemez; yapı ve ifade tanınır kalır.
- Küçük benzerlikler birikince belirli bir kaynağı açıkça çağırır.
- Karakterin konuşma biçimi ve kaynağın ayırt edici dünya unsurları da kaynağa aittir.
- Hayran kurgusuna göz yumulması, izin verildiği anlamına gelmez.
- Para kazanmama niyeti tek başına izin yerine geçmez.
- Somut durumun cevabı yasaya ve ülkeye bağlıdır; elde yazılı belge olmadan bir hukukçu da karar veremez.
- Yan karakteri merkeze almak da kaynağın dünyasında kalmaktır.
- Festival masanın dışıdır; küçük olması filmi masaya geri götürmez.
- Yaşayan yazara erken ve açık bir mektup yazmak, izinsiz yolun dürüst bir alternatifidir.
- Cevapsız kalan bir mektup izin değildir.
Sonraki derse köprü
Diyelim ki romancı evet dedi ve izin kâğıda geçti. Hukuken yol açık. Emre bir imzayla rahatlayabilir. Ama izin her soruyu kapatır mı? KAR OKULU'nun köyü bir mektup imzalamadı. O kış o sınıfta olan çocuklar da imzalamadı. Kimsenin mülkü olmayan bir anlatı da onu yaşatan topluluğa bir şey borçlu olabilir mi? Kaynağı yaratanın adı jenerikte nasıl anılmalı? İmza bir kapıyı açar; o kapıdan nasıl geçileceğini söylemez. Sıradaki ders hukuken mümkün olan ile etik olan arasındaki aralığı açıyor: etik uyarlama.