İçeriğe geç

Ders 102.1

İlk taslağın amacı

Senaryo Akademisi — Bölüm VIII, Modül 102

3.372 kelime5 film örneği≈ 15 dk okuma≈ 22 dk seslendirmesıfırdan ileri

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  • İlk taslağın ilk okuru yazardır.
  • Taslağın görevi bitmektir; bitmiş taslak, başka hiçbir belgenin vermediği bilgiyi verir.
  • Uçtan uca görüş, sahnelerin gerçek ağırlığını ancak taslak tamamlanınca gösterir.
  • Kişi sapması fark edilir ve kaydedilir; değeri, onu izleyen sahneler yazılınca anlaşılır.
  • Yapı sınaması, planlanan yapının sayfada yük taşıyıp taşımadığını dener.
  • Ton çoğu zaman önceden kararlaştırılmaz, taslağın içinde bulunur.
  • Sayfaya inen sorun adlandırılır, çözümü ikinci taslağa bırakılır.
  • Kusur payı serbest olanı da olmayanı da yazar; hikâyenin dayanağı ilk taslakta da korunur.
  • Kapalı taslak gösterilmez, ama ilerleme haber verilir.
  • Sahneyi bütünü görmeden silmek, onu eksik bilgiyle yargılamaktır.
  • Bir kişinin sapması çoğu zaman bir film sorununun habercisidir; ikisi birlikte okunur.

Açılış sahnesi

Cuma akşamı. Burcu atölyeye ince bir dosyayla geliyor. İçinde yedi sahne var, taslak çıkarmanın ilk haftasının bütün ürünü. Telefonunu masaya bırakıyor, ekranında yapımcının mesajı duruyor: «İlk sahneleri bir görsem?»

«Ne yazayım?» diye soruyor Burcu.

Emre dosyayı çoktan açmış. «Gönder. Ceren'in köye geldiği sahne çok iyi. Okusun, sevinsin.»

Selim başını kaldırmadan soruyor. «Okuduktan sonra ne olacak?»

«Not yazar herhalde.»

«Yedi sahneye mi? O notları neye göre okuyacaksın?»

Burcu susuyor. Kâğıtlara bakıyor. Ceren'in köye varışı, yağhanenin kapısında bir tavla sahnesi, Nüzhet'in kapı önünde bekleyişi. Hepsi yerinde, hiçbiri bitmiş değil.

Emre üsteliyor. «Hiç değilse bir tane gönder. Sessiz kalırsan kuşkulanır.»

Selim omuz silkiyor. «Bir tane gönderirse o sahneye göre film hayal eder. Sonra filmi o sahneye benzetmesini ister.»

Nermin Hanım dosyayı kapatıyor. «Bu yedi sahne kim için yazıldı?»

«Yapımcı için. Sonunda o okuyacak.»

«Sonunda o okuyacak metin bu değil. Bu taslağı ilk okuyacak kişi sensin. Filmini baştan sona ilk kez sen göreceksin.»

Burcu telefonu alıyor. Yazdığı mesajı siliyor, yerine başka bir şey yazıyor: «Birinci sekansın yarısındayım. Teslimde görüşelim.»

İlk taslağın ilk okuru yazardır; taslak, yazarın hikâyeyi bütün hâliyle ilk kez görebilmesi için yazılır.

Bu derste ne olacak

Burcu'nun yedi sahnesini, henüz yazılmamış elli küsur sahnenin ışığında okuyacağız. Yapımcının isteğine verdiği cevabı da tartacağız. İlk taslağın kimin için ve ne için yazıldığını soracağız. Bir sahnenin değerinin neden ancak bütün yazıldığında ortaya çıktığını göreceğiz. Taslakta yönünü değiştiren bir kişiyi, sayfada ilk kez yük taşıyan bir yapıyı izleyeceğiz. Tonun nerede bulunduğuna ve bir sorunun ne zaman görünür olduğuna bakacağız. Sonra Burcu'nun taslağa baştan verdiği izni ve o iznin sınırını konuşacağız. Filmler bir tren kazasından, Detroit'ten gelen bir polisin otel resepsiyonundan, bir mezuniyet balosundan, bir İnka sarayından ve bir lise partisinden gelecek.

Sıfır noktası

Burcu'nun panosunda kartlar, klasöründe tablolar duruyor. Ama bu belgelerin hiçbiri film değil. Kartlar sahnelerin sırasını gösterir. Bir sahnenin kaç dakika süreceğini, seyirciyi nasıl yoracağını, bir sonrakine nasıl bağlanacağını göstermez.

İlk taslak bu eksik bilgiyi sayfaya döker. Hikâyenin ilk satırından son satırına kadar yazıldığı ilk hâldir. Görevi bitmektir, doğru olmak değil. Bunu yazarların çoğu bilir. Ama asıl soru çoğu zaman sorulmaz: bitmiş bir ilk taslak ne işe yarar?

Yaygın cevap şöyledir: ilk taslak, ikinci taslağın hammaddesidir. Bu doğru, ama eksik. İlk taslak yazara başka hiçbir belgenin veremeyeceği bilgiler verir. Hikâyenin bütününü ilk kez gösterir. Kişilerin plandan nereye saptığını gösterir. Yapının yük altında dayanıp dayanmadığını sınar. Filmin sesini, yani tonunu sahnelerin içinde arar. Kart üstünde görünmeyen sorunları sayfaya indirir.

Bu beş işin ortak bir özelliği var: hiçbiri tek bir sahneyle yapılamaz. Yedi sahne, hatta yirmi sahne bu soruların cevabını vermez. Cevap ancak taslak sona vardığında gelir. O yüzden ilk taslağın en önemli niteliği eksiksiz olmasıdır. Bir sahnenin parlaklığı bu aşamada ikinci sıradadır.

Yazarların çoğu ilk taslağı bir sınav gibi yaşar. Her sahne, yeteneğin yeniden ölçüldüğü bir an gibi gelir. Oysa ilk taslak yazarı ölçmez, hikâyeyi ölçer. Ölçülen şey, hikâyenin sayfada ayakta durup durmadığıdır. Bu ayrımı bilen yazar sakar bir sahneden utanmaz. Onu bir ölçüm sonucu gibi okur.

Bu, taslağın okurunu da değiştirir. Yapımcı bitmiş bir film okumak ister. Yazar ise henüz bir film okumuyor, bir hikâyeyi ilk kez görüyor. İkisi aynı metne bakıp başka sorular sorarlar. Yapımcının notu bu aşamada yazarın sorusunu bastırabilir.

Burcu için bu ayrımın somut bir sonucu var. Yapımcıya gidecek olan, ilk tam taslağın iki tur sonraki sürümü. Bu ilk hâl kimsenin masasına gitmeyecek. Bunu bilmek, Burcu'nun her sabah önüne koyduğu soruyu değiştiriyor. Soru artık «Bu sahne yeterince iyi mi?» değil. «Bu sahne hikâyenin sonuna varmama yardım ediyor mu?»

Mekanizma

Bütünü ilk kez görmek

Burcu'nun yedi sahnesinin biri tebeşir sahnesi. Nüzhet taşın üstüne ağabeyinin adını yazıyor, tozlu elini önlüğüne siliyor. Emre sahneyi çok seviyor. Ama sahnenin ne kadar iyi olduğunu şu an kimse bilemez.

Tebeşir sahnesinin gücü kendinden önce gelen sayfalara bağlı. Seyirci o ana kadar Raşit'i ne kadar tanıdı? Onun gidişinden bu yana ne kadar zaman geçti? Taştaki adı okurken ne hissedecek? Panoda bu soruların cevabı yok. Panoda Raşit'in gidişiyle tebeşir arasında yalnız birkaç kart var. Sayfada aradaki yol kırk sayfa da tutabilir, sekiz sayfa da. Seyirci kırk sayfa boyunca Raşit'i unutabilir. Sekiz sayfada ise sahne erken gelebilir, yas henüz birikmemiştir.

Uçtan uca görüş bu farkı ancak taslak bittiğinde gösterir. Yazar o zaman ilk kez kendi filminin seyircisi olur. O güne kadar tek tek sahneler üzerine verilen her yargı, eksik bir bilgiye dayanır.

Plandan sapan kişi

Yedi sahnenin üçünde Ceren var. Burcu'nun kartında Ceren'in işi belli: köye gelir, büyükannesini kente götürmek ister. Sayfada ise Ceren başka bir şey yapmaya başladı. Yağhanenin kilitli kapısının önünde, taş sekide tavla oynayan yaşlı Selahattin'e soruyor: «Büyükannemin bir ağabeyi varmış, değil mi?» Selahattin tavla zarlarını avucunda tutuyor. «Vardı.» «Adı neydi?» Adam zarları atıyor. «O gitti, kızım.»

Ceren soru sordukça filmin sorusu da kayıyor. Plan bir yıkım haftası anlatıyordu. Sayfa bir arayış anlatmaya başladı. Bu sapma değerli olabilir. Torun, köyün sustuğu şeye dışarıdan çarpan tek kişi. Ama tehlikeli de olabilir. Ceren aramayı sürdürürse film bir cevap vaat eder. Oysa Raşit'e ne olduğu sorusu açık kalacak.

Burcu sapmayı ne bastırıyor ne de körü körüne izliyor. Kenara bir not düşüyor: «Ceren soruyor. Nereye kadar?» Sonra devam ediyor. Bu sorunun cevabını tek bir sahne vermeyecek. Ceren'in son mektuba kadarki bütün yolu verecek.

Yük altında yapı

Burcu'nun filmi iki zamanda akıyor. Bugün hattında taş duruyor, değirmen sessiz. Gençlik hattında taş dönüyor, uğultu her yeri kaplıyor. Step outline'da bu geçişler çok temiz görünüyordu. Ses satırında bir sessizlik, ardından bir uğultu.

Sayfada ilk geçiş beklenmedik bir yerde aksadı. Film ilk kez gençliğe sıçradığında seyirci, ekrandaki kızın Nüzhet olduğunu henüz bilmiyor. Uğultu güzel, ama kafa karıştırıyor. Bu kız kim? Panoda sarı kartın Nüzhet'in gençliği olduğu yazıyordu. Seyirci ise kart okumaz.

Burcu geçişi bu hafta düzeltmiyor. Kenara «Kim bu kız?» yazıp geçiyor. Sınama burada başladı ve taslak boyunca sürecek. Sekiz sekansın her biri bir yük taşıyor. Hangisinin çöktüğü, ancak hepsi yazıldığında görülecek.

Ton sayfada bulunur

Romanı okuyan herkes YAĞHANE'nin tonunu bir cümleyle anlatıyor: olaylar ağır, ses hafif. Burcu bu cümleyi biliyordu. Yine de ilk iki gün yazdığı Nüzhet sahneleri ağır çıktı. Kadın her cümlesinde bir şeye yas tutuyordu.

Üçüncü gün bir şey değişti. Ceren'in telefonu köyde çekmiyor. Ekranına bakıp söyleniyor. Nüzhet sırıtıyor: «Burada telefon da yaşlanır. Sesleri geç duyar.»

Burcu repliğin altını çiziyor. Önceden bildiği formül bu satırda ete kemiğe büründü. Ağır olay, yani yıkılacak bir değirmen, hafif bir sesle konuşuluyor. Önceki iki günün ağır sahnelerine şimdi dönmüyor. Onları ikinci taslakta bu repliğin yanına koyup okuyacak.

Sorun sayfaya iner

Selahattin'in cevabı Burcu'ya bir şey daha gösterdi. Panoda dayanak kart kırmızı çerçeveliydi: köyde gidenin adı anılmaz. Kartta bu kural sessiz, zarif bir gelenekti. Sayfada başka bir şeye dönüştü. Ceren üç ayrı sahnede soruyor, üç kişi üç ayrı yoldan kaçıyor. Üçüncüde köy bir suç saklıyormuş gibi görünüyor.

Bu sorun kart üstünde bulunamazdı. Kural tek başına doğruydu. Sorun, kuralın tekrar tekrar sahneye çıkmasından doğdu. Bir susuş derinlik verir. Üç susuş bir sır kurar. Sır da seyirciye bir çözüm sözü verir.

Burcu taslağın arkasına boş bir sayfa açıyor. Başına «Film sorunları» yazıyor. İlk satır: «Köy bir şey saklıyor gibi. Saklamıyor, unutmak istiyor.» Çözüm bu satırda değil. Satır yalnız sorunu adlandırıyor. Adı konan bir sorun ikinci taslakta aranabilir.

İzin ve kapı

Burcu çalışma dosyasının ilk sayfasına, başlığın üstüne iki satır yazdı. Birinci satır: «Serbest: uzun tarif, sakar replik, fazla sahne, eksik geçiş.» İkinci satır: «Serbest değil: adı söyletmek, Raşit'e bir son yazmak.»

Kusur payının iki yüzü var. Birinci satır yazarı rahatlatır. Sakar bir repliği düzeltmek için durmasına gerek yok. İkinci satır ise taslağı korur. Ad kuralı kırılırsa taslak başka bir filmi sınar. Raşit'e bir son yazılırsa açık soru kapanır. İlk taslak her kusuru kaldırabilir, ama hikâyenin dayanağını kaldıramaz.

İznin bir de dışa bakan yanı var.

Dilber Hanım da soruyor: «Tebeşiri yazdın mı?» Burcu yazdığını söylüyor, okumuyor. Teyzesine sesli okuma dokuzuncu haftada. Yapımcıya da sayfa değil, tek satırlık bir haber gidiyor. Taslak kapalı, ama yazar sessiz değil.

Filmlerden okuma

Usta katmanı

Taslağın okurunu baştan yaz. Çalışma dosyasının ilk sayfasına bu taslağı kimin, ne zaman okuyacağını yaz. İlk okur sensin. İkinci okurun adı ve tarihi de belli olsun. Belirsiz bir okur, her sabah masanın başında hayalî bir yargıç olur.

Sahneyi bütünden önce ölçme. Tek başına iyi görünen bir sahne, yerinde zayıf düşebilir. Tek başına sönük görünen bir sahne de yerinde parlayabilir. Hükmü uçtan uca görüşe bırak.

Sapmayı kişinin yolu üzerinden oku. Bir kişi bir sahnede beklenmedik bir şey yapıyorsa bu kart sorunudur. Üç sahnede aynı yöne yürüyorsa bu bir sapmadır. Sapmayı not et ve izle; filmin sorusunu değiştirip değiştirmediğine bak.

Sapmanın vaadini sor. Her sapma seyirciye bir söz verir. Ceren'in soruları bir cevap vaat ediyor. Filmin bu sözü tutup tutamayacağını sor. Tutamayacaksa sapmayı ikinci taslakta başka bir işe bağla.

Geçişleri seyircinin gözüyle sına. Planda yazarın bildiği her şey vardır. Seyirci yalnız sayfadakini bilir. Bir geçiş seni rahatsız etmiyor ama seyirciyi şaşırtıyorsa sorun gerçektir.

Bulduğun tonun altını çiz. Doğru sesi bulduğun repliği işaretle. Sonraki sabah yazmaya başlamadan önce onu bir kez oku. Geriye dönüp eski sahneleri düzeltme; bulunan tonu ileriye taşı.

Bulunan tonu sına. Her hafif replik doğru ton değildir. Yazar bazen ağır bir anın içinde kalmamak için espriye kaçar. Sor: replik olayın ağırlığını taşıyor mu, yoksa ondan kaçıyor mu? Nüzhet'in telefon sözü yıkımı unutturmuyor, onun yanında duruyor. Bu yüzden ton sayılır.

Sorunu çözmeden adlandır. Film sorunlarını taslağın arkasındaki boş bir sayfada topla. Her satıra bir sorun yaz, çözümünü yazma. Çözümü aramaya kalkarsan taslak orada durur.

Sahne sorunuyla film sorununu ayır. Zayıf bir replik bir sahnenin sorunudur. Bütün köyün bir sır saklıyormuş gibi görünmesi filmin sorunudur. İkisini aynı listeye yazarsan büyükler küçüklerin arasında kaybolur.

Kusur payını iki satır yaz. Birinci satıra serbest olanı, ikinciye olmayanı yaz. İkinci satır kısa olsun. Oraya yalnız hikâyeyi başka hikâyeye çeviren şeyler girer.

Kapalı taslağı sessizlikle karıştırma. Sayfa göstermemek, haber vermemek demek değildir. Yapımcıya ilerlemeyi bildir, metni gösterme. Kimse ne yaptığını bilmezse, kapalı taslak kapalı bir kapıya döner.

Ölçümü sahne dışında tut. Bir sahne yazılırken onu tartmaya kalkma. Tartı taslağın sonunda, bütün sahneler yan yana dururken yapılır. Yazarken tek soru, sahnenin bir sonrakine yol açıp açmadığıdır.

Bütünü görmeden kesme. İlk taslakta fazla görünen bir sahneyi silmek caziptir. Ama fazla olup olmadığını ancak uçtan uca görüş söyler. Sahneyi yerinde bırak, kenarına bir işaret koy.

Sorun sayfasını haftada bir oku. Sorunlar yazıldıkça birbirine bağlanır. Cuma akşamı listeyi baştan oku. İki sorunun aynı kökten geldiğini fark edersen yanlarına bir ok çiz.

Sapmayla sorunu birlikte oku. Ceren'in soruları ile köyün sır saklıyormuş gibi görünmesi aynı yerden doğuyor. Bir kişinin sapması çoğu zaman bir film sorununun habercisidir.

İlk okumanın tarihini koru. Erken okuma isteyene «hayır» demek kolay değildir. Tarihi önceden belirlersen «hayır» bir ret değil, bir randevu olur.

Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler

Yaygın yanlış"Yapımcının okuduğu ilk sayfalar ilk taslaktır."
Doğrusu

Yapımcının masasına konan metin çoğu zaman ilk tam taslağın birkaç kez elden geçmiş hâlidir. Burcu'nun perşembe sabahı bırakacağı sayfalar, ilk tam taslağın iki kez elden geçmiş sürümü.

Yaygın yanlış"İyi bir sahne her yerde iyidir."
Doğrusu

Bir sahnenin gücü önündeki sayfalardan gelir. Tebeşir sahnesinin ağırlığı, Raşit'in gidişiyle taş arasındaki yol yazılmadan ölçülemez.

Yaygın yanlış"Kişi plandan sapıyorsa yazar kontrolü kaybetmiştir."
Doğrusu

Sapma çoğu zaman yazarın kişiyi daha iyi tanıdığını gösterir. Kontrol, sapmayı fark edip kayda geçirmektir. Beverly Hills Cop'ta sapan kişi filmin asıl yönünü buldu.

Yaygın yanlış"Ton önceden kararlaştırılır, sonra uygulanır."
Doğrusu

Ton önceden tarif edilebilir, ama çoğu zaman sayfada bulunur. Burcu formülü biliyordu, sesi ancak üçüncü gün bir replikte duydu.

Yaygın yanlış"Taslakta görülen sorun hemen çözülmelidir."
Doğrusu

Hemen çözülen sorun çoğu zaman yanlış çözülür, çünkü bütün henüz görünmüyor. Sorunu adlandırıp geçmek, onu ikinci taslağa güvenle taşımaktır.

Yaygın yanlış"Kusur payı, her şeyin serbest olduğu anlamına gelir."
Doğrusu

Kusur payının bir sınırı vardır. Hikâyenin dayanağı ilk taslakta da korunur. Ad kuralı kırılırsa taslak başka bir filmi sınar.

Yaygın yanlış"Erken okuma yazara zaman kazandırır."
Doğrusu

Erken okurun notu, henüz kendini bilmeyen bir metni yanlış yöne itebilir. Yedi sahneye yazılan not, altmış sahnelik bir filmin değil, yedi sahnenin notudur.

Yaygın yanlış"Kapalı taslak, kimseye haber vermemek demektir."
Doğrusu

Kapalı olan metindir, yazar değil. Burcu yapımcıya sayfa göndermedi, ama nerede olduğunu tek cümleyle bildirdi. Haber alamayan yapımcı kuşkulanır, haber alan bekler.

Yaygın yanlış"Bulunan ton hemen eski sahnelere işlenmelidir."
Doğrusu

Geri dönüp düzeltmeye başlayan yazar ileri gidemez. Burcu repliğin altını çizdi ve tonu yalnız ileriye taşıdı. Eski sahneler ikinci taslakta onunla karşılaştırılacak.

Yaygın yanlış"İlk taslak yazarın yeteneğini ölçer."
Doğrusu

İlk taslak hikâyeyi ölçer. Sakar bir sahne yazarın yetersizliğini değil, o sahnenin henüz bulunmadığını gösterir.

Yaygın yanlış"Plan iyi kurulduysa ilk taslak sürpriz getirmez."
Doğrusu

En iyi plan bile sahnelerin süresini, kişilerin sesini ve geçişlerin ağırlığını bilemez. Burcu'nun pano üstünde kusursuz görünen ilk geçişi, sayfada seyirciyi şaşırttı.

Uygulama — kendin dene

Kilit özet

  • İlk taslağın ilk okuru yazardır.
  • Taslağın görevi bitmektir; bitmiş taslak, başka hiçbir belgenin vermediği bilgiyi verir.
  • Uçtan uca görüş, sahnelerin gerçek ağırlığını ancak taslak tamamlanınca gösterir.
  • Kişi sapması fark edilir ve kaydedilir; değeri, onu izleyen sahneler yazılınca anlaşılır.
  • Yapı sınaması, planlanan yapının sayfada yük taşıyıp taşımadığını dener.
  • Ton çoğu zaman önceden kararlaştırılmaz, taslağın içinde bulunur.
  • Sayfaya inen sorun adlandırılır, çözümü ikinci taslağa bırakılır.
  • Kusur payı serbest olanı da olmayanı da yazar; hikâyenin dayanağı ilk taslakta da korunur.
  • Kapalı taslak gösterilmez, ama ilerleme haber verilir.
  • Sahneyi bütünü görmeden silmek, onu eksik bilgiyle yargılamaktır.
  • Bir kişinin sapması çoğu zaman bir film sorununun habercisidir; ikisi birlikte okunur.

Sonraki derse köprü

Burcu'nun elinde yedi sahne ve iki satırlık bir izin var. Peki bu yedi sahnenin ilki nasıl yazıldı? Burcu ilk sabah masaya oturduğunda yeterince hazır mıydı, bunu neye bakarak bildi? Film hangi görüntüyle açılmalıydı, okunan bir mektupla mı, yıkımdan önceki son haftanın bir sabahıyla mı? Bilmediği yerlerde ne yapacaktı, durup bekleyecek miydi? Ceren'in o ilk sahnede ne istediğini biliyor muydu? Sıradaki ders taslağın ilk sayfasına dönüyor: taslağa başlamak.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Aşağısı derse dahil değildir ve seslendirilmez. Metnin animasyona dönüştürülmesi için hazırlanmış üretim notlarıdır.

Animasyon ve seslendirme notları

Bu bölüm seslendirilmez. Sonraki animasyon aşaması içindir.

Görsel anlar

  • Açılış — masada ince bir dosya; yanında ekranı yanan bir telefon, mesaj silinip yeniden yazılıyor.
  • Uçtan uca görüş — kartlar bir şeride dizilir; şerit uzar, aradaki boşluklar sayfalarla dolar.
  • Kişi sapması — bir kartın üstünden çıkan ince bir yol çizgisi, kartların sırasından ayrılıp başka yöne kıvrılır.
  • Yapı sınaması — iki raylı bir hat; üstünden ağır bir yük geçerken bir geçiş noktası titrer.
  • Bulunan ton — gri bir sayfada tek bir satır renklenir.
  • Sayfaya inen sorun — kırmızı çerçeveli bir kart; altında üç ayrı kişi aynı soruya sırtını döner.
  • Kusur payı — bir sayfanın tepesinde iki satır; ilki silik ve geniş, ikincisi kısa ve koyu.
  • Kapalı taslak — kapalı bir dosyanın üstünde tek satırlık bir not.

Ritim

Açılışta telefonun kısa titreşimi ve bir kalemin masaya bırakılışı. Bütün bölümünde kartların bir panoya iğnelenme sesi seyrekleşir, sayfa hışırtısı çoğalır. Kahve sahnesinde tavla zarlarının tahtaya düşüşü bir kez duyulur. Ton bölümünün altında taşın ağır dönüşü bir an duyulup susar. Dersin sonunda bir dosyanın kapağı kapanıyor.